clarence darrow: bazılarınız dinin insanları mutlu ettiğini söylüyor. bunu gülme gazı da yapıyor. viski de.
john dewey: dini duygular, entelektüel açıdan yaratıcı değil, muhafazakardır. süregelen dünya görüşünü sahiplenir ve onu kutsallaştırır.
phyllis diller: din ne kadar da orta çağ'a özgü bir fikir! hiç konuşmasam daha iyi. ah, her şey para yüzünden.
albert einstein: din, kapının olmadığı yerde bir çıkış yolu bulma girişimidir.
emma goldman: din, kutsal hakikat, ödüller ve cezalar; dünyanın en büyük, en yozlaşmış ve en tehlikeli, en güçlü ve karlı endüstrisinin temel taşlarını oluşturur.
sam harris: dinin sapkınlığı, aklı başında insanların inanılmaz kitlesel düşüncelere inanmalarına yol açmasıdır.
heinrich heine: kapkaranlık bir gecede bulunabilecek en iyi rehberin bir kör olması gibi, karanlık çağlarda da insanlar en iyi dinle yönetilmişlerdir. fakat güneş doğduğunda, kör yaşlı adamları rehber olarak kullanmak aptalca olacaktır.
william blake: hapishaneler kanunun tuğlalarından, genelevler ise dinin taşlarından yapılmıştır.
emma goldman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emma goldman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17.12.2021
6.02.2019
toplumsal cinsiyet kimliği
jean-paul sartre: bizler özgür olmaya mahkum edildik.
emma goldman: yalnızca kendisini evlilik içinde veya dışında bir adama veya birçok adama satıp satmadığının ölçüsüne ilişkin bir sorun bu. reformcularımız bunu kabul etsin ya da etmesin, fahişelikten sorumlu olan, kadınların ekonomik ve toplumsal aşağılıklığıdır.
john stuart mill: oy kullanma hakkı erkeklere tanındığına göre, hangi koşullar altında ve hangi sınırlar içinde olursa olsun, aynı hakkın kadınlara da tanınmamasını haklı çıkaracak en ufak bir neden yoktur.
gayle rubin: erkekler ve kadınlar kuşkusuz birbirinden farklıdır. ama gece ve gündüz, yeryüzü ve gökyüzü, yin ve yang, yaşam ve ölüm gibi bir farklılık değildir bu. doğrusu, doğadan doğru bakıldığında, erkekler ve kadınlar birbirlerine örneğin dağlar, kangurular veya hindistan cevizi ağaçları gibi başka şeylere olduklarından daha yakındırlar. kişiye özel toplumsal cinsiyet kimliği, doğal farklılıkların ifadesi olmanın ötesinde doğal benzerliklerin bastırılmasıdır da.
sigmund freud: gözleri gören, kulakları işiten bir insan, hiçbir ölümlünün sır tutamayacağına gönül rahatlığıyla inanabilir. çünkü sır verilen kişi tek kelime etmese de parmaklarıyla konuşur; ihanet, gözeneklerinin tek tek her birinden dışarı sızar.
simone de beauvoir: psikanalist, kız çocuğunu, genç kızı, anne ve babayla özdeşleşmeye kışkırtılmış, "erkeksi" ve "kadınsı" eğilimler arasında bocalayan biri olarak tanımlar. oysa ben onu, nesne rolü, yani kendisine sunulan "öteki" ile özgürlük iddiası arasında bocalıyor olarak görüyorum.
emma goldman: bir kadın, işçi olarak konumunu, önüne çıkan ilk fırsatta terk edeceği geçici bir konum olarak görür. erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları örgütlemenin son derece zor olmasının nedeni budur. "neden sendikaya üye olayım ki? nasıl olsa yuva kuracağım." bebekliğinden beri kendisine, temel ödev olarak peşine düşmesi öğretilen şey bu değil mi zaten?
emma goldman: yalnızca kendisini evlilik içinde veya dışında bir adama veya birçok adama satıp satmadığının ölçüsüne ilişkin bir sorun bu. reformcularımız bunu kabul etsin ya da etmesin, fahişelikten sorumlu olan, kadınların ekonomik ve toplumsal aşağılıklığıdır.
john stuart mill: oy kullanma hakkı erkeklere tanındığına göre, hangi koşullar altında ve hangi sınırlar içinde olursa olsun, aynı hakkın kadınlara da tanınmamasını haklı çıkaracak en ufak bir neden yoktur.
gayle rubin: erkekler ve kadınlar kuşkusuz birbirinden farklıdır. ama gece ve gündüz, yeryüzü ve gökyüzü, yin ve yang, yaşam ve ölüm gibi bir farklılık değildir bu. doğrusu, doğadan doğru bakıldığında, erkekler ve kadınlar birbirlerine örneğin dağlar, kangurular veya hindistan cevizi ağaçları gibi başka şeylere olduklarından daha yakındırlar. kişiye özel toplumsal cinsiyet kimliği, doğal farklılıkların ifadesi olmanın ötesinde doğal benzerliklerin bastırılmasıdır da.
sigmund freud: gözleri gören, kulakları işiten bir insan, hiçbir ölümlünün sır tutamayacağına gönül rahatlığıyla inanabilir. çünkü sır verilen kişi tek kelime etmese de parmaklarıyla konuşur; ihanet, gözeneklerinin tek tek her birinden dışarı sızar.
simone de beauvoir: psikanalist, kız çocuğunu, genç kızı, anne ve babayla özdeşleşmeye kışkırtılmış, "erkeksi" ve "kadınsı" eğilimler arasında bocalayan biri olarak tanımlar. oysa ben onu, nesne rolü, yani kendisine sunulan "öteki" ile özgürlük iddiası arasında bocalıyor olarak görüyorum.
emma goldman: bir kadın, işçi olarak konumunu, önüne çıkan ilk fırsatta terk edeceği geçici bir konum olarak görür. erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları örgütlemenin son derece zor olmasının nedeni budur. "neden sendikaya üye olayım ki? nasıl olsa yuva kuracağım." bebekliğinden beri kendisine, temel ödev olarak peşine düşmesi öğretilen şey bu değil mi zaten?
15.07.2017
zorba
stendhal: zorbalara en çok yarayan düşünce, tanrı düşüncesidir.
dany cohn-bendit: diktatörlüğün prensibi, toplumun bütün hücrelerinde, mikroskobik iktidar merkezlerinin çeşitliliğinde gizlidir. babalarda, kocalarda, öğretmenlerde, devlet memurlarında uyuyan bir küçük diktatör vardır hep.
ray bradbury: bir caninin görüntüsü karşısında cesetler bile kanar.
jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır. bir tiran olan hitler almanya'da devletin başına geçemeseydi bile, daha önemsiz pek çok nazi belki de korkunç bir "kitle yönetimi" kurabilecekti.
ahmet oktay: her türlü baskının kökeninde özel yaşamlara tahakküm etme isteği yatar.
maurice duverger: otoritelerin seçimle belirlendiği modern sistemlerde iktidarı gasp yoluyla ele geçiren kişi, kendisini seçimle meşrulaştırmaya çalışır; ama bunu yaparken de seçmenlere kendisini onaylamama olanağı tanımaz.
abbe pierre / albert jacquard: tiranın esas özelliği düşünmeyi engellemesidir.
sait faik: dünyada hiçbir şeyden, zalimlikten iğrendiğim kadar iğrenmem. insanoğlunun en büyük savaşı zalimliğe karşı açılmalı. insanoğlu her şeyden evvel içindeki bu kıskançlıklardan, bu kinlerden, bu ahlaksızlıklardan daha pis şeyi -kendinde, doğuşta varsa bile- söküp atmalıdır.
2.12.2013
hayatımı yaşarken
emma goldman
zalimler hayata, neşeye ve güzelliğe düşmandır.
büyük çoğunluk hiçbir şeye sahip değilken bir avuç azınlığın her şeye sahip olması suçtur.
ayna, yalnızca aldanmak isteyenlere yalan söyler.
insanlığın barışa yönelmesi için, despotlara ne bu dünyada ne de öbür dünyada saygı göstermemek gerekir.
iyi insanlar saraylarda değil, daha çok darağaçlarında ölür.
kitleler o kadar uzun bir zamandır cehennemde yaşıyor ki, cennette elleri ayaklarına dolanır. kapıdaki melek de uygunsuz davranışlarından dolayı onları kovar.
hayatta her şey görecedir, insanın gereksinimlerine göre değer kazanır.
insanların çoğu akılsızdır; ama ana-babalar hem akılsız hem kördür. çocuklarının dahi olduğunu sanıp herkesin de bunu kabul etmesini isterler.
onurlu yaşamak zordur ama onurunu koruyarak ölmek daha zordur.
bir cehalet çağında yaşadığımıza inanıyorum; öyle bir cehalet çağı ki, şimdi gerideki karanlık çağlara nasıl bakıyorsak gelecekte dönüp baktığımızda bu çağı da ibretle anacağız.
kendi alanında napolyon olmak, toplumsal savaşta sıra neferi olmaktan iyidir.
hayatım. en yüce doruklarına tırmandığım gibi, en derin dehlizlerine de indim. amansız acılarıyla yoğruldum, gürül gürül akan neşesiyle coştum. kah en koyu umutsuzluklara, kah en ateşli umutlara kapıldım. onu doludizgin yaşadım. bu kadehi son yudumuna kadar içtim.
zalimler hayata, neşeye ve güzelliğe düşmandır.büyük çoğunluk hiçbir şeye sahip değilken bir avuç azınlığın her şeye sahip olması suçtur.
ayna, yalnızca aldanmak isteyenlere yalan söyler.
insanlığın barışa yönelmesi için, despotlara ne bu dünyada ne de öbür dünyada saygı göstermemek gerekir.
iyi insanlar saraylarda değil, daha çok darağaçlarında ölür.
kitleler o kadar uzun bir zamandır cehennemde yaşıyor ki, cennette elleri ayaklarına dolanır. kapıdaki melek de uygunsuz davranışlarından dolayı onları kovar.
hayatta her şey görecedir, insanın gereksinimlerine göre değer kazanır.
insanların çoğu akılsızdır; ama ana-babalar hem akılsız hem kördür. çocuklarının dahi olduğunu sanıp herkesin de bunu kabul etmesini isterler.
onurlu yaşamak zordur ama onurunu koruyarak ölmek daha zordur.
bir cehalet çağında yaşadığımıza inanıyorum; öyle bir cehalet çağı ki, şimdi gerideki karanlık çağlara nasıl bakıyorsak gelecekte dönüp baktığımızda bu çağı da ibretle anacağız.
kendi alanında napolyon olmak, toplumsal savaşta sıra neferi olmaktan iyidir.
hayatım. en yüce doruklarına tırmandığım gibi, en derin dehlizlerine de indim. amansız acılarıyla yoğruldum, gürül gürül akan neşesiyle coştum. kah en koyu umutsuzluklara, kah en ateşli umutlara kapıldım. onu doludizgin yaşadım. bu kadehi son yudumuna kadar içtim.
1.10.2012
din
diogenes: denizcilere, bilim adamlarına ve filozoflara baktığımda, insan bana tüm varlıkların en akıllısıymış gibi görünüyor. rahiplere ve peygamberlere baktığımda ise insandan daha aşağılık bir varlık göremiyorum.
john william draper: bilim tarihi sadece bağımsız keşiflerin kayıtlarından ibaret değildir. birbiriyle rekabet halindeki iki gücün savaşının hikayesidir. bir yanda insanın sınırsız zekası, diğer yanda ise geleneksel inançların ve insan çıkarlarının baskısı yer alır.
ann druyan: bilime karşı olan bu düşmanlığın kökleri çok derine iner. onun izlerine yaratılış'ta rastlarız. insanlar soru sordukları için, bilgi ağacının meyvesinin tadına baktıkları için ölüme mahkum edilmiş ve sonsuza dek lanetlenmişlerdir. cennet daha çok 24 saat gözetim altındaki üst düzey güvenlikli bir hapishaneyi andırmaktadır. korkunç bir yerdir.
albert einstein: benim dini inançlarım hakkında okuduklarınız, tabii ki bir yalandır, sistematik olarak tekrar edilen bir yalan. kişisel özelliklere sahip bir tanrı'ya inanmıyorum ve bunu hiç reddetmedim, aksine açıkça belirttim. eğer içimde dini olarak adlandırılabilecek bir duygu varsa o da dünyanın bu güne kadar bilim sayesinde ortaya çıkan yapısına duyduğum sonsuz hayranlıktır.
emma goldman: insan zihni doğal olguları anlamayı öğrendikçe ve bilim insanlık ve sosyal olaylar arasında giderek daha fazla ilişki kurdukça, tanrı fikri giderek daha niteliksiz ve bulanık bir hal almaya başlamıştır. günümüzde, tanrı insanların kaderini eskiden olduğu gibi demir eliyle yönetmeyi bırakmıştır. tanrı fikri insanlığın zayıflıklarının gölgesinde gizlenen heves ve hayallerini manevi açıdan uyarmaya da son vermiştir.
john william draper: bilim tarihi sadece bağımsız keşiflerin kayıtlarından ibaret değildir. birbiriyle rekabet halindeki iki gücün savaşının hikayesidir. bir yanda insanın sınırsız zekası, diğer yanda ise geleneksel inançların ve insan çıkarlarının baskısı yer alır.
ann druyan: bilime karşı olan bu düşmanlığın kökleri çok derine iner. onun izlerine yaratılış'ta rastlarız. insanlar soru sordukları için, bilgi ağacının meyvesinin tadına baktıkları için ölüme mahkum edilmiş ve sonsuza dek lanetlenmişlerdir. cennet daha çok 24 saat gözetim altındaki üst düzey güvenlikli bir hapishaneyi andırmaktadır. korkunç bir yerdir.
albert einstein: benim dini inançlarım hakkında okuduklarınız, tabii ki bir yalandır, sistematik olarak tekrar edilen bir yalan. kişisel özelliklere sahip bir tanrı'ya inanmıyorum ve bunu hiç reddetmedim, aksine açıkça belirttim. eğer içimde dini olarak adlandırılabilecek bir duygu varsa o da dünyanın bu güne kadar bilim sayesinde ortaya çıkan yapısına duyduğum sonsuz hayranlıktır.
emma goldman: insan zihni doğal olguları anlamayı öğrendikçe ve bilim insanlık ve sosyal olaylar arasında giderek daha fazla ilişki kurdukça, tanrı fikri giderek daha niteliksiz ve bulanık bir hal almaya başlamıştır. günümüzde, tanrı insanların kaderini eskiden olduğu gibi demir eliyle yönetmeyi bırakmıştır. tanrı fikri insanlığın zayıflıklarının gölgesinde gizlenen heves ve hayallerini manevi açıdan uyarmaya da son vermiştir.
7.09.2011
din
h.l. mencken: ahlaki kesinlik her zaman kültürel bayağılığın simgesi olmuştur. kişi ne kadar az medenileşmiş olursa, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiğinden o kadar emin olur.
edgar allan poe: yaşayan hiç kimse, ahiret hakkında diğerlerinden daha fazlasını bilmez. tüm dinler aldatma, korku, açgözlülük, hayal gücü ve şiirden türemiştir.
benjamin franklin: inancın ışığında görmek, mantığın gözünü kapatmak anlamına gelir.
george schuyler: yaşamın diğer alanlarına girmeleri engellenen bütün yeteneksizler ve istenmeyenler, insanları sömürmek için din adamlığına soyunmuştur.
alan watts: birçok insan asla büyümez. tüm hayatları boyunca, sonsuz bir otorite ve rehberliğe şiddetle ihtiyaç duymayı sürdürürler. bu tutum inanç değildir. saf bir putperestliktir.
albert einstein: sadece iki şey sonsuzdur: evren ve insanın aptallığı ve ben ilkinden o kadar da emin değilim.
isaac asimov: aramızdaki en cahil, en eğitimsiz, en az yaratıcı, en az düşünen insanlar, bizim rehberlerimiz ve liderlerimiz haline gelmiş; çürük ve çocuksu inançlarını bizim sırtımıza yükleyerek okullarımızı, kütüphanelerimizi ve evlerimizi işgal etmişlerdir. şahsen ben buna oldukça içerliyorum.
emma goldman: teistlere özgü hoşgörünün karakteristik özelliği, aslında insanlar inandıkları ya da inanıyormuş gibi davrandıkları sürece, hiçbirinin neye inandığını umursamamasıdır.
edgar allan poe: yaşayan hiç kimse, ahiret hakkında diğerlerinden daha fazlasını bilmez. tüm dinler aldatma, korku, açgözlülük, hayal gücü ve şiirden türemiştir.
benjamin franklin: inancın ışığında görmek, mantığın gözünü kapatmak anlamına gelir.
george schuyler: yaşamın diğer alanlarına girmeleri engellenen bütün yeteneksizler ve istenmeyenler, insanları sömürmek için din adamlığına soyunmuştur.
alan watts: birçok insan asla büyümez. tüm hayatları boyunca, sonsuz bir otorite ve rehberliğe şiddetle ihtiyaç duymayı sürdürürler. bu tutum inanç değildir. saf bir putperestliktir.
albert einstein: sadece iki şey sonsuzdur: evren ve insanın aptallığı ve ben ilkinden o kadar da emin değilim.
isaac asimov: aramızdaki en cahil, en eğitimsiz, en az yaratıcı, en az düşünen insanlar, bizim rehberlerimiz ve liderlerimiz haline gelmiş; çürük ve çocuksu inançlarını bizim sırtımıza yükleyerek okullarımızı, kütüphanelerimizi ve evlerimizi işgal etmişlerdir. şahsen ben buna oldukça içerliyorum.
emma goldman: teistlere özgü hoşgörünün karakteristik özelliği, aslında insanlar inandıkları ya da inanıyormuş gibi davrandıkları sürece, hiçbirinin neye inandığını umursamamasıdır.
6.08.2009
sürgün
eduardo galeano
1919 yılının sonlarında, iki yüz elli istenmeyen yabancı birleşik devletler'e bir daha geri dönmemek üzere new york limanı'ndan gönderildiler. onların arasında, aşırı tehlikeli yabancı olarak nitelenerek sürgüne gönderilen emma goldman da vardı. emma mecburi askerlik hizmetine karşı çıkmaktan, doğum kontrol yöntemlerini yaymaktan, grev örgütlemekten ve ulusal güvenliğe karşı diğer saldırılarından ötürü birçok kez tutuklanmıştı. emma'nın birkaç cümlesi:
"fahişelik püritanizmin en büyük zaferidir."
"acaba bizim sürekli övülen ve kutsanan annelik görevimizden daha korkunç, daha kriminal bir şey var mı bu hayatta?"
"eğer aklı kıtlar orada yaşıyorlarsa, göklerin krallığı acayip sıkıcı bir yer olmalı."
"eğer oy kullanma bir şeyleri değiştirecek olsaydı, yasa dışı olurdu."
1919 yılının sonlarında, iki yüz elli istenmeyen yabancı birleşik devletler'e bir daha geri dönmemek üzere new york limanı'ndan gönderildiler. onların arasında, aşırı tehlikeli yabancı olarak nitelenerek sürgüne gönderilen emma goldman da vardı. emma mecburi askerlik hizmetine karşı çıkmaktan, doğum kontrol yöntemlerini yaymaktan, grev örgütlemekten ve ulusal güvenliğe karşı diğer saldırılarından ötürü birçok kez tutuklanmıştı. emma'nın birkaç cümlesi:"fahişelik püritanizmin en büyük zaferidir."
"acaba bizim sürekli övülen ve kutsanan annelik görevimizden daha korkunç, daha kriminal bir şey var mı bu hayatta?"
"eğer aklı kıtlar orada yaşıyorlarsa, göklerin krallığı acayip sıkıcı bir yer olmalı."
"eğer oy kullanma bir şeyleri değiştirecek olsaydı, yasa dışı olurdu."
31.10.2008
uzun lafın kısası
balzac: hemen hepimiz sabahtan, dünyayı avucumuzda tutarak, yüreğimiz aşka susamış olarak yola çıkarız; sonra, acı deneylerden geçtiğimiz, insanlara, olaylara karıştığımız zaman, farkına bile varmadan, her şey yavaş yavaş küçülür, yığın yığın küller arasında azıcık altın buluruz: işte hayat!
emma goldman: zalimler hayata, neşeye ve güzelliğe düşmandır.
gabriel garcia marquez: sevmediği bir adamla çıkar evliliği yapmak, orospuluğun en aşağı biçimidir.
j.j. rousseau: başkaldırı özgürlüğü olmadan iyi, kötü diye bir şey olamaz.
jean jaures: insan için kutsal, yani irdelenmesi, tartışılması yasaklanmış hakikat yoktur; dünyada en değerli şey düşünce özgürlüğüdür; iç ya da dış hiçbir kuvvet, hiçbir iktidar, hiçbir dogma aklın sürekli araştırma çabasını sınırlayamaz.
marquis de sade: büyük eylemler ancak yasaların suskun kaldığı anlarda patlak verir.
james buchanan: din tarafından dünya görüşü daraltılmamış ve bozulmamış zeki insanlara nadiren rastlarım.
norman mailer: bilinçli olanlar asla özgür değildir.
stefan zweig: dostlarına teşekkürü, onları sevindirecek bir davranışı, bir gün; hatta bir saat bile ertelememelisin.
victor hugo: her köyde yanan bir ateş vardır: öğretmen. ve yine her köyde bu ateşi söndüren biri vardır: din adamı.
giovanni papini: insan ancak ırkına özgü adetlerden kurtulmakla büyük olabilir.
gogol: bu gürültülü dünyayı ve dünyanın baştan çıkarıcı şeylerini unutun. bırakın o da sizi unutsun. dünyada barış yoktur.
30.09.2008
uzun lafın kısası
edward evans-pritchard: din; korkunun, kuşkunun, girişim yokluğunun, bilgisizliğin ve ilkel insanın deneyim eksikliğinin bir ürünüdür.
emma goldman: büyük çoğunluk hiçbir şeye sahip değilken bir avuç azınlığın her şeye sahip olması suçtur.
ingrid noll: eften püftendir, eften püften insan elinden çıkanlar.
marquis de sade: bir mucize sayesinde itibar kazanmak için sadece iki şey gereklidir: bir şarlatan ve birkaç aptal kadın.
norman mailer: diğer ruhlarla birlikte yaşanamaz; gerçekten acı bir ruhu olan birini bulmak gerekir, o ruh çirkin ve kötü olsa bile.
remarque: hayatta ilerlemek istersen dış görünüşüne büyük önem vermelisin.
friedrich engels: gelecek dünya savaşı, dünya yüzeyinden yalnız gerici sınıfları ve hükümdar soylarını değil, bütün gerici halkları da silecektir.
stefan zweig: bize en şaşırtıcı görünen şeyler, çoğunlukla en doğal olanlardır.
victor hugo: çocuğunu kaybeden bir anne için yaşanan her yeni gün ilk gün gibidir. bu acı hiç yaşlanmaz. yas giysileri yıpranıp ağarsa da yürek hep karanlıkta kalır.
gogol: baylar, bu dünyada yaşamak can sıkıcı bir şeydir.
chamfort: toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur; ilgi çekmeyen, yalnızca makineler, kostümler ve dekorlar sayesinde biraz tutunan, kötü bir operadır.
30.06.2008
uzun lafın kısası
balzac: her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir.
emma goldman: kendi alanında napolyon olmak, toplumsal savaşta sıra neferi olmaktan iyidir.
guy debord: insanlar babalarından çok, yaşadıkları zamana benzerler.
mario vargas llosa: kadınlar uyanıktır; ancak işlerine gelirse aşık olurlar. adamın biri kendileriyle ilgilenmedi mi sırtlarını dönüp bir başkasını ararlar. hiçbir şey olmamış gibi.
j.j. rousseau: iyi yönetilen bir devlette cezalar azdır.
nancy h. kleinbaum: eğer kararlı birer ateist yetiştirmek istiyorsan onları dindar birileri olacak şekilde yetiştir. her zaman işe yarar.
karl marx: her çağın egemen düşünceleri, egemen sınıfın düşünceleridir.
john milton: eğer insanların meyvesini yemelerini istemediyse tanrı neden cennetin ortasına yasak bir ağaç diksindi ki?
marquis de sade: siki kalktığında zorbalık yapmak istemeyecek erkek yoktur.
george washington: bir ülkede içki serbest olursa, içki kültürü olan aklı başında insanlar yetişir. eğer içkiyi yasaklarsanız bol bol alkolik elde edersiniz.
emma goldman: kendi alanında napolyon olmak, toplumsal savaşta sıra neferi olmaktan iyidir.
guy debord: insanlar babalarından çok, yaşadıkları zamana benzerler.
mario vargas llosa: kadınlar uyanıktır; ancak işlerine gelirse aşık olurlar. adamın biri kendileriyle ilgilenmedi mi sırtlarını dönüp bir başkasını ararlar. hiçbir şey olmamış gibi.
j.j. rousseau: iyi yönetilen bir devlette cezalar azdır.
nancy h. kleinbaum: eğer kararlı birer ateist yetiştirmek istiyorsan onları dindar birileri olacak şekilde yetiştir. her zaman işe yarar.
karl marx: her çağın egemen düşünceleri, egemen sınıfın düşünceleridir.
john milton: eğer insanların meyvesini yemelerini istemediyse tanrı neden cennetin ortasına yasak bir ağaç diksindi ki?
marquis de sade: siki kalktığında zorbalık yapmak istemeyecek erkek yoktur.
george washington: bir ülkede içki serbest olursa, içki kültürü olan aklı başında insanlar yetişir. eğer içkiyi yasaklarsanız bol bol alkolik elde edersiniz.
31.05.2008
uzun lafın kısası
charles fourier: medeniyet üçkağıtçılara saraylar yaptırır, dahilere kümes.
emma goldman: insanlığın barışa yönelmesi için, despotlara ne bu dünyada ne de öbür dünyada saygı göstermemek gerekir.
henry miller: yarım düzine iyi kitap, hayatının sonuna kadar ruhunu besleyecek yeterli gıdadır.
bret easton ellis: kızların peşinde oldukları şey nezaket değildir.
h.l. mencken: ahlaki kesinlik her zaman kültürel bayağılığın simgesi olmuştur. kişi ne kadar az medenileşmiş olursa, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiğinden o kadar emin olur.
la bruyere: sevdiğimiz insanın yanında olunca, konuşmak, hiç konuşmamak, hepsi birdir.
marquis de sade: en büyük zevklerimden biri sikim kalktığında tanrıya küfretmektir.
stendhal: dehanın temel niteliklerinden biri, bayağı insanların açtığı yolda sürüklenip gitmeye boyun eğmemektir.
richard dawkins: din, egemen kesim tarafından halkı zaptetmek için kullanılan bir araçtır.
stefan zweig: savaşa hazırlanan bütün diktatörler, hazırlıklarını bütünüyle tamamlayıncaya kadar sürekli barıştan söz ederler.
emma goldman: insanlığın barışa yönelmesi için, despotlara ne bu dünyada ne de öbür dünyada saygı göstermemek gerekir.
henry miller: yarım düzine iyi kitap, hayatının sonuna kadar ruhunu besleyecek yeterli gıdadır.
bret easton ellis: kızların peşinde oldukları şey nezaket değildir.
h.l. mencken: ahlaki kesinlik her zaman kültürel bayağılığın simgesi olmuştur. kişi ne kadar az medenileşmiş olursa, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiğinden o kadar emin olur.
la bruyere: sevdiğimiz insanın yanında olunca, konuşmak, hiç konuşmamak, hepsi birdir.
marquis de sade: en büyük zevklerimden biri sikim kalktığında tanrıya küfretmektir.
stendhal: dehanın temel niteliklerinden biri, bayağı insanların açtığı yolda sürüklenip gitmeye boyun eğmemektir.
richard dawkins: din, egemen kesim tarafından halkı zaptetmek için kullanılan bir araçtır.
stefan zweig: savaşa hazırlanan bütün diktatörler, hazırlıklarını bütünüyle tamamlayıncaya kadar sürekli barıştan söz ederler.








