carson mccullers etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
carson mccullers etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.12.2019

çürüme

carson mccullers

bu dünya zulüm ve kötülükle doludur. bu kürenin dörtte üçü savaş ve baskı altında. yalancılar ve şeytanlar birleşmiş durumda, bilen insanlarsa tek tek ve savunmasız.

nereye bakarsan bak adilik ve çürüme var. insan, adiliği edilgen olarak da olsa kabul etmeden yaşayamaz. kimileri, yediğimiz her lokma, giydiğimiz en küçük şey için geberesiye çalışır ve kimse bilir görünmez bunu. herkes kördür, dilsizdir, kafasızdır; budala ve adidir.

ama de ki bir adam bilsin. dünyayı olduğu gibi görür ve o bütün bunların nasıl olageldiğini görmek için binlerce yıl geriye bakar. sermayenin ve iktidarın yavaş birleşimini, bir araya toplanışını seyreder, bugünkü zirvesini görür. insanların, yaşamak için nasıl birbirlerini soymak zorunda olduklarını görür. çocukların açlıktan öldüğünü, kadınların karınlarını doyurmak için haftada altmış saat çalıştıklarını görür. koca işsizler ordusu belasını ve boş yere harcanan milyarlarca doları, binlerce millik toprağı görür. savaşın yaklaştığını görür. insanların acı çekerken nasıl zalimleştiklerini ve içlerinde bir şeyin öldüğünü görür. ama asıl gördüğü şey, dünyadaki tüm düzenin yalan üzerine kurulduğudur. ve bu, parlayan güneş kadar açık olmasına rağmen, bilmeyenler bu yalanla o kadar uzun zamandır yaşamaktadırlar ki, görmezler bunu.

halk için tek çözüm yolu bilmektir. bir kere gerçeği öğrenir öğrenmez baskı altına alınamazlar artık. yarısı bile bilse gerçeği, tüm savaş kazanılır.

15.02.2018

altın gözde yansımalar

carson mccullers

bir insanın en büyük gereksinimi seveceği birisine, dağınık duyguları için bir odak noktasına duyduğu zamanlar vardır.

ayrıca, kızgınlıkların, düş kırıklıklarının ve yaşamsal korkuların sperm hücreleri kadar kıpır kıpır olup nefret yoluyla salıverilmelerinin gerektiği zamanlar da vardır.

kişiliği bazı bakımlardan sıradan insanlarınkinden farklıydı. varoluşun üç temel ögesine karşı oldukça tuhaf bir duruşu vardı: yaşamın kendisi, cinsellik ve ölümdü bu üç öge. 

cinsellik bakımından yüzbaşı kendi içindeki eril ve dişil ögeler arasında, her iki cinsin de duyarlıklarını içeren ve hiçbirinin eylem gücünü barındırmayan hassas bir denge kurmuştu. yaşamdan elini eteğini biraz çekmekle yetinen ve dağınık tutkularını toparlayarak kendini bütün kalbiyle kişisel olmayan bir işe, bir sanata ya da hatta daireyi kareye dönüştürme çabası gibi kaçıkça bir sabit fikre adayabilen birisi için; böyle birisi için bu tarz bir varoluş yeterince katlanılabilir bir durumdur.

16.08.2016

yalnız bir avcıdır yürek

carson mccullers

öfke, yoksulluğun en değerli çiçeğidir.

bazı insanlarda, bütün kişisel şeyler, içinde mayalanıp zehirlemeden önce onlardan vazgeçme yeteneği vardır.

bir insan elde ettiği şey için dövüşmeli.

bir insanın yapabileceği en kötü şey, tek başına kalmaya çalışmaktır.

kuşlardan birini yakalar ve ayağına kırmızı bir ip bağlayıp bırakırsan sürünün geriye kalanı gagalaya gagalaya parçalar onu.

bilenler vardır, bilmeyenler vardır. ve on bin bilmeyene karşılık bir tane bilen vardır. bu mucize her zaman vardı; ne var ki milyonlar o kadar şey biliyor da bunu bilmiyor. tıpkı herkesin dünyanın dümdüz olduğuna inandığı on beşinci yüzyılda olduğu gibi, yalnızca kristof kolomb ve daha birkaç kişi biliyordu gerçeği.

bir mal parçasının ya da bir dükkandan satın aldığımız herhangi bir eşyanın değeri nedir? değer yalnızca bir şeye bağlıdır; bu da, bu eşyayı yapmak ya da yetiştirmek için harcanan emektir.

12.11.2015

kölelik

carson mccullers

sahip olduğumuz tek şey vücutlarımızdır ve yaşadığımız sürece vücutlarımızı satarız. sabahları işimize gittiğimizde, bütün gün çalışırken vücutlarımızı satarız. onu herhangi bir fiyata, herhangi bir zamanda, herhangi bir amaç için satmaya zorlanırız. yiyebilelim, yaşayabilelim diye satmaya zorlanırız vücutlarımızı. ve bunun için bize verilen fiyat, başkalarının kazancı için daha uzun süre çalışabilmemize yetecek kadardır ancak. bugün haraç mezat satılmıyoruz adliye meydanında. ama gücümüzü, zamanımızı, canımızı satmaya zorlanıyoruz her gün. bir cins kölelikten kurtulduk ama bir başka köleliğe sokulmak için. özgürlük müdür bu? özgür adamlar mıyız bizler şimdi?

7.04.2012

djuna barnes

javier marias

djuna barnes çok sayıda erkekle ve kadınla maceralar yaşar; ama türlü nedenlerle, hatta edebiyat nedeniyle barnes'a yaklaşma girişimleri başarısız olan erkek ve kadınların sayısı daha kabarıktır. barnes olgunlaştığında da bu tür tatsızlıklardan yakasını kurtaramaz ama bu kez peşindekiler daha çok kadınlardır. ondan daha genç iki yazar, bugün pek ünlü ama o dönemde daha adları bu kadar duyulmamış olan anais nin ile carson mccullers; ilki uzaktan, ikincisiyse yakından barnes'ı epeyce taciz ederler. nin, uzaktan edebiyat aracılığıyla huzursuzluk vermeyi seçer, yapıtlarında karakterlerinden birinin adı mutlaka "djuna"dır. bu gerçek djuna'yı illet ederken mccullers evinin dışından onu gözetlemeyi yeğler. o zaman pek tanınmayan bu genç kadın saatlerce evinin önünde ağlar, inler, içeri alınmak için yalvarırmış. ancak barnes esnek değildir ve yalnızlığını sakınmayı bilir. nin'in beceriksiz övgülerine karşın (djuna için "çok görmüş, çok bilmiş, katlanılmaz biri" diye yazar), barnes onu aptal bir genç kız ve yapışkan bir yazar olarak tanımlar; asla kabul etmeye yanaşmayacağı biridir. mccullers'a gelince o sıralarda yapıtı hakkında bir fikri olmayan barnes, onu kesif bir sessizlikle ödüllendirir; ancak bir gün bu "yalnız avcı"nın durmadan zilini çalması karşısında sabrını yitirir ve "kim şu zili çalıp duruyorsa bana bir iyilik yapsın da cehennemin dibine gitsin!" diye bağırır.

31.08.2011

uzun lafın kısası

muriel barbery: tek bir dostunuz olsun; ama onu da iyi seçin.

hermann hesse: yüksek düzeyde bir mizah yeteneğine kavuşmanın başlıca koşulu, kendini bundan böyle ciddiye almamaktır.

marcel proust: kaygısızca kabullenilemeyecek kadar büyük bir utanç yoktur.

pierre assouline: insanın başkalarıyla rastlaşmak için her gün sadece bir avuç saati vardır, fazla değil. bazen birkaç saniye de yeterli olur. geri kalan zaman, insan yapayalnızdır.

jorge luis borges: şiir kitabı çıkarmak, kuyuya bir gül atıp yankısını beklemek gibidir.

albrecht von wallenstein: yüz bin kişilik düzenli bir orduyu yönetmek, on iki binlik milis gücünü yönetmekten daha kolaydır.

franz kafka: insan boş yere kafasını yoruyor. kurtuluş yolu diye bir şey yok.

duygu asena: bütün kadınlar evlenmek için programlanmışlardır. bir erkek onlarla evlenmek lütfunda bulunduğu zaman zevkten ölürler. evlenme teklifi aldıkları gün yaşamlarının en büyük günüdür.

david b. resnik: aldatma, dürüstlüğe oranla daha karlıysa, o zaman neden dürüst olalım ki?

carson mccullers: halk için tek çözüm yolu bilmektir. bir kere gerçeği öğrenir öğrenmez baskı altına alınamazlar artık. yarısı bile bilse gerçeği, tüm savaş kazanılmış demektir.

dave eggers: seyahat ve bebekler var şu dünyada. geri kalan her şey ya angarya ya ölüm.

arthur rimbaud: benden uzak olsun artık bu boş inançlar, bu eski bedenler, bu eşler ve bu yaşanmış yıllar; karaya vurmuş bir çağdır bu çağ!

31.07.2011

uzun lafın kısası

lucretius: zeka bocalar, dil sürçer, zihin tökezler.

alberto moravia: insan dediğin ciğeri beş para etmez bir yaratıktır.

carson mccullers: en vasat insan bile, çılgın, ölçüsüz ve bataklığın zehirli laleleri kadar güzel bir aşkın nesnesi olabilir.

duygu asena: insan, yaşamında eksik olanı, her şey sanıyor.

franz kafka: hiç kimse cehennemin dibindekiler kadar temiz şarkı söyleyemez; meleklerin söylediğini sandığımız şarkı, aslında onlarınkidir.

trevanian: işin doğru yapılmasını istiyorsan onu en meşgul adama yaptır.

hermann hesse: nasıl ki delilik yüksek bir anlamda tüm bilgeliğin başlangıcıysa, şizofreni de tüm sanatın, tüm düşlerin başlangıcıdır.

danilo kis: düş, geceleri yaşamın kaynağına doğru kaçan ruhun susuzluğunu giderdiği yerdir.

montaigne: doğanın ne kadar azla yetindiğini görmek harikulade bir şeydir.

paulo freire: demokrasiyi yüceltirken halkı susturmak yüzsüzlüktür; hümanizmden dem vururken insanı hor görmek, bir yalandır.

sigmund freud: doyurulduğu zaman sönmesi, tensel sevginin kaderidir.

arthur koestler: idam sehpası yalnızca bir ölüm makinesi değil, aynı zamanda sadece insana özgü olan kendi ahlaki yıkımını isteme eğiliminin de en eski ve en müstehcen simgesidir.

1.06.2011

sevgi

carson mccullers

her şeyden önce, sevgi iki kişi arasında ortak bir yaşantıdır. ama ortak bir yaşantı olması, ikisi için de benzer bir yaşantı olduğu anlamına gelmez. bir seven vardır, bir de sevilen. ama bunlar başka başka beldelerin insanlarıdır. sevilen çoğu zaman sevenin içinde uzun zamandır saklı duran sevgi için yalnızca bir uyarıcıdır. her nasılsa, seven de bilir bunu. ruhunda sevgisini eşsiz bir duygu olarak algılar. tuhaf, yeni bir yalnızlık duymaya başlar. ona acı veren de bu duygudur işte. bu yüzden, sevgisini elinden geldiğince içinde barındırmalı, kendisine yepyeni bir iç dünya yaratmalıdır. kendisiyle bütünleşen, yoğun, tuhaf bir dünya.. şunu da ekleyelim: söz ettiğimiz bu seven kişinin nişan yüzüğü almak için para biriktiren bir delikanlı olması gerekmez. seven kişi erkek, kadın, çocuk ya da yeryüzünde yaşayan herhangi bir insan olabilir.

sevilen de her türlü tanımlanabilir. en olağandışı kişiler bile sevgi için bir uyarıcı olabilir. eli ayağı tutmayan bir büyük-büyükbaba 20 yıl önce bir gün öğleden sonra cheehaw sokaklarında gördüğü tuhaf bir kızı hala seviyor olabilir. bir rahip, kötü yola düşmüş bir kadını sevebilir. sevilen, düzenbaz, saçı başı pislik içinde; hatta kötü alışkanlıklar edinmiş birisi olabilir. evet, seven de herkes kadar görebilir bunu; ama sevgisinin gelişimini zerre kadar etkilemez bu. en sıradan birisi coşkun, ateşli ve bataklıktaki zehirli zambaklar kadar güzel bir sevginin nesnesi olabilir. iyi yürekli birisi gerek amansız gerek rezilce bir sevgiyi uyarabilir. abuk sabuk konuşan bir deli birisinin yüreğinde yalın, duygulu bir şiir yaratabilir. demek ki, sevginin değerini, özgünlüğünü yalnızca seven belirler.

işte bunun içindir ki çoğumuz sevilmektense sevmeyi yeğleriz. hemen herkes seven durumunda olmayı ister. derin bir gizeme dayanan acı gerçek ise, sevilmenin çoğu kişi için katlanılmaz bir durum olduğudur. sevilen korkar, nefret eder sevenden. üstelik haklıdır da; çünkü seven sevdiğini durmadan çırılçıplak soymaya çalışır. seven, sevdiğiyle ilişki kurmaya can atar, bu ilişki ona yalnızca acı verse bile.

8.01.2010

küskün kahvenin türküsü

carson mccullers

kendilerini başkalarından, daha sıradan kişilerden ayrı kılan bir niteliğe sahip kimseler vardır. böyleleri çoğu zaman yalnızca küçük çocuklara özgü bir içgüdüye, kendileriyle dünyadaki her şey arasında yakın ve yaşamsal bir ilişki kurma içgüdüsüne sahiptirler.

sonbaharın ilk soğuk gecelerindeki sessizlik gibisi yoktur.

bir kez birisiyle birlikte yaşadıktan sonra, tek başına yaşamak bir işkence olur. saatin tiktakları ansızın durunca, yalnızca odunlardan yükselen alevlerin aydınlattığı bir odaya çöken sessizlik, bomboş bir evdeki korkunç gölgeler.. tek başına yaşamanın dehşetini göze almaktansa, can düşmanınızı eve almak yeğdir.

yararlı her şeyin bir fiyatı vardır; yalnızca parayla satın alınabilir. düzen bunun üzerine kuruludur. bir balya pamuğun ya da çeyrek bir litre pekmezin fiyatını bilirsiniz; bunun nedeni aklınıza bile gelmez. oysa insan yaşamına hiçbir değer biçilmemiştir. bize bedava verilir, geri alındığında da bir şey ödenmez. peki nedir değeri? çevrenize şöyle bir bakarsanız, bazen çok düşük bir değer biçildiğini, bazen de hiçbir değer biçilmediğini görürsünüz. çoğu zaman çalışıp ter döktükten sonra düze çıkmazsanız, ruhunuzun derinliklerinde pek bir değer taşımadığınız duygusu doğar.

insanlar çaresiz ya da çok hasta olmadıkları sürece, ele alınıp bir gecede daha değerli, daha karlı nesnelere dönüştürülemezler.

gerilim anlarında, büyük bir eylem başgöstereceği zaman, insanlar toplanıp bekler. bir süre sonra hep birlikte eylemde bulunacakları bir an gelir. düşünerek ya da aralarından birinin istemiyle değil de, sanki dürtüleri birleşmiş gibi. böylece karar, aralarından birine değil, tüm olarak topluluğa aittir. böyle bir anda hiçbiri duralamaz. sorunun barışçıl yollardan mı çözümleneceği, yoksa ortak eylemin yağma, vahşet ve cinayetle mi sonuçlanacağı, yazgıya kalmıştır.

"vay canına" demiş arabanın tekerleğindeki sinek, "amma toz kaldırıyoruz."