a.l. kennedy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
a.l. kennedy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.06.2022

uzun lafın kısası

a. l. kennedy:
bazı insanların radarları olduğuna yemin edebilirim; sonradan pişman olacağınız bir şeyler yapmaya niyetlendiğiniz anlarda ortaya çıkıverirler.

alain: her zaman yükseklerde uçan bir kederimiz olsun isteriz.

charles baudelaire: nedir aşk? insanın kendinden çıkma gereksinimi. 

georges bataille: özgürlük, her kavrayışın parçalandığı sınırların ucunda yaşama özgürlüğü değilse hiçbir şeydir.

franz kafka: daima hazırlıklı, evi portatif, her zaman yurdunda. tek bir damla bile taşmıyor ve tek bir damlaya bile yer yok.

jiddu krishnamurti: yeni bir dünya korkudan, batıl inançtan, kimi insanların yeni dünya idealinden değil; ancak özgürlükten doğabilir.

marquis de sade: size sürekli utanç verici, ahlak dışı olarak öğretilenler aslında sizi en çok mutlu edecek olan, hayatınıza renk katacak olan şeylerdir.

şükrü erbaş: ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci; sen ne güzel, ne büyük, ne değerlisin!

tolstoy: hayatın umutsuzluğundan kendini kurtarmanın tek yolu, benliğini evrene yansıtmaktır.

cenap şahabettin: kimilerini rütbe ve nişan yükseltir, kimileri de rütbe ve nişanı alçaltır.

goethe: herhangi bir devletin niteliği hakkında en doğru bilgiyi veren, oradaki mahkeme ve ordunun niteliğidir.

halil cibran: küçük şeylerin şebneminde, yürek sabahını bulur ve tazelenir.

31.08.2021

uzun lafın kısası

a. l. kennedy:
insanlar kiliseye gitmemeli; bir iyilik yapmak istiyorsanız onları deniz kenarına gönderin.

andre gide: hiçbir başyapıt bir iş birliği ürünü değildir.

charles baudelaire: hemen hemen bütün yaşamımızı sersemce meraklar uğruna harcarız. buna karşılık öyle şeyler vardır ki insanların meraklarını en yüksek düzeyde kamçılaması gerekirdi; oysa yaşayışlarına bakınca bu şeylerden hiç mi hiç esinlenmediklerini görürüz.

elfriede jelinek: bütün satıcılar bilir: önemli olan ambalajdır.

hakan günday: yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez.

jiddu krishnamurti: dünyada büyük biri, başarılı biri olma dürtüsü varlığını koruduğu sürece zenginler ve yoksullar, sömürenler ve sömürülenler olacaktır.

kierkegaard: insanlar genellikle dünyayı nehirler, dağlar, yeni yıldızlar, gösterişli kuşlar, tuhaf balıklar ve gülünç insan türleri görmek için dolaşır. varoluşun karşısında ağızları açık kalıp hayvansal bir sersemliğe düşerler ve bir şey gördüklerini sanırlar.

mehmet eroğlu: kentlerin günahlarını orospularla çocuklar öder; dünyanın günahlarını ise filozoflar.

nâzım hikmet: kapitalizm, gelişerek öyle bir merhaleye varır ki, yalnız maddi eşyalar değil, manevi değerler de mal olur, alınıp satılır.

cenap şahabettin: yaşamak çok kişi için yiyip içerek ölümü beklemektir.

goethe: mükemmel olan her şey kendiliğinden klasiktir, hangi türe ait olursa olsun.

halil cibran: yaşamın özüne ulaştığında her şeyde güzellik bulursun; hatta güzelliği görmezden gelen gözlerde bile.

18.01.2021

hikâye

a. l. kennedy

hikâyeler kusursuz olmamalı; gerçek hiçbir zaman öyle değildir.

bazı insanların radarları olduğuna yemin edebilirim; sonradan pişman olacağınız bir şeyler yapmaya niyetlendiğiniz anlarda ortaya çıkıverirler.

sevecenlik sessiz sedasız ne felaketlere yol açar; tehlikelidir ve asla umulan yerde bulunmaz.

konuşmanın kabalık olarak görüldüğü başlıca sosyal etkinlik sekstir.

tertemiz ve duygusal rüyalar görmenin kötü tarafı budur: ertesi sabah insanın üzerinde korkunç bir etki bırakırlar. yüzü olmayan bir insanla seks yapmayı, şiddeti ya da hiç rüya görmemeyi tercih ederim.

insanlar kiliseye gitmemeli; bir iyilik yapmak istiyorsanız onları deniz kenarına gönderin.

bir yazar, hayat karşısında sersemlediğinde ancak yazabilir.

bazen yalan en iyi başlangıçtır.

dünya öylesine tıka basa dolu ki, insanın karanlıkta kalma lüksü bile olmuyor.

tüm öpüşmeler aşağı yukarı aynıdır sanırım: taraflar için büyüleyici bir ihtiyaç; izleyenler içinse çirkin bir görüntüdür.

elveda "ben", merhaba "biz." bu gibi durumlarda düşmanlara karşı savunmanız gereken iki cepheye sahip olduğunuzu ve kendinizi buna hazırlamanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. bu dostça bir uyarıdır.

4.01.2017

ve ben mutluyum

a.l. kennedy

insanlar para ödemedikleri şeyin değerini bilmezler.

hayatınızda sürekli her dediğinizi yapan birisinin olmasından daha kötü bir şey yoktur. insanın başı döner.

umut, değişimden başka hiçbir şeyin yatıştıramayacağı bir işkencedir. umut geleceği harap eder, onu bir hayal kırıklığı tarlasına çevirir.

gerçek yalancılar, hikayelerinin arasına duygusal bölümler sıkıştırarak yalanlarını yutturabileceklerini sanırlar.

çoğu insanın hayat boyu kurduğu bütün ilişkiler yalnızca tahmine dayanır.

fırsatlar zamanın alıp götürdüklerinden yalnızca biridir.

yalnızca politikacılar oturdukları yerden insanların canını yakabilir.

üzüntü bir zaman geçirme yöntemidir. hele insanın hiç gücü yoksa.

bazen böyle olur işte: birine baktığınızda ne gördüğünüzü bilmezsiniz, her şey bitince de daha fazlasını öğrenmiş olmazsınız; yalnızca önceleri aklınızın ve umutlarınızın ona eklediği pırıltının kaybolmasına şaşarsınız, o kadar.

kaptan güverteye adım atınca tayfaya iş kalmaz.

kentler hakkında yanılmak imkansızdır; istediğiniz ya da istemediğiniz her şeye dönüşebilirler.

10.01.2016

cennet

a.l. kennedy

kimse tamamlanmış değildir, hepimiz katkılara ihtiyaç duyarız. alkol biraz katkıda bulunabilir ama esasen halihazırda mevcut olanı büyütür.

bir işe girmek uzun vadede kaçınılmaz. işin kötüsü, bunun bir zamanlar seçtiğin ve hala hazırlıklı olduğun tutkularla bir ilgisi yoktur; yani asla altın arayıcısı, öğretmen ya da arkeolog olamazsın, asla kalbinin gerçek sirkinde palyaçoluk yapamazsın. iş namına yapabileceğin şeyler, işe yaramazlığını günbegün kanıtlamaktan öteye gitmez.

hayattaki seçeneklerin de altı üstü iki tanedir: gülmek ya da ağlamak, ağlamak ya da gülmek. ister hızlı ister yavaş fark etmez, günün birinde kendinin ne korkunç, hiç gülünmeyecek bir fıkra olduğunu keşfedersin, hepimizin öyle olduğunu. bu durum çözümsüzdür, devasız, değişmez; kimsenin elinden bir şey yapmak gelmemiştir ama yine de burada durup vaktini doldurman gerekir.

çok yorgunum. günler, günler var ki yorgunum. bu endişe seviyeleri, yeni edindiğim, en kıymetli şeyleri şüphelerle, zehirli anılarla ve korkuyla mahvetme yeteneği, zihnimin bir türlü susmayışı, işimdeki sefillikler, her uykuma hücum eden dehşet taburları.. bıktım.

burayı bir an önce terk etmemiz gerek; bu kadarı yetti, hemen başlamamız gerek, kendimizi uyandırmamız gerek, kafamızı dağıtacak kadar soyunmamız gerek; elden, dilden, sevişmekten ibaret kalmamız, tuzda boğulmamız gerek. içimdeki değirmi aşındırması, ona çepeçevre tutunan direncim bizi silene, isimsizleştirene kadar ısırmalı, morartmalıyız.

15.03.2012

seks

a. l. kennedy

seks yapmaya fırsatımız olsa sakız çiğnemeye, bekleme odalarındaki akvaryumlara, sigaralara, bulmacalara, yemekhanelerdeki kuyruklara, sabretmeye, iskambil falı açmaya hatta dama oynamaya bile gerek kalmazdı.

aşklarının ölümsüzlüğünü göstermeye çalışan ham beyinlerin sıradanlıklarını korkunç patlamalarla basmakalıp şiire dökmelerine dayanamıyorum. büyük olasılıkla aklı başında olan bu erkekler ve kadınlar birbirlerine çok sevimli olduğunu sanarak iç sıkıcı küçük dizeler yazar, ölüp giden çiçekler ve küflenen süs eşyaları hediye edip dururlar; oysa aslında tek istedikleri köpekler gibi sevişmektir.

nokta, bir başka insana gerçekten dokunduğun andır. onlara bir sözcükle, bir düşünceyle, bir hareketle uzanırsın, hamleni yaparsın ve hedefi vurursun. işte bu noktada -bir kalp atışı bile tutmaz bu- iki insan bir olur. konuşmacı ve dinleyici, yazar ve okuyucu, yaralı ve onu yaralayan aynı şeye dönüşüverir.

dost edinmek bana göre değildir; çünkü dostluk acı kaynağıdır. acının salgın bir hastalık gibi olduğunu biliyorum artık; hatta daha net söylemek gerekirse bulaşıcı bir hastalık gibidir; bulaşmak için bir ilişkiye, bir yakınlığa ihtiyacı vardır. hisseder, önemser ve seversem, hayat canı çektiği an tekmeyi basar. korunmasız bir balık gibi en ufak bir hareketten, en ufak bir dokunuştan bile etkilenebilirim. hiç olmasın, daha iyi.

27.09.2009

köstebek

alison louise kennedy

görünüşe göre, insanların içinde yorulmak bilmeyen köstebeklere benzer bir sürü his koşturuyor. insanlar küçücük çocuklar gibi, en ufak bir bahane bulduklarında köstebeklerini salıp, etrafı bu tünel kazan gürültücü memelilerle tıka basa dolduruyorlar. küçük çocukların hislerini anlamsızca dışavurmalarının nedeni sadece bunu yapabildiklerini görmektir ya; aynı şekilde, bu insanlar da köstebeklerini sadece var oldukları için kullanıyor.

bir yerlerde okuduğuma göre, bu masum köstebek yuvaları, dış dünyaya çıkınca köstebeklerini korumayı öğreniyorlarmış. başkalarının küstah köstebeklerinin, kendi küçük sürülerine zarar verebileceği öğretiliyormuş onlara. bir oda dolusu köstebek karmaşa ve sorun yaratır; hatta can yakar elbette. dünya sivri dikenler ve kirli köşelerle doludur; bu şartlar altında köstebeklerin ve bakıcılarının korunabilmesi için onları biraz dizginlemek gerekir.

yani yetişkinler içlerindeki hayvanları saklayarak oldukça sakin ve zararsız davranışlar gösterebilir. ama yılın ilk kar yağışı, ani bir aşk, boşanma yada etkileyici bir film karşısında birdenbire köstebekler dışarı fırlayıp yerlerde yuvarlanmaya başlar. kısacası, herkesin köstebekleri vardır, onları göremesek de.

unutmayın, ben soğukkanlıyım. tamamen zararsızım. belki köstebeklerim derinlerde bir yerde uykuya yatmıştır. belki de bir zamanlar onlar da diğerleri gibi dörtnala koşuyordu. peki, bir ara psikolojik bir ddt'den korkarak gizlenmiş olabilirler mi?

hayır.

daha çok küçükken, bedenimin hareketleri yada sevdiğim yemekler gibi detaylar dışında kendimle ilgili fark ettiğim ilk şey, içimde kemirgen yaratıkların olmadığıydı. yakında size ailemden ve onların tuhaf huylarından söz edeceğim; o zaman benim böyle olmamda hiçbir rol oynamadıklarını anlayacaksınız. onlara karşı hiçbir şey hissetmeyişimin elbette bir etkisi olmuştur. doğru, kendimi elimden geldiğince güvenilmez kıldım ama bilin ki, çoğu zaman numara yapıyordum. bastıracağımı düşündükleri her tür tepkiyi ortaya döktüm. başka bir deyişle, gizlediğim köstebekler varmış gibi yaptım.

bunları yazarken, başıma hiçbir zaman korkunç şeyler gelmediğini açıkça görebiliyorum. bugün beni bu duruma getiren en ufak bir zarar gördüğümü hatırlamıyorum. ne kadar derine insem de, içimde hiçbir şey bulamıyorum. görünüşe göre ortada geçerli bir neden yok; hatta hiçbir neden yok; ama içim bomboş. köstebeklerim yok.

30.04.2009

uzun lafın kısası

adam fawer: 
tüm fikirler deneyimlerden gelir ve bizi tanrı'ya inanmaya itecek hiçbir deneyim yoktur.

michel henry: medya, dokunduğu her şeyi çürütür.

irvin yalom: saf, benimsemeye dayalı, karşılıklı, eşit bir ilişki, ruhu kurtaran bir şeydir ve şifa bulmak için elimizde tuttuğumuz en büyük kudrettir.

manuel scorza: korktuğumuz sürece hep köle olarak kalırız.

marquis de sade: inanç gerçek bir ruh hastalığıdır, ne kadar çabalarsak çabalayalım asla düzelmez; kötülüklere sükunetle katlanmalarını sağlayacak safsatalar sunar bazılarına.

cevdet kudret: kazanç gökten inmez, bir başkasının kaybından kazanılır.

robert louis stevenson: hayattaki görevimiz başarılı olmak değil, cesaretimizi yitirmeden başarısız olmayı sürdürmektir.

stefan zweig: yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz.

a.l. kennedy: insanlar kiliseye gitmemeli; bir iyilik yapmak istiyorsanız onları deniz kenarına gönderin.

jean-claude carriere: kuralları uygulamakla yetinirseniz sürpriz, parıltı, ilham namına ne varsa uçar gider.

elsa morante: insanın hayatta amacı anlamaktır. devrime doğrudan giden yol, anlamaktır.

viktor emil frankl: dünyanın bir şaka olduğunu anlamalısın. adalet diye bir şey yoktur, her şey rastlantıdır. ancak bunu kavradığın zaman kendini ciddiye almanın ne kadar aptalca olduğunu anlayacaksın.

31.03.2008

uzun lafın kısası

erich fromm:
 çağdaş insanın mutluluğu, vitrinlere bakmaktan ve peşin ya da taksitle alabileceği her şeyi almaktan ibarettir.

henrik ibsen: azınlık haklı olabilir; çoğunluk ise her zaman haksızdır.

joe bageant: üç dinin de fikir birliğine vardıkları tek konu, gençler fazla eğlenmeye başladıkları zaman dünyanın sonunun geleceğidir.

jeannette walls: hiç kimse mükemmel değildir. hepimiz canavarlardan sadece bir adım yukarıda ve meleklerden bir adım aşağıdayız.

j.j. rousseau: özgürlük her iklimde yetişen bir meyve değildir; onun için her ulus ulaşamaz ona.

oğuz atay: belirli bir düzeyi aşan insanların içe dönük olduğuna inanıyorum ben. fakat onların çoğu, iç dünyalarını başkalarından tecrit etmek isterler, bu dünyalarını adeta başkalarından kıskanırlar. bu nedenle dışa dönük bir elbise giyerler.

martin amis: biz insanlar sürekli daha fazlasını isteriz. lanet olasıca bir aşkla yaparız bunu.

isabel allende: dürüstlük tamahkârlık karşısında çabucak çöker. eğer söz konusu olan şey zengin olmaksa insanların çoğu ruhlarını feda ederler.

paulo coelho: gururun parıltısı en büyük bilgeliği bile kör edebilir.

a.l. kennedy: seks yapmaya fırsatımız olsa sakız çiğnemeye, bekleme odalarındaki akvaryumlara, sigaralara, bulmacalara, yemekhanelerdeki kuyruklara, sabretmeye, iskambil falı açmaya hatta dama oynamaya bile gerek kalmazdı.

28.02.2008

uzun lafın kısası

samuel beckett: 
hep denedin. hep yenildin. olsun. yine dene. yine yenil. daha iyi yenil.

terentius: insanım, insana dair hiçbir şey bana yabancı değildir.

dave eggers: iyi bir sıçış, kötü bir sevişmeden daha iyidir.

a.l. kennedy: insanlar para ödemedikleri şeyin değerini bilmezler.

margaret atwood: evlilik aşınmış bir kurumdur. evliliğin sevgiyle ilgisi yoktur. sevgi vermektir, evlilik ise alım satım. sevgiyi kontratla bağlayamazsın.

paul auster: her şeye hazırlıklı olmazsan hiçbir şeye hazırlıklı değilsin demektir.

kay redfield jamison: yoğun ve sürekli aşk yalnızca biraz fırtınalı tutkuların yer aldığı iklimlerde gerçekleşebilir.

oğuz atay: kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım, kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.

vladimir makanin: lazım olmasalar sürüyle gelirler. akın ederler. lazım olunca bir can bulamazsın.

j.d. salinger: sakın kimseye bir şey anlatmayın. herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.