euripides etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
euripides etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.03.2022

euripides

paul decharme

atina'da komedya şairleri tarafından alaya alınan, inançlarını pek saymadığı kimselerin hakaretlerine uğrayan, başarısızlıklarından, aile dertlerinden bunalan euripides 73 yaşlarında, ümitsiz ve bezgin bir halde atina'nın karışmış ve bozulmuş hayatını bırakarak daha sakin, daha ferah, daha genç bir yer aradı.

euripides herkesten uzak yaşamış olmakla birlikte doğasındaki küçümser çekingenlik ve fikirlerindeki cüretlilik yüzünden birçok düşman edinmişti. rahatını kaçıran bu düşmanlardan, kendisiyle alay eden komedya şairlerinden kurtulmak istedi. 408 senesi sonlarında atina'dan ayrılmaya karar verdi. memleketinin kendisinden esirgediği rahatlığı yabancılar arasında bulması mukaddermiş. ilk gittiği magnezia'da bütün halkın şerefli bir misafiri sayıldı. oradan arkhelaios'un davetiyle makedonya'ya gitti. memleketine uygarlık getiren bu hükümdar, yollar ve abideler yaptırmakla kalmayarak şairleri ve sanatkarları ülkesine çekmek için dion'da tiyatro yarışmaları açmıştı. euripides, pella'da hem bir hükümdarın dostluğunu ve hayranlığını, hem de aradığı rahatlığı buldu. euripides'in bir tragedyasında şu sözler vardır: "şairler eserlerini sevinç içinde yaratmalıdır; kendisi dertli olursa başkalarını nasıl sevindirebilir?" işte bakkhalar, şairin ihtiyarlığında kavuştuğu bu rahatlık içinde yazıldı ve diğer iki tragedya ile birlikte atina'dan evvel dion'da, her sonbaharda yapılan olimpiyatlarda temsil edildi. şairin ölümünden sonra yeğeni yahut oğlu bu üç tragedyayı 406'daki büyük dionysos ayinlerinde atina'da oynattı. tragedyalar birinciliği kazandı ve bu atinalıların büyük şairlerine gösterdiği son takdir oldu. 50 yıldan fazla çalışarak 90 tragedya yazmış olan euripides ancak 5 defa ödül kazanmıştı.

17.06.2018

epigraflar


vitae nomen quidem est vita, opus autem mors.
yaşam, yaşam adını almış ama gerçekte ölümdür onun adı.
(herakleitos)

optima sors homini non esse.
doğmamış olmak insan için en iyi şey olmalı.
(theognis)

omnis hominum vita est plena dolore.
insanın tüm yaşamı acı doludur.
(euripides)

non enim quidquam alicubi est calamitosius homine omnium, 
quotquot super terram spirant.
şu dünyada soluk alan, yürüyen yaratıklar arasında
insandan daha acınacak bir yaratık yok.
(homeros)

nullum melius esse tempestiva morte.
hiçbir şey zamanında bir ölümden daha değerli değildir.
(plinius)

o, if this were seen -the happiest youth
-would shut the book and sit him down and die.
ah, bir görebilseydi, en mutlu genç bile
kitabı kapatır ve oturup ölümü beklerdi.
(shakespeare)

natum non esse sortes vincit alias omnes.
hiç doğmamış olmak insan için en iyisidir.
(sophokles)

this something better not to be.
daha iyisi var olmamaktır.
(lord byron)

via marcel proust

28.10.2017

gorgias

platon

cezasız kalmış haksızlık bütün kötülüklerin hem en büyüğü hem de ilkidir.

"yaşamın iyiliklerinin en önemlisi sağlık, ikincisi güzellik, üçüncüsü de hilesiz kazanılmış zenginliktir."

öğrenciler kimi zaman hocalarının öğrettiklerinin tersine güçlerini ve sanatlarını kötüye kullanırlar. bu nedenle kötü olanlar hocalar değildir ve sanat bu suçlardan sorumlu tutulamaz. bence bütün suç öğrendiğini kötüye kullanandadır.

gerçek asla çürütülemez.

mutluluk kötülükten kurtulmak değil, kötülüğe hiç uğramamaktır.

insanların en mutlu olanı, ruhunda hiçbir kötülük taşımayandır; çünkü ruh kötülüğü kötülüklerin en büyüğüdür.

euripides: herkesin parladığı ve kendini adadığı sanat, kendi kendini aştığı ve günün büyük bölümünü onun için harcadığı sanattır.

doğaya göre güzel ve doğru; iyi yaşamak için tutkuları bastırmamak, tersine onların olabildiğince gelişmesini sağlamak; en güçlü oldukları anda onları cesaret ve zeka yoluyla hoşnut kılmak ve her türlü isteklerini yerine getirmektir.

kimbilir belki de yaşamak ölmektir
ölmek de yaşamak (euripides)

insanı insana bağlayan en sıkı dostluk, eski bilgelerin de dediği gibi, benzeri benzere bağlayan dostluktur.

3.04.2017

aforizmalar

~criminal minds

orson welles: bizim cinsimizden olan kuşların tüyleri dişilerden albenilidir; çünkü erkekler varlıklarını kanıtlamak zorundadırlar. zamanımızın çoğunu "bana bak, bana bak!" diye bağırarak geçiririz.

euripides: iyi bir adamın canı yandığında iyi olarak bilinenlerin hepsi onunla birlikte acı çekmelidir.

robert oxton bolton: inanç, yalnızca aklın egemen olduğu bir fikir değil, akla egemen olan bir fikirdir.

robespierre: suç, hakimiyetini korumak için masumiyeti katleder ve masumiyet suça karşı her şeyiyle mücadele eder.

elbert hubbard: eğer erkekler yalnızca birbirlerini tanısaydı, ne sevebilir ne de nefret edebilirlerdi.

dale turner mused: en iyi dersleri geçmişteki hatalarımızdan alırız. geçmişteki hatalar, geleceğin bilgeliğidir.

helen keller: dünya ıstırap dolu olsa da yaşama sevinci çoğu zaman ağır basar.

gandhi: şiddete karşıyım. çünkü iyiliğe ulaşmak için şiddet kullanıldığında ulaşılan iyilik geçicidir. yol açtığı kötülük ise daimi olur.

14.03.2016

din

samuel butler: inanç en kolay yolu izleyen herhangi bir olgudan farksızdır.

lincoln steffens: neden insanlar zeka seviyeleri ne kadar düşükse o kadar spiritüel bir hale geliyorlar?

robert burns: neden zihnin dini kabul etmesi, her zaman kalbin sınırlarının küçülmesine ve özgürlüğünü yitirmesine yol açar?

euripides: rastgele ve pervasız şans ve değişim faktörleri dünyayı kontrol ederken, tanrı'nın var olduğunu kabul ederek kendimizi gerçek dışı rüyalar ve yalanlarla kandırmıyor muyuz?

noam chomsky: dinin özünde mantıksız olduğu doğrudur. hiçbir tez ya da kanıt olmaksızın bir inanca bağlanıp bir diğerine sırt çevirmemizin sebebi nedir?

clarence darrow: herkes yaşamının ne zaman başladığını bilir. eğer geçmişte var olmamışsam, gelecekte -ölümden sonra- nasıl var olabilirim?

diderot: "o halde hiçbir şeye inanmıyor musun? buna rağmen ahlaki prensiplerin inançlı birininkiyle aynı. nasıl? çalmıyor musun? insanları öldürmüyor musun? onları soymuyor musun? o halde bir inançsız olmak sana ne kazandırıyor?" hiçbir şey, hanımefendi. inançlı kişiler bunu kar etmek amacıyla mı yapıyor?

25.11.2015

aforizmalar

~criminal minds

carl gustav jung: sağlıklı bir insan başkalarına işkence yapmaz. genellikle işkence yapanlar daha önce işkence görmüşlerdir.

nietzsche: uçuruma çok uzun süre bakarsan, uçurum da senin içine bakar.

james reese bir keresinde "olay mahallinde çeşitli ipuçları vardır ve bunlar doğal olarak incelenmek veya toplanmak için kendiliğinden ortaya çıkmazlar." demişti. kim aşkı, öfkeyi, nefreti, korkuyu toplayabilir ki?

thomas fuller: tilkilere karşı tilki olmak gerekir.

ernest hemingway: bir insanın avlandığı gibi avlanan yoktur: yeterince uzun avlanan ve bundan hoşlanan silahlı adamlar, başka hiçbir şeyi gerçekten umursamaz.

euripides: aşk aşırı olduğunda bir erkekte ne onur ne de liyakat bırakır.

peter ustinov: ne yazık ki çok fazla rüya görmenin bedeli, kabus görme olasılığının artmasıdır.

eugene ionesco: ideolojiler bizi ayırır; rüyalar ve acılar ise bir araya getirir.

john steinbeck: kim zihninin derinliklerindeki karanlık sulara dalmamıştır ki?

8.07.2015

ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri

diogenes laertios

pyrrhon'a göre ne güzel ne çirkin vardır, ne doğru ne eğri vardır; gene aynı şekilde her durumda gerçekte hiçbir şey yoktur. insanlar her şeyi uylaşım ve alışkanlıkla yaparlar; çünkü her bir şey şu olmaktan çok bu değildir.

ksenophanes şöyle diyor: "kesin olanı kimse bilmez, ileride de bilemeyecektir."

zenon, "devinen şey ne bulunduğu yerde devinir ne de bulunmadığı yerde." derken, devinimi ortadan kaldırır.

demokritos da "sıcak ve soğuk uylaşım sonucu var, gerçekte var olan ise atomlar ve boşluktur." derken, niteliği kaldırıp atar. ve gene: "aslında hiçbir şey bilmiyoruz; çünkü gerçek, uçurumun dibindedir."

platon da gerçeği tanrılarla tanrı çocuklarına bırakıp olası açıklamaları bulmaya çalışır.

euripides şöyle diyor: "kim biliyor, yaşamın ölüm, ölümün de yaşam sayılmadığını ölümlülerin gözünde?"

empedokles: "böylece insanlar bu işleri ne gözleriyle, ne kulaklarıyla, ne de zihinleriyle kavrayamazlar."

ve bundan önce: "herkes yalnızca kendi deneyimlerine inanır."

29.04.2014

uzun lafın kısası

boris vian: her bekleyişte kederli müzik parçalarının kekremsi tadı vardır.

alain: bu dünyada hiç kimse kendisinden daha korkunç bir düşman bulamaz.

anne frank: bir insanı onunla iyice bir kapışmadan tanımaya, ne mal olduğunu anlamaya imkan yok. o zaman iç yüzlerini ortaya koyuyorlar.

will self: dünyada, yaşamları ucuz romanlardaki karakterlerin yaşamlarına benzeyen insanlar vardır.

clarissa p. estes: eğer dışarı çıkıp ormana gitmezseniz asla bir şey olmaz ve hayatınız da hiçbir zaman başlamaz.

euripides: bir çocuk doğurmaktansa üç kez savaşa gitmeyi yeğlerim.

henry david thoreau: her sözcüğün, her satırın anlamını, yaygın kullanımdan daha geniş bir şeye ulaşacağımızı varsayarak bıkmadan usanmadan aramamız, bize sahip olduğumuz akıl, cesaret ve cömertliğin ötesine gitme olanağını sağlar.

patrick white: alçak gönüllülüğün ömrü kısadır; her defa yeniden sancılar içinde doğması gerekir.

william randolph hearst: kötü kurumlardan ve kötü siyasetlerden ancak cinayetle kurtulunabiliyorsa cinayet işlenmelidir.

theodor adorno: her vecd, gerçekleşerek kendi kavramına karşı günah işlemektense, nihai olarak feragat yolunu seçer.

la bruyere: büyük bir servet sahibi olmadan sevmek acıklı bir şeydir.

samuel beckett: başlamaktır zor olan. her noktadan yola çıkılabilir. ama karar vermek gerekir. insan ararken bir şeyler işitir. bu da bulmayı engeller. düşünmeyi engeller. yine de düşünür insan.

12.11.2013

bakkhalar

euripides



tanrılar insanların bahtında
türlü türlü gösterirler kudretlerini
türlü hallere sokarlar bizi hiç beklenmedik
umduğumuz şeyler olmaz
ummadığımız hallere getirirler bizi
işte bu dram da böyle bitti

"sarhoşluk insanın ruhunu çocukluğundaki haline koyar. insanları tanımak, karakter farklarını görmek ve onları daha iyi yapmanın yollarını bulmak için sarhoşluktan daha ucuz, daha emin ve daha kısa bir yol yoktur."
(platon)

bir deliden delice işler beklenir.

"insanları kötü hale sokan ne şarap ne de bakkhos'tur; bunu yapan içkinin ifradı, şarabın ölçüsüz ve hayasızca kullanılmasıdır. ölçüyle içen insan tersine daha neşeli ve daha sevimli olur."
(zeus)

aptallara manalı söz manasız gelir.

kendi doğalarında olmayana göz dikenler
hadlerini aşanlar bilgelikten uzaktır
ömür kısadır, istekleri engin olanlar
varamazlar tadına yaşadıkları günlerin

sağduyusu olmayan bir insan ne kadar cesur, ne kadar kudretli olursa olsun, ne kadar güzel konuşursa konuşsun, işe yaramaz ve aptal bir yurttaştır.

21.12.2012

doğruyu söylemek

michel foucault

kim hakikati söyleme hakkına sahiptir, kim bunu bir ödev olarak görür ve kim kendinde bunu yapacak cesareti bulur?

galenos: başkalarının hatalarını görürüz; ancak, kendimizinkiler söz konusu olduğunda kör oluruz.

bir insan birtakım ahlaki niteliklere sahipse bu, onun hakikate erişebilme imkanı olduğunun ispatıdır.

bir konuşmacının çoğunluğun inandıklarından farklı, tehlikeli bir şey söylemesi, o kişinin parrhesiastes olduğunun güçlü bir işaretidir.

parrhesia'da* konuşmacı özgürlüğünü kullanır ve kandırma yerine dürüstlüğü, sahtelik ya da sessizlik yerine hakikati, hayat ve emniyet yerine ölümü, yaltaklanma yerine eleştiriyi, kendi çıkarını koruma ve ahlaki kayıtsızlık yerine ahlaki ödevi tercih eder.

iktidarını kullanan insan, ancak onu eleştirmek ve böylece iktidarına ve emirlerine bir sınır koymak üzere parrhesia kullanan biri varsa bilge olabilir.

euripides: en cesur ruhlu insanı köle yapacak tek bir şey vardır, o da anne ya da babasının yaptığı utanç verici bir şeyin sırrını haiz olmaktır.

seneca: kendimden hiçbir şeyi saklamam, hiçbir şeyi görmezden gelmem. kendimle bu şekilde hoşbeş etmek dururken neden hatalarımı olduklarından küçük göstereyim ki?

sokrates: ruhunun iyi olup olmadığını anlamak isteyen bir adamda bulunması gereken üç özellik vardır: bilgi, iyi niyet ve açıksözlülük.

dio chrysostom: korkan bir insan kral olma konusunda asla bir köleninkinden daha büyük şansa sahip olamaz. 

galenos: ruhun herkesin bildiği tutkuları vardır: öfke, gazap, korku, keder, haset ve şiddetli şehvet.

sorunsallaştırma, gerçek bir somut duruma verilen bir cevaptır.

* parrhesia: hakikati söyleme konusundaki dürüstlük.

4.03.2012

korku ve titreme

kierkegaard

sıradan yaşamda şeyleri ve kişileri oldukça bencil nedenlerle terk ederiz. ancak bu 'kayıpların' tamamen bencil yapıda olmayan projeler yararına yapılmış özveriler olduğunu söyleyerek hava atarız.

horace: komşunun evi yandığı zaman, bu senin meselendir.

"eğer aranızdan biri kendini bu çağın ölçülerine göre bilge sanıyorsa, bilge olmak için 'akılsız' olsun." (i. korintliler)

insanlar yaygın olarak nehirleri ve dağları, yeni yıldızları, parlak kuşları, garip balıkları, grotesk insan örneklerini görmek için dünyanın her yerini gezerler; varoluş karşısında bir hayvanca bir sersemliğe düşerek ağzı açık kalırlar ve bir şeyler gördüklerini düşünürler.

insan yığınları fani üzüntü ve zevkin cesaretsizleştirdiği yaşamları yaşarlar.

derin ruhlar asla kendilerini unutmazlar ve olduklarından başka bir şey haline asla gelmezler.

nicolas boileau: bir aptal daima kendisine hayran olacak daha aptal birini bulur.

euripides: kişinin ağlamasına izin verilen yalınlık düzeyinde doğmak ne kadar büyük şans!

"biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini; hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa benim öğrencim olamaz." (luka 14:26)

sürüden ayrılanlar ve serseri dehalar iman adamı olamazlar.

estetiğin bütün düşündüğü, sevgililerin birbirlerine kavuşmasıdır; geriye kalanları önemsemez. keşke bundan sonra olanları görebilseydi! ancak onun buna zamanı yoktur; çoktan bir başka çifti birleştirmek için hazırlanmıştır bile. estetik, bilimlerin en vefasızıdır. onu gerçekten seven herkes bir biçimde mutsuz olacaktır; onu hiç sevmemiş olanlar da mutsuz olacak ve bir pecus (öküz ya da mankafa) olarak kalacaktır.

longus: kesinlikle hiç kimse aşktan tamamen kaçamaz ve hiç kimse güzellik ve onu görecek göz olduğu sürece bunu hiç yapamaz.

"biraz çılgınlığı olmayan hiçbir büyük deha yoktur."

herakleitos: kimse aynı nehirden iki kez geçemez.

8.06.2010

deliliğe övgü

desiderius erasmus

kimse seni övmüyorsa, sen kendini öv.

kendimi tarif etmek, kendime sınır çizmek olur; kudretimin ise asla sınırı yoktur.

çocuktaki vakitsiz bilgelikten iğrenirim.

tanrılar benzerleri bir araya getirmeyi severler.

bir kadın bilge geçinmeyi aklına koyacak olursa, eski deliliğine yeni bir delilik katmaktan başka bir şey yapmış olmaz.

kötü huyların en büyüğü temkindir.

itiraf edin ki, güzel, hoş olarak yaptığınız ne varsa, hepsini deliliğe borçlusunuz.

insan olmak için mutlaka bilgelikten yüz çevirmelidir.

insanın her şeyi iyi tanımasını engelleyen iki şey vardır: biri ruhunun önüne perde çeken utanma, öteki de kendisine tehlikeyi gösterip büyük işlemlere girişmekten yüz çevirten korku.

bu dünyadaki hayat bir çeşit ölümden başka bir şey değildir.

delilik olmadığı takdirde, yaşamda herhangi bir beraberlik ne zevkli ne de sürekli olabilir; birbirlerini bazen aldatmadıkları, bazen birbirlerinin yüzüne gülüp akıllıca ödün vermeyi beceremedikleri ve son olarak da bütün bunlara bir tutam delilikle lezzet katılmadığı takdirde, ne halk uzun süre hükümdarına ne efendi uşağına ne hizmetçi saygıdeğer hanımına ne öğretmen öğrencisine ne dost dostuna ne karı kocasına ne hancı müşterisine ne de yol arkadaşları birbirlerine dayanabilirlerdi; kısacası kimse kimseyle geçinemezdi. 

ben olmasam, hoşa giden ya da sürekli hiçbir bağ göremezsiniz: müstebit kral halkını, uşak efendisini, cariye hanımını, çömez öğretmenini, dost dostunu, koca karısını, ev sahibi misafirini, arkadaş arkadaşını hata, yüze gülme, gönül alma ya da başka bir delilikle aldatmasa, pek kısa zamanda biri öteki için çekilmez olur. 

delinin ruhunda ne varsa yüzünde yazılıdır, ağzı da bunu gizlemeden söyler; oysaki bilgenin, euripides'e göre iki dili vardır: biri hakikati söylemek için, öteki de yeri gelince hakikatin kılığını değiştirmek ya da onu gizlemek için. bilgede akı kara, karayı da ak kılmak sanatı vardır. ağzından hem soğuk hem sıcak soluk çıkar. sözleri de çoğu zaman düşüncelerinden epey uzaktır.

bilgelik insanı ürkek yapar. onun için değil mi ki, bilgeleri her zaman hep fakirlikle, açlıkla ve ıstırapla savaş halinde, kıyı köşede unutulmuş, herkes tarafından hor görülerek, iğrenilerek yaşar görüyoruz?

insanlar kendilerini bilgeliğe verdikçe mutluluktan uzaklaşırlar.

bir şey sağduyunun ne kadar zıttı ise, kendine o kadar çok hayran çeker; en kötü şey, her zaman çoğunluğu okşayan şeydir.

türkler ve yeryüzünün dörtte üçünü kaplayan o sayısız barbarlar gerçek dine girmekle övünürler ve hurafelere inanan aşağılık kimseler saydıkları hristiyanlara acıyarak bakarlar.

yunanistan pek uzun yıllar boyunca yedi bilge çıkarmakla övünür ama vallahi bunlar biraz ciddi şekilde incelensin, içlerinden yarı bilge, hatta üçte bir bilge çıkarsa, ben ölmeye razıyım.

bu hayatta ruh maddenin çamuruna batmıştır.

aşk ne kadar tamsa, delilik o kadar büyük, mutluluk da o kadar belirlidir.