metin eloğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
metin eloğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.09.2022

çıngırak

metin eloğlu



çıngıraklı saati kurdum geceden
göreyim seni beni şafakla uyandır dedim
rüya dolu bir uykunun ardından
çıngırak çalınca dupduru geldim
kendimi dar attım karşı dağın yamacına
o alacakaranlıkta olup biteni
elbet bir kenara yazdım

saat altı sularında yaz sabahında
toprağın bir toprak oluşu var
börtü böceğin hepten uyanışı
denizin bir deniz oluşu var ki deme gitsin
ekin tarlasının kıyıcığında
ağacın uzlayışı var

sonra ortalık ışıdı bu ne güzel iş
kuş ötmeye başladı sevincinden
anladım ki işi oydu
gökyüzüne baktım rengince
çiçeği kokladım
cinsince kokuyordu

baktım ki tabiatta yalan yok
çiçek açarsa meyve veriyor
ırmak gibiyse denizlere akacak
dağsa ovaların çok yükseğinde
kuzuysa kurttan iyi
taşsa havadan ağır
balıksa suda soluyacak
domuz bile yavrusunu emzirecek
saçılan her tohum filizleniyor
yonca oluyor, keten oluyor, buğday oluyor zamanla
baktım ki tabiatta yalan yok

ellerimiz el olmadıktan sonra
vazgeçelim be kardeşler
aklımız akıl değilse
gönlümüz gönül değilse
gücümüz boşunaysa
vazgeçelim olsun bitsin
böyle yarı yalan yarı yanlış
yaşamaktan fayda yok

14.05.2017

kof demirli pencere

metin eloğlu


cezaevinde bir kanımlık uykuda düşte
şuramdan bir şey koptu
bir gün değil beş gün değil ki bu
canıma tak dedi işte

gayrı umut dürter yürek silkinir
peşisıra bir özlem ürküsüz ayık
sen miydin istanbul muydu baharda mıydık
tutsak gözlerim bulanıverir

ama senin gözlerin hür
ikimiz için görecekler taş çatlasa
zor ellerim ko kıskıvrak bağlıysa
seninkiler elbet bir işin ucundan tutar

ayırsalar öldürseler gene benimsin
nice ayıbımı örten o eşsiz yama
etim değil kemiğim değil kanım değilsin ama
gençliğimsin sağlığımsın hürriyetimsin

benim dilim boşuna kollarım yitik şimdi
sen doy sen edin sen tadıver
artanı birikeni bana da yeter
bölüşmek zaten senin eski işindi

inceliğini sarsam öpsem yüreğini
ben buralarda acıktım çok
karnım pişirdiğin aşla doyar ancak
senin suyun arıtır kirlerimi

hızlan çoğal gülümserliğini takın gene
sırası gelince hayıflan gocun
bana varımı yoğumu ileten güvercin
kon çırılçıplağım üstüme tüne

elle uzanılmaz kof demirli pencereye
bir günışığı dadandı senin için
duy benim bitanemsin
bunsuzluk yaraşmaz sana

6.06.2014

şimdi uzaklardasın

mehmet h. doğan

ilk gençlik yıllarında, memleketin ıssız, hareketsiz kasabalarında geçirilen uzun yıllar, yalnız kalmanın hiç de öyle korkulacak bir şey olmadığını öğretir insana, kendi kendini biriktirmeyi öğretir.

edip cansever: bizlere dadanan her yakıcı umutsuzluk, her küstah acı, bir güzelliğe, bir yaşama direncine dönmek zorundadır. anlam da bizde, anlamsızlık da.

küçük kentlerde, tenha kasabalarda yaşamak zordur; sonsuz bir özveri gerektirir, kendine yetme gücü gerektirir. düzayak yaşam kolaydır; ama sıkıcıdır. ya da yaşamdan, dünyadan beklentilerinizin adamakıllı azaldığı bir yaşa ulaşmanız gerekir.

aziz nesin: bir her yana birden koştuk, koşmak zorunda bırakıldık. tarih, ekonomi, politika, edebiyatın her dalı, öykü, roman, tiyatro, sosyoloji, daha neler neler.. olamaz, olmamalı böyle şey. olur demek, hiçbiri tam olarak olamaz demektir.

çok denedim anlatmayı, yazmayı; ama olmuyor, acılar bu kadar sıcak ve tazeyken anlatamıyor insan. bütün yazılanlar, bütün anlatılanlar hafif, çocuksu kalıyor yaşananın yanında, insanı doyurmuyor. yaşananın ağısı yüreğe oturdukça sıkıyor boğazını insanın.

asım bezirci 2 temmuz 1993'te sivas'ta 35 şair, yazar, sanatçı, aydınla birlikte yobazlarca yakıldı.

denizin morluğunu belirtmek için
deniz mordur demek yetmiyor
o morun gerekçesini de belirtmeli
denizle olan ilişiğini de
ondan sonra deniz mor (metin eloğlu)

metin altıok ağır yanıklarla bir hafta daha boğuştuktan sonra 9 temmuz 1993 günü gitti. onları yakan karanlık çağ artıklarının yargılanmasıysa 5 yıl sonra hala sürüyordu. 37 insanın yaşama hakkını ellerinden vahşice alan gözü dönmüş yabanlar, ağır tahrik (!) nedenleri ileri sürülerek kurtarılmaya çalışılıyor.

evet önümüz bahardır biliyorum
leylaklar açacak biliyorum
kiraz da çıkacak yakında
iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
sevgilim güzelim bir tanem biliyorum da
şimdilik bağışla (turgut uyar)

övgü nesine artık yaşamayanların! övgü, olsa olsa biz yaşayanların işine yarayan kalp bir paradır.

halikarnas balıkçısı: her yaşayan insan hayatın askeridir. ölüm var, her zaman. ölüm hayata sığmıyor ama hayat ölümü aşıyor. hayat doğadır.

şakir paşa'nın torunu olan cevat şakir kabaağaçlı, 87 yıllık ömre birkaç kişinin yaşamını sığdırarak kendi bildiği, istediği gibi, kendisine nasıl geliyorsa öyle yaşadı. orta öğrenimini robert kolej'de okuduktan sonra oxford'da yeni çağlar tarihi bölümünü bitirip yurda döndüğünde (1910) kendine pekala yüksek maaşlı bir görev edinebilecekken, gazete ve dergilerde çevirmenlik, yazarlık, ressamlık yaparak sürdürdü yaşamını. daha sonra şöyle diyecektir: "oxford'da dört yılda öğrendiklerimi unutmak için dört yıl harcadım."

rengini dünyaya ilk defa sunan
adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerin
sevgilim
bana "sen bir şairsin" dediğin zaman (edip cansever)

11.09.2012

aşk mektubu

metin eloğlu


dün akşam senden ayrıldıktan sonra
ilyaslara gittim
oturup şu evlenme meselesini uzun uzun konuştuk
karısı da akla yakın şeyler söyledi
ben gerçi onu severim, dedi
beraberce yaşayıp gitmenizi kim istemez
ama, yoksulluğa alışkın değildir o
açlığa, yalınkat döşeklere pek katlanamaz
dinledikçe, kızcağıza hak verdim
bu iş olmayacak gibime geliyor, ne dersin

sen öyle görmüşsün büyüklerinden
dört kap yemekli sofralar görmüşsün
karpuz kollu yaz entarileri görmüşsün
yattığın yataklar herhalde somyalıdır
haftada bir-iki, sinemaya gidersiniz evcek
hayat pahalı, sana pabuç alamam
pabucu bırak, şöyle karın doyurucu bir şeyler de alamam
kitap alamam mesela
radyo alamam, tiyatro bileti alamam
gençsin birçok şeylerde gönlün kalacak

peşin söylemeli ki, sonra bana gücenmeyesin
benim cıgaram var, rakım var
alıştığım insanlar var bunca yıldır
sevdiğim, inandığım
onlarla görüşmeden edemem
hepsini kabullensen bile, günü nasıl kurtaracağız
memurluk bana gelmez
ticaret falan da yapamam, yaradılışım böyle
çelimsizim, taş kıramam
ben yazarak, çizerek geçinmek zorundayım
diyeceksin ki; ölme eşeğim ölme

sen bir aralık demiştin ki
gerekirse, ben de çalışırım, demiştin
ingilizceden tercümeler yaparım, dikiş dikerim
el işine koşmak gücüme gitmez
annem bana bunların hepsini öğretti
benim anam da iyi kadındır, biliyorsun
sana kaynanalık etmez tabi
ama, hastalıklı, eli işe varmıyor
bulaşık mı yıkayacaksın, tercüme mi yapacaksın
ortalığı mı süpüreceksin, dikiş mi dikeceksin
bir gün, beş gün değil ki bu
gençliğini de yitirince hayattan soğuyacaksın

ben şiir de yazıyorum, biliyorsun
şiirimde barış gibi, hürriyet gibi sözler geçiyor
buna içerleyenler olacak belki
bu güzelim işe bir kulp takıverecekler
cezaevlerine düşeceğim, sen yapayalnız dışarda

bu mektubu postaya vermeden önce
şöyle bir gözden geçirdim
başka kusurlarım olsaydı
emin ol, onları da yazacaktım
bak düşün taşın

15.12.2011

uyan

metin eloğlu


hadi uyan
günışığı çilemeye başladı başucunda
denizler bir mavilik edindi günden
seher yeline uyup kuşlar tüneğinden uçtu
bu türküyü dinlemeyecek misin

hadi uyan
aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
ilkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
yoksul olsan da uyan
garip olsan da uyan
mademki güzelsin, güzeli yaşatmak için
mademki iyisin, iyiliği yaşatmak için
mademki umutlusun, umudu yaşatmak için

hadi uyan
denizi dinle yaşamak desin
toprağı dinle barışmak desin
göğü dinle sevişmek desin
bir plak konmuş gibi gramofona
işte aşk işte özlem işte savaşmak gücü
uyan diyor uyansana

hadi uyan
sevdiğim uyan
ne olur uyan

8.12.2011

bu yalnızlık benim

metin eloğlu



saadet insanın ziynetidir

ayırsalar öldürseler gene benimsin
nice ayıbımı örten o eşsiz yama
etim değil kemiğim değil kanım değilsin ama
gençliğimsin sağlığımsın hürriyetimsin

insan yaşarken varır bir ölmezliğe

şişede durduğu gibi durmaz ki kafir
tutar insana yaşamayı sevdirir

beni ne yap biliyor musun
beni yont beni arıt beni ayıkla

şaraptı rakıydı şuydu buydu
kişi esrimeyi bir aşkta tatmalı ilkten
dedim ya ondan gayrı korkuluğa güvenmem
içtiğim hep aşktı benim gerisi tortu

ama bir gün gelecek
yüreciğin dizlerini dövecek

anamdan şair doğdum, sonradan oldum sanma
ey gafil okuyucu, genç şairlere kanma
ıstırabın meyvesi mısralarım acıdır
kafiyelerdeki ilham aşkımın kırbacıdır

ben bir şeytantırnağıyım
halk uzağı ellerde

ben -andiçmiş gibi- seni seviyorum yine de
anılarımda kalan, o bitkimsi yüreciğindir
sanki yok denizlerden kopuk bir çılgın ada

yaz, abartılmış karadutlar, ebegümecilerdir belki de
ya da zina konmaz bir kuytu selam devedikenlerinde

uzak sesin değiverse
en ileze çiçek bile ışıldar

sen giderken biz geliyorduk çavuşum

yola koyulurken böyle her mayıs
çalgılar bürümcekler alıyorum yanıma
dinmiş yağmurlar güneş yongaları
bolca papatya ısısı ceplerimde
torbadaki andaç azık tadılası şey
etlere ekmeklere bakmıyorum bile
dereden kırlangıç gölgeleri alıyorum

küçücük kızıyla ötelerden bir kadın

mademki ölümlü bir dünyadayız
sazla sözle kandıralım güzelleri

gerçekten seviyor musun güllerin soluğunu

hoş görelim sarhoşların içmesini
sabırsızlıkla geceyi beklediler
ilk kadehte bunca dertten vazgeçtiler
yoksa herkes bilir dert tazelemesini

insanı mesut eden, şimdilik uykulardır

6.09.2011

defterimde kuş sesleri

erdal öz

kendi ordumun eline tutsak düştüm.

inanç, özgür düşüncenin karşısındaki en büyük tehlike. dünya görüşü tamam; ama düşünceler inanç haline geldi mi, artık tartışma kabul etmiyor.

duygulanmak en kötü düşman burada. [hapishanede]

güzel bir kitabı okumak, insanın o karmakarışık beynini nasıl da temizliyor!

rilke: yalnızlıktan söz etmemiz, insanlardan fazla anlayış beklemektir. insanlar neden söz ettiğimizi anlarlar sanıyoruz. hayır, anlamazlar. insanlar, onu tüketen komşular olmuşlardır.

tolstoy: bir sanatçının en büyük amacı, o sayısız, o bitmez tükenmez belirtileri içinde hayatı bütünüyle sevdirmektir.

ho şi minh: gerçek barışa ulaşmak için önce gerçek bağımsızlığı kazanmak gerekir.

marx/engels: bizim özel mülkiyeti kaldırmak niyetinde olduğumuzu söylüyor ve bundan dehşete düşüyorsunuz. ama sizin bugünkü toplumunuzda özel mülkiyet, nüfusun onda dokuzu için şimdiden ortadan kaldırılmıştır.

regis debray: devrimci için her başarısızlık bir sıçrama tahtasıdır ve teoriye kaynaklık etmesi bakımından, kazanılmış zaferlerden daha zengindir, deney ve bilgi deposudur.

mao zedung: sınıflı bir toplumda her kişi belli bir sınıfın durumunu üstlenir; sınıf damgasını taşımayan hiçbir düşünce yoktur.

ho şi minh: emperyalizm var oldukça savaş tehlikesi de var demektir.

güzel bir romana başlamak, güzel bir eve taşınmak kadar güzel.

balzac: sevmek, bir başkasının hayatını yaşamaktır.

beni aç bırak, evsiz, urbasız bırak
beni sensiz bırakma (metin eloğlu)

rilke: sevilenlerin yaşamı perişandır ve tehlikede. ah onlar kendilerini aşsalardı da sevenler olsalardı!

primo levi: amaçları, insanı, insandan daha az bir şey haline getirmekti.

"özgürlüğün karşılığı ne kadar yükselirse yükselsin, o karşılığı ödeyebilen insan, her yerde, her zaman özgürdür."

çehov: tanrı bizi beylik sözlerden korusun.

ey yarın! nasıl bir gün olacaksın?

hüzün, gerçek acıların izdüşümüdür.

"bizi sen yazacaksın. bizim şu anda tek görgü tanığımız sensin. boku bokuna asılıp gideceğiz. yanımıza sokulan tek yazar sensin. bizlerden sen sorumlusun reis. bizleri iyice incele. bize sorular sor; gerekli her şeyi öğren, yaz bizi. yazar mısın?" (deniz gezmiş)

15.11.2008

eş doğa

metin eloğlu


us ermez bir kördüğümde
çağlar çağanlar kış kıyamet üzreyken
yani şu yinelenmez gel geç düğünde
dostluk tohumlarını çatlatırım ben
insan varlığıyla donatılmış evrenim
evet biraz da doğa benim

bir pencere açarım yüreciğime
yediveren güller ışır salkım saçak
leylaklarda gün batar bir hoş olurum
yazı da güzü de o seviyle solurum
elden ne gelir ki bambaşkadır dirilen
bakmayın gülüp geçtiğime
biraz da doğayım ben

bir iş güç edineyim papatyalar akınca
bulutum işte tanyeliyim daha ne olayım
sonra kırkikindi yağmurları, düşlerim üşür
kim istemez ki hep yeniden doğayım
özü kılıçtan keskin biçimi inceden ince
kuytu bir deniz bulsam kumlar üşüşür
ben buncaysam, elbet doğa da bunca

kumruların nabzı hep bende atar
nice çavlanlar köpüklenir içimde
gecenin neden güne dönüştüğünü bilirim de
baharın nerelere göçtüğünü bilemem
otlar çalılar sonra o evrensel ağaçlar
suç yok ki geçmişimde geleceğimde
doğa bende oluşur ve bence yalnız o var