31.12.17

uzun lafın kısası

sadık hidayet: sapık din, sapık bilim doğurur.

nazım hikmet: en kötü şey, en kötü haberi bile bilmemektir.

miguel de unamuno: gülmek trajediye hazırlanmaktan başka bir şey değildir.

mualla gülnaz: modern hayat, bütün içeriklerinden sıyırdığı kadına geriye cinselliğinden başka şey bırakmamıştır.

necib mahfuz: acı çekmek kadar insanları bir araya getiren başka hiçbir şey yoktur.

john fowles: bağırsak boşaltma ve mesane boşaltma eylemlerine gönderme yapan terimlerin kullanılmasının anlamı, kültürel bir tetikleyici sonucu ortaya çıkan cinsel suçluluk ve bastırılmış duygulardır.

robert frost: ormanda iki yol belirdi önümde ve ben, daha az yürünmüş olanı seçtim.

kay redfield jamison: hayatta önemli olan insanın eline düşen kartlar değil, onları nasıl oynadığıdır.

john greenleaf whittier: herhalde insanoğlunun yazdığı ve söylediği acı sözlerin en acısı şu olmalı: "olabilirdi!"

pauline melville: yaşam iki tarih arasında değil, iki imge arasında asılıdır.

29.12.17

sıcak ülkelerden dönen vahşi sakatlar

tom robbins

acıma, şehvetin en azılı düşmanıdır.

her türlü depresyonun kaynağında kendine acıma vardır. insanlardaki her türlü kendine acıma da kendilerini fazlasıyla ciddiye almaktan kaynaklanır.

bilgisayar ve televizyon eğer onlara ufacık bir şans verirsen yaşamını elinden çekip alırlar.

aşk acısı kalpleri kırmaz, onları sadece olgunlaştırır. hüsrana uğrayan kalp kendini yeniler, ete döner ve acılaşır. keder kalbi genişletir ve kuvvetlendirir. öte yandan ruh kemik gibi kırılabilir ve asla tam olarak kaynamaz.

laf ü güzaf, dünyanın dönmesini sağlıyor.

tarafsız olmak adına ödleklik etmek akademisyenlerin tipik bir özelliğidir.

insanoğlunu sözde daha aşağı olan hayvanlardan ayıran şey nedir? tamı tamına altı tane önemli şey var: içgüdüsel olarak çiftleşen akılsız ateşböcekleri ve rakunlara karşılık olarak "mizah", "hayal gücü" ve "erotizm", sonra "maneviyat", "isyankarlık" ve güzelliği kendi yararı için takdir eden "estetik".

tanrıya yalan söyleyebilirsin ama şeytana asla!

her zaman her yerde var olan sömürüyü ustaca yönetmek isteyen ve üyelerini onun sembollerini, kurumlarını ve tüketim maddelerini ciddiye ve aslında daha ciddiye almalarında ısrar ederek kontrol etmeye -ve kazıklamaya- çabalayan bir toplumda hayatını kurtarmak isteyen biri için "mizahi bir hassasiyet" kesinlikle elzemdir.

fiziksel yakınlık gerçekten önemli olan şeyleri serbest bırakmak için bir araçtır: sözcükleri.

kadınlar sıcak iklimlerden dönen vahşi sakatları severler.

23.12.17

derviş ve ölüm

meša selimović

yalnız kendine sadıktır insan.

her türlü kuraldan daha geniştir yaşam. ahlak yalnızca bir imgelem, yaşam ise olup biten şeylerdir. insan yaşamına günahtan çok, günah işlememek için alınan önlemler zarar getirmiştir.

düşünen değil, eyleme geçen insandır.

aylak insan, her zaman iyi insanlar ve sevimli yerler arayabilir; onun duru ruhu, geniş gökyüzüne, özgür yollara açıktır; bu yollar insanı hem hiçbir yere götürmez hem de her yere götürür.

gerçek yaşlılığın başlangıcı yerleşmektir.

felaket ve kötülükleri her zaman herkes bilir, gizli kalan yalnız iyiliklerdir.

insan denen yaratık korktuğu için güçlü olmak ister, onun eski bir özelliğidir bu. gerçek şu ki büyük bir zorbadır insan. gerçeğe en uzak kalanlar ise zorbalardır. 

mum bitmek üzereyken daha iyi yanar. 

adaletsizliklerin hepsi aynıdır; oysa insan kendisine yapılan adaletsizliğin en büyük olduğunu sanır.

suçsuz bir insanı öldüren, bütün insanları öldürmüş gibi olur.

ölüme aracılık eden umut, nefretten daha büyük bir can alıcıdır. o, arzuladığı şeyleri kulağına fısıldayarak insanı yatıştırır, inandırır ve bıçağın altına gönderir.

21.12.17

bölünen ruhun öyküsü

henry miller

bazen yaşam iksiri öyle bir dolup taşar ki görkemle, ruh dört bir yana saçılır böyle anlarda. ruhun canı sel gibi kapladığı görülür madonna'ların meleksi gülümseyişlerinde. dolgunlaşır yüzün ayı, denklem kusursuzdur. bir dakika, yarım dakika, bir saniye sonra geçmiştir mucize. anlaşılamayan, açıklanamayan bir şey verilmiştir dışa ve bir şey alınmıştır.

bir insanın yaşamında ay hiç dolun olmayabilir. bazı insanların yaşamlarında da gözlemlenebilen tek gizemsel doğa olayı, sürekli bir ay tutulmasıdır. dehaya tutulanlarda görülür bu durum, ne biçime girerse girsin, ayın sürekli olarak parlatılıp sararmasından başka bir şey olmadığını görmek ürkütür bizi. sayıları daha da az olanlar kural dışında kalanlardır, dolgunlaştıktan sonra bu mucizeden dehşete kapılarak, kendilerini doğurup can veren şeyi söndürmeye çalışırlar artık yaşadıkları sürece.

bölünen ruhun öyküsüdür usun savaşı. ay dolunayken, küçülerek solup gitmeyi, küçültülerek anlayışsız bir ölümle ölmeyi kabul edemeyenler vardı; kendi cennetlerinin doruğunda pırıl pırıl asılı kalmaya uğraşıyorlardı. yaşamın işleyişini tutuklamaya uğraşıyorlardı.

yaşamın işleyişini tutuklamaya çalıştılar, kendilerini, kendi doğum ve ölümlerini, başarılarını ve değişimlerini etkileyen, varlığını böylece saptayan işleyişi. gelgite yakalanıp parçalandılar. gövdeden ayrıldı ruh, bunun savaşını zihinde sürdürmeyi, bölünmüş bir benliğin gerçeğe benzemeyen görüntüsüne bırakarak. kendi saçtıkları ışıkla kavrulmuş, hiç bitmeyen boş bir arayışla güzeli, doğruyu, uyumu arayarak yaşarlar. kendi parlaklıkları ellerinden gitmiş; onları kendilerine çekenlerin ruhlarını ele geçirmeye uğraşırlar. yakalarlar her bir ışını, yansıtırlar aç varlıklarının her bir yüzeyiyle. ışırlar hemen, ışık onlara yöneltildiğinde, aynı hızla da sönerler. üstlerine vuran ışık ne kadar yoğun olursa o kadar parlak -ve göz kamaştırıcı- olurlar. özellikle ışık saçanlar için tehlikelidirler; bu parlak ve tükenmez ışık kaynaklarının çekimine kapılırlar en çok, tutkulu bir kaptırışla.

fransız teğmenin kadını

john fowles

insan tarihi boyunca seçkin kitle seçilmiş olma özrüne sığınmıştır hep. ama zaman tek bir özür tanır.

planlanmış bir dünya ölü bir dünyadır.

hepimiz gerçeklikten kaçarız. bu, homo sapiens'in temel tanımıdır.

ölüm nesnelerin doğasında değildir, onların doğasıdır. ama ölen biçimdir. madde ölümsüzdür. varoluş dediğimiz birbirinin yerine geçen bu biçimler silsilesinin içinden bir tür yeniden doğuş geçer.

kapısındaki mutlu hizmetçi mutlu bir evin en iyi göstergesidir.

yabancı biri, hem de karşı cinstense, genellikle en az önyargılı olan yargıçtır.

hepimiz şiir yazarız; ama şairler bunu kelimelere dökerler.

insanları, daha onlara yürümeyi öğretmeden koşturmakla mutlu edemezsiniz.

tekvin büyük bir yalan; ama aynı zamanda muazzam bir şiir; ve altı bin yıllık bir rahim milyonlarca yıllık bir rahimden çok daha sıcaktır.

tıbbın yarısı hastanın doktora olan güvenidir.

fakirleri hiçbir şey havadan gelen para kadar sarsmaz.

vermek yapılabilecek en iyi şeydir.

zamirler insanların uydurduğu korkunç maskelerdir.

unvan taşıyan cüzdan taşımaz.

bebek bekleyen annelerin o ağır, telaşsız yürüyüşünde bir şeyler vardır; dünyanın en yumuşak kibri olsa bile bir kibir.

talih zorlu bir işverendir; hayal gücüne, iyiliğiyle bağlantılı olarak neler kaybedeceğini gösterir.

19.12.17

deha

marcel proust

deha, hatta büyük bir yetenek, zihinsel ögeler ve sosyal gelişme bakımından başkalarına üstünlükten ziyade bunları dönüştürme, aktarma melekesinden kaynaklanır. bir sıvıyı bir elektrik lambasıyla ısıtabilmek için gereken şey en güçlü lamba değil, akımı değiştirilip ışık yerine ısı verebilen bir lambadır. havalarda gezebilmek için en güçlü otomobile sahip olmak gerekmez; yerde ilerlemesini durdurup izlediği hatta dik bir çizgide, yatay hızını dikey kuvvete dönüştürebilecek bir otomobile ihtiyaç vardır. aynı şekilde, dahice eserler üreten kişiler, en seçkin çevrede yaşayan, en parlak konuşma biçimine, en geniş kültüre sahip kişiler değil, birdenbire kendileri için yaşamayı keserek kişiliklerini bir aynaya, sosyal ve hatta bir bakıma zihinsel açıdan sıradan bir hayat da olsa, hayatlarını yansıtacak bir aynaya dönüştürecek güce sahip olanlardır; çünkü deha yansıtılan görünümün özündeki değere değil, yansıtma gücüne bağlıdır.

18.12.17

felsefenin görevi

max horkheimer

zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken, acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir. bu şarkısı söylenmemiş kahramanlar, başkalarının toplumsal süreç içinde bilinçsiz olarak hedef olduğu terörist imhaya bilinçli olarak hedef kılmışlardır kendi varlıklarını. toplama kamplarının adsız kurbanları, doğmaya çabalayan insanlığın simgeleridir. bu insanların kendi sesleri zorbalığın darbeleriyle susturulmuş da olsa, felsefenin görevi, onların yaptıklarını işitilebilecek sözlere dönüştürmektir.

15.12.17

şükrü yarbay

ülkü tamer

"sınıf arkadaşımız"* şükrü yarbay, 27 mayıs'tan sonra emekliye ayrılmıştı. 28 nisan olayları sırasında istanbul'da görevli olduğunu söylüyor, şimdi sınıfta sıraları paylaştığı bizlere o güç dönemde nasıl yardım ettiğini anlatıyordu.

işkenceci polislerden yakınıyordu:

"sırtımda yarbay üniformasıyla odaya girince bir de baktım ki polisler almışlar bir öğrenciyi ortalarına, hababam vuruyorlar! ama nasıl bir dayak! ben olsam oracıkta ölmüş gitmiştim. cop, tekme, tokat, yumruk.. dayanamadım."

acaba ne yaptı diye yüzüne bakıyoruz.

"dayanamadım. çıkıp gittim."

* istanbul üni. iktisat fak. gazetecilik enstitüsü, 1961.

14.12.17

yaşam sanatı

zygmunt bauman

"eğer bir lamba ya da ev sanat yapıtı olabiliyorsa insan yaşamı neden olmasın?" (michel foucault)

belirsizlik, ahlaklı insanın asıl zemini ve ahlakın filizlenip serpilebileceği tek topraktır.

lawrence grossberg: bir şeye yeterince özen göstermenin, önemseyecek kadar inanmanın mümkün olduğu ve böylece de kişinin bu şeye bağlanıp bütün benliğini hasredeceği yerleri tespit etmek gitgide zorlaşıyor.

eldeki bir şeyin nicelik olarak artışı hiçbir şekilde başka bir nitelikteki ve değerdeki şeyin yokluğunu tam anlamıyla telafi etmez.

seneca: yaygın kabul gören şeyin en iyi olduğunu düşünerek söylentiye boyun eğmemiz ve birçoğumuzun izinden gidebileceği pek çok iyi şey bulunmasından ötürü akıldan ziyade öykünme ilkesiyle yaşamamız kadar başımıza bela getiren başka bir şey yoktur.

umutları çökeldikleri gerçeklikler içerisinde fark etmek çoğu zaman zordur.

insanlık durumu olarak bilinen muğlak, çelişki dolu çıkmaza basit, dolaysız, tek hamleli çözümler bulmak mümkün değildir.

akışkan modern dünyada hiçbir değerli etkinlik değerini çok uzun süre koruyamaz.

hepimiz kendi yaşamlarımızın sanatçılarıyız. sanatçı olmak, aksi halde biçimsiz ve şekilsiz olacak şeye biçim ve şekil vermek demektir. ihtimalleri manipüle etmek demektir. aksi halde "kaos" olacak şeye bir "düzen" dayatmak demektir: belirli olayları diğerlerinden daha olası hale getirerek, aksi halde kaotik -gelişigüzel, rastgele ve dolayısıyla önceden kestirilemez- olacak bir grup şeyi "organize etmek" demektir.

marcus aurelius'un nasihati, gündelik koşuşturmacadan, aşağılık her şeyden uzak durmaktır; çünkü bunlar geçici, ucuz ve adidir: "dünyevi şeyleri çok yüksek bir noktadan aşağı bakıyormuşçasına görün."

13.12.17

esrar üzerine

walter benjamin

esrar etkisindeyken eskisi gibi, yine aynı düşünce patikalarını izlersiniz; ama bu kez bu patikalara güller saçılmıştır.

lunaparklar, sanatoryumların bir ön biçimidir.

sarhoşluk halinde, yeniye, el sürülmemişe ulaşmak için büyük bir umudun, hevesin, arzunun kanatlandığı pek görülmez; bunun yerine, bunlara sadece bitkin, dalgın, miskin, atıl bir yokuş aşağı gezintide ulaşılır.

canlı olan, yok oluşun cinnetini sadece üremenin coşkun sarhoşluğunda yener.

insanlığın körleşmiş ve hayvani yanından kaynaklanan şeylere sahip olmaları bir yana, en derin gerçekler, körleşmiş ve bayağı olana uyum sağlayabilmek, ve hatta, kendilerini kendi tarzlarıyla sorumsuz düşçülerde yansıtmak gibi büyük bir güce sahiplerdir.

karl kraus: bir sözcüğe ne kadar yakından bakarsanız o da size o kadar uzaktan bakar.

önemli düşünceler uzun süre uykuya yatırılmalıdır.

keder, kımıldamadan sarkan peçedir ve kendisini kaldıracak hafif bir rüzgarın özlemiyle yanıp tutuşur.

yaramazlık, sihirbazlık yapamayan çocuğun can sıkıntısı demektir. onun dünyaya ilişkin ilk deneyimi, yetişkinlerin daha güçlü olmaları değil, kendisinin sihirbazlık yapamamasıdır.

yalnızken aldığımız en korkunç uyuşturucu kendi benliğimizdir.

yalnızca çocukluk hüznün kaynaklarını arayıp bulabilir ve neşe saçan ünlü şehirlerin kederli yüzünü anlayabilmek için, içinde bir çocuk olarak yaşamış olmak gerekir.

dünyanın örgüsü içinde, düş, bireyselliği çürük bir diş gibi yerinden oynatır.

11.12.17

mucize

osho

arzular her zaman vaat eder ama hiçbir zaman vermez. arzular her zaman mutluluk, coşku vadeder ama son asla gelmez ve her arzu sadece daha fazla arzu ile sonuçlanır. her arzu kendi yerine daha fazla, daha büyük arzular yaratır ve tabii ki sonunda da daha fazla hayal kırıklığı gelir.

mucize budur: dünyanın hüsran olduğunu, dünyanın ıstırap olduğunu bir kere anladığında artık hüsrana uğramazsın. düş kırıklığı, dünyanın düş kırıklıklarıyla dolu olduğunu görmezsen gelir. umutsuz olduğunu bilsen bile umut ettiğin için ıstırap gelir. bu umut saçmadır. bunu anladığında artık hiç de umutsuz hissetmezsin. o zaman böyle hissetmeye gerek kalmaz.

bekleyiş sadece karamsarlık yaratır. bekleyiş olmadığında ıstırap içinde olmaya gerek de yoktur. bir kere hayatın ıstırap olduğunu anladığında, hiçbir zaman ıstırap içinde olmazsın, onun dışında olursun.

bu dönen tekerleğin -bu dünyanın, bu sözümona hayatın, tekrarlayan bu bozuk döngünün- doğasını bir kez anladığında, sessiz ve mutlu bir insan haline gelirsin.

artık umut etmediğin için umutsuzluk duygusu yoktur. rahatsındır, sakinsindir. ne kadar rahat olursan o kadar sakin olursun. ne kadar anın içinde olursan o kadar durgun, o kadar hareketsizsindir.

8.12.17

genius.

düşüncesiz davranan adamlar şantaja açık olur.

artık bütün dünya ikiye bölündü. bir yarısında kadın var ve orası hep neşe, umut ve ışık dolu. diğer yarısındaysa kadın yok ve orası kasvet ve karanlık dolu.

kötülüğe karşı barış yanlısı olamazsın.

bir parçacığın hızını ne kadar kesin şekilde ölçerseniz konumunu o kadar az kesin şekilde bilirsiniz. yani belki de fikrimi ne kadar kesin öğrenmeye çalışırsanız duruşumu o kadar az kesin şekilde bilirsiniz.

doğum günleri insana ne kadar az şey başardığını düşündürüyor.

hepimiz kendimiz için mazeretler uydururuz. öyleyse başkaları için de uyduracak kadar iyi olmalıyız. insanlar karmaşıktır. hepimiz aynı düzgün insanlığı, aynı merakı paylaşıyoruz. umutları, hayalleri. aynı tanrı'yı.

doğanın derinliklerine bak. o zaman her şeyi daha iyi anlarsın.

kendi çalışmalarımda gözüpek bir sorunla karşılaştığımda cevabın genellikle gözüpek bir çözüm olduğunu görüyorum.

insanın itibarını oluşturması bir ömür sürer ama onu bozması sadece bir an.

mirasınızı çok fazla umursuyorsunuz. dünyanın sizi nasıl hatırlayacağını. ama dünya kendi ailenizle başlar ve biter.

insanlığın temel varlığına bir tehditle karşı karşıyayız. belki de nihayetinde bizi kurtaracak olan şey, birbirini tamamen yok etme kabiliyeti olan iki süper güçtür. atom bombası kullanımı atomla misillemeye yol açar. o misilleme de daha çok misillemeye yol açar ve karşılıklı yok oluşla sonumuz gelir. o yüzden iki taraf da tek bir silah bile kullanmaya cesaret edemez. delilik olur bu.

ama yanlışlıkla, aptallık sonucu veya bir tiranın isteğiyle de olsa bu silahlar kullanılacak. kullanıldığı zaman bize tanrı bile yardım edemez.

5.12.17

kahraman

vladimir nabokov

okur tarafından sevilen kahraman, kitap kapakları arasında nasıl bir evrim geçirmiş olursa olsun, kader çizgisi zihnimizde belirlenmiştir; aynı biçimde dostlarımızın da kendileri için çizdiğimiz şu ya da bu mantık içinde ya da alışılmış biçimde davranmalarını bekleriz. belli bir kişiyi ne kadar seyrek aralıklarla görürsek onun hakkında oluşturduğumuz kalıba uysallıkla girdiğini görmenin verdiği zevk de o kadar doyurucu olur. öngördüğümüz kader çizgisinden herhangi bir sapma, bize sadece haddini bilmezlik değil, ahlaki düşkünlük olarak da gözükür. yüzyılın görüp göreceği en önemli şiir kitabını kapı komşumuz gezgin sosisçinin yazdığını öğrensek, onu hiç tanımamış olmayı yeğleriz.

ölüm

murathan mungan

doğuda ölüm herkesin gizli mesleğidir, demişti bir şair.

ölümün görüntüleri her zaman kesindir; yanlış anlamalara izin vermeyecek ölçüde kesin. ölümün her an bir olasılık olması, görünmeyenin en büyük iktidarıdır.

bazı insanlar bir kelime darbesiyle ölürler. şimdilerde ise değil ölmek, kimseye tek bir mana bile söylemiyor kelimeler.

bazı insanların hayatında bazı ölümler geri dönülmez değişikliklere yol açar, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı değişikliklere. herkesin hayatında da böyle olduğu sanılır. hayır, herkesin hayatında böyle olmaz. bazıları hayatlarından eksilenlerin yasını tuttuktan sonra, geriye dönüp kaldıkları yerden aynen sürdürürler hayatlarını. daha kalpsiz olduklarından değil, yalnızca böyle olduklarındandır bu. kimileriyse yas tutmayı bilmez. ya hiç yas tutmazlar, ya da bütün ömürlerini tuttukları yasa çevirirler; bu sefer de geriye hayat kalmaz.

2.12.17

öykü

david m. buss

geçmişimiz üzerine anlattığımız öyküler, seçerek eklediğimiz, çıkardığımız, kararttığımız ayrıntılarla, kuşkusuz yansız tanımlamalardan daha başka amaçlara yönelirler. anlattığımız öykülerin toplum içindeki konumumuz ve itibarımıza ilişkin kaygılardan etkilenmemesine olanak yoktur. yine de bu öyküler, biz onları çarpıtsak da, değerli olabilir. benim hayatımın bir izleğini, romancı vladimir nabokov, geride kalan gençliğine bakarken çok güzel bir şekilde dile getirmiştir:

"genç bir yazarın, yıllar sonraki yaşlı yazara duyduğu coşkulu aşk, özenişin en övgüye değer biçimidir. bu aşka, daha büyük kütüphanesindeki yaşlı adam karşılık vermez; çünkü protezsiz damağını ve sulanmayan gözlerini hatırladıkça hayıflansa bile, gençliğinin o acemi çırağına karşı hoşgörüsüz bir aldırmazlıktan başka bir şey hissetmez."

1.12.17

misafir

orhan veli kanık



dün fena sıkıldım akşama kadar
iki paket cigara bana mısın demedi
yazı yazacak oldum, sarmadı
keman çaldım ömrümde ilk defa
dolaştım
tavla oynayanları seyrettim
bir şarkıyı başka makamla söyledim
sinek tuttum, bir kibrit kutusu
allah kahretsin, en sonunda
kalktım, buraya geldim