abdülhak hamit tarhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abdülhak hamit tarhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9.02.2015

şiirde dün yok mu *

tomris uyar

"meselemiz bir şiir meselesi değildir. yaşama meselesidir. hayatımızda olmayan mesele şiirimizde de olamaz."

mayakovski: genç şairlerin bitmemiş şiiri azdır.

"şiir yazmaya yeltenmek, geleneksel ve umarsız bir aptallıktır. dünyada hiç şiir olmamıştır, gök gürültüsünden ve yalnız adalardan başka. üstelik gereği de yoktur, olmayacak mutluluklar ve olağan umutsuzluklardan başka, hayvansal saflığı aramaktan başka."

"şiir üstüne bütün çözümlemeler, bütün kurallar hep ama hep ortalama şairler için."

"evet, şiir her çağda yenilenir. ama şiiri toplumdan, toplumsal değişmelerden önce bir ozan yeniler. şunu demek istiyorum: belki başka hiçbir sanat ürünü şiir kadar sanatçısına, sanatçısının kişiliğine bağlı değildir. yani bir bakıma şiirin tanımı ozanın tanımıdır denebilir."

"ben hep sıkıntılıyım. yani bir adamın canı sıkılır, o benim. çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak. ne söylenmişse ve söylenmemişse, ne yapılmışsa ve ne yapılmamışsa, ne düzeltilmişse ve ne düzeltilmemişse ondan sıkılan biri. belki, söylenmemişin, yapılmamışın ve düzeltilmemişin telaşı içinde biraz. o kadar. ve sıkıntılı. ve sıkıntılı."

"abdülhak hamit, birtakım özentilerin adamıdır. monokl'ü, lüsyen hanım'ı ile, tarık'ı ve makber'i ile. hamit'in kötü değil, sadece kötü değil, üstelik gülünç bir şair olmadığı söylenemez. mehmet emin hiçbir ölçü ile şair sayılamaz. mehmet emin hiçbir yoruma imkan bırakmayacak kadar ilkel bir şairdir."

"necip fazıl yalnızlığın, büyük ve duyulmuş, tadılmış bir yalnızlığın, kendisinin seçmediği, onaylamadığı şartların farkına varmadan içine üflediği bir yalnızlığın adamıdır; hatta ölüsüdür."

"nazım hikmet'in şiiri ve kişiliği konusunda bir tek şiirle düşünmek zor, hatta imkansız. çok sağlam bir gövde, çok sağlam bir ruh yapısı, çok iyi bilinen sorunlar, çok iyi çıkarılan bir izdüşüm ve çok derinden bir insanilik, ödünsüzlük. ve mutlaka, mutlaka türkçe imgelerle, türkçe duygulanmalarla hasretlenir. terhis özlemi çeken bir kura neferidir sanki."

memet fuat: turgut uyar'ın soluklu, uzun dizeli, düzyazı görünümlü şiiri, din kitaplarını çağrıştıran havasıyla, öyküsünü anlatışıyla yücelik duygusu veren bir şiirdi. anlamsızlık bir yana, kapalı olmayan bu şiir, anlatım özellikleri, şiirleştirme yöntemleri nedeniyle ikinci yeni akımı içinde düşünüldü. aynı yücelik duygusu, sonraki imgeye dayanan kapalı şiirlerinde de sürdü. giderek, değişik aşamalardan geçen turgut uyar şiirinin değişmeyen yanı, bu yücelik duygusu oldu. hep büyük bir şiirin karşısında sarsıldı okurları.

"şiir bir sanat olayı değildir. bir yaşama çabasıdır önce. yaşadığımıza tanıklık eder."

"bir ozanı, daha genel olarak bir şiiri başka bir şiirden ayıran temel nitelik, ilkin durmaksızın değişen toplum şartlarının hazırladığı ortam, bu ortamın şiire getirdiği özel yaşama görüşüdür."

"şiir çıkmazdadır. çünkü insan çıkmazdadır. toplum değişiyor, insan değişiyor, insanın yeri değişiyor. çıkmaz, bilince, bilgiye, uygunluğa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkandır."

"bugün yazılan şiirde hiçbir çağdaş sözcük yok. şiir dilimiz 1930'ların anıştırmalarında kalmış, imge dağarcığı zenginleşmemiş, gene denize bakılıp içleniliyor. dilde yeniliği 'aşk'ı 'sevi' yapmakla bir tuttuk. oysa önemli olan, aşk kavramını çeşitlemek, zenginleştirmek olmalıydı. galiba bugünkü kısırlık biraz da bundan. dile yaşayışla birlikte giren şeyleri yok saymamalıyız. hayatımızı zenginleştiren şeyler yok şiirde. sözü galiba şurada toparlayacağız: yaşadığı günün farkına varmak."

cemal süreya: turgut uyar özellikle son yıllarda büyük bir şiirin ortasını yazıyor. büyük bir gövdedir onun şiiri. kımıldadıkça kendine benzer yeni gövdeler hazırlar, çoğaltır. bir anıttan çok bir dirim belirtisidir. şiirsel işlevini bütünüyle ve sürekli bir şekilde hareket ederek sürdürür. tek tek şiirleri yok, şiiri vardır. 

"niçin umutlu olayım? çünkü umutsuzluğun insanı, umuttan daha güçlü, bir şey yapmaya zorlayan bir duygu olduğuna inanıyorum. asıl olan mutsuzluktur. her şeyi bitmiş insanın bağımsızlığından daha kutsal, daha insani ne var? şiir bir bakıma bu saçmalığın mantığıdır." 

"şiir mutluluğa değil direnmeyedir. şiir bir şeyi korumaz. tersine bir korumayı dağıtır. insan doğasına en uygun sanat olması her şeye aykırılığından gelir."

"hayvanları seviyorum. kedi huzur veriyor bana. yalnızlığımı paylaşıyor. dokunmalıyım hayvana. bu yüzden akvaryum balıklarını sevmiyorum. kafesteki kuşları da."

ünsal oskay: kitle kültürü, mutsuz insan ile onu mutsuz kılan toplumsal realiteyi özdeş kılan bir yanılsama yaratma işleviyle üretilir. kitle kültürünün tüketicisi olduğumuz anlarsa realitenin gerçek yüzünü görmekten kaçmak istediğimiz anlardır. bize acı veren toplumsal realite karşısında unutmaya, amneziye sığındığımız anlardır.

edip cansever: anlaşılması güç olanı kolay anlaşılana yakınlaştırması, şiirindeki özelliklerden biridir sadece. dize bireşimlerindeki anlam katmanlarını öylesine üst üste getirir ki, bu yarı saydam dizilişi soyarak çekirdeğe ulaşmakta hiçbir güçlükle karşılaşmayız.

"tek haklıyı her zaman halk olarak düşündüm. insanın haklılığına, direncine, değerlerine ve sevme yeteneğine inancımı söyledim."

"belki de asıl ustalık budur: her zaman acemi olmayı bilmek."

* not: alıntılarda tırnak işareti (" ") içindeki sözler turgut uyar'a aittir.

11.05.2012

dil kurultayı

can dündar

dolmabahçe sarayı'nda abdülhak hamit'e özel bir ziyafet veriliyordu ve davet eşliydi; yani lüsyen de gelecekti.

dil kurultayı hala gündemdeydi; muhakkak ki o konu da sofrada tartışılacaktı. kurultaydan çıkan "imal edilecek yeni kelimeleri bir hamlede dilin bünyesine sokma" kararı, birçok kalem erbabını rahatsız etmişti. gazi'nin sofrasında en son yaşananlar herkesin dilindeydi.

anlatılanlara bakılırsa reisicumhur bir gece bu hamle konusunda sofradakilerin onayını aldıktan sonra yunus nadi'ye dönüp "siz ne dersiniz?" diye sormuştu. "bendeniz 'olmaz' derim efendim." cevabını vermişti yunus nadi. gazi inkılap bahsinde tavizsizdi. bu itiraz karşısında sertleşmiş, "öyle ise bu masanın başından kalkınız nadi bey!" diyerek nadir nadi'yi kovmuştu.

sonra falih rıfkı'ya dönüp aynı soruyu ona sormuştu: "sen ne dersin?" "bendeniz de 'olmaz' derim efendim." "öyleyse sen de kalk!"

sofranın kıymetli sandalyeleri birer birer boşalırken sıra necmettin sadak'a gelmişti. gazi, "sizin fikriniz nedir necmettin bey?" diye sorunca sadak cevap bile verememiş, kendisini bekleyen hükmü bizzat icra ederek "müsaade buyurursanız bendeniz de masadan kalkayım efendim." demişti.

4.12.2010

lüsyen

can  dündar

"vatan, insanın mutlu olduğu yerdir."

"buluşma, vedanın kız kardeşidir." (lüsyen)

"bir şeyi tercih, o olmayandan vazgeçmektir." (abdülhak hamit)

balzac: bir büyük tutku, bir şaheser kadar az bulunur.

zaman, büyük bir mihenktir.

"aşığı olmayan dilber, hastası olmayan tabip gibidir."

"insanın ihsanını ancak aşk lutfeder."

"zindelik, en gıpta edilecek diriliktir."

oscar wilde: baştan çıkma ve azdırılma duygusundan kurtulmak için tek çıkar yol, ona boyun eğmektir.

"bu fani dünyada hiçbir şey aldırmaya gelmez."

"yaz! yeryüzünde buna denk düşen hiçbir zevk ve saadet yoktur."

"en büyük düşmanın, kendine rağmen, kendinde, kendinin hakikatini gizleyendir." (abdülhak hamit)

"sen asla kendinde bir başkasının gölgesine tahammül edemeyecek insansın."

"ıstırap bir meyvedir; yediğiniz nispette yaşamış olacaksınız."

bir yangın, şahane bir şehri küller vadisine dönüştürür.
bir olay, okyanus gibi bir kalbi gözyaşına dönüştürür.
ölüm, görkemli bir beyni akrep yuvasına çevirir.
bir zelzele, dağları bir avuç toza indirger.
bütün bunların olması mümkündür. çünkü sen benden uzaksın. (abdülhak hamit)

"yaşlılık ve ölüm, doğduğumuz andan itibaren bize doğru gelmeye başlarlar."

"kavga eden tarafların güvenleri azalınca kavga karmaşık hale gelir." (lüsyen)

"iyi bir birlik, eğer kötü unsurlarla çevrilmişse ilk misyonundan sapıverir." (lüsyen)

hamit, iki hafta evvel darülbedayi sanatkarlarının çiftlik'te gazi tarafından ağırlandıklarını işitmişti. gazi orada elini öpmek isteyen tiyatro oyuncularına müsaade etmemiş, "biz hepimiz mebus olabiliriz, vekil olabiliriz; hatta reisicumhur olabiliriz; ama sanatkar olamayız. böyle olunca sanatkar el öpmez, sanatkarın eli öpülür" demişti.

fener sönünce her şey asıl yüz ifadesini alır.

derler ki "zaman, küçük ıstırapları dindirir". fakat büyükleri çoğaltıyor.

"hayatımızın bundan ibaret olduğuna inanmak istemiyorum. bu kadar şeyleri düşünebilen, düşündürebilen, düşündüklerini başkalarına bırakan ve fikirleriyle onların arasında yaşayabilen bir dimağ, nasıl sadece toprak oluverir? ben faniliğe, yok olmaya inanamıyorum. ruhun cisimden ayrı, yalnız başına kalmasına aklım ermiyor." (abdülhak hamit)

mithat cemal: namık kemal'i 1 imamla 3 hamal gömdü; bu, saray devrindedir. fikret'in cenazesini aşiyan'ın 2 odasını dolduramayan bir zümre taşıdı; bu, meşrutiyet'tedir. hamit'in tabutunu bir kolundan bir millet, bir kolundan bir devlet tutarak kaldırdı; bu, cumhuriyet'tedir.

ibnülemin mahmud kemal, cenazede "merhum, hayatta çok çekti" diyen birine tebessümle şu cevabı verdi: "hamit, çok değil, 3 şey çekti: buldukça akşamları mey, sineye dilber ve hazineden para."

2.05.2010

ah beyoğlu vah beyoğlu

salah birsel

abdülhak hamit tarhan da 1912'de kimi aralıklarla lebon'u şenlendirmeye başlar. hamit o vakitler altmışın üstündedir; ama on sekizindeki gücünü seksen yaşına değin sürdürmüştür. 75 yaşında perapalas oteli'nde kalır. çağrılar, gece eğlenceleri, ziyafetler, çay toplantıları gırla gider. yakup kadri onun garden bar'da mariette adındaki bir dansözü bir gece kendisiyle arkadaşlarına göstere göstere nasıl kaldırıp götürdüğünü anlatır. yakup kadri daha sonraki bir akşam kıza: 

- seni alıp götürüyor. ya sonra ne oluyor? diye sorunca, mariette şuh kahkahalarından en güzelini atarak şu karşılığı verir:

- siz ne sanıyorsunuz küçük beyler? o gerçek bir kaplan.

**

yakup kadri karaosmanoğlu lebon'da göründüğü vakit yanında refik halit ile adı abdülhak hamit ve şinasi'nin adlarından oluşan abdülhak şinasi olur. bir gün yakup kadri ve arkadaşları orada otururlarken içlerinden biri:

-cemal paşa frankofildir (fransızcasever). enver paşa germanofildir (almansever) der. 

süleyman nazif'in dahiliye nazırı halil bey'i hiç sevmediğini bilen bir başkası:

- ya halil bey nedir?

süleyman nazif:

- o mu? o, sadece fildir.

**

cumartesi günlerinin birinde profesörler kurulu üyelerinin toptan ayağa kalktığı da görülmüştür. bu, topluluğa yeni katılan saygıdeğer bir öğretim üyesini karşılamak içindir. eh, bizim samim de ne yapacak, o da doğrulur. ama samim'in yanı başında sait faik vardır o gün. sait, onu kolundan çekip yerine oturtur. samim bundan bir şey anlamaz ama ortalık kalabalık olduğu için sait'e bir şey soramaz. daha sonra, yalnız kaldıkları vakit sait, samim'i adamakıllı haşlar:

- sen kitap yazmış adam değil misin?- yazdım.

- sanatçısın ya?

- öyle gibi.

- peki ne halt etmeye iki paralık doçent bozuntusuna ayağa kalkarsın?

**

ilhan berk her güzel şeye tutulur, onun ardından gitmeye kalkışır. hayranlık onun sözlüğünde yaşamak anlamına gelir. soyadı yasasından sonra nurullah berk'in soyadını kullanmaya başlamıştır. bu değiştirme bir kez ilhan'ın işine yarar ve tan gazetesi'ne götürdüğü bir yazı nurullah berk'in sanılıp yayımlanır. ama ilhan yazısının parasını almak için gazeteye gittiği vakit durum anlaşılır. ilhan'ın yazısı da bir daha o gazeteye giremez. bu yanılgıya yol açan, ilhan'ın o sıralar -bu tutumu 1953'lere değin sürmüştür- adının başına bir de büyük "n" harfi oturtmasıdır. yoo.. n'nin bu kez nurullah berk'le bir ilgisi yoktur. bu, ilhan'ın eski adı niyazi'den kalma bir şeydir.

**

nahit ulvi akgün'ün "sarı öküz" adlı şiiri, 1939 yılında yücel dergisi'nde yayımlanmıştır. bu şiir, nahit ulvi'nin ikide bir:

- ben türk edebiyatına öküzü sokmuş ozanım, demesine de yol açar. bunu ağzına öyle sakız eder ki, bir gün salah birsel artık dayanamayacak ve ona şöyle diyecektir:

- sen zaten türk edebiyatını ahıra çevirdin.

**

doğrusu, elif naci'nin resim alanındaki değeri ömrü boyunca anlaşılmış değildir. bir tarihte, gazeteci mekki sait esen'in evine giren hırsız da bu yanlış değerlendirmenin kurbanları arasındadır. hırsız bütün evi soyup soğana çevirir, salonda sadece boş bir vitrinle, elif naci'nin duvarda asılı duran tablosunu bırakır. elif naci, hırsızın kendi tablosuna gönül indirmemiş olmasına çok üzülür. bu olaydan bir süre sonra bir başka hırsız, cihat baban'ın ev taşımasından yararlanarak eşyalar arasında elif naci'nin tablosunu -hem de sadece onu- aşırmakla elif naci'nin onurunu kurtarır.

**

sait faik severek yaşamayı ister hep. ama dışında değil, içindeki birine vurgundur o. dışarda rastladığı güzellikleri ise çokluk kendi yaratır. hem de kimsenin göremediği, kimsenin yaratamadığı güzellikler olur bunlar. bir defasında bir italyan şehrinde italyanların bile sezemediği bir uyumu çıkarır ortaya. bu, italyancanın birden yirmiye varan sayılarındaki uyumdur. "hiçbir dilde sayı böyle güzel sayılmaz." der sait. "undici, dodici, tredici.." nedir, sait, içindeki zenginlikleri de, sümbül kokularını da, dışarda karayel rüzgarına göğüs gerer, şekerli ve mis gibi ferik elmaları yer ve her günkü yaşantının deli gömleğini sırtına geçirirken bulgular.

**

bu halkın mülkünü seyret harab-abad lazımsa
bu mülkün halkını söylet sana feryat lazımsa (abdülhalim memduh)

romancı, polis dilinde kendisini kurtarmak için arkadaşlarına suç atanlara denir.

gerçek, ulusal bir edebiyata sahip olmak demek, gerçek bir hümanizmaya sahip olmak demektir.

demir özlü: tarihi düşünmek insana başlı başına bir bunaltı verir.

insan, yoksun olduğu şeyin değerini ve anlamını daha iyi anlayabiliyor.

benim de bir şeyler katmam lazım
gökyüzüne ve insanlara
mesela yardım etmek istiyorum
anlaşmasına bulutların, bacalarla
beraber geceyi geçirmelerine
bulunsam diyorum akşam yemeğinde, sofrasında
küçük memurun, tezgahtarın
kızının rüyasında konuşsam (sabahattin kudret aksal)

kadehimi son damlasına kadar içirdiler
günahların kefareti ödendi
insan için nem varsa felaketlere verdim
akşamın hayrolsun
indir kepenkleri
sabahlara kadar dertleşelim apostol (cahit ırgat)

yahya kemal beyatlı: bizim en çok muhtaç olduğumuz şey avrupalıların ahlakı ve yaşama yöntemleridir.

demir özlü: hiçbir insanın hiçbir insanla beraberlik kuramayacağını biliyorum. bu bağlar çoktan koptu. bu yalan beraberliklere nasıl inanırım?

bedri rahmi eyüboğlu: şiir, düzyazının bittiği yerde başlar.