selahattin hilav etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
selahattin hilav etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.10.2012

edebiyat yazıları

selahattin hilav

salt olanla göreceyi karıştırmak, yarı-aydını ele veren düşünce özelliklerinden biridir.

insan bir yandan sınırsız isteklerinin, kayıt tanımaz düşlerinin ardından gitmek istiyor; öte yandan günlük hayatın çıkar gözetir düzenine, hesaplarına, dar mantığına boyun eğerek kendi yarattığı ama kendisine yabancılaşmış bir zorunluluğun tutsağı oluyor. insanın bu yırtılış ve parçalanışı çağdaş felsefenin temel konularından biridir.

doğmakta olan ama açıkça fark edilmeyen gerçekliğin dile getirilmesi büyük şiirin amacıdır. ama bu gizli gerçeğe götüren yol içtenlikle, bilinçle, cesaretle bütün bir hayat kurban edilmeden bitirilemeyen bir yoldur. bu açıdan ele alınınca, büyük şiirin, soyut bir şekilde "toplumcu" ya da "ferdiyetçi" diye ayrılamayacağı ortaya çıkar.

tarihle hesaplaşamazsanız; yalınkat iddialarla ve yalanla tarihi örtmeye ve kendinizi olduğunuzdan başka biçimde göstermeye kalkarsanız -ister bunun bilincinde olun ister olmayın- sonunda yine tarih gerçek yüzünüzü ortaya serer. bağımsız bir burjuvaziyi oluşturamamış bir ülkede, dışa bağımlı sermaye çevrelerinden ve bürokratlardan başkasına yararı dokunmayacak bir "içeriksiz milliyetçilik" yaparsanız, nesnel gerçekler, eninde sonunda sizi yalanlar. sınıf kökeninden ve kültüründen yoksun milliyetçiliğiniz kendi onurunu bile koruyamaz; içerde gaddarlığa ve yağmaya, dışarda onun bunun kuyruğuna takılmaya, yardım dilenmeye varır. giderek elinizi kana bulamak zorunda kalırsınız.

5.10.2011

schopenhauer

selahattin hilav

arthur schopenhauer, 22 şubat 1788'de danzig'de doğdu. annesi ve babası hollanda asıllıydı. annesi johanna schopenhauer, romancı olarak ün kazanmıştı; kız kardeşi adele de edebiyat alanında yetenekli olduğunu göstermişti.

kendi durumundan yola çıkıp bir genelleme yapan schopenhauer; kafalı erkeklerin, karakterlerini babalarından, zekalarını da annelerinden aldıklarını söylemişti. ama annesiyle geçinemiyordu. "bir evde iki dahi olmaz" diyen annesi, oğluna soğuk davranıyordu. kocasının ölümünden sonra, "serbest aşk hayatı" yaşamak için, bu işe elverişli bir yer olan weimar'a gitmişti. annesinin bu davranışı, bazı yazarlar tarafından, schopenhauer'un kadınları küçümsemesinin ve kıyasıya eleştirmesinin nedeni olarak görülmüştür.

annesi oğluna şöyle yazıyordu: "çekilmez ve kasvetli bir insansın; kendini beğenmişliğin, bütün iyi niteliklerini gölgeliyor ve başka insanlarda kusur bulma eğilimini önleyememen de, bu nitelikleri işe yaramaz şeyler haline getiriyor." böylece, anne ve oğul ayrı yaşamaya karar verdiler.

schopenhauer, annesini, verdiği davetlerde sadece bir yabancı gibi ziyaret ediyordu. goethe'nin, schopenhauer'dan söz ederken, gelecekte çok ünlü bir kimse olacağını annesine söylemesi ise bardağı taşıran son damla oldu. sert bir kavga sonunda annesi, schopenhauer'u merdivenden aşağı yuvarladı. bunun üzerine filozof da, gelecek nesillerin ancak kendisi dolayısıyla annesini hatırlayacağını söyleyerek intikam aldı ondan. çok geçmeden de weimar'ı terk etti ve bundan sonra yirmi dört yıl yaşayan annesini bir daha görmedi.

22.03.2010

saklı su

doğan hızlan

t.s. eliot: bir şiirin hayatımızda karşılığı varsa onu severiz.

jose garcia villa: insan kişiliğinin gelişmesi ve birliğe kavuşmasını ben bir insanın ulaşabileceği en büyük başarı sayıyorum.

yahya kemal: annemin resminden mahrumum. onun bir resmi hayatımın en büyük bir yadigarı olurdu. annemin simasını şimdi iyi hatırlayamıyorum. islam tesettürünün en şedit bir muhitinde doğduğu, yaşadığı ve öldüğü için bir resmini bırakmadan kayboldu.

"çünkü hep böyle olur. bir an gelir, kopar film. umulmadık bir anda tutulur güneş. gece vakitsiz iner." (onat kutlar)

federico garcia lorca: hiç kimse bu zamanda "sanat sanat içindir"e inanmaz. dünya olaylarının bu dramatik anlarında, sanatçı, halkıyla birlikte gülmeli ve halkıyla birlikte ağlamalıdır.

selahattin hilav: gerçekliğin dile getirilmesi büyük şiirin amacıdır.

nazım hikmet: klasik sanatkar, kendi devrinde yenilikçi olandır; yeniyi getirendir. tersine, devrinde yeni olmayan hiçbir sanatkar klasik olmamıştır.

özdemir asaf: her insanın bir öyküsü vardır ama her insanın şiiri yoktur.

sait faik: her insandan korkuyorum. kimdir bu sokakları dolduran adamlar? bu koca şehir, ne kadar birbirine yabancı insanlarla dolu. sevişemeyecek olduktan sonra neden insanlar birbiri içine giren şehirler yapmışlar? aklım ermiyor. birbirini küçük görmeye, boğazlaşmaya, kandırmaya mı? nasıl birbirinden bu kadar ayrı, birbirini bu kadar tanımayan insanlar bir şehirde yaşıyor?