johannes kepler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
johannes kepler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.08.2022

din

joan bakewell: yarattıkları varlıkların kendi bedenlerinden utanması gerektiğini öne süren bu tanrılar da kimdir? sözde yaratıcının kendi eserinin doğal güzelliğinden rahatsızlık duyduğu fikri, neredeyse dine küfretmekle eşdeğerdir.

katha pollitt: bence din ciddi bir iş-otoriter saçmalıklar, kadın düşmanlığı ve insanlığın aşağılanmasından oluşan ıvır zıvırların toplamı, insanın mutluluk ve özgürlüğünün ebedi düşmanıdır.

tertullianus: siz kadınlar şeytanın geçidisiniz. sizin hak ettiğiniz şey olan ölüm yüzünden, tanrı'nın oğlunun bile ölmesi gerekti. kadınlar! bizim sizin insanlığın yıkımı olduğunuzu unutmamızı sağlamak için, gözleriniz pişmanlık gözyaşlarıyla dolu olarak, yas giysileri içerisinde dolaşmanız gerekir.

johannes kepler: mucizeler kabul edildiğinde her bilimsel açıklama önemini yitirir.

ethan allen: dünyanın eğitim ve bilimin hüküm sürdüğü bölgelerinde mucizeler sona ermiştir. fakat barbarlık ve cehalet içinde yaşayan bölgelerde mucizelere hala rağbet edilmektedir.

william s. burroughs: bir şeyi mucize olarak nitelendirdiğinizde, gerçeklik olgusunu reddederek gerçeklik alanının ötesinde, karanlık ve sahte bir alan yaratıyorsunuz.

greg erwin: dindar insanlar kendi dinlerinin kanıtı olarak öne sürdükleri şeyleri, diğer dinlerin müritleri tarafından öne sürüldüğü zaman bir kanıt olarak kabul etmezler. dinler birbirlerinin mucizelerini, vahiylerini, peygamberlerini ve kutsal kitaplarını kabul etmezler.

9.11.2018

iskenderiye kütüphanesi

carl sagan


tarihimizde, bundan önce parlak bir bilimsel uygarlık umudu yalnızca bir kez belirmişti. iyonya'daki uyanışın kıvılcımladığı umudu sürdürenlerin sonraki kalesi iskenderiye kitaplığı'ydı.

bu kitaplıkta iki bin yıl önce antik çağın en parlak zihinleri matematik, fizik, biyoloji, astronomi, edebiyat, coğrafya ve tıbbın sistemli öğrenimine ilişkin temelleri atmışlardı. biz hâlâ o temeller üstüne bina kurmaktayız.

bu kitaplık, büyük iskender'in imparatorluğundaki mısır parselini devralan yunan kralları ptolemy'ler tarafından kurulmuş ve desteklenmişti. m.ö. 3. yüzyılda kuruluşundan yedi yüz yıl sonra yok edilişine dek eski dünyanın beyni ve kalbi iskenderiye kitaplığıydı.

iskenderiye yeryüzündeki kitap yayınının başkentiydi. tabii o zamanlar baskı makineleri yoktu. kitap pahalıydı. her bir kitap el yazmasıydı. kitaplık dünyadaki en iyi kitapların toplandığı merkez durumundaydı.


tevrat bize iskenderiye kitaplığı'nda yapılan yunanca çeviriler kanalıyla gelmiştir. krallardan ptolemy'ler servetlerinin büyük bir bölümünü yunanca yayımlanmış her kitabın satın alınması için harcadıktan başka afrika, iran, hindistan, israil ve dünyanın öteki ülkelerinden kitap almaya harcamışlardır.

iii. ptolemy euergetes sophokles'in, euripides'in ve aiskhylos'un ünlü büyük trajedi yapıtlarının asıllarını atina'dan ödünç almaya uğraşmıştı. atinalılar için bu trajedilerin asılları büyük bir mirastı. tıpkı shakespeare'in oyunlarının yazılı asıllarının ingiltere için büyük bir miras oluşu gibi. bu trajedilerin el yazmalarını atina'dan dışarıya çıkarmak istememişlerdi. fakat ptolemy büyük bir miktar parayı depozito olarak verince atinalılar trajedilerin asıllarını ödünç vermeye razı oldular. ne var ki, ptolemy bu kağıt tomarlarına altın ya da gümüşten daha çok değer veriyordu. depozitonun yanmasına razı oldu ve kitapların orijinallerini kitaplıkta alıkoyarak çerçeveletti. buna içerleyen atinalıların kızgınlığı ancak ptolemy'nin ezile büzüle adı geçen yapıtların yazdırılmış kopyalarını vermesiyle birazcık yatıştı. bir devletin bilgi uğruna böylesine çaba harcadığı çok enderdir.

ptolemy'ler yalnızca bilgi koleksiyoncuları değillerdi. bilimsel araştırmayı da teşvik ve finanse ederek yeni bilgi üretimine olanak sağlarlardı. bu girişimler çok iyi sonuçlar verdi. eratosthenes yerkürenin çevresini doğru olarak hesapladı, haritasını çizdi ve ispanya'dan batıya doğru sefere çıkılırsa hindistan'a varılabileceği görüşünü savundu.

hipparchus yıldızların varlığa kavuştuğu, yüzyıllar boyunca yavaştan devindikleri ve sonunda ölüp gittikleri görüşünü ortaya atan ilk kişiydi. yıldızların konum değiştirmelerini ve büyüklüklerini bir liste olarak çıkaran ve değişiklikleri saptayan da odur.

euclid'in geometri kitabından insanlık yirmi üç yüzyıldır yararlanıyor. bu yapıt kepler'in, newton'un ve einstein'in bilimsel ilgisini uyandırma işlevi de gördü. galenus'un yaraların kapanması ve anatomi üzerine yazdıkları, rönesans dönemine dek tıpta egemen görüşler olarak kabul edildi. daha nice örnekler sayılabilir.

iskenderiye batı dünyasının tanık olduğu en büyük kentti. tüm toplumlardan insanlar buraya yaşamaya, ticaret yapmaya, öğrenmeye gelirlerdi. herhangi bir gün limanına bakılacak olsa, tüccarları, turistleri ve öğrenime gelmiş hocaları görmek mümkündü.

burası yunanlıların, mısırlıların, arapların, suriyelilerin, yahudilerin, perslerin, finikelilerin, nubyalıların, gallerin ve iberyalıların eşya ve fikir değiş tokuş ettikleri bir merkezdi. belki burada kozmopolit sözcüğü gerçek anlamına kavuştu: bir ulustan değil, evrenden, kozmostan gelen herkes, bir başka deyişle, "evren ya da kozmos yurttaşlığı" anlamında kullanılıyordu.

mısır'ın büyük iskender'den sonraki yunan kralları öğrenim sorununu ciddiye alırlardı. yüzyıllar boyu bilimsel araştırmaya destek oldular ve kitaplıkta çağın en büyük beyinleri için çalışma ortamı hazırladılar. iskenderiye kitaplığında her konu için ayrılan on geniş hol bulunuyordu. botanik bahçesi, hayvanat bahçesi, kadavra inceleme odası, rasathanesi vardı. dinlenme saatlerinde açık tartışmaların yapıldığı büyük yemek salonunu suların aktığı çeşmeler süslemekteydi.

kitaplığın kalbi, kitap koleksiyonuna ayrılan bölümüydü. koleksiyon uzmanları dünyanın birçok kültür ve diline ait kitapları tararlardı. yabancı ülkelere adam gönderip kitaplıklardaki kitapları toptan satın alırlardı. iskenderiye'ye demirleyen yabancı gemiler kaçak eşya için değil, acaba kitap mı kaçırıyorlar diye aranıp taranırlardı. her biri elle yazılmış papirüs tomarı olmak üzere kitaplıkta o zamanlar yarım milyon kitap bulunduğu sanılıyor. bazen papirüs tomarlarının kopya edilmek üzere alındığı da olurdu.

bütün bu kitaplara acaba ne oldu? bunları yaratan klasik uygarlık yok oldu ve kitaplık kasten tahrip edildi. bu eserlerden yalnızca küçük bir bölümü kalmıştır. bazılarının da insanın içini burkan bölük pörçük parçaları. günümüze kalan bu bölük pörçük parçalar bile insan zihnini uyarıcı ne denli zengin bilgiler taşıyor, bir bilseniz! örneğin, kitaplığın raflarından birinde bulunduğunu bildiğimiz sisamlı astronomi bilgini aristarchus'un kitabında, yerküremizin gezegenlerden bir tanesi olduğuna ve onlar gibi güneş'in etrafında döndüğüne ve yıldızların çok uzaklarda olduklarına değiniliyordu.

bu ifadelerin hepsi de doğru olduğu halde, sözü edilen gerçeklerin yeniden bulunması için iki bin yıl daha beklemek zorunda kaldık. aristarkus'un bu eserinin kaybına duyduğumuz üzüntüyü, daha başka konulardaki kayıplar için de yüz binler sayısıyla çarparsak, klasik uygarlığın yarattığı görkemi ve mahvının trajedisini algılamaya başlayabiliriz.

çağdaş dünyamızın tohumları burada atılmıştır. bunların kök salıp filizlenmesi neden durdu sonradan acaba? niçin batı bin yıllık bir karanlık döneme girdi ve iskenderiye'deki yapıtların keşfedilip ortaya çıkarılması kristof kolomb ve kopernik dönemine kadar gecikti? bu sorulara yalın bir yanıt veremem. fakat şunu söyleyebilirim:

kitaplığın tarihi boyunca ünlü bilim adamlarıyla öğrencilerden herhangi birinin, toplumlarının siyasi, ekonomik ve dinsel düşüncelerine karşı çıktığına ilişkin tek bir kayda rastlanmıyor. yıldızların varlığı ve bu varlığın sürekliliği tartışılıyordu. oysa köleliğin adalete uygun olup olmadığı tartışılmıyordu. bilim ve öğrenim genellikle çok küçük bir mutlu azınlığın ayrıcalığıydı. kentteki halkın çoğunluğu kitaplıktaki buluşlar hakkında en küçük bir bilgiye sahip değildi. yeni buluşlar açıklanmadığı ve halka mal edilmediği için araştırma ve buluşlardan halk pek az yararlanmış oluyordu.

makineler ve buhar teknolojisindeki buluşlar, çoğunlukla silahların geliştirilmesinde uygulanıyor, batıl inançların dürtüklenmesinde ve kralların eğlendirilmesinde kullanılıyordu. bilginler hiçbir zaman makinelerin gücünü halkı özgürlüğe kavuşturma açısından değerlendirmediler. antik çağın bilimsel çalışmalarından halkın yararlanabileceği pratik buluşlara ender olarak geçilmiştir. bilim halk yığınlarının ilgisine sunulmamıştı. durgunluğa, kötümserliğe ve mistisizmin en süfli biçimlerine karşı terazinin öteki kefesini bastıracak bir çaba harcanmadı. ve sonunda halk güruhu kitaplığı yakmaya geldiğinde onları durdurabilecek kimsecikler yoktu.

iskenderiye kitaplığı'nın kuruluş yıllarında yaşayan theophrastus, "kutsal'ın karşısında batıl inanç korkaklıktır." diye yazmıştı.

atomların yıldızların göbeğinde üretildiği, her saniye binlerce güneşin varlığa kavuştuğu, yaşamın güneş ışığı ve şimşek çakışıyla genç gezegenlerin sularında ve havasında kıvılcımlandığı, biyolojik evrim harcının samanyolu'ndaki bir yıldızın patlamasından üretildiği, bir galaksi kadar güzel bir varlığın yüz milyarlarca kez şekil aldığı bir evrende yaşıyoruz. kuasarların, kuarkların, kar yaprakçıklarının ve ateş böceklerinin bulunduğu ve kara deliklerin, başka evrenlerin, radyo mesajları şu anda yeryüzüne belki de gelmekte olan yerküre dışı uygarlıkların bulunabileceği bir kozmostayız.

batıl inançların ve sahte bilimin insan kişiliğinin ayrılmaz parçası olan bilimin yanında ne denli sönük kaldığı ortadadır.

doğanın her yanı bize büyük bir gizi açığa vuruyor ve hayranlık duygumuzu kamçılıyor. theophrastus haklıymış. gerçek evrenden korkanlar, ne idüğü belirsiz bilgiyi tafrayla satmaya kalkanlar, kolay edinilen batıl inançların konforuna sığınacaklardır. dünyayla göz göze gelmektense ondan gözünü kaçıranlardır bunlar. oysa kozmosun dokusunu ve yapısını keşfetme cesaretini gösterenler, kendi istek ve önyargılarına uygun bulmasalar bile onun en derin gizlerine inebileceklerdir.

yeryüzünde bilimle meşgul olan başka bir tür yoktur. insanın icat ettiği bir yoldur bilim ve doğal ayıklama sonucu insanoğlunun beyin kabuğunda gelişmesinin bir tek basit nedeni vardır: çünkü belli bir işleve sahiptir. mükemmelleşmiş değildir; bir araçtır sonuçta. yanlış kullanılabilir. ama şimdiye dek icat edilmiş en iyi araçtır: kendi kendini düzeltebilen, çalışan ve her konuya yatkın. iki kurala sahiptir. birincisi: kutsal kabul ettiği gerçek yoktur. her öneri eleştirerek incelenmelidir. tepeden inme, otoriter savlar değersizdir. ikincisi: olaylarla bağdaştıramadığı her şeyi gereksiz kılar.

hiçbir devletin, hiçbir dinin, hiçbir ekonomik sistemin, hiçbir bilgi birikiminin hayatta kalmamıza yetecek tüm yanıtları vermeye yeterli olabileceği sanılmamalıdır.

3.10.2017

kozmos

carl sagan

kozmos'un keşfi kendi kendimizi keşif yolculuğudur.

en basit yapılı tek hücreli organizma bile en mükemmel cep saatinden daha karmaşık bir makinedir.

çok bilmek, çok zeki olmakla eş değildir. akıl yalnızca bilgi demek değildir, aynı zamanda yargıdır da. başka bir deyişle, bilgiler arasında bağlantı kurup bunları kullanmaktır.

dünyamızda uzunluk ölçüsü olarak kullandığımız metre ya da kilometre gibi ölçüler, kozmos'un boyutları için geçerli değildir. kozmos öylesine büyüktür ki, kilometreler anlamsız kalır. kozmos'ta ölçü olarak ışık hızını kullanırız. ışık, saniyede 300 bin kilometre hızla ilerler. başka bir deyişle, yerküremizin çevresini saniyede yedi kez dolanmış olur. ışık sekiz dakikada güneş'ten dünyamıza ulaşır. böylece yerküremizin güneş'ten sekiz ışık dakikası uzaklıkta bulunduğunu söyleyebiliriz. bir yılda ışık uzayda on trilyon kilometre kateder. ışığın bir yılda aldığı mesafeye ışık yılı adı verilir. ışık yılıyla zaman değil, uzaklık ölçülür.

yüz milyar kadar galaksi, her birinde de ortalama olarak yüz milyar yıldız var. bütün galaksilerde, yıldız kadar gezegen de bulunması olasılığı söz konusu. böylesine akılalmaz sayılar karşısında, neden tek bir yıldız, yani güneş insanların yaşadığı bir gezegene hayat veriyor olsun da, başka olasılıklar bulunmasın? niçin kozmos'un ücra bir köşesinde yaşama mutluluğuna yalnızca bizler ermiş olalım? kanımca, evrende hayat kaynıyor olması çok daha güçlü bir olasılıktır.

bilim kendini düzelten bir girişimdir. bilimin temelinde düştüğü yanılgıyı düzeltme yatar. yeni deney sonuçları ve yeni düşünceler, sürekli olarak eskiden giz olan şeyleri çözümlemektedir.

bilime gücünü veren, özgür araştırma ve ne denli garip gelirse gelsin, ortaya atılan bir varsayımın değeri üzerinde araştırma yapılması gerektiği düşüncesinin yerleşmesidir. alışılmış fikirlere benzemediği için insanı tedirgin eden yeni fikirlerin boğulması, din ve siyaset çevrelerinde görülebilir. fakat böyle bir şey, bilgiye götüren bir yol değildir ve bilimsel çaba kavramıyla bağdaşamaz. yeni ufuklar açacak görüşleri kimin öne süreceğini önceden kestirip atamayız.

"iyi yaşamak için göze batmadan yaşamak gerek."

aristarkhos ve kopernik'e karşı gösterilen direniş, güneş'in yerküre çevresinde döndüğü görüşü günlük yaşamımızda halen sürmektedir. hâlâ güneş'in "doğduğundan" ve güneş'in "battığından" söz ederiz. aristarkhos'un helyosentrizm fikrini ortaya atmasından bu yana 2.200 yıl geçti ve kullandığımız dil hâlâ yerküremizin dönmediği yolundadır.

evrendeki yıldızların toplam sayısı yeryüzünün tüm kumsallarındaki kum tanelerinden daha fazladır.

yerküremize uzaydan baktığımızda ulusal sınır diye bir şey göremiyoruz. uzaydan gezegenimizin incecik mavi bir hilal, sonra da yıldızlar kenti arasında bir ışık noktası olarak göründüğünü izleyince etnik, dinsel ya da ulusal şovenist davranışların sürdürülmesi akılalmaz bir duruma dönüşür.

eğer genişleyen bir evren ve büyük patlama görüşü doğruysa, o takdirde daha güç sorularla karşılaşacağız demektir: büyük patlama anında koşullar nasıldı? ondan önce ne olmuştu? maddeden yoksun küçücük bir evren vardı da, ardından madde birden hiç yoktan mı yaratıldı? bu nasıl oldu? birçok toplumun kültüründe tanrı'nın evreni hiç yoktan var ettiği yanıtı verilir. fakat soruları savsaklamak demektir bu. eğer soruyu yüreklice sürdürürsek, bir adım daha atarak tanrı'nın nereden çıktığını sormalıyız. eğer bu soruya yanıt verilemez dersek, kendimizi boşuna yormadan, evrenin başlangıcı sorusunun yanıtsız kalacağı kararına neden varmayalım? ya da tanrının her zaman var olduğunu söylersek, evrenin her zaman var olduğunu neden söylemeyelim?

ölüm döşeğinde tycho brahe bilgilerini kepler'e armağan etmiş ve bu hoş çılgınlığının son gecesinde, şu sözlerini, sanki şiir yazan biri gibi tekrarlayıp durmuştu: "boşuna yaşamış olduğum sanılmasın. boşuna yaşamış olduğum sanılmasın."

8.07.2009

tarihte anlar

eduardo galeano

1919'da, devrimci rosa luxemburg berlin'de katledildi. katiller onu dipçik darbeleriyle öldürüp bir kanalın sularına attılar.

daha henüz matbaa yokken, imparator şarlman, aachen şehrinde avrupa'nın en iyi kütüphanesini yaratan çok sayıda metin kopyalayan ekipler oluşturdu.

1553'te, brezilya'nın ilk piskoposu pedro sardina, bu topraklara ayak bastı. üç yıl sonra, alagoas'ın güneyinde, caetes yerlileri tarafından yendi.

dünyanın sahibi, petrolün kralı, standart oil company'nin kurucusu john d. rockefeller 1937'de öldü. neredeyse bir asır yaşamıştı. otopside vicdan namına herhangi bir şeye rastlanmadı.

2008 yılında birleşik devletler hükümeti, nelson mandela'yı tehlikeli teröristler listesinden silmeye karar verdi. dünyanın en saygın afrikalısı altmış yıl boyunca bu uğursuz katalogda yer almıştı.

1967'de bolivya'da, quebrada del yuro'da, bin yedi yüz asker che guevara ve az sayıdaki gerillanın etrafını sardı. tutsak alınan che ertesi gün katledildi.

tüm insanlık tarihinde ilk sürgüne mahkum edilenlerin adem ve havva olduğunu hatırlatmak fena olmaz.

görerek yaşadı. görmeyi bırakınca, 1630 yılında bugün öldü. johannes kepler'in mezar taşında şöyle yazar: "gökleri ölçtüm. şimdi karanlıkları ölçüyorum."

25 kasım 1960 günü, dominik cumhuriyeti'nde generaller generali trujillo'nun diktatörlüğüne karşı çıkan üç militan öldüresiye dövüldükten sonra bir uçurumdan atıldı. bunlar mirabal kız kardeşlerdi. o kadar güzeldiler ki, onlara kelebekler diyorlardı.

2010 yılında rus hükümeti, katyn, kharkov ve miednoje'deki on dört bin beş yüz polonyalı mahpusun ölümünün sorumlusunun stalin olduğunu resmen kabul etti. polonyalılar 1940 ilkbaharında enselerine sıkılan kurşunla öldürülmüş ve suç nazi almanyası'nın üzerine atılmıştı.

kosta rika devlet başkanı don pepe figueres şöyle demişti: "burada kötü giden yegane şey, her şey." ve 1948 yılında silahlı kuvvetleri kaldırdı. birçok kişi bunun dünyanın sonu ya da en azından kosta rika'nın sonu olduğunu söyledi. ama dünya dönmeye devam etti, kosta rika da savaşlardan ve askeri darbelerden kurtuldu.