muriel barbery
insanlar eylemlerin değil, sözcüklerin güç sahibi olduğu bir dünyada yaşıyorlar; nihai yetenek dile hakim olmak. korkunç bir şey bu! çünkü özünde, bizler yemek yemek, uyumak, üremek, fethetmek ve kendi alanımızda güvenlik sağlamak için programlanmış primatlarız. insanlar zayıfların egemen olduğu bir dünyada yaşıyorlar. bu bizim hayvan doğamıza korkunç bir hakaret, bir tür sapkınlık ve derin bir çelişkidir.
kendi kesinliklerimizin ötesini asla göremiyoruz ve daha ciddisi, buluşmaktan, karşılaşmaktan vazgeçtik. bu daimi aynalarda kendimizi tanımadan yalnızca kendimizle karşılaşıyoruz. eğer kendimizi fark edersek, başkasında yalnız kendimize baktığımızın, çölde tek başımıza olduğumuzun bilincine varırsak, deliririz.
evrim üzerine, uygarlık üzerine ve böyle bir yığın büyük laf üzerine istediğimiz kadar konuşalım, istediğimiz kadar önemli söylevler verelim, insan başlangıcından bu yana pek bir ilerleme kaydetmedi: bu dünyadaki varlığının bir tesadüf olmadığına ve çoğunlukla iyi niyetli olan tanrıların kendisine göz kulak olduğuna daima inanıyor.
belli ki yetişkinler zaman zaman durup yaşamlarının nasıl bir facia olduğunu düşünüyorlar. ama o zaman da bir şey anlamadan sızlanıp duruyorlar ve hep aynı cama çarpan sinekler gibi, çırpınıyor, ıstırap çekiyor, yıkılıyor, çöküyorlar ve kendilerini gitmek istemedikleri yere sürükleyen olaylar zinciri üzerine düşünüyorlar.
insanlar yıldızların peşinden koştuklarını sanırlar; ama sonları bir kavanozun içindeki kırmızı balık gibidir.
yaşam saçmaysa eğer, bu yaşamda parlak bir başarı göstermenin başarısızlıktan daha değerli olmadığını belli ki kimse düşünmemiş. başarılı olmak daha rahat yalnızca. üstelik bence başarı, aklı başında insana acı verir; vasat zekalar ise her zaman bir şeyler umarlar.
yapmayı bilenler yapıyorlar, yapmayı bilmeyenler öğretiyorlar, öğretmeyi bilmeyenler öğretmenlere öğretiyorlar ve öğretmenlere öğretmeyi bilmeyenler politika yapıyor.
arzu! bizi taşıyan ve çarmıha geren odur. bizi önceki gün kaybettiğimiz ama güneş doğduğunda yeniden bir fetih alanı gibi gördüğümüz muharebe alanına her gün yeniden taşır. yarın ölecekken, unufak olmaya mahkum imparatorluklar inşa ettirir bize. sanat, arzusuz duygudur.
ben, yapılacak tek bir şey olduğu kanısındayım: doğma nedenimizi bulmak ve bunu elimizden geldiğince iyi, bütün gücümüzle, öküz altında buzağı aramadan ve bizim hayvan doğamızda tanrısallık olduğunu sanmadan yerine getirmek. ölüm bizi alacakken yapıcı bir şeyler yapmakta olduğumuz duygusuna ancak o zaman varırız. özgürlük, karar, irade, bütün bunlar kuruntudan ibarettir. arıların yazgısını paylaşmadan bal yapabileceğimizi sanıyoruz; ama biz de görevlerini yerine getirmeye ve sonra da ölmeye mahkum zavallı arılardan başka bir şey değiliz.
muriel barbery etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muriel barbery etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24.06.2022
24.02.2015
kirpinin zarafeti
muriel barbery
tek bir dostunuz olsun; ama onu da iyi seçin.
önemli olan ölmek değil, kaç yaşında ölündüğü de değil, ölürken ne yapıldığıdır.
aristokrat kimdir? etrafı bayağılıklarla çevrili olsa bile bayağılığın erişemediği bir kadın.
politika, küçük zenginlerin kimseye ödünç vermedikleri bir oyuncak.
genç bir kadın evini ateşe verdi. neden yaptığı sorulduğunda, bir duygu hissetmek istemiştim, cevabını verdi.
evren boşlukla el birliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır.
"asıl yenilik, zamana rağmen yaşlanmayandır."
her şey vaktinde gelir. beklemeyi bilen için her şey vaktinde gelir.
inançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla sarsılmasın diye kendi kendimizi manipüle etme yeteneğimiz ne büyüleyici!
her günü, sanki yarın tekrar doğmak zorundaymış gibi yaşıyoruz.
yoksulların nefret ettikleri bir şey varsa, o da diğer yoksullardır.
kaygılı olduğumda sığınağa girerim. yolculuk etmeye hiç ihtiyaç duymam. edebi belleğimin kürelerine erişmek yeter. edebiyattan daha soylu bir vakit geçirme, daha dinlendirici arkadaş, daha nefis kendinden geçme var mıdır?
gelecek zamanı unutursan, şimdiki zamanı yitirirsin.
yaşlıların biraz saygıya hakları var sanırım. ve bir huzurevinde olmak, saygının sonudur. bu kesin.
yarından çekinmenin nedeni şimdiki zamanı inşa etmeyi bilmemektir.
felaket geldi mi asla tek başına gelmez.
fosiller dünyasında, yardan en ufak bir çakıl taşı kayması neredeyse dizi halinde kalp krizlerine yol açabilir; peki ya biri kalkıp da dağı havaya uçursa?
bayan michel'de kirpinin zarafeti var: dışarıdan dikenlerle zırhlı, tam bir kale; ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar.
bir dekoratör pahalı kanepelerin üzerine yastıkları yerleştirip yarattığı etkiye hayran kalmak için iki adım gerileyen uçucu bir varlıktır.
öğretmenlerin korkulu rüyası sınıfın birincisinin memnuniyetsizliğidir. özellikle de çetin cevizse.
postmodern bir düşünür olmaktansa düşünen bir keşiş olmak yeğdir.
zeka kutsal bir bağış değil, primatların tek silahı.
beden bütün giysilerden sıyrıldığında bile ruh süslerle dolu kalır.
nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.
hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.
sonsuzluk kovalayan yalnızlık biçer.
güç ilişkisi dengedeyse diplomasi daima yenilgiye uğrar. daha güçlü birinin ötekinin diplomatik önerilerini kabul ettiği hiç görülmedi.
biz insanların bir hiçin peşinde koşmaya, gereksiz ve saçma düşünceleri birbirine katmaya büyük bir enerji adayabiliyor olmamız, buradaki fedakarlık beni her zaman büyülemiştir.
biz hayvanların türümüzü sürdürmek için bulduğumuz başka bir yordamdır sanat.
hakikat hiçbir şeyi sevmez.
belki de en büyük öfke ve en büyük yoksunluk işsizlik değildir; sefalet değildir; gelecek yokluğu değildir. en büyük öfke, en büyük yoksunluk, kültürler arasında, bağdaşmaz semboller arasında tereddüt geçirmektir; bir kültüre sahip olmama duygusudur.
canlı olmak belki de budur: ölen anların ardından koşmak.
sanat yaşamdır; ama bir başka ritimde.
güçlüler yaşar, zayıflar ölür. her biri kendi hiyerarşik yeriyle orantılı zevk ve ıstırap içinde.
bir şeylerin bitmesi gerek, bir şeylerin başlaması gerek.
tek bir dostunuz olsun; ama onu da iyi seçin.önemli olan ölmek değil, kaç yaşında ölündüğü de değil, ölürken ne yapıldığıdır.
aristokrat kimdir? etrafı bayağılıklarla çevrili olsa bile bayağılığın erişemediği bir kadın.
politika, küçük zenginlerin kimseye ödünç vermedikleri bir oyuncak.
genç bir kadın evini ateşe verdi. neden yaptığı sorulduğunda, bir duygu hissetmek istemiştim, cevabını verdi.
evren boşlukla el birliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır.
"asıl yenilik, zamana rağmen yaşlanmayandır."
her şey vaktinde gelir. beklemeyi bilen için her şey vaktinde gelir.
inançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla sarsılmasın diye kendi kendimizi manipüle etme yeteneğimiz ne büyüleyici!
her günü, sanki yarın tekrar doğmak zorundaymış gibi yaşıyoruz.
yoksulların nefret ettikleri bir şey varsa, o da diğer yoksullardır.
kaygılı olduğumda sığınağa girerim. yolculuk etmeye hiç ihtiyaç duymam. edebi belleğimin kürelerine erişmek yeter. edebiyattan daha soylu bir vakit geçirme, daha dinlendirici arkadaş, daha nefis kendinden geçme var mıdır?
gelecek zamanı unutursan, şimdiki zamanı yitirirsin.
yaşlıların biraz saygıya hakları var sanırım. ve bir huzurevinde olmak, saygının sonudur. bu kesin.
yarından çekinmenin nedeni şimdiki zamanı inşa etmeyi bilmemektir.
felaket geldi mi asla tek başına gelmez.
fosiller dünyasında, yardan en ufak bir çakıl taşı kayması neredeyse dizi halinde kalp krizlerine yol açabilir; peki ya biri kalkıp da dağı havaya uçursa?
bayan michel'de kirpinin zarafeti var: dışarıdan dikenlerle zırhlı, tam bir kale; ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetle yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar.
bir dekoratör pahalı kanepelerin üzerine yastıkları yerleştirip yarattığı etkiye hayran kalmak için iki adım gerileyen uçucu bir varlıktır.
öğretmenlerin korkulu rüyası sınıfın birincisinin memnuniyetsizliğidir. özellikle de çetin cevizse.
postmodern bir düşünür olmaktansa düşünen bir keşiş olmak yeğdir.
zeka kutsal bir bağış değil, primatların tek silahı.
beden bütün giysilerden sıyrıldığında bile ruh süslerle dolu kalır.
nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.
hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.
sonsuzluk kovalayan yalnızlık biçer.
güç ilişkisi dengedeyse diplomasi daima yenilgiye uğrar. daha güçlü birinin ötekinin diplomatik önerilerini kabul ettiği hiç görülmedi.
biz insanların bir hiçin peşinde koşmaya, gereksiz ve saçma düşünceleri birbirine katmaya büyük bir enerji adayabiliyor olmamız, buradaki fedakarlık beni her zaman büyülemiştir.
biz hayvanların türümüzü sürdürmek için bulduğumuz başka bir yordamdır sanat.
hakikat hiçbir şeyi sevmez.
belki de en büyük öfke ve en büyük yoksunluk işsizlik değildir; sefalet değildir; gelecek yokluğu değildir. en büyük öfke, en büyük yoksunluk, kültürler arasında, bağdaşmaz semboller arasında tereddüt geçirmektir; bir kültüre sahip olmama duygusudur.
canlı olmak belki de budur: ölen anların ardından koşmak.
sanat yaşamdır; ama bir başka ritimde.
güçlüler yaşar, zayıflar ölür. her biri kendi hiyerarşik yeriyle orantılı zevk ve ıstırap içinde.
bir şeylerin bitmesi gerek, bir şeylerin başlaması gerek.
31.08.2011
uzun lafın kısası
muriel barbery: tek bir dostunuz olsun; ama onu da iyi seçin.
hermann hesse: yüksek düzeyde bir mizah yeteneğine kavuşmanın başlıca koşulu, kendini bundan böyle ciddiye almamaktır.
marcel proust: kaygısızca kabullenilemeyecek kadar büyük bir utanç yoktur.
pierre assouline: insanın başkalarıyla rastlaşmak için her gün sadece bir avuç saati vardır, fazla değil. bazen birkaç saniye de yeterli olur. geri kalan zaman, insan yapayalnızdır.
jorge luis borges: şiir kitabı çıkarmak, kuyuya bir gül atıp yankısını beklemek gibidir.
albrecht von wallenstein: yüz bin kişilik düzenli bir orduyu yönetmek, on iki binlik milis gücünü yönetmekten daha kolaydır.
franz kafka: insan boş yere kafasını yoruyor. kurtuluş yolu diye bir şey yok.
duygu asena: bütün kadınlar evlenmek için programlanmışlardır. bir erkek onlarla evlenmek lütfunda bulunduğu zaman zevkten ölürler. evlenme teklifi aldıkları gün yaşamlarının en büyük günüdür.
david b. resnik: aldatma, dürüstlüğe oranla daha karlıysa, o zaman neden dürüst olalım ki?
carson mccullers: halk için tek çözüm yolu bilmektir. bir kere gerçeği öğrenir öğrenmez baskı altına alınamazlar artık. yarısı bile bilse gerçeği, tüm savaş kazanılmış demektir.
dave eggers: seyahat ve bebekler var şu dünyada. geri kalan her şey ya angarya ya ölüm.
arthur rimbaud: benden uzak olsun artık bu boş inançlar, bu eski bedenler, bu eşler ve bu yaşanmış yıllar; karaya vurmuş bir çağdır bu çağ!
hermann hesse: yüksek düzeyde bir mizah yeteneğine kavuşmanın başlıca koşulu, kendini bundan böyle ciddiye almamaktır.
marcel proust: kaygısızca kabullenilemeyecek kadar büyük bir utanç yoktur.
pierre assouline: insanın başkalarıyla rastlaşmak için her gün sadece bir avuç saati vardır, fazla değil. bazen birkaç saniye de yeterli olur. geri kalan zaman, insan yapayalnızdır.
jorge luis borges: şiir kitabı çıkarmak, kuyuya bir gül atıp yankısını beklemek gibidir.
albrecht von wallenstein: yüz bin kişilik düzenli bir orduyu yönetmek, on iki binlik milis gücünü yönetmekten daha kolaydır.
franz kafka: insan boş yere kafasını yoruyor. kurtuluş yolu diye bir şey yok.
duygu asena: bütün kadınlar evlenmek için programlanmışlardır. bir erkek onlarla evlenmek lütfunda bulunduğu zaman zevkten ölürler. evlenme teklifi aldıkları gün yaşamlarının en büyük günüdür.
david b. resnik: aldatma, dürüstlüğe oranla daha karlıysa, o zaman neden dürüst olalım ki?
carson mccullers: halk için tek çözüm yolu bilmektir. bir kere gerçeği öğrenir öğrenmez baskı altına alınamazlar artık. yarısı bile bilse gerçeği, tüm savaş kazanılmış demektir.
dave eggers: seyahat ve bebekler var şu dünyada. geri kalan her şey ya angarya ya ölüm.
arthur rimbaud: benden uzak olsun artık bu boş inançlar, bu eski bedenler, bu eşler ve bu yaşanmış yıllar; karaya vurmuş bir çağdır bu çağ!
1.02.2011
gurmenin son yemeği
muriel barbery
her şeye hükmetmeden, her şeyi düzenleyen mükemmeliyettir.
tatmak bir keyif eylemidir, bu keyfi yazmak ise sanatsal bir olgudur ama sonuç olarak değişmeyen gerçek sanat eseri karşındaki diğer insanın şölenidir.
çocukların hiçbir şey bilmedikleri, hiçbir şeyin farkında olmadıkları zannedilir hep. o zaman büyük insanlar kendi kendilerine şu soruyu sorsunlar: onlar da çocuk değil miydi bir zamanlar?
her yaşam, sözcükle eylemin karşılıklı etkileşiminden ibarettir; bu süreçte birincisi, ikincisinin merasim kıyafetidir sadece.
her insan, öyle veya böyle kendi şatosunun efendisidir, her horoz kendi çöplüğünde öter. toplumsal kabul görmemiş ve derinlemesine tanınmadıkları için kesin olarak dışlanmış, en kaba saba köylü, en yontulmamış hödük bağcı, işçilerin en zavallısı, en berbat esnaf, paryaların en paryası, insanların en basitinin bile önünde onu zafere ulaştıracak bir deha kırıntısı vardır.
soylu veya aşağılanan, ne olursa olsun, her türlü uğraşta her zaman çok güçlü ve ani bir yükselişe yer vardır.
dünyanın düzeninin kendi arzularımızın önünde boyun eğdiğini görmek kadar keyifli bir şey yoktur.
insanın son saatinde, yaşamı boyunca boş bir düşü kovalamış olduğunu ve kötülüğü öğütlediğini nihayet anlamış olması ne büyük bir talihsizlik ve mutsuzluktur!
her şeye hükmetmeden, her şeyi düzenleyen mükemmeliyettir.tatmak bir keyif eylemidir, bu keyfi yazmak ise sanatsal bir olgudur ama sonuç olarak değişmeyen gerçek sanat eseri karşındaki diğer insanın şölenidir.
çocukların hiçbir şey bilmedikleri, hiçbir şeyin farkında olmadıkları zannedilir hep. o zaman büyük insanlar kendi kendilerine şu soruyu sorsunlar: onlar da çocuk değil miydi bir zamanlar?
her yaşam, sözcükle eylemin karşılıklı etkileşiminden ibarettir; bu süreçte birincisi, ikincisinin merasim kıyafetidir sadece.
her insan, öyle veya böyle kendi şatosunun efendisidir, her horoz kendi çöplüğünde öter. toplumsal kabul görmemiş ve derinlemesine tanınmadıkları için kesin olarak dışlanmış, en kaba saba köylü, en yontulmamış hödük bağcı, işçilerin en zavallısı, en berbat esnaf, paryaların en paryası, insanların en basitinin bile önünde onu zafere ulaştıracak bir deha kırıntısı vardır.
soylu veya aşağılanan, ne olursa olsun, her türlü uğraşta her zaman çok güçlü ve ani bir yükselişe yer vardır.
dünyanın düzeninin kendi arzularımızın önünde boyun eğdiğini görmek kadar keyifli bir şey yoktur.
insanın son saatinde, yaşamı boyunca boş bir düşü kovalamış olduğunu ve kötülüğü öğütlediğini nihayet anlamış olması ne büyük bir talihsizlik ve mutsuzluktur!
31.12.2010
uzun lafın kısası
feodor gladkov: en iyi memurlar budalalardır. görmeyi ve almayı bilirler.
aslı erdoğan: her şeyi yitirdiğinde elinde yalnızca hayat kalır.
edmundo paz soldan: adaleti sağlamanın pek çok yolu vardır ve hukuki yolları izlemek bunlardan biri değildir.
felicien challaye: yaşamak için para kazanmak gerekir ama, para kazanmak için de yaşamamak gerekir.
philipp vandenberg: insanlar, gerçeklerden korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar.
g.b. shaw: biz en yüceyi gördüğümüz zaman ondan nefret ederiz; onu çarmıha gereriz, baldıran zehri içirerek öldürürüz, bir odun yığınının üstüne bağlar diri diri yakarız.
howard stern: öldüğünüz zaman gerçekleşecek olan şudur: bir kutuya konulmak ve solucanlar tarafından yenmek.
emile zola: tehlikenin gözünün içine baktın mı onun sana zararı dokunmaz.
muriel barbery: evren boşlukla el birliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır.
platon: felsefe, insanların ve toplumların güçlü oldukları çağlarda yararlıdır; zayıf oldukları zamanlarda ise acınacak bir şeydir.
ursula k. le guin: bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın. suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.
ernesto sabato: tüm devrimler olanca saflıklarıyla ve özellikle de öylelerse, pis bir polis bürokrasisine dönüşmeye mahkumdur; bu sırada en büyük ruhların sonu zindan ya da tımarhane olur.
aslı erdoğan: her şeyi yitirdiğinde elinde yalnızca hayat kalır.
edmundo paz soldan: adaleti sağlamanın pek çok yolu vardır ve hukuki yolları izlemek bunlardan biri değildir.
felicien challaye: yaşamak için para kazanmak gerekir ama, para kazanmak için de yaşamamak gerekir.
philipp vandenberg: insanlar, gerçeklerden korktukları kadar hiçbir şeyden korkmazlar.
g.b. shaw: biz en yüceyi gördüğümüz zaman ondan nefret ederiz; onu çarmıha gereriz, baldıran zehri içirerek öldürürüz, bir odun yığınının üstüne bağlar diri diri yakarız.
howard stern: öldüğünüz zaman gerçekleşecek olan şudur: bir kutuya konulmak ve solucanlar tarafından yenmek.
emile zola: tehlikenin gözünün içine baktın mı onun sana zararı dokunmaz.
muriel barbery: evren boşlukla el birliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır.
platon: felsefe, insanların ve toplumların güçlü oldukları çağlarda yararlıdır; zayıf oldukları zamanlarda ise acınacak bir şeydir.
ursula k. le guin: bir hırsız yaratmak için, bir sahip yaratın. suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.
ernesto sabato: tüm devrimler olanca saflıklarıyla ve özellikle de öylelerse, pis bir polis bürokrasisine dönüşmeye mahkumdur; bu sırada en büyük ruhların sonu zindan ya da tımarhane olur.
29.11.2010
uzun lafın kısası
muriel barbery: genç bir kadın evini ateşe verdi. neden yaptığı sorulduğunda, "bir duygu hissetmek istemiştim." cevabını verdi.
howard fast: hiç kimseye güvenme, asla hayal kırıklığına düşmezsin.
jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır.
dragan babic: kızlara ne kadar haşin davranır, onlardan ne kadar çok isterseniz, onlar size o kadar çok verirler.
ece temelkuran: yeryüzündeki her anlaşmazlık kendi endüstrisini yaratır.
maksim gorki: hep yararı dokunsa bile, kendi başına yanılmak başkalarının yanlışlarını yinelemekten daha iyidir.
edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.
philip roth: dünyanın koşuşturması içinde en az acıyla yaşamanın sırrı, olabildiğince çok insanın sizin aldanışlarınıza katılmasını sağlamaktır.
turgenyev: sövüp saymak için bile olsa, insanın başkalarına ihtiyacı vardır.
adam fawer: tipik bilim adamları içine kapanık insanlardır. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlar.
edith wharton: birey, hemen her zaman ortak çıkar olarak kabul edilen şeye kurban edilir.
david dickson: bilim ve teknoloji tarafsız değildir, büyük ölçüde iktidara ve sermayeye eklemlenmiştir ve egemen sınıfı güçlendirme işlevi görmektedir.
howard fast: hiç kimseye güvenme, asla hayal kırıklığına düşmezsin.
jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır.
dragan babic: kızlara ne kadar haşin davranır, onlardan ne kadar çok isterseniz, onlar size o kadar çok verirler.
ece temelkuran: yeryüzündeki her anlaşmazlık kendi endüstrisini yaratır.
maksim gorki: hep yararı dokunsa bile, kendi başına yanılmak başkalarının yanlışlarını yinelemekten daha iyidir.
edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.
philip roth: dünyanın koşuşturması içinde en az acıyla yaşamanın sırrı, olabildiğince çok insanın sizin aldanışlarınıza katılmasını sağlamaktır.
turgenyev: sövüp saymak için bile olsa, insanın başkalarına ihtiyacı vardır.
adam fawer: tipik bilim adamları içine kapanık insanlardır. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlar.
edith wharton: birey, hemen her zaman ortak çıkar olarak kabul edilen şeye kurban edilir.
david dickson: bilim ve teknoloji tarafsız değildir, büyük ölçüde iktidara ve sermayeye eklemlenmiştir ve egemen sınıfı güçlendirme işlevi görmektedir.
31.10.2010
uzun lafın kısası
manuel scorza: insanoğlunun gerçek yurdu çocukluğudur.
adam phillips: çift dediğin suç işleme arayışındaki entrikadır. en yakınlarında duran da genellikle sekstir.
aslı erdoğan: her insanın, gün gelip de düşüp parçalanmaktan kendisini güçlükle alıkoyduğu bir uçurumu vardır.
elia kazan: herkes gerçek kişiliğini ve duygularını gizleyen bir tür maske takabildiği için şu dünyada yaşayabiliyor.
howard fast: insanlar hiçbir zaman oldukları gibi görünmezler. işte bunu anladığınız anda bir insanı tanımaya başladınız demektir.
jostein gaarder: iyi bir filozof olmak için gereksindiğimiz tek şey hayret etme yeteneğimizdir.
muriel barbery: beden bütün giysilerden sıyrıldığında bile ruh süslerle dolu kalır.
everett ruess: çoğu insanın yaşadığı şekliyle hayat beni hiçbir zaman tatmin etmedi. her zaman için çok daha yoğun ve zengin bir hayat yaşamak istedim.
philipp vandenberg: dahiler genellikle sıradışı yaşam biçimleriyle kendilerini gösterirler.
turgenyev: yatak, düşünsel bağlamda, iki sevgilinin, tanrıyla birleşmek amacıyla bu dünyadan ve onun yaratıklarından kopup birleştiği yerdir.
elias canetti: insan her zaman kendisini kitleden ve onu oluşturanlardan korumayı bilmelidir.
cemil meriç: hürriyet, tarihin hiçbir çağında tam olarak gerçekleşmemiştir. çünkü hükümetler için ayak bağıdır. hiçbir hakkı olmayan, baştakilerin her yaptığını kerem sayan insanları yönetmek ne kadar kolay! otorite, hürriyetin anadan doğma düşmanı.
adam phillips: çift dediğin suç işleme arayışındaki entrikadır. en yakınlarında duran da genellikle sekstir.
aslı erdoğan: her insanın, gün gelip de düşüp parçalanmaktan kendisini güçlükle alıkoyduğu bir uçurumu vardır.
elia kazan: herkes gerçek kişiliğini ve duygularını gizleyen bir tür maske takabildiği için şu dünyada yaşayabiliyor.
howard fast: insanlar hiçbir zaman oldukları gibi görünmezler. işte bunu anladığınız anda bir insanı tanımaya başladınız demektir.
jostein gaarder: iyi bir filozof olmak için gereksindiğimiz tek şey hayret etme yeteneğimizdir.
muriel barbery: beden bütün giysilerden sıyrıldığında bile ruh süslerle dolu kalır.
everett ruess: çoğu insanın yaşadığı şekliyle hayat beni hiçbir zaman tatmin etmedi. her zaman için çok daha yoğun ve zengin bir hayat yaşamak istedim.
philipp vandenberg: dahiler genellikle sıradışı yaşam biçimleriyle kendilerini gösterirler.
turgenyev: yatak, düşünsel bağlamda, iki sevgilinin, tanrıyla birleşmek amacıyla bu dünyadan ve onun yaratıklarından kopup birleştiği yerdir.
elias canetti: insan her zaman kendisini kitleden ve onu oluşturanlardan korumayı bilmelidir.
cemil meriç: hürriyet, tarihin hiçbir çağında tam olarak gerçekleşmemiştir. çünkü hükümetler için ayak bağıdır. hiçbir hakkı olmayan, baştakilerin her yaptığını kerem sayan insanları yönetmek ne kadar kolay! otorite, hürriyetin anadan doğma düşmanı.
31.08.2010
uzun lafın kısası
pierre assouline: deha, uzun bir sabırdır.
adolphe thiers: tek kişinin hükümeti, hükümdarın iktidar ve ehliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, daima tehlikelidir.
max frisch: her üniforma insanın karakterini bozar.
feridun zaimoğlu: bir erkeğin başına gelebilecek en güzel şey, kalbinin derinliklerine bakabilecek bir kıza rastlamasıdır.
hüsnü arkan: arzunun kapısı açık kaldığında, içeri mutlaka biri girer.
joyce carol oates: insan hayatının derin kederlerinden biri de et oluşumuzdur. ve hayatlarımız boyunca ete bağımlı oluşumuz.
simone de beauvoir: hükümdarların en iyisinin vicdanında yüzlerce ölü vardır.
muriel barbery: hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.
ernest renan: din ayırır, akıl birleştirir. semavi dinlerin hepsi pozitif bilimlere düşmandır.
ursula k. le guin: düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.
felix nadar: yaşamak istiyorsan sıradan biri ol.
aslı erdoğan: insan özgür olduğu yanılsamasına kapılmamalı. görünür/görünmez polisler her an her yerdeler. en küçük bir varoluş belirtisi gösterenin üzerine çullanır, doğduğuna pişman ederler.
adolphe thiers: tek kişinin hükümeti, hükümdarın iktidar ve ehliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, daima tehlikelidir.
max frisch: her üniforma insanın karakterini bozar.
feridun zaimoğlu: bir erkeğin başına gelebilecek en güzel şey, kalbinin derinliklerine bakabilecek bir kıza rastlamasıdır.
hüsnü arkan: arzunun kapısı açık kaldığında, içeri mutlaka biri girer.
joyce carol oates: insan hayatının derin kederlerinden biri de et oluşumuzdur. ve hayatlarımız boyunca ete bağımlı oluşumuz.
simone de beauvoir: hükümdarların en iyisinin vicdanında yüzlerce ölü vardır.
muriel barbery: hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.
ernest renan: din ayırır, akıl birleştirir. semavi dinlerin hepsi pozitif bilimlere düşmandır.
ursula k. le guin: düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.
felix nadar: yaşamak istiyorsan sıradan biri ol.
aslı erdoğan: insan özgür olduğu yanılsamasına kapılmamalı. görünür/görünmez polisler her an her yerdeler. en küçük bir varoluş belirtisi gösterenin üzerine çullanır, doğduğuna pişman ederler.
31.07.2010
uzun lafın kısası
ian mcewan: bir tohum ek. sonra bak bakalım gelişip serpiliyor mu.
aslı erdoğan: sonuçta her insan hayatı bir yenilgidir; ama bazılarınınki daha görkemli bir yenilgi.
cenap şahabettin: güzel bir kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur.
balzac: devrimizde, o dört köşe adamlara, kötülük önünde hiç eğilmeyen, doğru çizgiden en küçük sapmayı bir suç sayan o güzel iradelere her devirdekinden daha az rastlanıyor.
fernand braudel: uygar alan, çoğu zaman bir sahil şeridiyle sınırlıdır.
ursula k. le guin: elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse, tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.
fichte: dünya parçalara ayrılacak olsa bile hakikatin söylenmesi gerekiyor.
juli zeh: doğru olanı sürekli tekrarlamak bir insanın vatanına sunabileceği en büyük hizmettir.
irvin yalom: zirveye tırmandım ve tepedeki bu noktadan aşağıda neler olduğuna baktığımda gördüğüm şey yalnızca çürümeden ibaret.
muriel barbery: inançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla sarsılmasın diye kendi kendimizi manipüle etme yeteneğimiz ne büyüleyici!
pierre assouline: hiçbir şey, çalışmayı deha olarak görmek kadar bağışlanamaz değildir.
simone de beauvoir: insanlar kendilerini biraz fazla ciddiye alırlar. aslında ne davranışlarımızın ne de dünyanın öyle pek bir ağırlığı vardır. hafif, dayanıksız bir dünya bu işte!
aslı erdoğan: sonuçta her insan hayatı bir yenilgidir; ama bazılarınınki daha görkemli bir yenilgi.
cenap şahabettin: güzel bir kıyafet, iyi bir tavsiye mektubudur.
balzac: devrimizde, o dört köşe adamlara, kötülük önünde hiç eğilmeyen, doğru çizgiden en küçük sapmayı bir suç sayan o güzel iradelere her devirdekinden daha az rastlanıyor.
fernand braudel: uygar alan, çoğu zaman bir sahil şeridiyle sınırlıdır.
ursula k. le guin: elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse, tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.
fichte: dünya parçalara ayrılacak olsa bile hakikatin söylenmesi gerekiyor.
juli zeh: doğru olanı sürekli tekrarlamak bir insanın vatanına sunabileceği en büyük hizmettir.
irvin yalom: zirveye tırmandım ve tepedeki bu noktadan aşağıda neler olduğuna baktığımda gördüğüm şey yalnızca çürümeden ibaret.
muriel barbery: inançlarımızın üzerinde yükseldiği kaide asla sarsılmasın diye kendi kendimizi manipüle etme yeteneğimiz ne büyüleyici!
pierre assouline: hiçbir şey, çalışmayı deha olarak görmek kadar bağışlanamaz değildir.
simone de beauvoir: insanlar kendilerini biraz fazla ciddiye alırlar. aslında ne davranışlarımızın ne de dünyanın öyle pek bir ağırlığı vardır. hafif, dayanıksız bir dünya bu işte!
29.06.2010
uzun lafın kısası
ian mcewan: inananların pençelerinden kurtulmak pek kolay değildir.
aslı erdoğan: yalnızca kötülüğün en dibine inenler erdemin doruklarına varabilirler.
juli zeh: bir güvenlik sistemini hayattan vazgeçmiş insanlardan daha çok korkutan bir şey yoktur. bu durum onları durdurulamaz kılar.
elia kazan: insanların içine düştükleri en zararlı ve aldatıcı yanılgılardan biri, bir defada yalnızca bir kişiyi fiziksel olarak sevebilecekleri kanısıdır.
muriel barbery: nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.
erich auerbach: dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.
g.b. shaw: her erkek sevdiği şeyi öldürür. kadın dediğin de budur zaten: en iyi kemiği kapmak için birbirleriyle dalaşan köpekler.
ursula k. le guin: erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.
pierre assouline: eğer gülüyorsan herkes seninle güler; ağlarsan yalnız ağlarsın.
simone de beauvoir: kadın; bir sevgili, tanrıça, ana, cadı ya da derin bir düşünce olabilir ama hiçbir zaman kendisi olamaz.
cemil sena: bazı mağlubiyetler vardır ki asildir; bazı galibiyetlerin de sefil olduğu gibi.
edward said: entelektüel; sismik şoklar yaratır, insanları sarsar; ama ne geçmişine ne de arkadaşlarına bakılarak açıklanabilir. sürgün entelektüel zorunlu olarak ironik, kuşkucu ve hatta oyunculdur; ama kinik değildir.
aslı erdoğan: yalnızca kötülüğün en dibine inenler erdemin doruklarına varabilirler.
juli zeh: bir güvenlik sistemini hayattan vazgeçmiş insanlardan daha çok korkutan bir şey yoktur. bu durum onları durdurulamaz kılar.
elia kazan: insanların içine düştükleri en zararlı ve aldatıcı yanılgılardan biri, bir defada yalnızca bir kişiyi fiziksel olarak sevebilecekleri kanısıdır.
muriel barbery: nerede para varsa orada uyuşturucu da vardır.
erich auerbach: dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.
g.b. shaw: her erkek sevdiği şeyi öldürür. kadın dediğin de budur zaten: en iyi kemiği kapmak için birbirleriyle dalaşan köpekler.
ursula k. le guin: erkeğin istediği özgürlüktür. kadının istediği mülkiyettir. seni ancak başka bir şeyle takas edebilirse serbest bırakır. bütün kadınlar mülkiyetçidir.
pierre assouline: eğer gülüyorsan herkes seninle güler; ağlarsan yalnız ağlarsın.
simone de beauvoir: kadın; bir sevgili, tanrıça, ana, cadı ya da derin bir düşünce olabilir ama hiçbir zaman kendisi olamaz.
cemil sena: bazı mağlubiyetler vardır ki asildir; bazı galibiyetlerin de sefil olduğu gibi.
edward said: entelektüel; sismik şoklar yaratır, insanları sarsar; ama ne geçmişine ne de arkadaşlarına bakılarak açıklanabilir. sürgün entelektüel zorunlu olarak ironik, kuşkucu ve hatta oyunculdur; ama kinik değildir.
30.06.2009
uzun lafın kısası
irvine welsh: köpek balıklarıyla yüzüyorsanız hayatta kalmanın tek yolu, içlerindeki en büyük köpek balığı olmaktır.
mario vargas llosa: en kötüsü, bu lanet ülkede her gün yaşanan o korkunç şeylere tanık olmaktır.
neval el-saadavi: bir erkek isyan bayrağını gökyüzüne kaldırsa bile bir çocuk gibidir.
soti triantafyllou: evlilik, tıpkı tüm bir ömrü hapiste, hastanede ya da manastırda geçirmek gibi anormal bir durumdur.
jules michelet: adalete karşı olan hiçbir şey devam edemez.
viktor emil frankl: insanı en çok yaralayan şey, fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.
muriel barbery: yoksulların nefret ettikleri bir şey varsa o da diğer yoksullardır.
rana dasgupta: bazı insanlar mükemmeliyetçidir. bu bir tutkudur onlarda. bir şeyi beş kez, on kez denerler, fark etmez. sonunda öyle yüksek bir standarda ulaşırlar ki, artık kimse onlarla baş edemez.
edmundo paz soldan: iflah olmaz bir istekle cenneti arayan huzursuz yaratıklarız.
balzac: iyi insanlar uzun zaman dünyada kalamazlar. gerçekten de büyük duygular bu bayağı küçük, yüzeysel toplumla nasıl bağdaşabilir?
franz kafka: evet umut var, çok umut var; ama bizim için değil.








