peter ustinov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
peter ustinov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.10.2017

uzun lafın kısası

thomas edison: din palavralardan ibarettir.

harper lee:
olayları onun gözüyle görmedikçe, arada bir onun ayakkabılarını giyip dolaşmadıkça, bir insanı asla gerçekten anlayamazsın.

j.k. rowling: sağduyu, insanların genellikle kendi ön yargılarına verdikleri isimdir.

hypatia b. bonner: ilerlemek için dine aykırı düşünceleri benimsemek gerekir.

peter ustinov: ben, okullarda bana öğretilenleri unutabilmek için on beş yılımı verdim.

henryk sienkiewicz: öteki dünyada kral olmaktansa bu dünyada en basit bir çoban olmak yeğdir.

philip roth: gerçek bir kuku odaya girdiğinde, bir erkek bunu bilir.

orhan kemal: gerçek olan öğrenmektir. nereden, nasıl öğrenirsen öğren. nereden, nasıl öğrendiğin, diploman; hatta neler bildiğin de önemli değil. ne yaptığın önemlidir.

hugo grotius: ülkem bensiz de olacaksa, ben de onsuz olabilirim. dünya o kadar küçük değil.

zygmunt bauman: paranın satın alamayacağı mal yoktur.

plinius: kesin olan bir tek şey vardır; o da hiçbir şeyin kesin olmadığı, yeryüzünde insandan daha sefil, daha kibirli bir yaratık bulunmadığı.

25.11.2015

aforizmalar

~criminal minds

carl gustav jung: sağlıklı bir insan başkalarına işkence yapmaz. genellikle işkence yapanlar daha önce işkence görmüşlerdir.

nietzsche: uçuruma çok uzun süre bakarsan, uçurum da senin içine bakar.

james reese bir keresinde "olay mahallinde çeşitli ipuçları vardır ve bunlar doğal olarak incelenmek veya toplanmak için kendiliğinden ortaya çıkmazlar." demişti. kim aşkı, öfkeyi, nefreti, korkuyu toplayabilir ki?

thomas fuller: tilkilere karşı tilki olmak gerekir.

ernest hemingway: bir insanın avlandığı gibi avlanan yoktur: yeterince uzun avlanan ve bundan hoşlanan silahlı adamlar, başka hiçbir şeyi gerçekten umursamaz.

euripides: aşk aşırı olduğunda bir erkekte ne onur ne de liyakat bırakır.

peter ustinov: ne yazık ki çok fazla rüya görmenin bedeli, kabus görme olasılığının artmasıdır.

eugene ionesco: ideolojiler bizi ayırır; rüyalar ve acılar ise bir araya getirir.

john steinbeck: kim zihninin derinliklerindeki karanlık sulara dalmamıştır ki?

14.09.2014

sevdalım hayat

zülfü livaneli

hiçbir ideoloji, bir toplumda mevcut olan ilkellik ve şiddeti ortadan kaldıramaz.

okullardaki tek boyutlu insan yetiştirme programı; hayatı anlamayan, değişik disiplinleri kavramadan, vida gibi hep aynı noktada dönüp duran bireyler yaratıyor.

erasmus: gerçek bilgi okuldan değil kitaptan edinilir.

bir sabah babaannemi hüngür hüngür ağlarken gördüm. elinde bir gazete tutuyordu. ne olduğunu sordum, gazeteyi gösterdi. birinci sayfadaki büyük resimde adnan menderes beyaz idam gömleğiyle, ipin ucunda sallanmaktaydı. menderes karşıtı babaannem, "karga gibi astılar koskoca adamı!" diyerek hıçkırıklara boğuluyordu. 27 mayıs tartışılırken hep bu sahne gözümün önüne gelir. o barbarca idamların, insan vicdanlarını nasıl yaraladığını hatırlarım. diğerleriyle birlikte menderes ailesine yapılan kötülükler içimi sızlatır.

hermann göring: kültür lafını duyunca elim tabancama gidiyor.

ispanyol film yapımcısı luis megino'nun bakış açısına göre normal bir çocukluk geçiremeyen, kendilerini diğer çocuklardan ayrı gören insanlarda, birtakım nevrozlar gelişiyordu. bu nevrozlar, bir süre sonra onları sanat yapmaya itiyordu. bu yüzden bütün sanatçılar nevrotikti. sanat, nevrozlarını dışavurmanın bir aracıydı sadece.

bir gün
çok bunalırsan
denizin dibinde, yosunlara takılmış gibi soluksuz
sakın unutma gökyüzüne bakmayı
gökyüzü senindir
gökyüzü herkesindir

ne yazık ki bütün dünyada üniversite eylemleri olarak başlayan olaylar, türkiye'de öğrencilerin hunharca öldürülmeleri sonunda intikam örgütleri doğurdu ve türkiye'yi yıllarca sürecek kanlı hesaplaşmalara sürükledi. çünkü o dönemde strateji yapan asker ve sivil "türk büyükleri"nin müthiş sosyolojik buluşu olan "iti ite kırdırma" politikası uygulanmalıydı. soğuk savaş'ın cephe ülkesi olan türkiye'de solcu öğrenci hareketleri geliştiğine göre, bunun karşısına bir ülkücü gençlik çıkarılmalı ve bunlar birbirine kırdırılmalıydı. bu strateji sonucunda beş bin genç hayatını kaybetti. daha sonra solun karşısına islam'ı çıkarmaya karar verdiler. sol düşmanı olarak yarattıkları ve destekledikleri hareketler ileri gidince de bu sefer ondan kurtulmak için başka örgütlenmelerden medet umdular. dolayısıyla türkiye'nin doğal dengesi altüst oldu. birbirine düşman gruplar yaratıldı, iç savaş provaları yaşandı, kısacası halkın deneme yanılma yöntemiyle demokrasiyi öğrenmesine ve olgunlaştırmasına hiçbir zaman izin verilmedi.

bir kenti böylece bırakıp gitmek
içinde bin kaygı bin bir soruyla

ilhan koman: aslında, cumhuriyet'te olan biten şu: hasta adamın çevresini türk bayraklarıyla kapladık, törenle, bando mızıkayla caddelerden geçirdik. ve buna yeni bir isim taktık. oysa hasta adam yatıyordu içinde.

"çanağında balın olsun, arısı bağdat'tan gelir."

konserde, bizim devletin niteliğini anlatan bir olay daha gelişti: millenium konseri'nin üç sunucusu vardı: ünlü hollywood aktörleri gregory peck, sydney poitier ve büyük ingiliz oyuncu peter ustinov. konserden önce bizim dışişleri'nden bazıları beni aradılar ve bir uyarıda bulundular: "gregory peck'in aslı ermeni'dir. asıl adı gregor pekmezciyan."

"yılanın sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş." (via ahmed arif)

yaşam dalga dalga uzar giderdi
ölüm gözümüzde bir arpa boyu
çocuk gibi öper, okşar, severdim
yediğim ekmeği, içtiğim suyu

gerçekten kumbara gibi bir ülkeydi türkiye; girmesi kolaydı ama çıkması zordu.

peter ustinov: ben, okullarda bana öğretilenleri unutabilmek için 15 yılımı verdim.

alvin toffler: ucuz iş gücüne dayalı bir ihracatla ayakta kalmak zor. çünkü bir gün sizden daha ucuzu çıkıverir. yüksek teknolojiye yönelmelisiniz. devletiniz silikon vadisi'nde 5 türk şirketi kurulmasını desteklesin. bu şirketler birkaç yıl zarar etsinler ama yüksek teknolojiyi, kadroları, üretim ilişkilerini kavrasınlar. bu yöntemin türkiye'ye çok büyük yararı olur.

değerli parfümler küçük şişelerde saklanır.

hans eisler: sadece müzikten anlayan bir kişi, müziği de anlayamaz.

dünyaya gelmek ve var olmak bir mucizedir ama insanların çoğu bunu düşünmez. dünyaya gelmiş olmalarını ve var oluşlarını çok doğal karşılar ve bunun sayılamayacak kadar çok parametrenin kesişmesiyle oluştuğunu akıllarına getirmezler.

4.03.2008

şüphe

jorge luis borges: şüphe, zekanın isimlerinden biridir.

william blake: bir adamın iyi ya da kötü olması beni ilgilendirmez; beni tek ilgilendiren,onun bir bilge mi yoksa bir aptal mı olduğudur. gidin, kutsallığınızdan sıyrılın ve zekaya bürünün.

bertrand russell: günümüzde dünyanın sorunlarının temel nedeni, aptallar kendilerinden fazlasıyla eminken, zekilerin şüpheyle dolu olmasıdır. 

alfred tennyson: inanın bana, dürüst şüphenin içinde, öğretilerin yarısında olduğundan daha fazla inanç vardır. 

aleister crowley: inançla uyudum ve kollarımın arasında bir cesetle uyandım. tüm gece şüpheyle içtim ve dans ettim ve sabah yanımda bir bakireyle uyandım.

descartes: dubito ergo cogito, cogito ergo sum. şüpheleniyorum, o halde düşünüyorum; düşünüyorum, o halde varım.

robert browning: en çok bilen, en çok şüphe edendir.

francis bacon: bir adam kesinlikle emin olduğu şeyler üzerinden yola çıkarsa yolculuğu şüpheyle sonuçlanır; fakat şüphelerle yola koyulmayı kabullenmişse kesin sonuçlara ulaşması mümkündür.

peter ustinov: inançlar insanları birbirinden ayırır. şüphe onları bir araya getirir.

federico fellini: birçok insan gibi ben de dinsizim ve akıntıyla sürüklenen küçük bir teknede oturuyorum. kendi yükümlülüğüm olan şüphelerle yaşıyorum. bunun asil bir yönü olduğunu düşünüyorum, yine de çabalamaya devam etmenin. 

thomas henry huxley: kuşkuculuk en yüksek erdem ve kör inanç en affedilmez günahtır.