#dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.11.2022

mütehakkim dostluk

pascal mercier

insanın kendisini tam anlamıyla kavrayabilmesinin en iyi yolunun bir başkasını tanımayı ve anlamayı öğrenmek olması mümkün müdür? hayatı bambaşka bir çizgi izlemiş, bambaşka bir mantığa sahip olmuş birini? bir başka hayata duyulan merak, insanın kendi zamanının tükenmekte olduğunun bilincinde olmasına nasıl uyar?

geçmiş şeylerin izleri beni neden üzüyor, bunlar sevinçli bir şeyin izleri olsalar bile?

biz insanlar için çok büyük olan şeyler vardır: acı, yalnızlık ve ölüm; ama güzellik de, görkem de, mutluluk da. bunun için dini yarattık. onu kaybedersek ne olur? o şeyler bizim için çok büyük olmayı sürdürürler. bize kalan her bir hayatın şiiridir. bizi taşıyacak kadar güçlü müdür o?

ruh, gerçeklerin olduğu yer midir? yoksa gerçek denen şeyler sadece hikayelerimizin aldatıcı gölgeleri midir?

bir insan bir şeyi sadece kendisi için yapsaydı ve haberi olmadan bir milyon insan onu seyredip yaptığını kitsch sayarak pis kahkahalarla gülselerdi, nasıl bir hüküm verirdik biz?

ama birinin ruhunu anlayabilmek için kendimizi açarsak? günün birinde sona eren bir yolculuk mudur bu? ruh, gerçeklerin bulunduğu bir yer midir? yoksa sözüm ona gerçekler sadece hikayelerimizin aldatıcı gölgeleri midir?

gençken, ölümsüzmüşüz gibi yaşarız. ölümsüzlük hakkındaki bilgimiz, incecik kağıt bir zar gibi sarar bizi, tenimize neredeyse dokunmaz. hayatımızın hangi döneminde değişir bu? o zar ne zaman daha sıkı sarmaya başlar bizi; ve sonunda boğar? o zarın, hafif ama yine de inatla kalan baskısını nasıl anlarız ki o baskı asla gevşemeyeceğini bize öğretir? başkalarında nasıl anlarız bunu? kendimizde nasıl anlarız?

sıkı dostlukla, birbirimizin içinde çaprazlama yer alırız, görünmeyen bağlar özgür kılan bir zincirdir. bu çaprazlama konum mütehakkimdir: mutlaklık ister. onu bölmek ihanettir. oysa biz bir tek insandan hoşlanmaz, bir tek kişiyi sevmez ve bir tek ona dokunmayız. yapılacak ne var? değişik dostlukları ustalıkla yönetmeye mi çalışacağız? konuları, sözleri, el kol hareketlerini titizlikle kayıt mı edeceğiz? ortak bilinenleri ve sırları? sessizce, damla damla akan bir zehir olurdu bu.

22.03.2022

aşk ve evlilik

werner sombart

montaigne'e göre aşk ile evlilik, birbirini daha ziyade dışlayıcıdır. yorumunu şu şekilde temellendirir montaigne: aşk, kendisinin dışındaki bir şeyle ilgilenilmesinden nefret eder ve evlilikte olduğu gibi bambaşka nedenlerle bir araya gelmiş, kurulmalarında bağlanma ve iktidarın en az cazibe ve güzellik kadar ağır bastığı ilişkilerle ortak bir paydada buluşmaktan da pek hoşlanmaz. aşk için evlenilmez, daha çok, soyun devamı ve aile kurma nedeniyle evlenilir. şu halde bu saygıdeğer ve kutsal evlilik bağında aşk tutkusunun aşırılıklarına bir mesken kurmak, bir tür ensest ilişkiye girmek anlamına gelir. iyi bir evlilik aşkın ortaklığını dışlar ama dostluğun sevinçlerini tatmak ister. sevmek ve bağlanmak, birbirini dışlayan temelden farklı iki şeydir.

28.01.2022

dostluk

hüseyin rahmi gürpınar

sırf görünüşe bağlı dostluklar çabucak yok olur. kalıcı olanlar içsel münasebetler, samimi sevgilerdir ki bunlar da ilk bakışta ortaya çıkamaz.

dosta en büyük ihtiyacı olanlar çirkinlerdir. onlar bu yoksunluklarını bildiklerinden çirkinliklerini örtmek için ekseriya hünerler, faziletler edinmeye uğraşırlar.

cidden çirkin olanlar bu yaradılış kusurlarını değil herkese, kendilerine bile itiraf edemezler. herkes kendisinin beğenilecek bir tarafını mutlaka bulur. zekâlarıyla öne çıkmış akıl fikir sahibi kimseler bile bu hastalıktan kurtulamıyor. hele kızlar ne kadar yüzce düşkün olsalar kendilerine çirkin dedirtmemek için her sıkıntıyı, her türlü fedakârlığı göze almaktan çekinmezler.

1.12.2021

kusursuz dostluk

alberto manguel

16. yüzyılda
michel de montaigne, birbirimizden korkutucu biçimde farklı ya da birbirimizi çekecek kadar benziyor olsak da bizi birlikte olmaya sürükleyen nedenleri anlamaya çalışmıştır. "benim anlattığım dostlukta" der montaigne, "ruhlar o kadar derinden uyuşmuş, karışmış ve kaynaşmıştır ki, onları birleştiren dikişi silip süpürmüşlerdir; artık o bulunamaz olmuştur."

montaigne'e göre, bu türden bir ilişkide "ben" ve "öteki" arasındaki ayrım inkâr edilemez: her biri, bireyselliğini ve emsalsizliğini muhafaza eder. gözlemcinin baktığında "bulamadığı", onları bağlayan ve dolayısıyla bir varlığı bir diğerinden ayıran "dikiş"tir. bu dikiş bulunamaz ve tam da bu nedenle önyargı ihtimalinden bağımsız bir halde, yaftalanmadan kalır. akışkan ve çok yönlü bir toplumun yalnızca iki kişi arasında değil, bütün üyeleri arasında yakalamaya çalışabileceği, işte bu belirgin görünmezlik, iki bireyi sevgi dolu bir ilgiyle birbirine bağlayan bu sarih ama tanımlanamaz "ayrılık"tır.

bu tip ilişkilerin bu denli geniş bir ölçekte imkansız olduğu yargısına aceleyle varmadan evvel, şu soruyu sormamıza izin verin: bu sanki dikişsiz ilişki, tam olarak neye dayanmaktadır? montaigne buna yanıt vermenin imkansız olduğunu itiraf eder: "onu niçin sevdiğimi öğrenmekte ısrar edecek olursanız, bunu ifade edemem sanıyorum."

1588 yılına kadar yayımlanan her denemeler basımında paragraf bu cümleyle sona erer. ancak 1592'de, ölümünden kısa süre önce, montaigne bir tür yanıt bulur ve onu basılı kitabın sağ kenar boşluğuna yazıverir. "bunu ifade edemem sanıyorum"un ardından, şık el yazısıyla "ancak şunu söyleyebilirim: çünkü o, o idi." sözlerini ekler.

yani, arkadaşının kimliğini belirleyen fakat kelimelerle ifade edilemeyen nitelikleridir onu sevmesinin sebebi, aralarındaki algılanabilir farklar değil, onu var eden içkin nitelikleridir. ve daha sonra, birkaç gün ya da birkaç ay sonra, sanki kavramın bütün sırrı adeta bir ilhamla bildirilmiş gibi, montaigne aceleyle ve farklı bir mürekkeple sözlerine üç kelime daha ekler ki, böylelikle bizler bugün cümlenin tamamını dirayetiyle ışık saçan tek bir düşünce olarak okuyabiliriz: "onu niçin sevdiğimi öğrenmekte ısrar edecek olursanız, bunu ifade edemem sanıyorum; ancak şunu söyleyebilirim:

çünkü o, o idi; ben de bendim."

7.02.2021

hayat

sabahattin ali

insanların hemen hepsi hayatı karın doyurmak ve lalettayin biriyle yatmaktan ibaret farz ederler. halbuki bu takdirde insanın diğer hayvanlardan ne farkı vardır? onların dimağları da karınlarını doyurmak ve kendilerine bir eş bulmak hususunda kâfi derecede hizmet görüyor. ancak bunları düşünmek, onlardan hiç ayrı olmamak demektir. halbuki insanın bir de dimağı vardır ki yemek, yatmak, eğlenmek gibi şeylerle alakadar olmayan birtakım ihtiyaçlar taşır. kendine yakın bir arkadaş arar. kendisine maddi manevi yardım edecek diğer bir insan ister ve bunun mümkün olabilmesi için yardım isteyen diğer insanlara yardıma hazır bulunur. sonra muhakkak sevilmek ister, bunun için de başkalarını sever.

düşün, dünyada yalnızlık kadar feci şey var mıdır? tabii yalnızlıktan kafa yalnızlığını kastediyorum, yoksa dünya bir sürü kuru kalabalıkla dolu. ama bizim manevi hayatımızda, maddi hayatımızda bize eş, arkadaş olabilecek insan ne kadar azdır!

23.12.2020

aşk

thomas hardy

onunla birlikte bayır yukarı yürürken gabriel yakında başına geçeceği öbür çiftliğin işlerinden söz açtı. birbirlerine besledikleri duygulardan pek az konuştular. böyle eski, denenmiş iki dost arasında süslü sözlerin ve şairce yeminlerin gereği galiba yoktu. onlarınki gibi sevgiler, eğer doğacaksa, iki kişinin önce birbirlerinin kötü huylarını tanıyıp, iyi yönlerini en son öğrenmeleriyle doğar.

aşk, katı, gündelik gerçek yığınlarının arasındaki çatlaklarda yeşerir. çoğunlukla iki kişinin amaç ve işlerinin benzerliğinden doğan bu sıkı dostluk, bu can yoldaşlığı, yazık ki kadınla erkek arasındaki aşklarda pek seyrek bulunur. çünkü kadınlar ve erkekler çalışma amacıyla değil, yalnızca zevk amacıyla bir araya gelirler. gene de uygun koşulların böyle bir can yoldaşlığına zemin hazırladığı yerde bu çok yönlü duygunun, ölüm kadar güçlü olan tek aşk olduğu görülür, öyle bir aşk ki, sular söndüremez, seller boğamaz ve çoğunlukla aşk adı verilen öbür duygular bunun yanında buhar kadar cılız ve uçucu kalır.

2.11.2020

öğretmen

halil cibran

aranızdan çoğu, içleri sıra insanlaşmışsa da, birçoğu henüz insanlaşabilmiş değildir.

sizin tanrısal benliğiniz, tıpkı bir okyanus gibi, hiçbir zaman kirletilemez. ve tıpkı yaşamın gücü gibi, ancak kanatları olanları yüceltir.

neden bazı insanlar sizin denizinizde yaşayıp dereleriyle övünüyorlar?

ancak özgürlük arayışında hissettiğiniz derin arzu size gem vurduğunda ve özgürlükten bir amaç ve bir bütünleniş olarak bahsetmeyi terk ettiğinizde, gerçekten özgür olabilirsiniz.

hiç kimse size, içinizdeki bilginin şafağında halen yarı uykuda olandan bir zerre fazlasını açıklayamaz. takipçileri arasında mabedin gölgesinde yürüyen bir öğretmen, size bilgeliğini değil sadece inancını ve sevgisini verebilir. eğer gerçek bir bilgeyse, bilgeliğinin evine davet etmek yerine, sizi kendi aklınızın eşiğine doğru yönlendirir.

arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir. o, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır. o sizin sofranız ve ocakbaşınızdır. çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız.

23.08.2020

aşk

platon

bir insan öteki yarısıyla, kendi hakiki yarısıyla karşılaştığı zaman aşktan, dostluktan ve samimiyetten doğan şaşkınlıkla kendinden geçer. bu ikili bundan böyle birbirlerinden bir an bile ayrı kalmaya dayanamaz. hayatları boyunca beraber yaşar; lakin birbirlerinden ne beklediklerini açıklayamazlar.

birbirleriyle olmaktan bu denli zevk alan iki insanın beraberliklerinin sadece cinsel arzu olabileceğini kimse düşünemez. ruhun muradının bambaşka bir şey olduğu aşikar olsa da, bu kolay kolay açıklanamadığındandır ki, muğlak ve esrarengiz bir önsezi olarak kalır.

26.08.2017

sevgi

valerie solanas

sevgi, bağımlılık ya da cinsellik değil, dostluktur ve o yüzden iki kadın arasında, bir erkekle bir kadın arasında sevgi olamaz. konuşma gibi sevgi de yalnızca güvenli, serbest hareket edebilen, bağımsız, hoş iki erkeğin arasında gerçekleşebilir; çünkü arkadaşlık hor görmeye değil saygıya dayanır.

hoş kadınlar arasında bile yetişkinlik çağında arkadaşlık nadiren oluşur; çünkü bunların neredeyse hepsi ya ekonomik olarak var olabilmek için bir erkeğe bağlanmıştır ya da cangılda ilerleyebilmek ve o şekilsiz kütle içinde başlarını dik tutabilmekle meşguldür.

sevgi, para ve manasız çalışmaya dayanan bir toplumda çiçek açamaz. sevginin, mutlak ekonomik ve kişisel özgürlüğe, boş vakte ve insanı yoğun biçimde özümseyen, duygusal olarak tatmin eden ve saygı duyduğunuz insanlarla paylaşıldığında derin arkadaşlığa yol açan faaliyetlere ihtiyacı vardır.

9.05.2013

dostluk

pedro antonio de alarcon

siz yeryüzündeki insanlar neden hepiniz dost değilsiniz anlamıyorum! utanç ve zayıflıklarınızın benzerliği, birbirinize ihtiyaç duyuyor olmanız, yaşamlarınızın kısalığı, göksel cisimlerin sonsuz azametteki gösterisi ve bütün bunlarla kıyaslanınca ortaya çıkan küçüklüğünüz, batmak üzere olan bir gemideki yolcuların yakınlaşması gibi, hepinizi kardeşçe birbirinize bağlamalıydı. o gemide ne aşk ne nefret ne de ihtiras var; kimse alacaklı ya da borçlu değil; kimse çirkin ya da güzel, büyük ya da küçük, mutlu ya da mutsuz değil. hepsini çepeçevre saran aynı tehlike. oysa benim varlığım herkesi eşit kılıyor. gör işte: bu yükseklikten baktığın zaman, batmakta olan bir gemi, vebanın ya da yangınların kırıp geçirdiği bir yer değilse nedir yeryüzü?

3.07.2010

dostluk

d. h. lawrence

iki çeşit dostluk vardır: fiziksel ve manevi. fiizksel olanı, geçici bir şeydir. şüphesiz böyle insanlardan da hoşlanırsınız, iyi geçinirsiniz, olayı mümkün mertebe nezaket sınırları içinde tutarsınız. zaten siz orada tuttuğunuz sürece o da orada kalır. yine de geçicidir, gündeliktir. siz de bilirsiniz ya! bir iki hafta ya da bir iki ay sürebilir. ama başından beri biteceğini bilirsiniz kesin olarak; yakında bitecektir. ne ise odur, üstünde daha fazla durmazsınız. ama manevi dostluklar hiç böyle değildir. onlar kalıcıdır. ebedidirler; insani olan bir şey ebedi olabilirse, ne kadar ebedi olabilirse.