20.7.19

din

yuval noah harari

dinlerin sosyal düzeni koruma ve büyük çapta işbirliği organize etme aracı olduğu önermesi, dini en önemli ruhani yol olarak görenler için can sıkıcı olabilir.

kurgulanmış mitlere biraz da olsa sırtınızı yaslamadan insan kitlelerini etkin bir şekilde organize etmek mümkün değildir. katışıksız gerçekliğe sadık kalarak içine hiçbir kurgu karıştırmazsanız çok az insan peşinizden gelecektir.

akıllı kişi doğal olarak kutsal kitabı öğrenmeye başlar ve ruhani bir alim olup hakim atanır. görevi boyunca kadınların mahkemede şahitlik yapmasına izin vermez; tabii yerine seçeceği halefi de kutsal kitabı iyi bilen biri olacaktır. kim ki, "bu kitap sadece kağıttan ibaret!" diye itiraz eder ve buna göre davranırsa, o şaşırmış tanrıtanımaz hayatta muvaffak olamayacaktır.

bu kendine odaklı olma hali, tüm insanların çocukluğunda belirleyici bir özelliktir. her ulustan ve kültürden çocuk kendini dünyanın merkezi sanarak diğer insanların duygularına ya da koşullarına pek de ilgi göstermez. boşanma çocuklar için bu yüzden travmatik bir deneyimdir. beş yaşında bir çocuk, kendisinden bağımsız nedenlerle önemli bir şeyler olabileceğini kavrayamaz. anne ve babası, birbirinden farklı istekleri ve sorunları olan bağımsız bireyler olduklarını ve onun yüzünden boşanmadıklarını ne kadar anlatırsa anlatsın, çocuk bunu içselleştiremeyecektir. her şeyin onun yüzünden olduğuna inanır.

çoğu insan bu çocuksu sanrıdan büyüdükçe kurtulur. tektanrıcılar ise öldükleri ana kadar bu sanrıya tutunurlar. ebeveynlerinin kendisi yüzünden kavga ettiğini düşünen çocuk gibi, tektanrıcılar da perslerin babillerle savaşmasının sebebinin kendileri olduğunu düşünürler.

animist ve çoktanrılı dinler dünyayı tek bir tanrının mutlak alanından ziyade birden fazla tanrının oyun alanı olarak görürler. bu yüzden de animist ve çoktanrılı inançlarda, olayların kişiden ya da kişinin en gözde ilahından bağımsız gerçekleştiğini kabullenmek daha kolaydır. olanlar ne işlediğim hayırların ödülü ne de günahlarımın cezasıdır.

teist dinler, kainatı bir varlıklar meclisi olarak görmek yerine, yüce tanrılar tarafından yönetilen bir teokrasi olarak görürler.

diğer dinler, özellikle de jainizm, budizm ve hinduizm hayvanlarla daha fazla empati kurar. insanlarla ekosistemin geri kalanı arasındaki bağı anlar ve en önemli ahlaki emirleri, yaşayan herhangi bir canlının canına kastetmemektir.

incil'deki "öldürme!" emri sadece insanlar için geçerlidir. ahimsa (zarar verme!) denilen antik hint öğretisiyse hisseden her canlıyı kapsar. jain keşişleri bu konuda çok özenlidir. yanlışlıkla bir böcek yutmamak için ağızlarını kapalı tutar, yürürken önlerine çıkabilecek minik canlıları kibarca kenara çekmek için bir süpürge taşırlar.

ekosistem üzerindeki etkilerinin farkında olmayan avcı-toplayıcılar, kendilerini üstün varlıklar olarak görmüyordu haliyle. birkaç düzine kişiden oluşan sıradan bir avcı grubunun yüzlerce vahşi hayvanla çevriliyken hayatta kalması, grubun bu hayvanların isteklerini anlamalarına ve onlara saygı duymasına bağlıydı.