korkudan birbirimizin girmememiz gereken derinliklerine girmiştik. bu uzun güven döneminin ansızın gelen karşıtına gereksinimimiz vardı. artık sıra yıkıcı nefretteydi. bu büyük yakınlık içinde nefret sevgiyi biçebilirdi; çünkü sevgi nasıl olsa ot gibi büyüyüveriyordu. ağza alınan hava kadar ömürleri kısa süren kırgınlıkları özürler hemen siliyordu. kavga isteyerek çıkarılıyor, sözler ise istemeden sarf ediliyordu. öfke bittiğinde hep, uydurulmuş sözlere başvurmaksızın, sevgi dile geliyordu. sevgi hep vardı. ama kavga sırasında tırnaklarını çıkarıyordu.
18.08.2022
sevgi
korkudan birbirimizin girmememiz gereken derinliklerine girmiştik. bu uzun güven döneminin ansızın gelen karşıtına gereksinimimiz vardı. artık sıra yıkıcı nefretteydi. bu büyük yakınlık içinde nefret sevgiyi biçebilirdi; çünkü sevgi nasıl olsa ot gibi büyüyüveriyordu. ağza alınan hava kadar ömürleri kısa süren kırgınlıkları özürler hemen siliyordu. kavga isteyerek çıkarılıyor, sözler ise istemeden sarf ediliyordu. öfke bittiğinde hep, uydurulmuş sözlere başvurmaksızın, sevgi dile geliyordu. sevgi hep vardı. ama kavga sırasında tırnaklarını çıkarıyordu.
8.07.2022
sevgi
sevgi, bir bakıma kusursuzluğa ulaşma çabasıdır.
gerçek sevginin en büyük belirtisi şudur: sevgiliye, yer birliğinin sağladığından daha derin bir bağlılık ve içtenlikle yakın olmak. aslında bu, o kişiyle canlı bir birliktelik yaşamak demektir. sevgiliyle birlikte var olma durumu içinde, nasıl olursa olsun, onun alınyazısını paylaşarak birlikte olmak. bir hırsızı seven kadın, kendi bedeni nerede bulunursa bulunsun, duygularıyla hapiste yaşıyor demektir.
sevgi, ruhun en incelikli ve en kapsayıcı edimi olduğundan, ruhun durumunu ve özünü yansıtır; sevgi içindeki insanın nitelikleri ister istemez sevginin kendisine atfedilmelidir. eğer o birey duyarlı değilse, sevgisi nasıl duygu yüklü olabilir? o kişi derinlikten yoksunsa, sevgisi nasıl derin olabilir? insan nasılsa, sevgisi de öyledir.
insan, sevgi denen görüngüyü, ta içinden açık seçik görmek isterse, her şeyden önce, sevginin, hemen herkesin ulaşabileceği, içinde yaşadığımız toplum, ırk, ulus ve dönem söz konusu olmadan her dakika her yerde olan evrensel bir duygu olduğu yolundaki yaygın fikirden kendisini kurtarmak zorundadır. sevgi az rastlanan bir olay; ancak belli ruh yapısındakilerin yaşamayı umabilecekleri bir duygudur: aslında, bazı bireylerde bulunan, normalde başka yeteneklerle birlikte bahşedilen; ama tek başına da görülebilen özgül bir yetenektir.
don juan, kadınları seven erkek değil, kadınların sevdiği erkektir.
tüm sevgilerin özünde, seven kişinin, belli bir eksiksizlik taşıyormuş gibi görünen bir başka varlıkla birleşme arzusu yatar. öyleyse sevgi, ruhlarımızın bir bakıma üstün, ortalamadan daha yüksek, yüce olan bir şeye doğru kayması demektir.
aslında hiç kimse nesneleri çıplak gerçeklikleri içinde görmez. bunun gerçekleştiği gün, dünyanın son günü olacaktır; en büyük aydınlanma günü olacaktır.
sevgiyle nefret; arzunun, iştahın ya da şehvetin iki değişik biçimidir. sevgi, iyi olduğu sürece iyi bir şeye karşı duyulan arzudur. olumsuz bir arzu olan nefretse kötülüğün yadsınmasıdır. kendimizi ruhsal bir devinim içinde, bir nesneye doğru yönelmiş ve hiç durmadan iç benliğimizden başka birine doğru akar durumda bulmamız, sevginin ve nefretin temel özelliğidir. sevdiğimizde, içimizdeki dinginliği ve sürekliliği terk ederek gerçekten o nesneye doğru göç ederiz. sürekli bir göç durumu içinde olmak, sevgi içinde olmak demektir.
bir insanın özünden kaynayıp taşan sevgi hiçbir durumda ölemez. duyarlı ruhun üzerinde sonsuza dek sürecek, aşıya benzer bir iz bırakır.
sevgi üzerinde en iyi düşünebilecek olanlar, sevgi deneyimini en az yaşamış olanlardır; oysa sevgiyi yaşamış olanlar, bu konuda düşünme yetisi olmayanlar, sevgiyi saran o yanar döner, hiçbir zaman yakalanamayacak renkli tüyleri inceden inceye çözümlemeden geçirme yetisi olmayanlardır.
yüce bir ruhun ateşli tutkuya boyun eğmesi güç iştir.
22.11.2021
umut ve inanç
"yaşayan her şeye katılan kişi için vardır umut." (eski ahit)umut ve inanç, yaşamın temel nitelikleri olduklarından doğaları gereği statükoyu bireysel ve toplumsal olarak yüceltme yönünde hareket ederler. sürekli bir değişme süreci içinde bulunmak ve asla herhangi bir belirli anda aynı kalmamak, yaşamın niteliklerinden biridir.
umut etmek, insan olmanın temel koşullarından biridir. insan umut etmekten vazgeçerse cehennemin kapısından girmiş demektir, kendi insanlığını geride bırakmış demektir.
inanç ve umut sahibi kişiler genellikle gerçekçi değillerdir. gerçekçilerdeyse inanç da umut da pek bulunmaz.
insan ve toplum, umut ve inanç edimi içinde, her an diriltilmektedirler. her sevme edimi, her farkındalık ve tutku edimi diriliştir. her durgunluk edimi, doymakbilmezlik, bencillik edimi ölümdür. varoluş her an bizi diriliş ve ölüm seçenekleriyle karşı karşıya getirir. her an bir yanıt veririz, birini seçeriz. bu yanıt, söylediğimiz ya da düşündüğümüz şeyde değil, ne olduğumuzda, nasıl bir edimde bulunduğumuzda ve nereye doğru hareket etmekte olduğumuzda yatmaktadır.
14.08.2020
sevgi
sevgi bir alışkanlık, bir yükümlülük ya da bir borç değildir. aşk şarkılarında söylenenler değildir. sevgi sevgidir. tanımı yoktur. sev ve fazla soru sorma. yalnızca sev.sevgi istenemez; çünkü başlı başına bir amaçtır. sevgi ihanet edemez; çünkü sahip olmayla hiçbir ilgisi yoktur. sevgi hapsedilemez; çünkü bir ırmaktır. sevgi taşar, sel olur. onu hapsetmeye kalkan, onu besleyen pınarın önünü keser; bir yere kapatılan su ise durgunlaşır, bozulur ve kokar.
nefret, bir insanı olgunlaştırdığında, sevmenin birçok yolundan birine dönüşür.
insan sevgiyi ya hisseder ya da hissetmez, bu dünyada onu sana hissettirecek bir güç yoktur. birbirimizi seviyormuş gibi yapabiliriz. birbirimize alışabiliriz. bir ömür boyu birlikte yaşayabilir, çocuklar yetiştirebilir, her gece sevişebilir, orgazma ulaşabilir; ama yine de bütün bu yaptıklarımızda korkunç bir boşluk olduğunu, çok önemli bir şeyin eksik kaldığını düşünebiliriz.
sevgiye tümüyle teslim olmak, kendi rahatımız ve karar verme yeteneğimiz de dahil her şeyden vazgeçmek demektir. sözcüğün en derin anlamında sevmek demektir bu. sevgi gelir, yerleşir ve her şeyi yönetmeye başlar. bu sudan bir kez içen, susuzluğunu başka pınarlarda dindiremez.
13.04.2020
hugh ve armande
dağlarda, elverişli noktalarda, granit kalbin özel zulalarında, bitişikteki kayaların beneklerine benzetilerek boyanmış çelik yüzeylerin arkasında ne güçlü sözler, ne silahlar saklıdır! ne var ki, kısa nişanlılık ve evlilik günlerinde sevgisini dile getirmek istediğinde hugh person onu inandıracak, onu duygulandıracak, onun katı kara gözlerini parlak yaşlarla dolduracak sözcükleri nerede arayacağını bilmiyordu. öte yandan, iyisini kötüsünü tartıp dökmeden rastgele söylediği bir şey, entipüften bir söz, o ruhu kurumuş, aslında mutsuz kadının birdenbire histeri derecesinde mutlu olmasını sağlardı. bilinçli girişimler sonuçsuz kalıyordu. hugh, bazen olduğu gibi, saatlerin en sıkıntılısında, zerre kadar cinsel niyet taşımaksızın, okumayı bırakıp onun odasına girer ve kendinden geçmiş, tanımsız, yere inmiş bir tembel hayvan gibi dizleriyle dirseklerinin üstünde, iniltili bir sesle derin sevgisini dile getirerek ona doğru ilerlerse, soğuk armande, ayağa kalkmasını ve soytarılık yapmaktan vazgeçmesini söylerdi ona. düşünüp bulabildiği en ateşli seslenişler -prensim, sevgilim, meleğim, hayvanım, eşsiz yaratığım- onu çileden çıkartmaktan başka bir işe yaramıyordu. "niçin" diye soruyordu armande, "bir beyefendinin bir hanımla konuştuğu şekilde doğal, insan gibi konuşmuyorsun benimle; öyle soytarıca hareketler yapmak zorunda mısın; niçin ciddi, sade ve inanılır olmuyorsun?" ama sevgi, hugh'un söylediğine göre, asla inanılır olamazdı; gerçek yaşam gülünçtü, sevgiye saf köylüler gülerdi. hugh, armande'nin eteğinin ucunu öpmeye ya da pantolonunun ütü çizgisini, öfkeli ayağının iç yanını, parmağını ısırmaya çalışırdı -ve bet sesiyle ağlamaklı, alışılmadık, ender, kanıksanmış hiçbir şeyleri ve her şeyleri kendi kulağına mırıldana mırıldana yerde sürünürken, yalın sevgi ifadesi, sanki, görünürde dişiden eser yokken yalnızca erkeğin yaptığı bir tür yoz kuş gösterisine dönüşüyordu -uzun boyun dosdoğru yapılır, sonra bükülür, gaga daldırılır, boyun yeniden dosdoğru yapılır. bütün bunlar, kendisinden utanmasına neden oluyordu; ama hugh duramıyordu. armande ise anlayamıyordu; çünkü hugh, öyle zamanlarda doğru sözcüğü, doğru nilüferi hiç bulup çıkaramadı.
9.01.2020
aşk
aşk denilen şey insanların genellikle sandıklarından çok daha derin ve çok yönlüdür.sevmek günah mı? sevgiye gereksinme duymak, sevgisiz yaşayamamak günah mı? bence sevgisiz yaşamaktır asıl günahkar ve ahlaksız bir durumu sürdürmek. eğer hayatta bir şeye pişmansam, o da, birtakım mistik ve teolojik meselelere kafamı takıp bir süre insanlardan uzak yaşamakta direnmiş olmamdır.
"herhangi bir kadın, hangi yaşta olursa olsun, sevdiği ve iyi yürekli olduğu takdirde, erkeğe bir anın sonsuzluğunu değil ama, sonsuzluktan bir an verebilir."
yaşam ne gizemli bir şey; aşk ise o esrarın içinde bir başka gizem. bir anlamda hiçbir zaman aynı kalmıyor; ama meydana gelen değişiklikler gelgit olayında suların alçalıp yükselmesi gibi -yani, denizde gerçek bir değişiklik olmuyor.
24.07.2019
sevgi ve evlilik
almanya'nın söz konusu bölgesinde yaşayan köylüler, işbirliği isteminin evlilik yaşamının temel koşulunu oluşturduğunu kavramıştır. sevgi ve evlilik nedir sorusu tarafıma yöneltilse, bu soruyu eksiksiz olduğu söylenemeyecek şekilde şöyle yanıtlardım: sevgi ve evlilik, eşlerden birinin karşı tarafa bedensel cazibenin, arkadaşlık ve çocuk sahibi olma isteminin dürtüsüyle kendini açığa vuran canı gönülden teslimiyetidir.
sevgi ve evliliğin yalnızca iki tarafın değil tüm insanlığın mutluluğu için bir iş birliği oluşturduğunu görmek zor değildir. evliliğin tüm insanlığın mutluluğu için yapılan bir iş birliği olması, sorunun tüm yönlerini açıklığa kavuşturur. insandaki dürtülerin en önemlisi sayılan bedensel cazibe de insanlık için son derece önemlidir. daha önce pek çok kez değindiğim gibi, insanlık yetersiz organsal donatımdan dolayı dünya dediğimiz bu zavallı gezegenin kabuğu üzerinde yaşamaya pek elverişli değildir. insan yaşamının sürdürülmesi için en önemli yol üreyip çoğalmak, insanlıktaki doğurganlığın ve hiç gücünü yitirmeyen bedensel cazibenin nedeni de bunu sağlamaktır.
kanımca sevgi ve evliliği birbirinden tümüyle bağımsız sorunlar gibi ele alıp değerlendiremeyiz. bir insan bu bakımdan asla tümüyle özgür sayılamaz; kendi sorunlarının çözümünü asla yalnızca kendi kişisel düşüncelerinin doğrultusunda ele geçiremez. her insan birtakım kesin bağımlılıklar içinde yaşar, gelişimi belirli bir çerçeve içinde gerçekleşir, vereceği kararları bu çerçeve içine yerleştirmek zorundadır. evrenin belirli bir yerinde yaşamamız, koşulların öngördüğü sınırlama ve olanakların izin verdiği ölçüde gelişebilmemiz, kendilerine uyum sağlamamız gereken insanlar arasında yaşamımızı sürdürmemiz, kadın ve erkek diye ikiye ayrılmamız ve soyumuzun sürüp gitmesinin bu iki cinsiyetin mensupları arasındaki ilişkiye bağlı olması, üç temel bağımlılığı oluşturur.
bu ikili çalışmanın başarıya ulaşabilmesi için, iki kişiden her birinin kendisinden daha çok karşıdakini düşünmesi gerekir. sevgi ve evlilik yapısının, üzerinde başarıyla yükseleceği biricik temel budur.
taraflardan her birinin kendisinden çok karşısındakini düşünebilmesi için iki taraf arasında bir eşitliğin varlığı gerekir. böyle içten bir özverinin gerçekten söz konusu olması durumunda taraflardan hiçbiri kendini baskı altında ya da ikinci plana itilmiş hissetmeyecektir. eşitlik, ancak her iki tarafın böyle bir tutuma sahip olmasıyla sağlanabilir. taraflardan her biri ötekinin yaşamını kolaylaştırmaya ve zenginleştirmeye çaba harcayacaktır. ancak bu şekilde her iki taraf kendini güven içinde görür, taraflardan her biri öteki tarafından istendiği, ötekince önem taşıyıp işe yaradığı duygusuna sahip olacaktır. sağlıklı bir evliliğin temel güvencesini, evlilik ilişkisinde mutlu olabilmenin kesin koşulunu karşı taraf için bir önem taşındığı, yerinin bir başkasıyla doldurulamayacağı, karşı tarafça gereksinildiği, ona bir insan ve gerçek bir dost gözüyle bakıldığı duygusu oluşturur.
iki kişilik bir toplulukta iki taraftan hiçbiri ötekine hizmet eder konumda bulunamaz. birinin hükmetmek ve ötekini itaate zorlamak istemesi durumunda, iki insanın verimli bir birliktelik kurabileceği düşünülemez. günümüz koşullarında pek çok erkek hatta kadın ailede hükmedip emredecek, önder rolü oynayacak, sözünü geçirecek kişinin erkek olması gerektiği inancındadır. pek çok mutsuz evlilikle karşılaşmamızın nedeni de işte budur.
hiç kimse öfke ve nefret duygusuna kapılmadan bir başkasının kendisi üzerindeki tahakkümüne katlanamaz. hayat arkadaşlığı yapacak kişilerin eşit haklara sahip olması gerekir; ancak o zaman önlerine çıkacak güçlükleri yenebilecek güce kavuşurlar.
sevginin bin bir türü vardır; evlilik ödevlerinin üstesinden gelebilmenin en iyi yolu bir mesleğe, paylaşma duygusuna ve toplumsal bilince sahip olmaktır.
iyi bir evlilik bizden sonraki kuşağı doğru dürüst yetiştirmede en iyi yoldur. evli çiftlerin bunu asla akıllarından çıkarmaması gerekir.
6.07.2019
tanrı
tanrı'ya inanmadan, ona güvenmeden yaşamak kolay olmaz. bunlar olmazsa tüm cesaretini yitirir insan.doğa karşısında hemen herkes duygulanır; ama daha az, ama daha çok. oysa tanrı'nın bir ruh olduğunu ve ona inananların ona tüm ruhlarıyla ve gerçekten bağlanmaları gerektiğini ta derinden duyan pek az insan vardır.
büyük sanatçıların, gerçek ustaların, başyapıtlarında bize söylemek istediklerinin gerçek anlamını kavramaya çalışmak da insanı tanrı'ya götürür.
öte yandan, din adamlarının tanrısı benim için bir kapı tokmağı kadar cansız.
tanrı'yı tanımanın en iyi yolu pek çok sevmektir. bir dostu sev, karını sev, bir şeyi, canın ne istiyorsa onu sev, bildiğinden daha fazlasını bilmenin doğru yoluna girmişsin demektir. ancak ulu, ciddi, mahrem bir duygu birliğiyle sevmeli kişi, tüm gücü ve aklıyla sevmeli, daha derinden, daha iyi, daha çok öğrenmeye çalışmalı. böylesi bir yol tanrı'ya götürür, sarsılmaz imana götürür.
17.05.2019
sevgi
sabırla güçlenen, engellere rağmen büyüyen, kışın ısıtan, baharda çiçek açan, yazın bir esinti gönderen ve sonbaharda meyve veren bir şeydir sevgi.sevme gücü, insana verilmiş en büyük hediyedir; çünkü seven insandan asla geri alınamaz. sevgi, alçak gönüllülüğüne bürünmüş olarak geçer yanımızdan; ama biz ya korkulara kapılıp kaçarız ondan, saklanırız kuytuluklara; ya da izleriz onu, adına kötülüklerde bulunabilmek için.
yuvam "beni terk etme, burada geçmişin yaşıyor." der; yol ise"gel ve beni takip et, ben senin geleceğinim!" ve ben hem yuvama hem de yola derim ki: "ne geçmişim ne de geleceğim var benim. kalırsam, kalışımda bir gidiş; gidersem, gidişimde bir kalış olacaktır. sadece sevgi ve ölüm her şeyi değiştirebilir."
sevgi çizi çağırınca onu takip edin, yolları sarp ve dik olsa da. ve kanatları açıldığında, bırakın kendinizi, telekleri arasında saklı kılıç sizi yaralasa da. ve sizinle konuştuğunda ona inanın, kuzey rüzgarının bir bahçeyi harap edişi gibi, sesi tüm hayallerinizi darmadağın etse de. çünkü sevgi sizi yücelttiği gibi çarmıha da gerer. sizi büyüttüğü ölçüde budayabilir de. en yükseklere uzanıp güneşle titreşen en hassas dallarınızı okşasa da, köklerinize de inecek ve onları sarsacaktır, toprağa tutunmaya çalıştıklarında. mısır biçen dişliler gibi sizi kendine çeker; çıplak bırakana kadar döver, harmanlar; kabuklarınızı, çöplerinizi ayıklar, eler. bembeyaz olana kadar öğütür sizi, esnekleşene kadar yoğurur ve tanrı'nın ilahi sofrasına ekmek olasınız diye, sizi kendi kutsal ateşine savurur. sevgi bütün bunları, kalbinizin sırlarını bulasınız diye yapar. ve bu biliş, hayatın kalbinin bir cüzzünü yaratır.
5.01.2018
sevgi
sahiplenmede sevgi yoktur.sevgi olmadığında bizler nefsi terk etmenin içsel canlılığını ve sadeliğini taşımayan şekilsel bir güzelliğin peşine düştüğümüz bir uygarlık yaratırız.
sadece akıllı, kurnaz olan insanlar sevginin ne olduğunu bilmezler; çünkü zihinleri keskin olsa bile yüzeyseldir, yüzeyde yaşarlar; oysa sevgi yüzeyde durmayan bir şeydir.
gerçeklik sevgisi hiçbir din tarafından kuşatılamaz ve organize dinler sevgiyi kullandığında o sevgi ölür. çeşitli faaliyet alanları içinde gayretkeş görünen otoriter devletler, organize dinler ve toplumlar eylem tutkusuna dönüşen sevgiyi farkında olmadan yıkarlar.
hırslı insanlar sevginin ne olduğunu bilmezler ve ortalık hırslı insandan geçilmiyor. işte bu yüzden dünyada mutluluk yok ve yine bu yüzden yetişkin bir insan olarak bütün bunları görüp anlamanız ve sevginin ne olduğunu kendi başınıza keşfetmeniz çok önemlidir. iyi bir mevkiye, çok güzel bir eve, muhteşem bir bahçeye, zarif kıyafetlere sahip olabilirsiniz; başbakan olabilirsiniz ama sevgi olmadan bunların hiçbiri bir anlam ifade etmez.
18.09.2017
günah
sevgiye karşı işlenen günahlar büyük günahlardır ve en büyük cezayı hak ederler. hırsızlık bir suç, çoğu zaman da günahtır; fakat yalnızca paraya ya da mala karşıdır. cinayet bir suç, çoğu zaman da günahtır; fakat günahın derecesi, yaşamaya değen ya da başkalarına acı ve yoksulluk getiren yaşamın değerine bağlıdır. fakat sevgi her zaman iyidir ve sevgiye karşı işlenen günahlar her zaman en kötü günahlardır. çünkü sevgi tek, sahip olduğumuz özellikle insani tek şeydir. tecavüz en büyük günahtır, cinayetten daha büyük; çünkü sevgiye karşı işlenen bir günahtır.
26.08.2017
sevgi
valerie solanas
sevgi, bağımlılık ya da cinsellik değil, dostluktur ve o yüzden iki kadın arasında, bir erkekle bir kadın arasında sevgi olamaz. konuşma gibi sevgi de yalnızca güvenli, serbest hareket edebilen, bağımsız, hoş iki erkeğin arasında gerçekleşebilir; çünkü arkadaşlık hor görmeye değil saygıya dayanır.
hoş kadınlar arasında bile yetişkinlik çağında arkadaşlık nadiren oluşur; çünkü bunların neredeyse hepsi ya ekonomik olarak var olabilmek için bir erkeğe bağlanmıştır ya da cangılda ilerleyebilmek ve o şekilsiz kütle içinde başlarını dik tutabilmekle meşguldür.
sevgi, para ve manasız çalışmaya dayanan bir toplumda çiçek açamaz. sevginin, mutlak ekonomik ve kişisel özgürlüğe, boş vakte ve insanı yoğun biçimde özümseyen, duygusal olarak tatmin eden ve saygı duyduğunuz insanlarla paylaşıldığında derin arkadaşlığa yol açan faaliyetlere ihtiyacı vardır.
11.08.2017
sevgi
susanna tamaro: sevgi özendir.andrey platonov: sevgi, yokluk ve kederden oluşur. insan hiçbir şeyin yokluğunu çekmese ve kederlenmese başka bir insanı sevmezdi hiç.
alain de botton: sevgi, bir kişinin başka bir kişinin varlığına gösterdiği saygı ve hassasiyettir.
gustave flaubert: insanın sevdikleriyle yaşayamamasından sonra en büyük işkence, sevmedikleriyle yaşamasıdır.
nick cave: sevgi yapıştırıcıların kralıdır. dünyanın kalbinin atmasını sağlar.
juli zeh: hayatta en önemli şey sevgidir. sevgi doğadır, özgürlüktür; kadınlar, balık tutmak, düzeni bozmaktır. farklı olmaktır. düzeni daha da bozmaktır.
viktor emil frankl: insanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef sevgidir. bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir.
philipp vandenberg: sevgi her zaman bir yolunu bulur.
charles dickens: bütün gözler buz gibi bakışlarla başka yöne çevriliyken sevgi ve şefkat yüklü sessiz bir bakış -herkes bizi yüzüstü bıraktığı sırada tek bir kişinin duygudaşlığına, sevgisine mazhar olduğumuzu bilmemiz- en derin elem kuyusunda hiçbir servetin satın alamayacağı, hiçbir iktidarın başedemeyeceği bir tutamaktır, bir destek, bir tesellidir.
"sevgi, özgürlüğün çocuğudur, hiçbir zaman tahakkümün değil." (via erich fromm)
hermann hesse: sevgi avuç avuç dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir; ama haydutlukla ele geçirilemez.
2.08.2017
aşk
hayatta en önemli şey düzüşmek olmasa tekvin onunla başlamazdı.bir özveriyi gerektiren sevgiye inan; bunun dışında her şey, çoğu zaman, boş sözlerden başka bir şey değildir.
sana kanını feda etmeye hazır demiyorum -bu anlık ve kolay bir şey- bütün bir yaşam boyunca sana bağlanmaya hazır olmayan kişiden bir sigara bile kabul etmemelisin.
en kutsal sevgilerimizin hepsi tembel bir alışkanlıktan başka bir şey değildir.
bir kız arkadaşını yitirmekten üzüntü duymak budalalıktır; onunla karşılaşmamış olabilirdin; öyleyse onsuz da edebilirsin.
tanımak, bilmek isteğidir aşk.
gurur ve şehvetten meydana gelen bir tutkuda başkalarını düşünme erdemini aramak gülünçtür.
aşkın en beyliği insanın sevdiği konusunda bilmediği şeylerle beslenir. ama insanın bildiği şeylere dayanan bir aşkın üstünde ne olabilir?
kendini çocukça teslim edişinle kimsenin ilgilenmediğini anladığın zaman sona erer gençlik.
oysa herkes öldürür sevdiği şeyi
bu herkesçe biline
kimi sert bir bakışla yapar bunu
kimi övücü sözlerle
hiçbir sakınma duymadan sevmek, karşılığı durmadan ödenen bir lükstür.
bir başkasını gerçekten seven insan bu ilişkinin neden yaşam boyu sürmesini istemekte diretir? çünkü yaşamak acı çekmek, aşkın tadını almak ise duygusuzlaşmak demektir; bir ameliyatın ortasında kim ayılmak ister?
aşık olmadığı zaman kolaydır insanın iyi olması.
aşk kendi başına, koca bir maymunun libidosundan başka nedir ki?
ayık yaşamak için gerekli olan bir bencilliğin, özrü sorumluluk yaratmak olan bir bencilliğin üzerine vurulan mühürdür evlilik.
bir daha, yalnız sana bağlı olmayan şeyleri ciddiye alma: aşk, dostluk, ün gibi.
bir aşk ilişkisine karşı en iyi savunma kendi kendine bıkıncaya kadar şu sözleri söylemektir: "bu tutku budalalıktan başka bir şey değil; astarı yüzünden pahalı." ama seven insan her zaman bu keresinde gerçek aşkı bulduğunu sanma eğilimindedir; aşkın güzelliği, bize olağanüstü, inanılmaz bir şeyle karşılaşacağımız inancını aşılamasındadır.
aşk iki sevgiliyi birbirlerine değil, kendi kendilerine çırılçıplak gösterme gücüne sahiptir.
aşk geride tiksinti bırakan geçici bir bunalımdır.
cinsel tutku, kan ve alkol. insan hayatının dionysossu üç an'ı. bunların birinden ya da öbüründen kurtulabilen hiç kimse yoktur.
dinlerin en ucuzudur aşk.
gerçekten tek büyük olumlamadır aşk; olmak, biri sayılmak ve ölüm er geç gelecekse, yiğitçe, alkışlar arasında ölmek; kısaca, bir anı olarak kalmak dürtüsü.
insan kendisini birine vermeden ona nasıl sahip olabilir?
9.11.2016
sevgi
sevgi; ışıktan bir elin, ışıktan bir sayfaya yazdığı, ışıktan bir sözdür.birbirinizi sevin; ama sevgi bir bağ olmasın. daha ziyade, ruhlarınızın sahilleri arasında hareket eden bir deniz gibi olsun. birbirlerinizin bardaklarını doldurun; ancak aynı bardaktan içmeyin. ekmeklerinizi paylaşın; ama birbirinizinkini yemeyin. beraberce şarkı söyleyin, dans edin, coşun; fakat birbirinizin yalnızlığına izin verin; tıpkı bir lavtanın tellerinin ayrı ayrı olup yine de aynı müzikle titreşmeyi bilmeleri gibi. birbirinize kalbinizi verin; ama diğerinin saklaması için değil; çünkü yalnızca hayatın eli, sizin kalplerinizi kavrayabilir. ve yan yana ayakta durun; ama çok yakın değil, çünkü bir mabedin ayakları arasında mesafe olmalıdır ve meşe ağacıyla selvi ağacı, birbirinin gölgesi altında büyüyemez.
13.04.2016
çağdaş bireycilik
erich fromm'un özlü ifadesiyle "sevgi esas itibariyle almak değil vermektir."eğer sevgi, tam da doğası gereği, sevgi nesnelerini (bir kişi, bir grup insan, bir dava) doyum mücadelesinde bir araya getirme, bu kavgada onlara yardım etme, bu mücadeleyi destekleme ve savaşçıları kutsama eğilimi anlamına geliyorsa, o zaman "sevmek", sevgi nesnesi uğruna kişisel kaygıyı terk etmeye hazır olmak, kendi mutluluğunu sevilen nesnenin mutluluğunun bir yansıması, bir yan etkisi kılmak demektir.
aynı nedenle (iki bin yıl sonra lucanus'u tekrarlayacak olursak) "talihe rehin vermek" de demektir. severek, talihi kadere dönüştürmeye çalışırız. ancak sevginin isteklerini, ordo amoris'in mantığını izleyerek kaderimizi talihe rehin veririz. görünüşte ihtilaflı olan bu iki eğilim gerçekte yapışık ikizler gibidir ve ayrılamazlar.
ehrenreich ve english'ın işaret ettiği gibi: "eski bağların artık çözüldüğü post-romantik dünyada önemli olan tek şey sizsiniz. olmak istediğiniz şey olabilirsiniz; yaşamınızı, çevrenizi, hatta görünüşünüzü ve duygularınızı seçebilirsiniz. eski koruma ve bağımlılık hiyerarşileri yok artık, yalnızca özgürce son verilen özgür sözleşmeler var. uzun zaman önce üretim ilişkilerini içine alarak genişleyen piyasa şimdi bütün ilişkileri içerecek şekilde genişlemiştir."
gilles lipovetsky çağdaş bireyciliğe ilişkin, açıkça şunu söylüyor: "fedakarlık kültürü artık ölmüştür. kendimizden başka bir şey uğruna yaşamanın yükümlülükleriyle kendimizi belirlemeyi bıraktık."
dünyanın yönetilme biçimiyle ilgili kaygının yerini, kendi kendini yönetme kaygısı aldı. bizi üzen ve kaygılandıran şey, bütün sakinleriyle beraber dünyanın hali değil; dünyadaki zorbalıkların, saçmalıkların ve adaletsizliklerin, kaygılı bireyin iç huzurunu ve psikolojik dengesini bozan ruhsal sıkıntılar ve duygusal sarsılmalar şeklinde yeniden dolaşıma girmesinin ürünü olan şeylerdir.
özgüven ve özsaygı olarak geri tepen, kişinin toplumsal mevkisinin "güvenliğine duyulan iştahı" dayandıracak -şahsen sahip olduğumuz ve elde edeceğimiz kişisel varlıklar dışında- pek bir şey mevcut olmadığından, kabul görme isteğinin "toplumun her yerini sarmış olması" çok doğal, diyor jean-claude kaufmann: "herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle."
unutmayalım ki başkalarının "onay ve hayranlığı" ile sağlanan özsaygının temellerinin zayıf olduğunu da bilmeyen yoktur. gözlerin kaydığı malumdur ve onların çevrildiği ya da gezindiği şeyler de tahmin edilmesi imkansız bir şekilde eğilip bükülmeleriyle meşhurdur. dolayısıyla, "gayretle arama"nın itici gücü ve zorunluluğu gerçekte asla sona ermez.
günümüzdeki teyakkuz halinin ılımlılığı, dünün onayını ve övgülerini yarının suçlaması ve alayına dönüştürebilir pekala. tanınmak, bir bahis oyunundaki karton tavşan gibidir: devamlı köpekler tarafından kovalanır; ama asla pençelerine düşmez.
26.02.2016
lakerda*
endülüs emevi günleri zamanında ailesinin geçimini balıkçılıkla sağlayan bir adam varmış. bu balıkçı kızına çok düşkünmüş. her balık tutuşunda onu düşünürmüş. bir keresinde kızın canı çok balık çekmiş. ne var ki o gün "şabat"mış, balıkçının denize çıkması mümkün değilmiş. bu yüzden de bu isteği yerine getirmediğine çok üzülmüş. sonraki günlerde balığa çıktığındaysa bu üzüntüyü bir daha yaşamamak ve yaşatmamak için kendine bir çare aramış. balığı ayıklayıp tuzlama fikri de o zaman aklına düşmüş işte. tuzlayarak, ava çıkamadığı zamanlar için saklamayı başardığı bu balığa da, yine çok sevdiği kızını düşünerek "la querida" demiş. "la querida" ya da dilimizdeki karşılığıyla "sevgili". sonra da kelime değişmiş, tarihin akışında, daha birçok kelime gibi, daha kolay söylenir ve coğrafyasına uygun halini almış, "lakerda" olmuş.not: ayrıca bkz. sevan nişanyan
20.09.2014
ölüm
ah, insanın candan sevdiği birinin hayatı sallantıdayken, elleri böğründe beklemek zorunda kalmanın heyecanı; bu keskin, korkunç heyecan! ah, insanın beynine doluşan ve canlandırdıkları düşlerin gücüyle yüreği deli gibi çarptırıp soluğu sıklaştıran kahredici düşünceler! sevdiğimiz insanın acısını dindirip tehlikeyi hafifletebilmek için bir şeyler yapmak ihtiyacı ve hiçbir şey yapamayacağımızı bilmek! çaresizliğimizin doğurduğu iç çöküntüsü ve hüzün! hangi işkence bu kadar ağır olabilir! o anın ateşi içinde, kendimizi ve kafamızı ne kadar zorlarsak zorlayalım bu işkenceden imkanı yok kurtulamayız!çevremizdekilere karşı dikkatli olmalıyız. çünkü her ölüm geride kalan bir avuç kimseye öyle düşünceler miras bırakır ki; yapılabilecekken yapılmamış, unutulmuş, boş verilmiş şeyler.. onarılabileceği halde onarılmamış kırgınlıklar, giderilmemiş eksiklikler.. insan için bunlardan daha acı bir düşünce olamaz! hiçbir pişmanlık, iş işten geçtikten sonra duyulan pişmanlık kadar acı değildir.
18.08.2014
tantra
osho
d. h. lawrence, bilerek ya da bilmeyerek bir tantra ustasıydı. batı'da tamamen ayıplandı ve kitapları yasaklandı. konuşmalarına dayanarak açılmış bir sürü mahkeme davası vardı. çünkü, seks enerjisi tek enerjidir. seks enerjisini ayıplar ya da bastırırsanız evrene karşı gelmiş olursunuz. o zaman bu enerjinin daha üstün meyvelerini hiçbir zaman öğrenemeyeceksiniz. seks enerjisi bastırıldığında çirkinleşir, kısır döngü budur.
sevgi büyük kapıdır. tantra'da seks ayıplanacak bir şey değildir. tantra'da seks tohum, sevgi de onun çiçeğidir. tohumu ayıplıyorsan çiçeği de ayıplıyorsundur. seks, sevgi olabilir. seks hiçbir zaman sevgi olmazsa bozuk demektir. seksi değil, bozuk olduğu gerçeğini ayıpla. sevgi çiçek vermeli, seks sevgi olmalı. seks sevgi olmuyorsa, bu seksin suçu değil, senin suçundur.
29.01.2013
bakış
bütün dünyayı sevmeye hazırdım, değerlendiren çıkmadı; böylelikle de nefret etmeyi öğrendim. renksiz gençliğimi, kendime ve dünyaya karşı giriştiğim savaşta tükettim. alaya alınmaktan korktuğum için en iyi duygularımı yüreğimin derinlerine gömdüm, orada silinip gittiler. hep doğru söyledim, inanılmadım. o zaman kandırmaya başladım. kibarların dünyasını, toplumun işleyişini iyiden iyiye kavrayınca, hayat biliminde ustalık kazandım; başkalarının bu ustalığı kazanmadan mutluluğa nasıl ulaştıklarını gördüm; benim hiç yılmadan erişmeye çalıştığım önceliklerin tadını, onlar kendilerini hiç yormadan çıkarıyorlardı. o zaman içimi bir karamsarlık kapladı; tabanca kurşunuyla giderilecek türden bir karamsarlık değildi bu: soğuk, çaresiz, sevimliliğin, iyi niyetli bir gülümsemenin altına gizlenen bir umutsuzluktu. ruh yönünden sakat olmuştum. ruhumun yarısı yoktu; solmuştu, uçmuştu, ölmüştü. ben de o yarıyı kestim attım.
azgın bir at üstünde uzun çimenler arasında, bozkırın rüzgarına karşı dörtnala gitmeyi severim; güzel kokan havayı iştahla içime çeker, gözlerimi mavi engine diker, nesnelerin her an biraz daha kesinleşen belirsizliğini saptamaya çalışırım. yüreğim her ne kadar keder dolu olursa olsun, zihnimi hangi düşünce ezerse ezsin, hepsi bir anda dağılıverir. içim hafifler, vücut yorgunluğu aklın kaygılarını bastırır. bana sık yeşillerle donanmış güney güneşiyle aydınlanmış dağları, mavi gökyüzünü ya da kayadan kayaya akan suyun şırıltısını unutturacak bir kadın bakışı yoktur.



