2.08.2020
evlilik
elia kazan: bir kişinin bir başka kişiden ihtiyaç duyduğu her şeyi sağlaması, elde etmesi olanaksızdır. kimsede apaçık kabul etmeye yürek bulunmayan şey budur.
thomas hardy: insanlar, doğal güçlere karşı koyamayacaklarını bile bile, birçoğu da bir aylık mutluluğu bir ömür boyu rahatsız olmak pahasına elde ettiklerini belki bildikleri halde, gene de evleniyorlar.
ahmet ada: cemal süreya, evliliğin aşkı yok ettiği kanısındaydı: "aşk, meşru bir şey olamaz. o da şiir gibi, meşrulaşınca ölür. aşk da şiir de uzlaşıcı olunca ölür."
mo yan: nezaket olmadan da karı koca olunmaz, düşman olunmadan da. iyi günde, kötü günde. horoza varırsan horozun, köpeğe varırsan köpeğin peşinden gidersin.
louis aragon: her insanda, kendi çehresinden bile daha derin, daha kalıcı bir iş, yani küçücük alışkanlıklar, "mani" dediğimiz küçüklükler yaşar. aslında evlilik dediğimiz şey, bu küçüklüklere, bu alışkanlıklara duyulan nefretin izdüşümüdür; bozulmadan sürüp giden sevgiler de, aynı alışkanlıklara bakarken gösterdiğimiz anlayış ve yumuşaklığın eseridir.
christine arnothy: evlilik, ancak her şey karşılıklı ve açıkça söylendiği zaman iyi işleyen bir kurumdur. evlilikte aşk, hiçbir zaman temel bir mesele olmamıştır.
neval el-saadavi: cennette nikahlı eşler için yer yoktur. aksi takdirde dünyadaki yaşantımız ile cennetteki arasında ne fark olurdu?
saul bellow: sen kendine benzeyen bir kadın arayıp duruyorsun. öyle bir canlı yok. ama kızlar sana "arayışın sona erdi. işte buradayım. o benim." diyeceklerdir. sonra sıra sözleşmeyi imzalamaya gelir. kimse sözünü tutmaz elbette ve cehennem acıları başlar.
29.11.2019
uzun lafın kısası
aleksandra kollontay: aşkın, içtiğimiz su gibi, doğal ve temiz olması için özgür ve paylaşılır olması gerekir. yeni bir ahlak anlayışı ve günlük hayatta radikal bir değişim olmadan tam bir özgürlük yaşanamayacaktır.
jean meslier: din, her dönemde, insan ruhunu karanlıklarla doldurmaktan, gerçek bağlılık ve ilişkileri, gerçek görevleri, gerçek çıkarları hakkında, onu tam bir cehalet içinde bulundurmaktan başka bir şey yapmamıştır.
john fowles: hiçbir şey servetten daha fazla farklılaştırmaz, hiçbir şey yoksulluktan daha fazla benzer kılmaz. yoksulluğun korkunç yanı, insanı aç bırakmasından çok aç bırakırken durağanlaştırmasıdır.
arthur koestler: kaos dünyaya egemen olduğu sürece tanrı tarihsel bir yanlıştır ve insanın kendi vicdanıyla uzlaşmalarının hepsi yalandır. içinden gelen o lanet olası ses her ne zaman yükselirse kulaklarını tıka.
william s. burroughs: fikirlerim suça, inanılmaz keşif seyahatlerine, insanın yapısını darmadağın edecek bir duygu ya da davranış aşırılığına, aşırı bir eylem olarak kendimi ifade etmeye yöneliyor.
neval el-saadavi: kadınlar işlerini kaybedip fahişe olmaktan korkarlar; çünkü fahişelerin yaşantısının kendilerininkinden iyi olduğunu bilmezler.
james connolly: savaş alanındaki ot, darağacındakinden daha çabuk büyür. özgür olmak için unutmamak zorundasınız. insanları isyan ettiren şey, özgürleşecek torunları hakkındaki düşler değil, köleleştirilmiş ataların anılarıdır.
eduardo galeano: kakao güneşe ihtiyaç duymaz; çünkü onu içinde taşır. içindeki güneşten çikolatanın bize verdiği zevk ve keyif doğar.
frederic gros: ebediyetin ağır nefesi karşısında gündeliğin kesik nefesi anlamsız ve hastalıklı bir çırpınmadır.
guy standing: hayatını sürekli olarak geçici işlerle idame ettiren bir kişinin varoluşu risklerle doludur.
jean-jacques rousseau: onca felsefenin, insaniyetin, nezaketin ve haşmetli vecizenin ortasında, yanıltıcı ve boş bir dış görünüşten, faziletsiz şereften, irfansız akıldan ve mutluluk barındırmayan hazdan başkası yok elimizde.
3.11.2019
sıfır noktasındaki kadın
yaşamım boyunca bana gurur verecek, beni krallardan, prenslerden, hükümdarlardan bile üstün kılacak bir şey aradım.aşk söz konusu olduğunda herkes aynıdır.
yaşamdan daha sert olmalısın. yaşam çok sert. gerçekten yaşayanlar yalnızca ondan daha sert olanlardır.
yaşam bir yılandır. onlar da aynı. yılan, senin yılan olmadığını anlarsa sokar. zehirli iğnelerin olmadığını bilirse hayat seni bir lokmada yutar.
yeryüzünde kendini koruyabilecek tek bir kadın yoktur.
her ikisiyle de yüz yüze gelmek büyük bir cesaret gerektirdiğinden, ölümle gerçek birbirlerine benzer. gerçekler de insanı öldürdüğü için, ölüm gibidir.
erkekler kadının değerini bilemez. kendi değerini belirleyen kadındır.
bir kadının hayatı, gerçekten acınacak bir hayattır. oysa bir fahişe, biraz daha iyi durumdadır.
kadınlar işlerini kaybedip fahişe olmaktan korkarlar; çünkü fahişelerin yaşantısının kendilerininkinden iyi olduğunu bilmezler. böylece yaşama, sağlıklarına, bedenlerine ve akıllarına ilişkin hayali korkularının bedelini öderler.
fiyatın yükseldikçe erkek senin gerçekten değerli olduğunu daha çok kavrar, elindekini avucundakini sana vermeye razı olur. kendi olanağı yoksa sana vermek için başkasından çalar. en değersiz şey için bedellerin en büyüğünü öderler.
hepsinin kendilerini çeşitli fiyatlara satan fahişeler olduğunu, en pahalı fahişenin en ucuz fahişeden daha iyi olduğunu biliyordum artık.
başarılı bir fahişe, zavallı bir azizeden daha iyidir.
bütün kadınlar yalanların, dolanların kurbanıdır. erkekler kadınları aldatır, aldandıkları için de onları cezalandırır, aşağılar. bu kadar düştükleri için cezalandırır, evlenmeye zorlar, sonra da ömür boyu hizmetçiliğe, küfürlere ya da dayağa mahkum ederler.
bir erkek, kadınlar tarafından reddedilmeye katlanamaz; çünkü kendi içinde de kendini reddedilmiş hisseder. bu çifte reddedilmeyi kimse hazmedemez.
gerçeği hiç zorluk çekmeden anlatıyorum. çünkü gerçek kolay ve yalındır. bu yalınlığın içinde de vahşi bir güç yatar. gerçek vahşi ve tehlikelidir.
insanlar yaşamın yalın ama çirkin ve güçlü olan gerçeklerine birkaç yıl içinde varamazlar pek. gerçeğe ulaşmak, artık ölümden korkmamak demektir.
yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır.
herkes bir gün ölecek. önemli olan ölene kadar nasıl yaşadığımızdır.
7.11.2015
şeytanın masumiyeti *
eğer bütün insanları içine almaya yetecek kadar büyük bir kalbin varsa o zaman içinde kimseyi taşımazsın.insan, kendi cinsinden olanların etleriyle beslenen tek canlıdır.
aşk hayattır.
anlamak acı verici olsa da gerçekleri görmezlikten gelmekten daha iyidir.
her yerde olan hiçbir yerde değildir.
bir erkek isyan bayrağını gökyüzüne kaldırsa bile bir çocuk gibidir.
vücudunu günlerle saran hep çıplaktır. taçtan kendisini uzak tutan hep kraldır.
cennette nikahlı eşler için yer yoktur. aksi takdirde dünyadaki yaşantımız ile cennetteki arasında ne fark olurdu?
sahip olmak söz konusu olduğunda aşktan konuşmanın yararı olmaz.
aşk hem bilinmezliğinden hem de hepimizce bilindiğinden kimsenin tanımlayamadığı bir şeydir.
erkek kıza, "seni sonsuza dek seveceğim." dedi. kız, "eğer sana inanmamı istiyorsan sonsuza kadar süreceğini söyleme." dedi.
biz kadınlar erkeklerin ya saygı duyup arzu etmedikleri eşleri ya da arzuladıkları fakat saygı duymadıkları metresleriyizdir ve orta bir yol yoktur.
yazı öldürmez. gerçek bilinçliliğin yokluğu hariç hiçbir şey öldürmez ve öldüren aşk değil, onun yokluğudur.
erkekler sadece onlara acı çektirenleri severler.
neden her zaman suçluyu salıveriyor ve kurbanı cezalandırıyoruz?
bir kızın onuru (kızlık zarı), sigara kağıdı kadar ince ve narindir.
kışın soğuğunu ve rutubetini, yazın sıcağı izler. nem kurur, sonra sıva çatlar. parçalar gelişigüzel ya da bir düzen içinde düşer. evrensel düzen mutlaktır, hiçbir şeyi şansa bırakmaz.
bir çiçeğin çölde büyümesine ender rastlanır.
bilgiye karşı savaşan ve görmeyelim diye gözlerimizi kapatan kişi, senden korkmuyorum.
* "imamın düşüşü" ile birlikte.
12.10.2012
petrol diyarında aşk
neval el-saadavi
tek şeytan insanoğullarıdır.
insanın annesinin gömülü olduğu yer, onun ülkesidir.
gücün üstesinden ancak güç gelir.
bir erkeğin gururunu, içini pişmanlıkla dolduracak günahı olmayan bir kadın kadar azaltacak hiçbir şey yoktur.
açlık, erkeğin doğasımnı arındırır. kaba dış görünümün altındaki erkeği su yüzüne çıkarır.
yüzleri açık olsa da olmasa da, kadınlar doğuştan günahkârdır. kurnazlıklarına akıl sır ermez.
şölenler bittikten sonra bizim gibi küçük insanlar unutulacak ve bizim payımızı büyükler kapacak.
bir memurdan daha kıskanç kimse yoktur. özellikle de arkeoloji departmanında. o, insanların etrafta dolandığını görür, ancak kendisi tahta masasının ardına hapsedilmiştir. insanlar gelecekten bahsederler, o ise arkeolojik kazılarıyla geçmişte yaşar. hayat ona aldırış etmez. o yaşasa da ölse de evrende hiçbir şey değişmeyecektir. önünde hiçbir şey yoktur, gazete okurken ya da yerin derinliklerinde tanrı ararken üzerine çöken pinekleme hali dışında. bir çeşit kutsal aşktır bu, onun ölmeyi ya da çekip gitmeyi arzulamasına yol açan.
bir erkekle bir kadın bir araya gelirse, aralarındaki üçüncü kişi şeytan'dır.
ruh ateşlendiğinde, dinin onun coşkusuna koyabileceği hiçbir sınırlama yoktur.
vakti geldiğinde, formalin kokusu petrolden kötü değildir.
erkekler, kalplerinin içinde gerçeğe sahip olduklarını hayal eden gerçeği saklama makineleridir.
kendi ellerimizle aldığımızdan başka bir hakka layık olmayacağız. o zaman, istemeyi bırakıp onları kendi ellerimizle almalıyız.
hiç kimse bir kadının, ardında bir ev ve bir koca bırakarak yürüyüp gitmesini anlayamaz.
çığlığın ışığında her şey gün yüzüne çıkmaya başladı. göklerde salınan ay. göl yüzeyini dalgalandıran rüzgar. en büyük ümitsizlik derecesine erişen çıplaklık. umut ateşiyle fışkıran ter. karanlık bir çocukluğun anıları. önceki yaşamdan bilinmez bir oda. yapacak araştırması olmayan bir araştırmacının keskisi. hiçbir yerde var olmayan tanrıçalar. ancak doğaüstü güçler tarafından toplanabilecek ve gözlerinden başlayıp ay yüzeyine kadar uzanan şu ışınlara dönüştürülebilecek çevreye dağılmış küçük organ parçacıkları.
31.05.2010
uzun lafın kısası
ken kesey: yönetimdeki piçler seni alt eder. karşı koyamazsın. tek yapılacak şey, her şeyi boktan dünyanın suratına kusmaktır, hepsini.
atatürk: ölülerden yardım istemek medeni bir sosyal topluluk için lekedir.
edwin fuller torrey: insanın ruhu ve amaçları ne kadar yükseklerde uçarsa uçsun, yine de vücudun tuzağına düşecektir ve statüsü her ne olursa olsun, duygusal hastalığı olacaktır.
g.b. shaw: insanlar birbirlerini gittikçe daha büyük sayılarda öldürmenin yollarından başka bir şey öğrenmiyorlar.
ihsan oktay anar: dünya, binde bir de olsa yanılma payı bırakanlara aittir.
nicholas mann: zaferlerin en soylusu kendi kendini yenmektir; kendi üzerinde hüküm sürmek kraliyetlerin en zenginidir.
nazım hikmet: kendini dünyanın mihveri sanan bir deli her şeyi yapabilir.
neval el-saadavi: eğer bütün insanları içine almaya yetecek kadar büyük bir kalbin varsa o zaman içinde kimseyi taşımazsın.
publius syrus: suçluyu affeden hakim, kendini mahkum etmiş olur.
jean-jacques rousseau: bir alçak, kötü biri ya da bir deli de kral olabilir; ama çok az insan gerçek anlamda insan olabilir.
soti triantafyllou: en tehlikelileri bunlar: oturup izleyenler. dehşet verici şeyler olduğu zaman da oturup izleyecekler.
30.06.2009
uzun lafın kısası
irvine welsh: köpek balıklarıyla yüzüyorsanız hayatta kalmanın tek yolu, içlerindeki en büyük köpek balığı olmaktır.
mario vargas llosa: en kötüsü, bu lanet ülkede her gün yaşanan o korkunç şeylere tanık olmaktır.
neval el-saadavi: bir erkek isyan bayrağını gökyüzüne kaldırsa bile bir çocuk gibidir.
soti triantafyllou: evlilik, tıpkı tüm bir ömrü hapiste, hastanede ya da manastırda geçirmek gibi anormal bir durumdur.
jules michelet: adalete karşı olan hiçbir şey devam edemez.
viktor emil frankl: insanı en çok yaralayan şey, fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.
muriel barbery: yoksulların nefret ettikleri bir şey varsa o da diğer yoksullardır.
rana dasgupta: bazı insanlar mükemmeliyetçidir. bu bir tutkudur onlarda. bir şeyi beş kez, on kez denerler, fark etmez. sonunda öyle yüksek bir standarda ulaşırlar ki, artık kimse onlarla baş edemez.
edmundo paz soldan: iflah olmaz bir istekle cenneti arayan huzursuz yaratıklarız.
balzac: iyi insanlar uzun zaman dünyada kalamazlar. gerçekten de büyük duygular bu bayağı küçük, yüzeysel toplumla nasıl bağdaşabilir?
franz kafka: evet umut var, çok umut var; ama bizim için değil.




