thomas gray: cehaletin esenlik getirdiği yerde zeki olmak budalalıktır.
lucretius: çocukların kör karanlıkta her şeyden korkup titremeleri gibi biz de aydınlıktan korkarız.
michael faraday: gerçek olamayacak kadar harika hiçbir şey yoktur.
mark twain: insanın vücudunu iyileştirmesini ya da hasta kılmasını sağlayan düş gücünden hepimiz payımızı almış olarak doğarız. ilk insanın sahip olduğu bu güç, son insana değin aktarılacaktır.
bertrand russell: denenmemiş, desteksiz kavrayış, doğrunun yetersiz bir garantisidir.
epiktetos: yalnız özgür insanların eğitilmesi gerektiğini söyleyen çoğunluğa değil, yalnız eğitimlilerin özgür olduğunu söyleyen düşünürlere inanmalıyız.
henri poincare: gerçeğin ne denli acımasız olduğunu bilir ve gerçekten koparak avuntu aramaya koyuluruz.
e.m. butler: hatırdan çıkmamalı ki sihir, sanatçı ve izleyicisi arasında iş birliği gerektiren bir sanattır.
george washington: himayemizi bilim ve edebiyatın geliştirilmesinden daha fazla hak eden hiçbir şey yoktur. bilgi her ülke için halkın mutluluğunu getiren en kesin araçtır.
heinrich heine: durmaksızın sorarız, ta ki bir avuç toprak ağzımızı kapatana kadar. peki ama bu mudur yanıt?
charles mackay: her çağın kendine özgü bir budalalığı, kazanç sevdası, heyecan merakı veya sırf taklit hevesiyle kendini kaptırdığı bir plan, proje ya da fantezisi vardır. bunların ötesinde, siyasetin, dinin ya da ikisinin birleşiminin yarattığı bir çılgınlık da görülür.
heinrich heine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
heinrich heine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30.06.2022
17.12.2021
din
clarence darrow: bazılarınız dinin insanları mutlu ettiğini söylüyor. bunu gülme gazı da yapıyor. viski de.
john dewey: dini duygular, entelektüel açıdan yaratıcı değil, muhafazakardır. süregelen dünya görüşünü sahiplenir ve onu kutsallaştırır.
phyllis diller: din ne kadar da orta çağ'a özgü bir fikir! hiç konuşmasam daha iyi. ah, her şey para yüzünden.
albert einstein: din, kapının olmadığı yerde bir çıkış yolu bulma girişimidir.
emma goldman: din, kutsal hakikat, ödüller ve cezalar; dünyanın en büyük, en yozlaşmış ve en tehlikeli, en güçlü ve karlı endüstrisinin temel taşlarını oluşturur.
sam harris: dinin sapkınlığı, aklı başında insanların inanılmaz kitlesel düşüncelere inanmalarına yol açmasıdır.
heinrich heine: kapkaranlık bir gecede bulunabilecek en iyi rehberin bir kör olması gibi, karanlık çağlarda da insanlar en iyi dinle yönetilmişlerdir. fakat güneş doğduğunda, kör yaşlı adamları rehber olarak kullanmak aptalca olacaktır.
william blake: hapishaneler kanunun tuğlalarından, genelevler ise dinin taşlarından yapılmıştır.
john dewey: dini duygular, entelektüel açıdan yaratıcı değil, muhafazakardır. süregelen dünya görüşünü sahiplenir ve onu kutsallaştırır.
phyllis diller: din ne kadar da orta çağ'a özgü bir fikir! hiç konuşmasam daha iyi. ah, her şey para yüzünden.
albert einstein: din, kapının olmadığı yerde bir çıkış yolu bulma girişimidir.
emma goldman: din, kutsal hakikat, ödüller ve cezalar; dünyanın en büyük, en yozlaşmış ve en tehlikeli, en güçlü ve karlı endüstrisinin temel taşlarını oluşturur.
sam harris: dinin sapkınlığı, aklı başında insanların inanılmaz kitlesel düşüncelere inanmalarına yol açmasıdır.
heinrich heine: kapkaranlık bir gecede bulunabilecek en iyi rehberin bir kör olması gibi, karanlık çağlarda da insanlar en iyi dinle yönetilmişlerdir. fakat güneş doğduğunda, kör yaşlı adamları rehber olarak kullanmak aptalca olacaktır.
william blake: hapishaneler kanunun tuğlalarından, genelevler ise dinin taşlarından yapılmıştır.
9.08.2020
bağışlama
heinrich heine
son derece yumuşak başlı bir yaratılışım vardır. arzularım şunlar:
"mütevazı bir kulübe, sazdan dam ama iyi bir yatak ve iyi yemek, tazecik süt ve tereyağı, pencerede çiçekler, kapının önünde birkaç güzel ağaç; ve yüce tanrı beni tam anlamıyla mutlu kılmak istiyorsa, bu ağaçlarda şöyle altı-yedi düşmanımın sallandığını görme sevincini tattırır bana. ölmelerinden önce, müteessir bir halde, bana yaşamda çektirmiş olduklarının hepsini affedeceğim.
evet, insan düşmanlarını affetmelidir; ama ancak onlar asıldıktan sonra."
son derece yumuşak başlı bir yaratılışım vardır. arzularım şunlar:"mütevazı bir kulübe, sazdan dam ama iyi bir yatak ve iyi yemek, tazecik süt ve tereyağı, pencerede çiçekler, kapının önünde birkaç güzel ağaç; ve yüce tanrı beni tam anlamıyla mutlu kılmak istiyorsa, bu ağaçlarda şöyle altı-yedi düşmanımın sallandığını görme sevincini tattırır bana. ölmelerinden önce, müteessir bir halde, bana yaşamda çektirmiş olduklarının hepsini affedeceğim.
evet, insan düşmanlarını affetmelidir; ama ancak onlar asıldıktan sonra."
6.10.2016
din
jules renard: tanrının var olup olmadığını bilmiyorum; fakat eğer yoksa, bu onun itibarı için daha iyi olacak.
james watson: tanrı'ya inanmanın en büyük avantajı, hiçbir şeyi anlamak gerekmemesidir; ne fizik ne de biyoloji. ben anlamak istedim.
heinrich heine: kitapları yaktıkları yerde, sonunda insanları da yakacaklardır.
thomas paine: insanlığa acı veren tüm tiranlıklar arasında dindar tiranlık en kötüsüdür. diğer tiranlık biçimlerinin hepsi, içinde yaşadığımız dünyayla sınırlıdır; fakat bu, mezarın ötesine geçmeye ve bizi sonsuza dek takip etmeye çabalar.
iain banks: insanlar güç gösterisinde bulunmak için tarikatlar, mezhepler oluştururlar.
jorge luis borges: bir din için ölmek, onun için yaşamaktan kesinlikle daha kolaydır.
george carlin: tanrı'ya inanmaktan bahsedecek olursak, bunu gerçekten, gerçekten denedim. fakat.. etrafınıza baktıkça bunu daha iyi anlıyorsunuz. ters giden bir şeyler var. savaşlar, felaketler, ölümler, yıkımlar, açlık, pislik, yoksulluk, işkence, suç, yozlaşma.. bu güzel bir eser değil. eğer tanrı'nın yapabileceği en iyi şey buysa hiç etkilenmedim. bu gibi sonuçlar yüce yaradan'a olan inancımı sarsıyor.
giordano bruno: belki de benim cezamı veren sizler, benden de büyük bir korku içerisindesiniz.
james watson: tanrı'ya inanmanın en büyük avantajı, hiçbir şeyi anlamak gerekmemesidir; ne fizik ne de biyoloji. ben anlamak istedim.
heinrich heine: kitapları yaktıkları yerde, sonunda insanları da yakacaklardır.
thomas paine: insanlığa acı veren tüm tiranlıklar arasında dindar tiranlık en kötüsüdür. diğer tiranlık biçimlerinin hepsi, içinde yaşadığımız dünyayla sınırlıdır; fakat bu, mezarın ötesine geçmeye ve bizi sonsuza dek takip etmeye çabalar.
iain banks: insanlar güç gösterisinde bulunmak için tarikatlar, mezhepler oluştururlar.
jorge luis borges: bir din için ölmek, onun için yaşamaktan kesinlikle daha kolaydır.
george carlin: tanrı'ya inanmaktan bahsedecek olursak, bunu gerçekten, gerçekten denedim. fakat.. etrafınıza baktıkça bunu daha iyi anlıyorsunuz. ters giden bir şeyler var. savaşlar, felaketler, ölümler, yıkımlar, açlık, pislik, yoksulluk, işkence, suç, yozlaşma.. bu güzel bir eser değil. eğer tanrı'nın yapabileceği en iyi şey buysa hiç etkilenmedim. bu gibi sonuçlar yüce yaradan'a olan inancımı sarsıyor.
giordano bruno: belki de benim cezamı veren sizler, benden de büyük bir korku içerisindesiniz.
6.05.2014
şarkılar kitabı
heinrich heine
çarpmaz, ürpermez kalbim
fakat aşkın kuvvetini
hazlarını bilirim
ne kalbini çelmek istedim
sevgi dilendim ne de
ancak sessizce yaşamak
nefes aldığın yerlerde
candan selamlar, vaatlerle beni
çekiyor aşağı, ırmağın parlaklığı
bilirim, dıştan güler, içinde
gece, ölüm saklı
biliyorum telef olur gider meşe
eğilip bükülerek deredeki kamışsa
rüzgarda fırtınada durur eski yerinde
gül, zambak, güvercin ve güneşti
bir zaman gönül verdiklerim
artık sevmiyorum, şimdi tek sevdiğim
o küçük, o nazlı, o tertemiz, biricik
odur bütün sevgilerin kaynağı
gül de o, zambak da, güvercin, güneş, hepsi
en güzel türküleri
sevgilimin gözlerine yazdım
en iyi övgüleri dudaklarına
en parlak dörtlükleri
yanakları için yazdım
bir de zarif sone yazardım
olsaydı kalbi
kalbim daralmış, özleyerek
anıyorum geçmiş zamanı
ferahtı henüz dünya
insanlar rahat yaşardı
gözlerin safir senin
şirin, baygın gözlerin
ah, üç kez mutludur o adam
o gözler sevgiyle selamladıysa
evlendik, diyelim karımsın
herkes kıskanır seni
zevkler, hazlar, güzelim
geçer günlerin sevinçli
diyelim şirret çıktın
sabırla katlanırım
ama şiirlerimi beğenmezsen
senden ayrılırım
ben insanım, değersiz, hakir
ölmek şansım var benim
uzun sürmez yakınmam
söyleyin, nedir insan
nerden geldi, gittiği yer neresi
kimler yaşar yukarda, altın yıldızlarda
her yer karanlık, ıssız
yaprak, çiçek uçtu gitti
çıtırdadı, toz oldu yıldız
kuğu şarkısı bitti
7.03.2014
din
sigmund freud
yanılsamaların tipik özelliği, insan arzularından kaynaklanmalarıdır.
dünyayı yaratan ve ilahi bir güç olan bir tanrının, evrende ahlaki bir düzenin, ölümden sonra bir başka hayatın olması çok hoş olurdu; ama bütün bunların, tam da olmasını arzuladığımız gibi olması son derece çarpıcı bir gerçektir. bizim zavallı, cahil, ezik atalarımız evrenin bütün bu zor bilmecelerini çözmeyi başarsaydı bu çok daha ilginç olurdu.
"peki inatçı septikler -kuşkucular- bile dinin iddialarının mantık yoluyla çürütülemeyeceğini kabul ediyorsa dine neden inanmayayım ki? en azından diğer açıdan bana çokça şey kazandırıyor: gelenek, insanlıkla uyum, sağladığı onca teselli."
gerçekten de neden olmasın? kimse kimseyi inanmaya zorlayamayacağı gibi inanmamaya da zorlayamaz. ama bu türden bir tartışmanın bizi doğru düşünme yoluna soktuğunu söyleyerek kendimizi kandırmayalım. ileri sürebileceğimiz tek zayıf mazeret burada yatmaktadır. cehalet cehalettir; bundan bir şey kazanılacağına inanmak için hiçbir nedenimiz yok. diğer konularda anlayışlı hiç kimse bu kadar sorumsuz davranmayacak ya da kanıları ve tavrı için böylesine cılız temellerle yetinmeyecektir. sadece en yüce ve en kutsal şeyler konusunda buna göz yumar. gerçekte bunlar, dinden uzun zaman önce kopmuş olmasına rağmen, kendini veya başkalarını dine hala sıkı sıkıya bağlı olduğuna inandırma çabasından öte bir şey değildir. din sorunları söz konusu olduğu sürece insanlar, her türden ikiyüzlülükten ve zihinsel -entelektüel- sahtekarlıktan suçludur.
eğer komşunuzu öldürmeyişinizin tek nedeni bunu yapmanız halinde sonraki yaşamınızda size ağır cezalar verecek olan tanrının bunu yasaklaması ise, bu durumda tanrı diye bir şey olmadığını ve onun tarafından cezalandırılmaktan korkmanız gerekmediğini öğrendiğiniz an, elbette komşunuzu tereddütsüz öldüreceksiniz; bunu yapmanıza sadece dünyevi bir güç engel olabilir. dolayısıyla ya bu tehlikeli kitlelerin acımasızca baskı altında ve entelektüel uyanıştan özenle uzak tutulması ya da uygarlıkla din arasındaki ilişkide köklü bir değişiklik yapılması gerekir.
öteki dünya beklentilerinden vazgeçip özgürleşenler, olanca enerjilerini bu dünyadaki yaşama aktarınca yaşamın herkes için daha dayanılır olduğu, uygarlığın artık hiç kimse için baskıcı olmadığı bir düzen yaratmayı başarabilirler. bu durumda inanmayan dostlarımızdan birisiyle -heinrich heine- birlikte pişmanlık duymadan şunu söyleyebileceklerdir:
"cenneti meleklere ve serçelere bıraktık."
yanılsamaların tipik özelliği, insan arzularından kaynaklanmalarıdır.dünyayı yaratan ve ilahi bir güç olan bir tanrının, evrende ahlaki bir düzenin, ölümden sonra bir başka hayatın olması çok hoş olurdu; ama bütün bunların, tam da olmasını arzuladığımız gibi olması son derece çarpıcı bir gerçektir. bizim zavallı, cahil, ezik atalarımız evrenin bütün bu zor bilmecelerini çözmeyi başarsaydı bu çok daha ilginç olurdu.
"peki inatçı septikler -kuşkucular- bile dinin iddialarının mantık yoluyla çürütülemeyeceğini kabul ediyorsa dine neden inanmayayım ki? en azından diğer açıdan bana çokça şey kazandırıyor: gelenek, insanlıkla uyum, sağladığı onca teselli."
gerçekten de neden olmasın? kimse kimseyi inanmaya zorlayamayacağı gibi inanmamaya da zorlayamaz. ama bu türden bir tartışmanın bizi doğru düşünme yoluna soktuğunu söyleyerek kendimizi kandırmayalım. ileri sürebileceğimiz tek zayıf mazeret burada yatmaktadır. cehalet cehalettir; bundan bir şey kazanılacağına inanmak için hiçbir nedenimiz yok. diğer konularda anlayışlı hiç kimse bu kadar sorumsuz davranmayacak ya da kanıları ve tavrı için böylesine cılız temellerle yetinmeyecektir. sadece en yüce ve en kutsal şeyler konusunda buna göz yumar. gerçekte bunlar, dinden uzun zaman önce kopmuş olmasına rağmen, kendini veya başkalarını dine hala sıkı sıkıya bağlı olduğuna inandırma çabasından öte bir şey değildir. din sorunları söz konusu olduğu sürece insanlar, her türden ikiyüzlülükten ve zihinsel -entelektüel- sahtekarlıktan suçludur.
eğer komşunuzu öldürmeyişinizin tek nedeni bunu yapmanız halinde sonraki yaşamınızda size ağır cezalar verecek olan tanrının bunu yasaklaması ise, bu durumda tanrı diye bir şey olmadığını ve onun tarafından cezalandırılmaktan korkmanız gerekmediğini öğrendiğiniz an, elbette komşunuzu tereddütsüz öldüreceksiniz; bunu yapmanıza sadece dünyevi bir güç engel olabilir. dolayısıyla ya bu tehlikeli kitlelerin acımasızca baskı altında ve entelektüel uyanıştan özenle uzak tutulması ya da uygarlıkla din arasındaki ilişkide köklü bir değişiklik yapılması gerekir.
öteki dünya beklentilerinden vazgeçip özgürleşenler, olanca enerjilerini bu dünyadaki yaşama aktarınca yaşamın herkes için daha dayanılır olduğu, uygarlığın artık hiç kimse için baskıcı olmadığı bir düzen yaratmayı başarabilirler. bu durumda inanmayan dostlarımızdan birisiyle -heinrich heine- birlikte pişmanlık duymadan şunu söyleyebileceklerdir:
"cenneti meleklere ve serçelere bıraktık."
10.11.2013
kılıç üstadı
arturo perez-reverte
şeytan sanıldığından daha sık doğruyu söyler. ama dinleyicileri cahildir.*
ülkesini satan bir fanatik olmayı hayatımı "yaşasın zincirler" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.
bütün reziller birbirine benzemez; sosyal kabul derecesi, her birinin ayrıcalığı ve serveti ile doğrudan ilişkilidir. özellikle de, o küçük ahlaki ihlal sayesinde önemli maddi avantajlar elde ediliyorsa.
kahramanlar ölürler. ya da mahvolurlar. benimse, herkesten iyi bildiğiniz gibi, kaybedecek çok şeyim var. benim yaşımda, benim işimde, ihtiyat erdemden daha fazla işe yarar; bir içgüdüdür.
rousseau insanoğlunun doğuştan iyi mi yoksa kötü mü olduğunun yanıtını vermiş. ve onun fikri, mutlak. bütün insanlar iyidir; sonra özgür olmaları gerekir. bütün insanlar özgürdür; sonra eşit olmaları gerekir. işin iyi kısmı şimdi geliyor: bütün insanlar eşittir, o halde egemendir. insanın bu doğal iyiliğinden de özgürlük, eşitlik ve ulusun egemenliği ortaya çıkıyor. ötesi, masanın üzerine bir yumruk, ıvır zıvır.
müziğin de sosyal bir içeriği vardır. duygusal düzeyde eşitlik yaratır, sınırları yok eder, halkları birleştirir.
yaşını saklamayı ya da olduğundan daha küçük görünmeye çalışmayı hep aptalca bulmuşumdur. yaşını inkar etmek bizzat hayatı inkar etmektir.
erkeklere karşı asla yeterince adaletsiz olunamaz.
heinrich heine: dünyanın en nazik adamıyım. insanın yanına gelip oturuveren, dertlerini anlatan, hatta şiirlerini okuyan onca tahammül edilemez alçağın bulunduğu bu dünyada asla kaba olmadığım için kendimle övünüyorum.
hepimiz bazen bir şeylerden kaçarız.
"ahlaki karakter sonbahar manzaralarına benzer: bizim yıllarımız gbi düşen o yapraklar, saatlerimiz gibi sararıp solan o çiçekler, düşlerimiz gibi kaçışan o bulutlar, zekamız gibi giderek azalan o ışık, yaşamımız gibi donan o nehirler, kaderimizle gizli ağlar örerler."
zamanla kıymetini yitirmeyen bazı değerleri korumak gerek. ötesi anlık modalar, geçici ve değişken şeyler. tek kelimeyle, ıvır zıvır.
insan her şeye alışıyor, özellikle de başka çare yoksa. ödemek gerekiyorsa, ödenir; tutum meselesi. yaşamın bir noktasında bir tavır alınır, yanlış ya da değil; ama alınır. öyle olmaya karar verilir. gemiler yakılır ve artık her şeye rağmen denize ve gelgite dayanmaktan başka çare kalmaz.
iyi bir ölüm her şeyi aklar. herhangi bir yaşamı bile.
aşk: işte bizi mutlu edebilecek tek şey ve çelişkili bir şekilde bizi daha kötü fırtınalara sürükleyecek olan da. aşık olmak demek esir olmak demek.
sadece başkalarından bir şey bekleyen kişi esirdir.
"tüm duyuları o zamana kadar kendisinin reddettiği bir seviyeye yükseldi. sonsuz derecede değişken bir yaşamın deneyimlerini tattı; öldü ve dirildi, en ateşli tutkuyla sevdi ve yeniden ve sonsuza dek sevdiği kadından ayrıldığını gördü. sonunda, şafak vaktine doğru, ilk ışıklar karanlığı delerken, giderek büyüyen bir huzur ruhuna hakim olmaya başladı ve imgeler daha bir netleşti ve sabitleşti."
* the devil speaks truth much oftener than he's deemed / he has an ignorant audience.
şeytan sanıldığından daha sık doğruyu söyler. ama dinleyicileri cahildir.*ülkesini satan bir fanatik olmayı hayatımı "yaşasın zincirler" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.
bütün reziller birbirine benzemez; sosyal kabul derecesi, her birinin ayrıcalığı ve serveti ile doğrudan ilişkilidir. özellikle de, o küçük ahlaki ihlal sayesinde önemli maddi avantajlar elde ediliyorsa.
kahramanlar ölürler. ya da mahvolurlar. benimse, herkesten iyi bildiğiniz gibi, kaybedecek çok şeyim var. benim yaşımda, benim işimde, ihtiyat erdemden daha fazla işe yarar; bir içgüdüdür.
rousseau insanoğlunun doğuştan iyi mi yoksa kötü mü olduğunun yanıtını vermiş. ve onun fikri, mutlak. bütün insanlar iyidir; sonra özgür olmaları gerekir. bütün insanlar özgürdür; sonra eşit olmaları gerekir. işin iyi kısmı şimdi geliyor: bütün insanlar eşittir, o halde egemendir. insanın bu doğal iyiliğinden de özgürlük, eşitlik ve ulusun egemenliği ortaya çıkıyor. ötesi, masanın üzerine bir yumruk, ıvır zıvır.
müziğin de sosyal bir içeriği vardır. duygusal düzeyde eşitlik yaratır, sınırları yok eder, halkları birleştirir.
yaşını saklamayı ya da olduğundan daha küçük görünmeye çalışmayı hep aptalca bulmuşumdur. yaşını inkar etmek bizzat hayatı inkar etmektir.
erkeklere karşı asla yeterince adaletsiz olunamaz.
heinrich heine: dünyanın en nazik adamıyım. insanın yanına gelip oturuveren, dertlerini anlatan, hatta şiirlerini okuyan onca tahammül edilemez alçağın bulunduğu bu dünyada asla kaba olmadığım için kendimle övünüyorum.
hepimiz bazen bir şeylerden kaçarız.
"ahlaki karakter sonbahar manzaralarına benzer: bizim yıllarımız gbi düşen o yapraklar, saatlerimiz gibi sararıp solan o çiçekler, düşlerimiz gibi kaçışan o bulutlar, zekamız gibi giderek azalan o ışık, yaşamımız gibi donan o nehirler, kaderimizle gizli ağlar örerler."
zamanla kıymetini yitirmeyen bazı değerleri korumak gerek. ötesi anlık modalar, geçici ve değişken şeyler. tek kelimeyle, ıvır zıvır.
insan her şeye alışıyor, özellikle de başka çare yoksa. ödemek gerekiyorsa, ödenir; tutum meselesi. yaşamın bir noktasında bir tavır alınır, yanlış ya da değil; ama alınır. öyle olmaya karar verilir. gemiler yakılır ve artık her şeye rağmen denize ve gelgite dayanmaktan başka çare kalmaz.
iyi bir ölüm her şeyi aklar. herhangi bir yaşamı bile.
aşk: işte bizi mutlu edebilecek tek şey ve çelişkili bir şekilde bizi daha kötü fırtınalara sürükleyecek olan da. aşık olmak demek esir olmak demek.
sadece başkalarından bir şey bekleyen kişi esirdir.
"tüm duyuları o zamana kadar kendisinin reddettiği bir seviyeye yükseldi. sonsuz derecede değişken bir yaşamın deneyimlerini tattı; öldü ve dirildi, en ateşli tutkuyla sevdi ve yeniden ve sonsuza dek sevdiği kadından ayrıldığını gördü. sonunda, şafak vaktine doğru, ilk ışıklar karanlığı delerken, giderek büyüyen bir huzur ruhuna hakim olmaya başladı ve imgeler daha bir netleşti ve sabitleşti."
* the devil speaks truth much oftener than he's deemed / he has an ignorant audience.
30.11.2009
uzun lafın kısası
lewis carroll: ah, aşktır, aşk, dünyayı döndüren.
elias canetti: bir kitaplık, dünyadaki en büyük vaatten daha değerlidir.
iris murdoch: dünyada insanları en mutlu ve özgür kılan şey, başka insanların içeride kapalı olduklarını, acı çektiklerini görmektir.
margaret atwood: öldürmeye hazır olmadığınız hiçbir şeyi yemeyin. yemeğe hazır olmadığınız hiçbir şeyi öldürmeyin.
heinrich heine: kitapları yaktıkları yerde, sonunda insanları da yakacaklardır.
günter grass: günün birinde cehennem kapımızı çalarsa, en seçkin işkencelerinden biri, insanın çırılçıplak soyulup yaşadığı günlerin çerçeveli resimleriyle bir odaya tıkılması olacaktır.
grigory petrov: her millet, layık olduğu idareye ve idarecilere sahip olur.
leopoldo lugones: politika! ulusal felaket budur. bu ülkede gerileme, yoksulluk, haksızlık adına ne varsa, ya ondan kaynaklanır ya da onun tarafından istismar edilir.
vera tulyakova: kadınlar hiçbir şeyi öylesine yapmazlar.
ahmet oktay: hiç kimse yaşamında bir yanlışlık olmadığı sürece intihar etmez. intihar, geride kalanlara işlerin ne kadar kötü gittiğini göstermeyi amaçlar.
hallac-ı mansur: cehennem acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir.
manuş romanov: öldüğüm zaman beni ayakta gömün; çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti.
elias canetti: bir kitaplık, dünyadaki en büyük vaatten daha değerlidir.
iris murdoch: dünyada insanları en mutlu ve özgür kılan şey, başka insanların içeride kapalı olduklarını, acı çektiklerini görmektir.
margaret atwood: öldürmeye hazır olmadığınız hiçbir şeyi yemeyin. yemeğe hazır olmadığınız hiçbir şeyi öldürmeyin.
heinrich heine: kitapları yaktıkları yerde, sonunda insanları da yakacaklardır.
günter grass: günün birinde cehennem kapımızı çalarsa, en seçkin işkencelerinden biri, insanın çırılçıplak soyulup yaşadığı günlerin çerçeveli resimleriyle bir odaya tıkılması olacaktır.
grigory petrov: her millet, layık olduğu idareye ve idarecilere sahip olur.
leopoldo lugones: politika! ulusal felaket budur. bu ülkede gerileme, yoksulluk, haksızlık adına ne varsa, ya ondan kaynaklanır ya da onun tarafından istismar edilir.
vera tulyakova: kadınlar hiçbir şeyi öylesine yapmazlar.
ahmet oktay: hiç kimse yaşamında bir yanlışlık olmadığı sürece intihar etmez. intihar, geride kalanlara işlerin ne kadar kötü gittiğini göstermeyi amaçlar.
hallac-ı mansur: cehennem acı çektiğimiz yer değildir; acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir.
manuş romanov: öldüğüm zaman beni ayakta gömün; çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti.




