elias canetti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elias canetti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.10.2022

uzun lafın kısası

charles bukowski:
bir kaplanı yakalayıp kafese koyabilirsiniz ama onu kırdığınızdan asla emin olamazsınız.

dostoyevski: bilinç hastalıktır. her şeyi fazlasıyla anlamak hastalıktır.

elias canetti: cennette doksan dokuz doğrudan çok, eğriyken doğrulmuş bir kişinin gelişine bayram edilir. 

emil cioran: hazların aksine, acılar doygunluğa ulaştırmaz. biraz olsun bıkkın olan hiçbir cüzzamlı yoktur.

goethe: bilgelik yalnızca hakikattedir ve yalın olandan başka hiçbir şey hakiki değildir.

halil cibran: aranızdan çoğu, içleri sıra insanlaşmışsa da, birçoğu henüz insanlaşabilmiş değildir.

irvine welsh: kim olduğunu ve kim olmadığını anlamaya çalışmak lazım. hayattaki esas macera bu. kendini bir yerde bulduğunda arkada bıraktığın ve hep yanında taşıdığın şeyler vardır.

konfüçyüs: bütün gün payına düşecek yemeği düşünüp de kafasını başka bir şey için yormayan bir kişiyle birlikte olmak çok zordur.

murathan mungan: dünyada güzel olarak ne yapılmışsa halka rağmen yapılmıştır.

nietzsche: dünyayı yönlendiren düşünceler güvercin kanatlarıyla gelir.

pascal: insanlar iki türlüdür: günahkâr olduğuna inanan doğrular, doğru olduğuna inanan günahkârlar.

paulo coelho: aşkın gücü asla tükenmez; her şeyden daha güçlüdür ve kendini çok çeşitli biçimlerde gösterir.

sevan nişanyan: bir yerde ne kadar çok bayrak sallıyorlarsa bilin ki saklayacak o kadar çok şeyleri vardır.

9.07.2022

muhammed

elias canetti

muhammed, bütün peygamberler bağlamında istenilenlerin gerçekleşmesi gibi bir şeydir. o, yasa koyucu ve fiili iktidar sahibi olur, peygamberler ilk kez onunla gerçek iktidara kavuşabilmişlerdir; daha önce hiç kimse tanrıyı böylesine tutarlı ve başarılı bir biçimde kullanmamıştır.

inanç, muhammed için itaat etmektir. öbür dünya için vaat ettikleri, yani "tanrının olanlar" konusunda eli açıktır, bir kral kadar cömert olmaktan hiç kuşkusuz hoşlanırdı. muhammed, kendini "tanrının peygamberi" diye adlandırır: bu ad, aslında veya daha iyisi, "tanrının buyruğu" olabilirdi.

selefleri arasında yalnızca büyük başarıya ulaşmış olanları; ibrahim'i, musa'yı ve isa'yı tanır. babasını hiç tanımamıştır, başkalarının malına ve mülküne duyduğu saygı, uslu bir yetim çocuğun saygısıdır; bu saygıyla zengin bir dulla evlenir ve karısı her bakımdan ona tapar.

kabe'de hacıları karşılar, rehber yerine bir peygamberdir ve kendini oraya konumlandırmayı, kureyşlilerin oligarşilerinin yerine kendi hükümranlığını geçirmeyi giderek daha çekici bulur. medinelilerle yaptığı görüşmelerin daha en baştan itibaren politik bir yanı vardır, ittifaklarla kendini güvence altına alır ve doğduğu kente karşı planlı bir biçimde savaş hazırlığı yapar.

muhammed mezarlara büyük ilgi duyar. kendisini öldürecek olan hastalığı da mezarların arasında kapar. cesetler, onu dirilme nesneleri olarak ilgilendirir. mahşer günü, onun için iktidarın en yoğun özeti ve odaklaşmasıdır. herkes yargılanacak ve herkes hakkında hüküm verilecektir. savaşların asıl amacı olan ölüler yığını, bütün ölüleri kapsayacak kadar büyür. muhammed, savaşları kararlı bir tutumla hastaları iyileştirmeye yeğler. artık ölünmeyecek olan mahşer günü'nden itibaren bütün ölüler yaşayanlara dönüşür ve onların diriltilişinin tek amacı, birlikte doğrudan ve derhal tanrının buyruğu altına girmeleridir.

22.06.2022

kafka

elias canetti

kafka, yazarlara özgü büyüklenmelerin tümünden gerçekten yoksundur; hiçbir zaman övünmez, övünmeyi beceremez. kendini küçümser ve hep küçük adımlarla yürür. adımını nereye atsa altındaki zeminin güven verici olmaktan uzaklığını hisseder. kimseyi taşımaz, insan onunla birlikte olduğu sürece hiçbir şey tarafından taşınmaz. böylece kafka, yazarların aldatmacalarından ve göz boyamalarından feragat etmiş olur. yazarların onun çok iyi duyumsadığı parıltıları kendi sözcüklerinde yitirilmiştir. insan onun küçük adımlarına ayak uydurmak zorundadır ve bu yüzden alçak gönüllü olur. yeni edebiyatta insanı bunca alçak gönüllü kılan bir başka şey yoktur.

kafka, tüm yaşamların şişirilmişliklerini en aza indirger. insan onu okurken iyileşir; ama bundan ötürü gurur duymaz. vaazlar onlardan etkilenenleri gururlandırır. kafka ise vaazdan feragat eder. babasının buyruklarını başkalarına iletmez; en büyük yeteneği olan tuhaf bir tutukluk konumu ona, babalardan oğullara sürekli uzatılan buyruklar zincirini kesme olanağını kazandırır.

kafka, kendini buyrukların zorbalığından kurtarır; buyrukların güçlü ve hayvansı yanı onu hiç etkilemez. ama öte yandan buyrukların içeriğiyle yoğun düzeyde ilgilenir. buyruklar, onda düşünceye dönüşür.

bütün yazarlar arasında kafka, iktidar mikrobunu hiçbir biçimde kapmamış tek kişidir; herhangi bir biçimde kullandığı bir iktidar da yoktur. tanrıyı babacanlığının son kalıntılarından da soymuştur. geriye yalnızca yaşamın yaratıcısının istemlerine değil, doğrudan yaşamın kendisine ait düşüncelerden örülme, sık ve parçalanamaz bir ağ kalmıştır.

öteki yazarlar tanrıya öykünürler ve birer yaratıcı gibi davranırlar. asla bir tanrı olmak istemeyen kafka, asla bir çocuk da olmaz. bazılarının onda korkutucu buldukları ve beni de tedirgin eden yanı, onun değişmez yetişkinliğidir. kafka, buyruk vermeksizin fakat oyun da oynamaksızın düşünür.

8.01.2022

cephane

elias canetti

bilgisiz kişinin elinde kitaplar savunmasızdır.

kültürlü bir insan, gereksindiği her şeyi elinin altında bulundurur. kültürlü bir insanın ruhu eksiksiz bir cephaneliktir.

dayak, suç işlemek üzere olan ahlak sahibi insanlara ilaç gibi gelir.

kurtuluş hiçbir yerde yoktu, her şey yıkımdı; insan nereye saklanırsa saklansın, düşmanlar bulup çıkarıyorlardı; hayranlık duyulan uygarlıklar, haydutların, boş kafalı barbarların eliyle iskambil kağıtlarından yapılma evler gibi yıkılıveriyordu. 

cennette doksan dokuz doğrudan çok, eğriyken doğrulmuş bir kişinin gelişine bayram edilir. 

satranç oynamayı bilmeyen bir insan, insan değildir. insan üç altmış boyunda olabilir; ama satranç bilmiyorsa aptalın tekidir.

insanlar, bir kafanın içinde ne denli görkemli bir evrenin saklı olabileceğini kestiremiyorlar.

duyarlı bir insan açısından her karşılaşma, duyguların ve anıların uyanmasına yol açtığından, yararlı ya da zararlı olur. tutkusuz insanlar ise gezici kalıplardan farksızdırlar; ne dolabilirler ne de taşabilirler; donmuş kaleler gibi yeryüzünde gezinir dururlar.

8.09.2021

şia

elias canetti

islam, açık bir biçimde savaş dinine özgü bütün özellikleri sergilemektedir; ama yine de bir kolu, başka hiçbir yerde bulunamayacak ölçüde kesif ve aşırı bir ağıt dinidir; bu kol, şii inancıdır.

şiilik iran ve yemen'in resmi dinidir; hindistan ve ırak'ta da oldukça yaygındır. şiiler, "imam" adını verdikleri ruhani ve dünyevi bir lidere iman ederler. imam'ın konumu papa'nınkinden daha önemlidir. imam kutsal ışığın taşıyıcısıdır ve yanılmazdır. yalnızca imam'a bağlanan inananlar kurtulacaktır. "her kim ki kendi zamanının gerçek imam'ını tanımadan ölürse, kâfir olarak ölür." imam, doğrudan peygamber soyundan gelir.

muhammed'in damadı, başka bir deyişle kızı fatma'nın kocası olan ali'nin ilk imam olduğu kabul edilir. peygamber, diğer inananlardan sakladığı özel bilgileri ali'ye emanet eder, ali de bunları ailesine aktarır. peygamber bariz bir biçimde ali'yi gerek öğretisinin hocası, gerekse yönetici olarak kendi halefi tayin etmiştir. peygamber'in buyruğuyla o seçilmiş insan olmuştur; yalnızca onun "müminlerin yöneticisi" unvanını taşımaya hakkı vardır.

ali'nin oğulları hasan ve hüseyin, peygamber'in torunları olarak, görevi ali'den devralmışlardır; hasan ikinci, hüseyin de üçüncü imam'dır. müminler üzerinde egemenlik iddiasında bulunan başka herkes gaspçı sayılır. islamın, muhammed'in ölümünden sonraki siyasi tarihi ali ve oğulları etrafında bir efsanenin oluşumunu beslemiştir.

ali hemen halife seçilmedi. muhammed'in ölümünü takip eden yirmi beş yıl boyunca, "sahabeden" üç kişi peş peşe bu en yüksek mevkiyi ellerinde tuttu. ali ancak üçüncünün ölümünden sonra iktidara geldi; kendi yönetim dönemi de çok kısa sürdü. bir cuma namazı sırasında, ırak'taki küfe camiinde, fanatik bir düşman tarafından zehirli bir hançerle öldürüldü. en büyük oğlu hasan, haklarını milyonlarca dirhem karşılığında satıp medine'ye çekildi; birkaç yıl sonra sefahat hayatının etkileri yüzünden öldü.

hasan'ın küçük kardeşi hüseyin'in çektikleri, şii inancının özünü oluşturur. hüseyin, hasan'ın tam zıddıdır; içine kapanık ve ciddi biri olarak medine'de sessizce yaşar. kardeşinin ölümüyle şiilerin başına geçmesine karşın, uzun süre bütün siyasi faaliyetlerden uzak durur. ancak halife şam'da ölüp de oğlu, yönetimi almak isteyince, hüseyin ona biat etmeyi reddeder. çalkantılı küfe şehrinin sakinleri ona yazıp hüseyin'in gelmesini isterler. hüseyin'in halife olmasını isterler; kûfe'ye gelirse, herkesin onun sancağı altında toplanacağını söylerler.

hüseyin ailesi, eşleri, çocukları ve az sayıdaki bağlılarıyla, çöl boyunca sürecek uzun yolculuğuna çıkar. şehrin civarına varana kadar, şehrin sakinleri onun davasından çoktan dönmüşlerdi. şehrin valisi hüseyin'e karşı güçlü bir süvari birliği yollayıp teslim olmasını ister. hüseyin bunu reddedince, su yollarını keserler. hüseyin ile etrafındaki az sayıda insan kuşatılır ve miladi 680 yılında, muharrem ayının onuncu gününde, kerbela düzlüklerinde, kendilerini cesurca savunmalarına rağmen öldürülürler. kendisinin ve kardeşinin ailesinden pek çok kişi de dahil olmak üzere, hüseyin'le birlikte seksen yedi adamı ölür. cesedinde otuz üç mızrak darbesi ve otuz dört kılıç yarası sayılır. düşman birliğinin komutanı hüseyin'in cesedinin atların ayakları altında çiğnenmesini emreder. peygamberin torununun başı kesilip şam'daki halife'ye gönderilir. halife sopasıyla bu başın ağzına vurur; ama orada hazır bulunan yaşlı bir "sahabe" karşı çıkarak, "sopanı çek" der; "çünkü ben peygamberin ağzını bu ağzı öperken gördüm."

"peygamber ailesinin çektiği azap" şii kendini helak etme edebiyatının gerçek temasıdır. "gerçek şiiler, vücutlarının yoksulluk içinde zayıflamış, dudaklarının susuzluktan çatlamış ve gözlerinin sürekli ağlamaktan şişmiş olmasından tanınıyor olsa gerek. gerçek bir şii, haklarını savunduğu ve uğruna azap çektiği aile kadar zulme uğramış ve perişandır. kısa sürede, çile ve zulmün peygamber ailesinin çağrısı olduğu fikri egemen olur."

bu ailenin tarihi kerbela'daki yas gününden itibaren, sürekli acı ve azapla doludur. bu aile hakkında nazım ve nesir biçiminde yazılmış öyküler zengin bir şehadet edebiyatı şeklinde elden ele dolaşmıştır. bu öyküler şiilerin, 10. günü aşure günü olan, kerbela trajedisinin yıl dönümünü andıkları muharrem ayının ilk on gününde yaptıkları toplantıların konusudur: "anımsanacak günlerimiz ağıt toplantılarımızda."

şii şehzade, peygamber ailesinin çektiği birçok azabı anımsattığı şiirini bu sözlerle bitirir. ali ailesinin talihsizliği, çektiği azaplar ve şehadeti için ağlama, ağıt yakma ve yas tutma gerçek inananın temel ilgi alanıdır. arapçada "şii gözyaşından daha dokunaklı" şeklinde bir deyiş vardır; bu inanca bağlı olan modern hintlilere göre: "hüseyin için ağlamak yaşamımızın ve ruhumuzun ödülüdür; aksi takdirde cümle mahlukatın en nankörü oluruz. cennette bile hüseyin'in yasını tutacağız. hüseyin için duyulan keder islamın bir göstergesidir. bir şii için, ağlamamak imkânsızdır. şiinin başı canlı bir mezardır, başı kesilen şehidin başının gerçek mezarı."

2.07.2021

mucize

elias canetti

sana korkunç gelen, sonradan kendini yalın hakikat olarak sergiler.

yalnızca inançsız olanın mucize beklemeye hakkı vardır.

varlığını tanıdığımız her yeni insan bizi değiştirir.

insan çok yönü, binlerce yönü bulunan bir varlıktır; en büyük şansı ve mutluluk kaynağı da budur ve insan ancak belli bir süre sanki böyle bir varlık değilmiş gibi yaşayabilir.

yaşamın en büyük çabası, kendini ölüme alıştırmamaktır.

iyiliğin maskesi yoktur ve iyilik alkışa tahammül edemez.

en büyük olan, her türlü büyüklüğü gereksiz kılacak kadar küçülmüş olandır.

her sistemin umut verici yanı, o sistemden dışlanmış olanlardır.

insanlar, en zararsız biçimde gelişigüzel konuşurlarken kendilerini nasıl da ele verdiklerini sezmezler.

saklan, yoksa hiçbir şey öğrenemezsin.

bin yıllık imparatorluklar olmuştur: platon'un, aristo'nun ve konfüçyüs'ünkiler.

her kim ki anlaşılmıştır, yanlış anlaşılmıştır. her şey sadece yanlış anlamalar doğrultusunda etkinliğini sürdürür.

artık ölünmediğinde, acaba kaç kişi yaşamı hala yaşanmaya değer bulacaktır?

26.06.2021

iktidar

elias canetti

eski bir çin metninde şöyle yazar: "bir yöneticinin iktidarı, gücü çok daha az da olsa, yıldırım parıltısı gibidir."

gizlilik ikili karakterini iktidarın daha üstün bütün dışavurumlarında korur. ilkel büyücü hekimden paranoyak insana ve her ikisinden tarihin despotuna yalnızca bir adım vardır.

iktidara nüfuz edilemez. iktidara sahip olan insan başka insanların içini okur, ama onların kendi içini okunmalarına izin vermez. iktidar sahibi herkesten ketum olmalıdır; niyetlerini ve fikirlerini hiç kimse bilmemelidir.

"gizlerini anne, baba, kardeşler, eşler ve arkadaşlardan saklamak kralların ayrıcalığıdır." iran'ın sasani krallarının eski geleneklerinden pek çoğunu kaydeden orijinal arapça yazılmış book of the crown'da (taht kitabı) böyle yazar.

bir despot asla gerçekten affetmez.

pek çok yasaklamanın, yalnızca, kendi koydukları sınırları aşanları cezalandırabilen ya da affedebilenlerin iktidarını artırmak için var olduğuna şüphe yoktur.

merhamet edimi, iktidarın çok yüksek ve yoğunlaşmış bir ifadesidir.

büyük histeri krizleri, bir dizi şiddetli kaçış dönüşümünden başka bir şey değildir. histeriden mustarip olan kişi kendini üstün bir iktidar tarafından ele geçirilmiş gibi hisseder.

ağaçlardaki bütün yapraklar aynıdır ve hepsi kuruyup toz olur; her ışık huzmesi kuşkuların gecesinde söner. insanoğlunun hâlâ var olması mucizedir.

iktidar hiçbir zaman, profesyonel olarak zihinleri sürekli iktidarla meşgul olan, (dalkavukluklarını bilim adamlığı kılığına sokan) her şeyi ya zamanla ya da onların elinde herhangi bir şekli alabilen zorunlulukla açıklayabilen methiyecilerden ve tarihçilerden yoksun kalmamıştır.

"her şeyden önce, ben de yalnızca bir insanım ve bu yüzden insanın kavrayışıyla sınırlanmışım." (daniel paul schreber)

tanrı yalnızca cesetlere alışıktır ve canlılara çok yaklaşmamaya özen gösterir. tanrı’nın ebedi sevgisi temel olarak yalnızca yaratmaya yöneliktir.

bu dünyanın büyüklerine duyulan saygı kolay terk edilmez; insanın tapınma ihtiyacı sınırsızdır.

hangi sebeple olursa olsun zulme uğrayanlar arasında, zihninin bir köşesinde kendisini isa olarak görmeyen kimse yoktur.

hayatta kalmak kendileri için bir zaaf ya da suç olan eski yöneticilerin en cüretkar hayalleri dahi bugün ufacık görünmektedir. geriye dönüp bakıldığında tarih masum ve neredeyse huzurlu görünür. o dönemde her şey çok uzun sürdü ve henüz keşfedilmemiş dünyada yok edilecek çok az şey vardı. bugün karar ile uygulama arasında yalnızca bir an vardır ve bizim potansiyellerimizle ölçüldüğünde cengiz han, timurlenk ve hitler acınası acemiler gibidirler.

30.04.2021

uzun lafın kısası

dostoyevski:
insanın yaptığı yanlışlardan en büyüğü, başkaları karşısında gülünç olmaktan korkmasıdır.

elias canetti: satranç oynamayı bilmeyen bir insan, insan değildir. insan üç altmış boyunda olabilir; ama satranç bilmiyorsa aptalın tekidir.

emil cioran: sabahın beşinde bir genelevin halini görmeyen kimse, gezegenimizin hangi bezginliklere doğru yol aldığını düşünemez.

goethe: bizim en mutlu olduğumuz anlar, tanrı'nın bizi sevimli bir deliliğin içine sürüklediği anlardır.

halil cibran: dostum, yollar yürümek içindir; fakat şu gerçeği de hiç unutma: yürümekle varılmaz; lakin varanlar yürüyenlerdir.

irvine welsh: şu anda, bir tür olarak, eğer ruhumuz vücudumuzda bir yerdeyse, orasının götümüz olduğuna inanıyoruz. bütün hikaye bu. çok mantıklı. bu yüzden bu kadar saplantı haline getirmişiz: anal espriler, anal seks, anal alışkanlıklar.. en son sınır beyin değil, uzay değil, göt deliğidir. bizi devrimci yapan da bu olacak işte.

murathan mungan: kadınların en büyük talihsizliği, erkeklerden bekledikleri birçok şeyin eşcinsel erkeklerde fazlasıyla bulunmasıdır.

nietzsche: iyi insanların verdiği zarar, kötülerin verdiği zarardan daha yıkıcıdır.

paulo coelho: kaybolmaları istedim, ilginç yerler keşfetmenin en iyi yolu kaybolmaktır.

tom robbins: sigara içen kişinin akciğeri, ateş tanrısına kurban edilmiş çıplak bir bakiredir. 

cenap şahabettin: eskimiş düşünceler, paslanmış çivilere benzer; onları söküp atmak çok güçtür.

cesare pavese: hiçbir zaman öfkelenmeyen adamdan kendini koru.

1.03.2021

devlet

elias canetti

devlet, her insan hakkında, bu insan tehlikeli olursa diye ya da olduğunda onunla baş edebilmek için, mümkün olduğunca çok bilgi sahibi olmak ister. bir insana sorulan resmi ilk soru adı, ikincisi de adresidir. kimliği ve yeri ilgilendiren bu sorular, en eski iki sorudur. bir sonraki soru olan iş, o insanın faaliyet alanını ve sahip olduklarının olası miktarını açığa çıkarır. bundan ve yaşından prestiji ve etki alanı, aslında ona nasıl muamele edilmesi gerektiği çıkarsanabilir. adamın verdiği karşılıklar onun insan olarak sahip olduklarını da içerir: karısının ve çocuklarının olup olmadığını belirtmek zorundadır. doğum yeri ve uyruğu olası inançlarını belirtir. fanatik milliyetçilik çağında, artık eskiden olduğu kadar önemli olmayan dininden çok daha fazla aydınlatıcı nitelik taşır. fotoğrafı ve imzası da dahil olmak üzere bütün bunlarla pek çok şey kesinleşmiş olur.

27.02.2021

uzun lafın kısası

nietzsche:
erkeklere özgü kendini hor görme hastalığının tek çaresi, zeki bir kadın tarafından sevilmektir.

pascal: sıradan insanların, düşünmek istemedikleri şeyleri düşünmemek gibi bir kabiliyetleri vardır.

paulo coelho: hepimiz nereden geldiğimizi öğrenmek isteriz. felsefi düzeyde, bütün insanların temel sorusu budur.

robert musil: insanın yaptığı her şeyde masum olduğu ikinci bir vatanı vardır.

tom robbins: hiçbirimiz evrenin kıçındaki sivilce olmaktan daha önemli değiliz.

baltasar gracian: insanın hayattaki büyük derslerinden biri kendini frenlemeyi bilmesi, daha da önemlisi ise kendini bazı işlerden ve insanlardan yoksun bırakmayı öğrenmesidir.

cenap şahabettin: çok bilen gibi hiç bilmeyen de bağışlamaya eğilimlidir. kini, yarım bilimde ara.

cesare pavese: en kötüsünü düşün. yanılmazsın.

charles bukowski: hiçbir erkeğin bedeline katlanamayacağı kadınlar vardır; ama birinin bıraktığı yerden devam edecek bir keriz vardır mutlaka.

dostoyevski: ezilmekten kurtulan aşağılık bir insan, bu kez başkalarını ezmeye başlar.

elias canetti: sana korkunç gelen, sonradan kendini yalın hakikat olarak sergiler.

emil cioran: özgürlük ancak inanç boşluğunda, önerme yokluğunda, yasaların bir varsayımdan fazla otoriteye sahip olmadığı yerde kendini gösterebilir.

31.01.2021

uzun lafın kısası

baltasar gracian:
güzellik ve aptallık genellikle el ele yürürler.

cenap şahabettin: bir toplumun gereğinden fazla kuzu olması o toplum içinde er geç bir kurt sürüsü yaratır.

cesare pavese: en güzeli, insanın kendisini parlatması, sessizce ve hiçbir şeye aldırmadan kendisini bir kristale dönüştürmesidir.

charles bukowski: hemen herkes dahi doğar, geri zekalı gömülür.

dostoyevski: evlilik bütün onurlu, gururlu varlıkların, bütün bağımsızlıkların manevi ölümü demektir.

goethe: bir kitleyi etkilemek istiyorsanız, sade bir anlatım her zaman daha iyidir. özgün metinle yarışan açıklamalı çeviriler aslında sadece üniversite profesörlerinin kendi aralarındaki sohbete yarar.

elias canetti: merhamet edimi, iktidarın çok yüksek ve yoğunlaşmış bir ifadesidir.

emil cioran: ne kadar yükseğe çıkarsa çıksın, kişi tabiatının, kökendeki düşkünlüğünün mahkumu olarak kalır.

halil cibran: benim en büyük acım bedensel değil. içimde büyük bir şey var. onu öteden beri biliyorum ama dışarı çıkaramıyorum: bütün bu şeyleri yapan küçük birini oturup seyreden yüce ve sessiz bir benlik.

irvine welsh: önemli olan hayatın kalitesidir. bir sene adam gibi yaşamak, elli sene bok gibi yaşamaktan iyidir.

konfüçyüs: insanların yetenek ve erdemi tepecikler gibidir, üstünden aşılır.

murathan mungan: insanı en çok kendindeki muamma şaşırtır.

15.12.2020

stendhal

elias canetti

yazınsal ya da başka herhangi bir tür kişisel ölümsüzlük üzerinde düşünmeye en iyi stendhal gibi bir adamla başlanabilir. dine ondan daha çok karşı olan ve dinin vaatleri ve yükümlülüklerinden onun kadar arınmış biri zor bulunur.

stendhal'ın düşünce ve duyguları bütünüyle bu hayata yönelmişti; o, bu hayatı tam ve derin bir biçimde yaşadı. ona haz verebilecek şeylerin keyfîni çıkararak, kendisini bütünüyle hayata verdi; bunu yaparken sığ ya da bayağı olmadı; çünkü sahte birlikler yapılandırmaya çalışmak yerine, ayrı olan her şeyin ayrı kalmasına izin verdi. çok düşündü, ama düşünceleri asla soğuk değildi. onu harekete geçirmeyen her şeyden kuşku duyardı. kaydettiği ve şekillendirdiği her şey ateşli yaradılış anına yakındı. pek çok şeyi sevdi ve bunların bazılarına inandı da ama hepsi onun için mucizevi bir biçimde somut kaldı. bunların hepsi orada, onun içindeydi ve onlara, sahte düzene sokma numaralarına başvurmaksızın derhal ulaşabilirdi.

hiçbir şeyi mutlak addetmeyen, her şeyi kendisi için keşfetmek isteyen; hayat his ve ruhtan ibaret olduğu sürece, hayatın kendisi olan; her durumun merkezinde olan ve bu yüzden de dışarıdan bakabilen; söz ve tözün tek bir şey olduğunu sezdiğinden, dili arındırmayı tek başına kendine vazife edinmiş gibi görünen bu adamın, bu nadide ve gerçekten özgür adamın gene de, bir sevgiliden söz edercesine yalın ve doğal olarak söz ettiği bir inancı vardı.

stendhal, kendisine acımaksızın, birkaç kişi için yazmaya razıydı; ama yüz yıl içinde pek çok kişi tarafından okunacağından da emindi.

yazınsal ölümsüzlüğe duyulan inanç, modern zamanlarda hiçbir yerde daha açık, daha saf ve daha az gösterişli bir biçimde bulunamaz. bu inanca sahip olan bir insan ne demek ister? onunla aynı zamanda yaşamış insanlar artık burada değilken kendisinin hâlâ burada olacağını söylemek ister. böyle olmakla yaşayanlara karşı herhangi bir husumet besliyor değildir; onlardan kurtulmaya ya da onlara herhangi biçimde zarar vermeye de çalışmaz. hatta onları kendine rakip olarak bile görmez. sahte ün kazananları hakir görür; eğer onlarla onların silahlarıyla savaşmış olsaydı kendisini de hakir görürdü. onlara kin gütmez; çünkü onların nasıl tamamen yanılgı içinde olduklarını bilir, ama o bir gün ait olacağı topluluğu, yapıtları hâlâ yaşayan, ona hitap eden ve onu besleyen, eski çağların insanlarının oluşturduğu, kendisinin de bir gün ait olacağı topluluğu seçer. onlara duyduğu şükran, hayatın kendisine duyduğu şükrandır.

hayatta kalmak için öldürmek, böyle bir insan için anlamsızdır; çünkü onun hayatta kalmak istediği zaman şimdiki zaman değildir. o ancak yüz yıl içinde, artık yaşıyor olmayacağı ve öldüremeyeceği zaman raflara girecektir. o zaman bu, kendisine yapacak hiçbir şey kalmayacağından, yapıt yapıta bir mücadele olacaktır. önemli olan gerçek rekabet, rakipler artık orada yokken başlayandır. bu yüzden o bu kavgayı izleyemez bile. ama yapıt orada olmalıdır ve orada olacaksa, hayatın en büyük ve en saf ölçütünü içermelidir.

stendhal öldürmeyi kesin olarak reddetmekle kalmaz, aynı zamanda burada onunla birlikte yaşamakta olan herkesi kendisiyle birlikte ölümsüzlüğün içine çeker ve ancak o zaman bunlar, en büyüğünden en küçüğüne kadar gerçek anlamda canlı kalır.

stendhal, kendisi öldüğü zaman, yeryüzünde alışık oldukları her şeyi ölüler dünyasında bulabilmeleri için, bütün çevresi de ölmesi gereken o yöneticilerin tam zıddıdır. bu yöneticilerin nihai iktidarsızlıkları bundan başka hiçbir şeyde daha berbat bir biçimde açığa vurulmaz. hayatta öldürdükleri gibi, ölümde de öldürürler; bir dünyadan diğerine giderken katledilenin maiyeti onlara eşlik eder. ama stendhal’in kitaplarını açan kim olursa olsun, onu ve ayrıca onu çevreleyen her şeyi bulacaktır; bunu burada, bu hayatın içinde bulacaktır. böylelikle ölüler kendilerini, yaşayanlara besin olarak sunarlar; onların ölümsüzlüğü yaşayanlara yarar. ölümsüzlükleri, hem ölülere hem de yaşayanlara yarayan, ölülere verilen kurbanın tersidir. ölülerle yaşayanlar arasında artık garez yoktur ve hayatta kalmak artık sızıya neden olmaz.

30.11.2020

uzun lafın kısası

emil cioran:
kendimi yeryüzünün en mutsuz varlığı zannetme küstahlığı olmasaydı çoktan çökmüş olurdum.

goethe: bir destan yazmaya karar verirseniz ona küçük şiirlerle başlamalısınız. 

halil cibran: ben bir yolcu ve aynı zamanda bir denizciyim. her sabah yeni bir tepe keşfederim ruhumda.

irvine welsh: öğretmenler hiçbir işe yaramaz. eğer siktiğimin öğretmenlerini dinleseydim hayatta hiçbir yere gelemezdim.

konfüçyüs: büyük ve üstün kişilerin düşüncesi evrenseldir, yerel değil.

murathan mungan: herkese öylesine edilmiş boş bir laf gibi gelir ama, hayat sahiden bir masaldır.

nietzsche: en vazgeçilmez düşüncelerimiz en yanlış olanlarıdır.

elias canetti: iktidar hiçbir zaman, profesyonel olarak zihinleri sürekli iktidarla meşgul olan, (dalkavukluklarını bilim adamlığı kılığına sokan) her şeyi ya zamanla ya da onların elinde herhangi bir şekli alabilen zorunlulukla açıklayabilen methiyecilerden ve tarihçilerden yoksun kalmamıştır.

pascal: oruç tutup kendinden hoşnut olmaktansa oruç tutmayıp bunun alçak gönüllülüğünü yaşamak yeğdir.

paulo coelho: hayatta her şeyin bir bedeli vardır ve bilgi, dünyadaki en pahalı ürünlerden biridir.

robert musil: insan ancak yalan söylediğinde hep bir adım ilerliyor.

tom robbins: hepimiz çatlağız, ticaret sisteminin bok çukurundaki çatlak sıçanlarız.

3.10.2020

hitler ve yahudiler

elias canetti

hiçbir halkı anlamak yahudileri anlamak kadar zor değildir. köklerinin olduğu ülkeden yoksun bırakılınca dünyanın insan bulunan her bölgesine yayıldılar.

yahudilerin uyum sağlama yetenekleri iyi bilinir; ama uyum sağlama dereceleri son derece değişkendir. aralarında ispanyollar, hintliler ve çinliler bulunmaktadır. bir ülkeden diğerine dillerini ve kültürlerini taşırlar ve bunları kendi mallarından daha büyük bir titizlikle korurlar.

eski halklar arasında, bu kadar uzun zamandır dolaşan tek halk yahudilerdir. hiç iz bırakmadan ortadan kaybolmaları için en çok zaman onlara verilmiştir; ama buna rağmen bugüne kadar olduklarından çok daha fazla buradadırlar.

1914 yılı ağustosunun o ilk günleri nasyonal sosyalizmin de doğmasına sebep olan günlerdi. bu konudaki kaynağımız hitler'in kendisidir. daha sonraları, savaş patlak verince nasıl dizlerinin üzerine çöküp tanrı'ya şükrettiğini anlatır. bu onun dönüm noktası niteliğindeki deneyimi, kendisinin de şahsen dürüstçe bir kitlenin parçası olduğu bir andı. o anı asla unutmadı ve bu anı takip eden kariyeri o anın, yeniden; fakat dışarıdan yaratılmasına adandı. almanya o zamanki haline dönecekti; çarpıcı askeri gücünün bilincinde, onunla övünerek ve onun içinde birleşerek.

versailles antlaşması alman ordusunu terhis etmeseydi, hitler amacına asla ulaşamazdı. askerlik hizmetine konan yasak, en temel kapalı kitlelerini almanların ellerinden aldı. talimler, alınıp verilen emirler, artık ne pahasına olursa olsun kendi kendilerine yapmaları gereken, mahrum kaldıkları etkinlikler oldu. askerlik hizmetinin yasaklanması nasyonal sosyalizmin doğuşu oldu.

zor kullanılarak çözülen her kapalı kitle bütün karakteristik özelliklerini aktardığı açık kitleye dönüşür. parti ordunun cankurtaranı haline geldi ve partinin yeni askerlerini ulusun içinden çıkarmasının önünde hiçbir engel kalmadı. kadın, erkek, çocuk, asker ya da sivil, her alman bir nasyonal sosyalist haline gelebilirdi. daha önce asker olmamışsa, asker olmaya daha da hevesli olabilirdi; çünkü böylece o ana kadar yoksun bırakıldığı etkinliklerde yer almayı başaracaktı.

hiç kimse başına gelen ani değersizleşmeyi hiçbir zaman unutmaz; çünkü bu çok acı veren bir deneyimdir. bu acıyı başka birine yükleyemezse, hayatı boyunca taşır. bir kitle de kendi değer kaybını asla unutmaz. bu değer kaybından sonra ortaya çıkan doğal eğilim kendisinden bile daha değersiz, kendisini küçümsediği gibi küçümseyebileceği bir şey bulmaktır. eski bir hor görmeyi devralıp onu aynı seviyede korumak yetmez. burada istenen dinamik bir aşağılama sürecidir. bir şeye öyle muamele edilmelidir ki, tıpkı paranın enflasyon altındaki akıbeti gibi, giderek değersizleşsin. bu sürecin o nesne mutlak değersizliğe indirgenene kadar sürdürülmesi gerekir. o zaman o nesne bir kağıt parçası gibi atılabilir ya da kağıt hamuruna dönüştürülebilir.

hitler'in, almanya'daki enflasyon sırasında bu süreç için bulduğu nesne yahudilerdi. yahudiler bu iş için biçilmiş kaftan gibi görünüyorlardı: parayla uzun sürmüş ilişkileri, paranın hareketlerini ve dalgalanışını kavrama gelenekleri, spekülasyon becerileri, davranışlarının, almanların ideali olan askerce tutumla çarpıcı karşıtlıklar gösteren para piyasalarında, birlikte sürüler oluşturmaları; bunların hepsi, paraya karşı tavrın değişken olduğu, ona kuşku ve düşmanlıkla bakıldığı yerde, yahudilerin kuşkulu ve düşman görülmesine neden oldu.

birey olarak yahudi göze "kötü" görünüyordu; çünkü diğerleri parayla nasıl başa çıkacağını bilmezken ve parayla hiçbir işinin olmamasını yeğlerken, onun parayla arası iyiydi. eğer enflasyon almanların yalnızca bireyler olarak değerlerinin düşmesine yol açsaydı, birey olarak yahudilere duyulan nefretin kışkırtılması sorunlu olurdu. ancak durum böyle değildi; çünkü, milyonları baş aşağı gidince, almanlar kendilerini bir kitle olarak da aşağılanmış hissettiler. hitler bunu açık bir biçimde gördü ve bu yüzden eylemlerini bir bütün olarak yahudilere karşı çevirdi.

nasyonal sosyalizm, yahudilere yaptığı muamelede, enflasyon sürecini büyük bir titizlikle tekrarladı. yahudiler önce kötü, tehlikeli ve düşman görülerek onlara saldırıldı; sonra daha da değersizleştirildiler; sonra almanya'da yeterince yahudi bulunmadığından, işgal edilen ülkelerdekiler toplandı; son olarak sözcüğün tam anlamıyla, milyonlarcası cezalarını çekerek yok edilecek haşarat muamelesi gördüler.

almanların bu kadar ileri gidebildikleri, bu denli büyük çaptaki bir suçta ya doğrudan yer aldıkları ya göz yumdukları ya da görmezlikten geldikleri gerçeği karşısında dünya, hâlâ dehşete kapılmış ve sarsılmış durumdadır. birkaç yıl önce, markın değerinin önceki değerinin milyarda birine düştüğü enflasyondan geçmemişken almanlara bunu yaptırmak mümkün olmayabilirdi. almanlar, bir kitlesel deneyim olarak bu enflasyonun yerine yahudileri koydu.

30.09.2020

uzun lafın kısası

robert musil:
hiç kimse mesleğinde daha yüce bir bütünlük duygusunu içinde taşımadan herhangi bir şey başaramaz.

tom robbins: filistin'in yahut israil'in en büyük problemlerinden biri, ister arap ister yahudi herkesin, dünyaya bağlı fiziksel birer bedende değil, soyut bir şekilde, siyasi ve dinsel birer ideolojide yaşıyor olmasıdır.

baltasar gracian: bayağı ruhlar karşısında cömert davranmak anlamsız ve boştur.

cenap şahabettin: bayağı düşünceye harcanmış güzel ifadeden daha çok bayağı ifade içinde gördüğüm güzel düşünceye acırım.

cesare pavese: bir kadın, eğer budalaysa, eninde sonunda bir insan yıkıntısı ile karşılaşır ve onu kurtarmaya çalışır. kimi zaman da başarır bu işi. ama bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda akıllı, sağlıklı bir adam bulup onu bir yıkıntıya çevirir. her zaman başarır bu işi.

charles bukowski: eski bir ayyaş her zaman ayağa kalkar, yeter ki zaman tanıyın.

dostoyevski: çıplak gerçekliğin her zaman sarsıcı bir yanı vardır.

elias canetti: hangi sebeple olursa olsun zulme uğrayanlar arasında, zihninin bir köşesinde kendisini isa olarak görmeyen kimse yoktur.

emil cioran: iç alemime dalma ihtiyacıyla tanrı'ya yol verdim, son bir münasebetsizden kurtuldum.

goethe: bilgi arttıkça huzursuzluk da artar.

halil cibran: arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir. o, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır. o sizin sofranız ve ocakbaşınızdır. çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız.

irvine welsh: köpek balıklarıyla yüzüyorsanız hayatta kalmanın tek yolu, içlerindeki en büyük köpek balığı olmaktır.

21.08.2020

gözlerin oyunu

elias canetti

yaşamımızın sonuna dek iyileşmeyen yaralarımız vardır, yapabileceğimiz tek şey, onları başkalarından gizlemektir. onları herkesin önünde deşmenin anlamı yoktur.

edebiyat, gününün entelektüel düzeyine uygun bir işleyiş göstermeli. zamanın gerisinde kalırsa edebiyatla ilgisi olmayan amaçlara hizmet eden bir tür dolmuş edebiyatı haline gelir.

ancak başkalarına kendisini kuvvetle kaptırdıktan sonra insan kendi özüne giden yolu bulabilir.

kendinizden önce gelen birine hayranlık duymak ve onunla boy ölçüşemeyeceğinizi kabul etmek yeterli değildir. insan onun yönüne doğru bir sıçrama yapmalı ve başarısızlığa uğrayıp gülünç olma tehlikesini göze almalıdır. insan erişilmez olanı kendi amaçları için uygun bir şeymiş gibi kullanmamalı, onun kendisine esin kaynağı olmasına ve onu özendirmesine izin vermelidir.

iyi adam diye bir şey var mıdır? varsa nasıl biridir bu? diğerlerini harekete geçiren bazı itkilerden yoksun mu olacaktır bu kişi? içine kapanık biri midir yoksa insanlarla ilişkisini sürdürebilir, onların meydan okumalarına tepki gösterebilir ama gene de "iyi" olabilir mi? bu yalnızca bir imge midir? yoksa böyle bir birey var mıdır? varsa nerededir?

max pulver: sadizmin gece uygulananı biraz hoştur hani!

yabancılar arasında sıkışıp kalmış bir insanın, aklını oynatması için yabancı bir dilde, hiçbir şekilde anlaşılmaz konuşmaları ne kadar süre dinleyebileceğini sordum kendi kendime.

31.07.2020

uzun lafın kısası

nietzsche:
bazı insanlar kendi zincirlerini çözemezler de dostlarının azatçısıdırlar.

pascal: dindarlık ile iyilik arasında muazzam bir fark olduğunu deneyim bize gösteriyor.

paulo coelho: artık kaybedecek hiçbir şeyim kalmadığında her şeyi elde ettim. kendim olmaktan çıktığımda kendimi buldum. katıksız aşağılanmayı ve itaati tanıdığımda özgürlüğümü kazandım.

robert musil: büyük kafalar hep yalın ilkelere varırlar.

tom robbins: bir insanın hep arayıp durduğu yapının düzeyi, onun içinde bulunduğu kaosun şiddetiyle doğru orantılıdır.

cenap şahabettin: altta kalanın değil, geride kalanın canı çıkar. yaşamak isteyen, yüzyılıyla birlikte yürümelidir.

cesare pavese: bir insanın hayatın tadını çıkarmasına, kıskançlık duymadan katlanamadığımızı kesinlikle söyleyebiliriz.

charles bukowski: bazı erkekler kadınlarla ilişki yürütmekte başarılıdırlar. ben hiç beceremedim. çok sıkıcı bir şey ilişki. bittiğinde gerçekten düzülmüş hissedersin kendini.

dostoyevski: aptalca bir mutluluk içinde yaşamaktansa mutsuz olmak; ama bilmek daha iyidir.

elias canetti: bir despot asla gerçekten affetmez.

emil cioran: daha büyük bir acı ümidi olmasa bu anınkine tahammül edemezdim, ölçüsüz dahi olsa.

goethe: bana her şeyi bağışlayan güzel tanrım, niçin verdiklerinin yarısını geri alıp bana özgüven ve yeterlilik duygusu vermedin ki?

30.06.2020

uzun lafın kısası

murathan mungan: başarı, mutsuzluklara karşı en etkili ilaçtır.

baltasar gracian: aptal tamamen ikna edilmiştir ve tamamen ikna edilmiş insanlar aptaldır.

cenap şahabettin: akarsu, ne güzel yaşam dersidir. küçük engellerin üzerinde köpürür, büyüklerin yanından sessizce geçiverir.

cesare pavese: başkasından nefret eden bir insan hiçbir zaman yalnız değildir. nefret ettiği insan her zaman onun yanındadır.

charles bukowski: bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum. repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok. yine de çıkamıyoruz filmin içinden. ve film kötü.

dostoyevski: ancak bir neden için yaşayabilendir ki, hemen hemen her nasıla tahammül eder.

elias canetti: bin yıllık imparatorluklar olmuştur: platon'un, aristo'nun ve konfüçyüs'ünkiler.

emil cioran: bir katliam ümidi ya da fırsatı verin gençlere, sizi körlemesine izleyeceklerdir.

goethe: asıl önemli olan, insanın büyük bir istencinin olması ve bir şeyi yapacak yetenek ve azme sahip olmasıdır; geri kalan hiçbir şey önemli değildir

halil cibran: "tek doğruyu buldum." değil, "bir doğruyu buldum." de. "ruha giden yolu buldum." değil, "kendi yolumda yürürken ruhu buldum." de.

irvine welsh: bekareti hafife almayın sakın. hayattaki gerçek sorunların çoğu, onu kaybettikten sonra karşımıza çıkar.

konfüçyüs: bir ülke iyi yönetiliyorsa yoksulluk ve düşkünlüğün varlığı utanç vericidir. bir ülke kötü yönetiliyorsa zenginlik ve onur gibi şeylerin varlığından utanç duyulmalıdır.

5.05.2020

emir ve sızı

elias canetti

her emir bir moment ve bir sızıdan oluşur. moment, emri alanı eylemde bulunmaya, emrin içeriğine uygun olarak eylemde bulunmaya zorlar; sızı da emre uyanın içinde kalır. emir normal olarak ve beklendiği gibi işlevini gördüğünde, sızıya dair gözle görülebilen hiçbir şey yoktur; sızı saklıdır, orada olduğu sezilmez; varlığını yalnızca, emre uyulmadan önce açığa çıkan belli belirsiz gönülsüzlükle açığa vurur.

ancak sızı, emri uygulayan kişinin yüreğine oturur ve onun içinde değişmeden kalır. insanın bütün psikolojik yapısında sızı kadar değişmez bir şey yoktur. emrin içeriği -gücü, derecesi ve tanımı- verildiği andan itibaren yarattığı sızıda ebediyen sabitleşir ve bu sızı ya da emrin kesin imgesinin minyatürü emri alanda sonsuza kadar kaim; tekrar gün ışığına çıkana kadar yıllar, on yıllar boyunca gömülü kalabilir. ancak bu sızının asla kaybolmayacağını anlamak çok önemlidir. bir emir yerine getirilmesiyle sona ermiş sayılmaz; emir sonsuza kadar saklanır.

yerine getirilmiş olan emir, boyun eğen kişide sızılarını saplanmış olarak bırakır. savuşturulmuş emirlerin depolanmasına gerek yoktur. özgür insan kendisini emirlerden, o emirleri aldıktan sonra kurtaran insan değildir, bu emirleri nasıl savuşturacağını bilendir. ancak kendisini bunlardan kurtarmak için en uzun zamanı harcayan ya da kurtulmayı hiç başaramayan insan hiç kuşku yok ki en az özgür olandır.

insan, emirleri kulaklarını kapayarak savuşturur; onları yerine getirmeyerek de savuşturabilir. sızı -ki bu ne kadar vurgulansa azdır- yalnızca bir emrin gerçekleştirilmesinin sonucunda ortaya çıkar. sızı, insanlarda oluşumuna yol açan dış, yabancı baskının sonucunda gerçekleştirilen eylemin ta kendisidir. yerine getirilen bir emir, kesin şeklini emri uygulayanın üzerine damga gibi basar. bu damganın ne kadar derine ve ne kadar sıkı bir şekilde basıldığı, emrin verildiği güce, söze dökülüşüne, emri verenin üstünlüğüne ve elbette, emrin gerçek içeriğine bağlıdır. her halükarda bir şey orijinal emir kadar ayrı ve yalıtılmış olarak kalır. benim sızı adım verdiğim şey budur. sonunda her insanın çok sayıda sızıyı kendi içinde taşımasının nasıl kaçınılmaz olduğunu artık anlayabiliriz. bu sızıların ısrarcılığı dikkate değer niteliktedir; hiçbir şey insanoğlunun içine bu kadar derine nüfuz edici ve hiçbir şey bu kadar sabit nitelikte değildir.

gerçekleştirilen her emir, bu emri gerçekleştiren insanda bir sızı bırakır. ama bu, onun içinde olsa bile, ona emrin kendisinin, verildiği andaki hali kadar yabancı kalır. bu sızı onun içinde ne kadar uzun süre kalırsa kalsın, asla özümlenmez, yabancı bir cisim gibi kalır. çeşitli sızıların birbiriyle kaynaşıp yeni bir yumak oluşturması gerçekten mümkündür; ama bu yumak da diğerlerinden oldukça ayrı kalır. sızı hiçbir şekilde istenmeyen, yabancı ve insanın kurtulmak isteyeceği bir şey olarak kalır. sızı insanın yaptığı şeydir ve gördüğümüz gibi, verilen emrin yapısına sahiptir. sahibinin içinde bir yabancı gibi, onun otoritesine tabi olmadan yaşar ve böylelikle onda hiçbir suçluluk duygusu yaratmaz. insan kendini değil, sızıyı suçlar; o, daima içinde taşıdığı gerçek suçludur. orijinal emir, uygulayanın gerçek doğasına ne kadar yabancıysa, uygulayanın kendisine yaptırdığı şey konusunda o kadar az suçluluk duyar, sızının varlığı da o kadar özerk ve ayrı kalır.. sızı insanın, hata yapanın kendisi olmadığının kalıcı tanığıdır. insan kendisini kurban olarak hisseder ve böylelikle gerçek kurban için hissedecek duygusu kalmaz.

bir insan sızılarla öylesine kalbura dönebilir ki artık bu sızılardan başka hiçbir şeye ilgisi kalmaz ve hiçbir şey hissedemez. o zaman yeni emirlere karşı kendisini savunması bir ölüm kalım meselesi olur. bunları kabul etmek zorunda kalmamak için duymamaya çalışır. emirleri duymamak elinden gelmezse, onları anlamayı reddeder. anlamaya zorlanırsa, kendisinden yapması istenenin tersini yaparak, bariz bir biçimde onları savuşturur: ileri adım atması söylendiğinde geri adım atar ve geri adım atması söylendiğinde de ileri adım atar. böyle yapmakla emirden kurtulduğu söylenemez. onunki beceriksizce ve güçsüzce bir tepkidir; ama gene de, kendi tarzında, emrin içeriğiyle belirlenmiştir. psikiyatride, negativizm adı verilen bu reaksiyon, şizofrenide özellikle önemli bir rol oynar.

şizofrenlerle ilgili olarak en çarpıcı şey irtibattan yoksun olmalarıdır; şizofrenler diğer insanlardan çok daha yalıtılmıştır. sık sık, sanki anlayamıyorlarmış ve anlamak da istemiyorlarmış gibi, sanki kendileriyle diğer insanlar arasında hiçbir bağlantı olamazmış gibi kendi içlerinde felç olmuş görünümü verirler. inatçılıklarıyla heykelleri andırırlar; taşlaşamayacakları hiçbir tutum yoktur. ne var ki aynı insanlar, hastalığın başka aşamalarında birdenbire tam tersi biçimde davranırlar.

fantastik ölçülere ulaşabilen bir kolaylıkla etki altında kalma hali sergilerler. onlara gösterilen ya da onlardan talep edilen bir şeyi o kadar çabuk ve mükemmel bir biçimde yaparlar ki sanki insan onların içindeymiş ve onların yerine bunu kendi yapmış gibi olur. ani hizmetçilik nöbetlerine, birinin kendisini isimlendirdiği gibi "telkin edilen köleliğe" yenik düşerler. birer heykelken gereksiz yere hizmet aşkıyla dolu köleye döner, onlardan istenen her neyse yaptıklarını çoğunlukla aptalca görünen bir tarzda abartırlar.

bir kitlenin içinde herkes eşittir; hiç kimsenin bir başkasına emir verme hakkı yoktur; ya da herkesin herkese emir verdiği söylenebilir. yalnızca yeni sızılar oluşmamakla kalmaz, aynı zamanda bu süre içinde eskilerin hepsinden o an için kurtulunur. sanki insanlar, sızılarını evlerinin bodrumlarında bırakıp dışarı çıkmış gibidirler. onları kapatan, bağlayan ve üzerlerinde yük oluşturan bu her şeyin dışına çıkma, insanların kitle içinde hissettikleri sevincin asıl nedenidir. birey kendisini başka hiçbir yerde daha özgür hissetmez; bir kitlenin parçası olarak kalmaya umarsızca çalışıyorsa, bu, kendisini daha sonra neyin beklediğini iyi bildiğindendir. evine, kendisine dönünce, hepsini; sınırları, yükleri ve sızıları yine orada bulur.

hiç kimsenin kitleye, sızılarla sarılmış olan ve bunlar yüzünden kendisini boğulmuş hisseden şizofrenden çok ihtiyacı yoktur. kitleyi dışarıda bulamaz ve bu yüzden kendi içindeki bir kitleye teslim olur.

7.08.2019

insanın taşrası

elias canetti

kitaplar olmazsa hazlar kurur.

ermiş kişi, bütün ahlaki acıları kendisine karşı yöneltmeyi başarmış olan kişidir.

küçük insan, birilerinin peşinden gittiği için, kendi peşinden gelenlerini yaratır.

içinde yaşadığımız dünyanın durumunu göremeyenin o dünya üzerine yazacak hemen hiçbir şeyi yoktur.

bilge, yaşamı boyunca bir çocuk olarak kalır.

bir savaş, hep insanlık adalet düşüncesine sanki daha hiç varmamışçasına cereyan eder.

birbirinizin karşısına çıplak çıkmak zorunda olsaydınız birbirinizi gırtlaklamak daha zor gelirdi. şu öldürücü üniformalar!

mit, insanların yaratabilecekleri en kalıcı şeydir.

her aptal, istediği anda en karmaşık kafayı bile kargaşaya sürükleyebilir.

gerçek sanat, sevmenin beraberinde getireceği nefreti biriktirmeksizin sevebilmek olurdu.

gözleri görmeyen adam, tanrı'dan bağışlanma diliyor.

tarihten artık bir şeyler çıkaramayanların işi bitiktir, ulusların da.

artık hiçbir haritaya bakamıyorum. kentlerin adları yanık et kokuyor.

bir yaşamın asıl bütünlüğü, gizli bir bütünlüktür ve en etkin olduğu nokta da kendini kasti olmaksızın gizlediği noktadır.

en güç şey, insanın zaten bildiği bir şeyi hep yeniden keşfetmesidir.