30.09.2022
uzun lafın kısası
6.07.2021
sevinç
onun yüzüne tekrar bakabilmenin sevinci, ona tekrar sarılmanın sevinci, gülüşünü tekrar dinlemenin sevinci, sesini tekrar duymanın sevinci, yemek yiyişini tekrar seyretmenin sevinci, ellerine tekrar bakmanın sevinci, çıplak vücuduna tekrar bakabilmenin sevinci, çıplak vücuduna tekrar dokunmanın sevinci, çıplak vücudunu tekrar öpmenin sevinci, kaşlarını çatışını tekrar görmenin sevinci, saçlarını fırçalayışını tekrar seyretmenin sevinci, tırnaklarını boyamasını tekrar görmenin sevinci, tekrar onunla birlikte duş yapmanın sevinci, onunla tekrar kitaplardan söz etmenin sevinci, gözlerinin sulanmasını tekrar seyretmenin sevinci, yürüyüşünü tekrar izlemenin sevinci, angela'ya verip veriştirmesini tekrar dinlemenin sevinci, ona tekrar yüksek sesle kitap okumanın sevinci, geğirişini tekrar duymanın sevinci, dişlerini fırçalamasını tekrar izlemenin sevinci, onu tekrar soymanın sevinci, ağzını tekrar onun ağzının üstüne kapamanın sevinci, onun boynuna tekrar bakmanın sevinci, tekrar birlikte sokakta yürümenin sevinci, kolunu tekrar onun omzuna atmanın sevinci, memelerini tekrar emmenin sevinci, onun içine tekrar girmenin sevinci, tekrar onun koynunda uyanmanın sevinci, onunla tekrar matematikten söz etmenin sevinci, ona tekrar giysiler almanın sevinci, onu tekrar okşamanın ve tekrar okşanmanın sevinci, tekrar gelecekten bahsetmenin sevinci, bu günü tekrar onunla yaşamanın sevinci, kızın onu sevdiğini tekrar söylemesinin sevinci, kıza onu sevdiğini tekrar söylemenin sevinci, tekrar onun sert bakışlı kara gözlerinin karşısında olmanın sevinci, sonra da onunla tekrar birlikte olmanın nisana kadar, üç aydan fazla bir süre sonraya kadar gerçekleşmeyeceğini bilerek 3 ocak öğleden sonra onu port authority terminalinden otobüse binerken görmenin acısı.
19.03.2021
adagio
artık ne diyeceğimi bilmiyorum. yağmur, denize sıçrayan kumlar gibi sürekli yağıyor. şehir çirkin. hava soğuk -sonbahar geldi. iki kişi asla birlikte olamayacaklar- ten görünmüyor, dokunulamayacak kadar uzakta. herkes hiçbir şey söylemeden konuşuyor, sözcüksüz, anlamsız. bacaklar kafayı bulmuş gibi sendeliyor. melekler dans ediyor ve her taraf bok içinde.hiçbir şey yapmıyorum. yazmıyorum, düşünmüyorum. her şey ağırlaştı, zorlaştı, sinir bozucu oldu. ne başlangıcın başı var ne de sonucun sonu. her yok oluşunda kendi yıkıntıları içinden yeniden ortaya çıkıyor. artık sorgulamıyorum. bitirir bitirmez dönüp yeniden başlıyorum. kendi kendime diyorum ki, biraz daha gayret et, şimdi bırakma, biraz daha gayret et ve her şey değişecek; ve neden yaptığımı bilmeden devam ediyorum, her defasında bu son olacak diye düşünerek devam ediyorum. ne için? artık benim olmayan bu eskimiş sözcükler, sürekli ağzımdan dökülen bu kelimeler..
27.09.2020
değişim
dünya elle tutulabilir bir şeydir. insanlar elle tutulabilen varlıklardır. insanların gövdeleri vardır ve bu bedenler acıyı hissettikleri, hastalandıkları ve öldükleri için, insanın yaşamı insanlığın başlangıcından beri zerre kadar değişmemiştir. gerçi ateşin keşfi insanı ısıtmış ve çiğ et yemekten kurtarmıştır; köprülerin inşası insanın ayaklarını ıslatmadan ırmakları, dereleri geçmesine yaramıştır; uçağın icadı bir yandan insanı kıtaları, okyanusları aşmasını sağlarken, öte yandan da jetlag ve uçuş sırasında film izlemek gibi yeni olgular yaratmıştır; ama insanoğlu çevresindeki dünyayı değiştirmiş olsa bile, kendisi değişmemiştir. yaşamın gerçekleri değişmez. yaşarsın, sonra da ölürsün. bir kadının bedeninden dünyaya gelirsin, doğduktan sonra sağ kalmayı başarırsan yaşamını sürdürebilmen için annenin seni besleyip sana bakması gerekir ve doğduğun andan öldüğün ana kadar başından geçen her şey, içinde kabaran her duygu, her öfke patlaması, her ihtiras dalgası, her gözyaşı, her kahkaha, ömrün boyunca hissedeceğin her şey, ister mağara adamı ol, ister astronot, ister gobi çölü'nde, ister kuzey kutbu'nda yaşa, senden önce yaşamış herkesin hissettiği şeylerdir.
5.09.2020
çağların bilgeliği
ömrün boyunca yaşadığın sayısız sidik zorlamaları, idrar keseni boşaltmak için kıvrım kıvrım kıvrandığın ve tuvalet bulamadığın nice olay; örneğin tıkanmış trafiktesin ya da aheste aheste ilerleyen metro vagonunda, çişini tutmak için kendini zorlamanın verdiği o dayanılmaz ıstırap. bu, hiç kimsenin sözünü etmediği; ama herkesin günün birinde o noktaya geldiği evrensel bir çözümsüzlüktür; herkesin başına gelmiştir ve bu insanların çektiği acıların idrar kaçırmak kadar gülünç bir başka örneği yoksa da, insan işeyip rahatlamadan önce bu olaya gülmekten kaçınır; çünkü üç yaşından yukarı olan kim ortalık yerde altına kaçırmak ister? o yüzden, bir arkadaşının ölüm döşeğindeki babasının şu son sözleri hiç aklından çıkmaz: "unutma, işemek için hiçbir fırsatı kaçırma." çağların bilgeliği işte böyle kuşaktan kuşağa aktarılıyor.
19.12.2018
cebi delik
paul auster
mike ile ben klima tesisatlarını takan ekiptik, montaja gidip gelirken mağazanın kamyonetinde saatlerce birlikte takılırdık.
on dokuz yaşındaki kızıl saçlı mike incecik, sırım gibi, işaret parmaklarından biri olmayan ve hayatımda tanıdığım en hazırcevap insandı.
mike'ın her ağzını açtığında ardı arkası kesilmeden sıraladığı o şaşırtıcı benzetmeleri, atak fikirleri dinlemeye doyamazdım. müşterilerden biri kibirli tavır takınacak olsa, mike (hemen hemen herkesin diyeceği gibi) "ukala dümbeleği!" ya da (bazılarının diyeceği gibi) "burnu havada!" demek yerine "herif sanki kendi boku kokmazmış gibi davranıyor!" deyiverirdi.
mike'ın tanrı vergisi bir yeteneği vardı. o yaz bu yetenekten nasıl yararlandığına kaç kez tanık oldum. klima cihazı takmak için kaç eve gittikse, her seferinde tam biz işe dalmışken (vidaları takıyor, camdaki boşluğu kapatmak için üstüpü döşüyorken) odaya bir kız giriverirdi. hiç şaşmazdı bu.
her seferinde de kız on yedi yaşında, her seferinde de güzel, her seferinde de sıkıntıdan patlayan, her seferinde de "evin içinde şöyle bir dolaşan" biri olurdu.
kız göründüğü anda da bizim mike şeytan tüylerini takınıverirdi. sanki kızın geleceğini biliyormuş gibi, sanki ona ne söyleyeceğini daha önceden prova etmiş gibi, her zaman hazırlıklıydı.
oysa ben hep gafil avlanır ve mike bülbül gibi şakımaya başlayınca (külhani jestlerle, argo sözcüklerle süslü bir alay ıvır zıvırı peş peşe sıralardı) boynumu büküp işi bitirmeye çalışırdım.
mike konuştukça konuşur, kız gülümsedikçe yüzünde güller açardı. mike bir şeyler daha söyler, bu kez kız kahkahayı koyverirdi. iki dakika içinde kırk yıllık arkadaş gibi olurlardı.
ben işi bitirip son kontrolleri yaparken, onlar birbirlerine telefon numaralarını verip cumartesi gecesi için sözleşirlerdi. akıl alacak gibi değildi, harika bir şeydi, şaşkınlıktan ağzım açık kalırdı.
bu bir kez, haydi iki kez olsa rastlantı diyeceğim, ama aynı sahne sürekli yineleniyordu. o yaz en azından beş altı kez aynı şey oldu.
sonunda, şans kuşunun kendiliğinden gelip onun başına konmadığını istemeye istemeye kabullenmek zorunda kalmıştım.
mike, şansını kendisi yaratan biriydi.
11.01.2018
yaşayan el
13.09.2017
yazmak
paul auster
yazarların çoğu çifte yaşam sürer. akıllı uslu mesleklerde iyi para kazanıp yaşamlarından çaldıkları zamanı yazıya ayırırlar: ya sabahın kör karanlığında ya gece geç vakit ya hafta sonları ya da tatillerde yazarlar.
william carlos williams ve louis-ferdinand celine doktordu. wallace stevens bir sigorta şirketinde çalışırdı. t.s. eliot önce bankerlik, sonra yayıncılık yaptı.
bir yazarın üniversiteye kapanmasını, çevresini kendisi gibi düşünen insanlarla doldurmasını, rahata ve kolaycılığa alışmasını da ilke olarak yanlış buluyorum. böyle bir ortam, insanı kendinden ve yaşamından hoşnut olacağı bir rehavete sürüklemek tehlikesini doğurabilir ve bir yazar o rehavete gömülürse, artık işi bitmiş demektir.
fulke greville: "ben, kara öküzün çiğnediği insanlar için yazıyorum."
para hiçbir zaman yalnızca para demek değildir. para her zaman bir başka şeydir, her zaman daha başka bir şeyler demektir ve son sözü de hep o söyler.
yaşamın bir noktasına gelince bir de bakıyorsun ki, ölülerle geçirmiş olduğun zaman dirilerle geçirdiğinden daha çok.
29.07.2017
albüm
v.s. naipaul: gandhi düşünceyle sezginin karışımıydı. her şeyin ötesinde, düşünce. o gerçek bir devrimciydi.
felicien challaye: konfüçyüs'ün öğretisi insandaki akla hitap eder. bu öğretide hiçbir gizemcilik, doğaüstü güçlere hiçbir çağrı yoktur. ölümünden az önce müritlerinden biri dua etme önerisinde bulunur. üstat, şu yanıtı verir: "benim duam, yaşamımdır."
memet fuat: derler ki yaşar kemal ince memed'i bir gazete patronuna götürmüş, para kazanmak amacıyla, kolay okunacak bir roman yazdığını, takma adla tefrika etmek istediğini söylemiş. sonucu öğrenmeye gittiğinde ise gazete patronu ona romanının çok güzel olduğunu bildirerek akılsızlık etmeyip kendi adıyla yayımlamasını öğütlemiş.
paul auster: james joyce 1920'lerde paris'teyken bir partiye katılmış, yanına bir kadın yaklaşıp "ulysses'i yazmış olan elinizi sıkabilir miyim?" diye rica etmiş. joyce sağ elini kadına uzatmak yerine havaya kaldırmış, birkaç saniye inceledikten sonra, "size şunu hatırlatayım madam; bu el başka işlere de yaramıştır." demiş.
saul bellow: tolstoy, "krallar tarihin köleleridir." demişti. insan güç merdiveninde ne kadar yüksekteyse eylemleri de o kadar dış koşulların kontrolündedir. tolstoy'a göre özgürlük tamamen kişiseldir. yalın ve dürüst -yani gerçek- bir yaşantısı olan insan özgürdür. özgür olmak, tarihsel sınırlamadan kurtulmak demektir.
oğuz atay: derler ki meşhur fizikçi einstein, bir toplantıda şarlo'ya "siz büyük bir adamsınız." demiş, "herkes sizi anlıyor, herkes size hayran." şarlo, " siz daha büyüksünüz." diye itiraz etmiş, "size herkes, hiç anlamadığı halde hayran."
11.07.2017
yalnızlığın keşfi
her kitap bir yalnızlık imgesidir.gerçek şu ki, uzayın sonsuz boşluğunda ilk kıvılcımın ilk patlayışında oluşan maddeden yapılmışız hepimiz.
insan büyüse bile, babasının sevgisine duyduğu açlık tükenmez.
bir anne ya da baba için çocuklarının hastalığından doğan çaresizlikten daha büyük acı olamaz. zor gelse de bunu kabul etmek zorunda kalırsınız. kabul ettikçe de umutsuzluğunuz büyür.
parası olmak, bir şeyleri satın alabilmenin ötesinde bir anlam taşır: dünya size asla bir şey yapamaz.
bir sihirbazdan daha az alaycı kimse olamaz. yaptığının bir aldatmaca olduğunu hem kendisi hem de başkaları bilir. marifet onları gerçekten aldatmak değil, aldatılmak istemekten zevk almalarını sağlamaktır. birkaç dakika süreyle neden-sonuç bağı gevşesin, doğanın kuralları yok sayılsın diye. pascal'ın söylediği gibi: "mucizelere inanmamanın akla uygun temelleri olması olanak dışıdır."
bazen kentin içinde dolaşırken hiçbir yere gitmiyor, yalnızca vakit geçirmenin bir yolunu arıyor gibiyizdir, nerede, ne zaman durmamız gerektiğini bize bildiren de duyduğumuz yorgunluktur. ama nasıl ki bir adımın ardından kaçınılmaz olarak ikincisi atılırsa, bir düşünce de bir öncekinden doğar.
don quijote düşler aleminde sapıtmış bir bilinçliliktir. kişi dünyada deli birine bakar ve hiçbir şey söylemez. bu belki de boşa harcanmış bir yaşamın üzüntüsüdür, başka bir şey değil.
sonra günün birinde evinizin duvarları çöküverir. ama kapı hâlâ yerinde duruyorsa, yapacağınız tek şey, o kapıdan geçmektir, böylece yine evin içinde olursunuz. yıldızların altında yatıp uyumak çok hoştur. yağmura ise aldırmayın. çok uzun sürmez nasılsa.
"daha iyi bir yolu
zamanı ve dünyayı yenmenin
geçip gitmek ve iz bırakmamak olmalı
geçip gitmek ve bir gölge bırakmamak
duvarlarda" (marina tsvetayeva)
5.05.2016
iç dünyamdan notlar
kapitalist dünya insanların değil, nesnelerin dünyasıdır.o kadar çok kitap okuma; yaşlı bir bilgin olursun, anlaşılmaz bir dil konuşursun. müzik yap, güneşe şarkılar söyle, ölüleri öv, yaşayanlar için ölüm ilahileri yaz; ama mutlaka şarkı söyle. sesin soluduğun havayı başka bir şeye dönüştürsün. bir şey yap, bir şiir, bir müzik parçası.. insanlığın kurtuluşu, severek yapmakta yatıyor.
herakleitos: yukarıya çıkan da aşağıya inen de tek ve aynı yoldur.
hiçbir şeyi olmayanlar için dünya bir hapishanedir, yığının en altındaki yoksullrın köpekten farkı yoktur; insan ister pranga mahkumu olarak çalışsın, ister bir şirkete para kazandırmak için çalışsın, kendi varlığı, benliği üzerinde söz hakkı yoktur.
soyutlamalara inanmıyorum. soyutlamalar zihnin katilleridir, zihni sakatlarlar.
sen olmayınca her şey gerçek dışı görünüyor; sen dönünceye kadar içinde yuvarlanacağım bir boşluk gibi. umutsuzluk sözcüğü bunu anlatmaya yetmez. bu düpedüz yaşamamak duygusu.
aşk olmazsa hayat berbat bir şakadan ibarettir.
aramızdaki uzaklığı geçici bir sancıdan daha önemli bir şeymiş gibi görmeyelim. biz, bazen kendimizi aşan inandırıcı hayalleri olan çocuklarız. kötü rüyalardan uyandık, bitmez tükenmez gecenin -uykumuzda çabucak geçiveren gecenin- içinde yataklarımızda doğrulup oturduk ve bekledik. karanlık dağılıp güne dönüşsün diye.
5.04.2016
sunset park
eğer çelikten yapılmamışsanız, para bulmak için göstereceğiniz yıpratıcı çaba ruhunuzu yok edebilir.bütün bu siktirici dünyanın anasını belleyeyim!
her şeyi yerli yerine oturtmak için ölümle kısa bir sohbetten daha etkili bir şey yoktur.
hiçbir fırtına sonsuza dek sürmez.
hiçbir tasarısı olmamak, hiçbir özlemi ve umudu olmamak, elindekiyle yetinmek, güneşin doğuşundan bir sonraki tan vaktine kadar olan sürede dünya neyi sunuyorsa onu kabullenmek; kişi böyle yaşayabilmek için bir insanın isteyebileceklerinin en azını istemek zorundadır.
kimse kimseye benzemez; işler ters gittiği zaman herkes kendine göre tepki verir.
herhangi bir şekilde yaralanmadıkça erkek olamazsınız.
hiç tanımadığınız seyircilerin karşısına dikilip başka bir kişiliğe bürünmek cesur olmayı mı gerektirir; yoksa bu bir zorunluluk, bir seyredilme ihtiyacı mıdır ya da insana o işi yaptıran dürtü kendini tutabilme yetisinden yoksun olmak mıdır?
iki, birden güçlüdür. bir, dörtten iyidir. üç, aşırı fazla da olabilir; ancak yeterli de olabilir. beş, ipin ucunu kaçırmaktır. altı, çılgınlık olur.
güzellik kendi başının çaresine bakabilir.
kitaplar tehlikeli değildir; kitaplar onları okuyanlara sadece keyif ve mutluluk verir; insanların kendilerini yaşama ve birbirlerine daha bağlı hissetmelerini sağlar; dünyanın öteki ucundaki ülkenin başındaki sakallı, eğer ingiliz'in kitabına karşıysa, yapacağı tek şey kitabı okumayı bırakıp bir yere kaldırmak ve sonra da unutmaktır.
unutma oğul! iflas bir son değil, yeni bir başlangıçtır.
11.06.2015
panik atak
bir panik atak, şehrin sokaklarındaki soluksuz koşuya çevrilmiş; çünkü panik zihinsel kaçışın bir ifadesidir; köşeye sıkıştığın, gerçek kaldıramayacağın kadar ağır geldiği, bu kaçınılmaz gerçeğin haksızlığına karşı koyamadığın zaman içinde kabaran sınırsız güçtür; o yüzden dehşete verebileceğin tek tepki kaçmak, kendini soluk soluğa seğirten, çılgınlaşmış bir bedene dönüştürerek aklının kapılarını kapatmaktır; hangi gerçek bundan daha korkunç olabilir? birkaç saat ya da birkaç gün içinde ölmeye mahkum olmak, hiç mi hiç anlayamadığın nedenler yüzünden hayatının yarı yerinde bitmek, yaşamının bir anda bir avuç dakikaya, saniyeye, kalp atışına indirgenmesi.
31.10.2014
uzun lafın kısası
samuel johnson: vatanseverlik alçakların son sığınağıdır.
boethius: iyi olan her şeyle dolup taşmak, başkasına gerek duymadan sadece kendi kendine yetmek, mutluluğu gerçekleştirecek tek şeydir.
wittgenstein: bu dünyada acayip şeyler olduğunu biliyorum. hayatımda tam manasıyla öğrendiğim üç beş şeyden biridir bu.
henrik ibsen: bir görüş, bir ideal hiçbir zaman açlığı ve susuzluğu gidermemiştir.
william s. burroughs: eğer dindar bir orospu çocuğuyla iş yapıyorsanız her şeyi belgeleyin. onun sözü beş para etmez. yüce efendisi ona sizi bu anlaşmada nasıl becereceğini söylerken, bu mümkün değildir.
la rochefoucauld: nehirler nasıl denize dökülürlerse, erdemler de menfaat denizinde öyle kaybolurlar.
alain de botton: sevgi, bir kişinin başka bir kişinin varlığına gösterdiği saygı ve hassasiyettir.
paul auster: insanlar, inanmaları istenilen şeylere inanırlar.
tahsin yücel: en olmayacak zırvaları yüksek yöneticiler, yüksek din adamları ve ünlü filozoflar üretir.
michel foucault: iktidarın olduğu yerde direniş de vardır.
andreas ady: kimse bizi gerçek yüzümüzle tanıyamaz; birey, kendisine değin eşi bulunmayan, kendisinden sonra da yinelenmesi olanaksız, tek bir varlıktır. yaşamı boyunca bu yalnızlığın acısını çeker, ondan kaçmaya çabalar; ancak bunu hiçbir zaman başaramaz.
10.03.2014
görünmeyen
savaş, insan ruhunun en yalın, en canlı ifadesidir.onun elini ilk kez 1967 baharında sıktım. o tarihte columbia'nın ikinci sınıfında, kitaplara meraklı ve günün birinde kendime şair diyebilecek kadar iyi şiir yazacağına inanan -ya da vehmeden- toy bir yeniyetmeydim; çok şiir okuduğum için onun adaşına dante'nin cehenneminde, inferno'nun 28. kıtasının son dizelerinde gezinen bir ölü olarak rastlamıştım. kesik başını saçlarından tutup fener gibi bir öne bir arkaya sallayarak taşıyan, provencelı 12. yüzyıl şairi bertran de born -hiç kuşkusuz, kitap uzunluğundaki o sanrılar ve işkenceler kataloğunun en sakil görüntülerinden biriydi o. dante, de born'un yazdıklarının ateşli bir savunucusuydu; ama de born, prens henry'yi babası kral ii. henry'ye karşı isyana kışkırttığı, baba ile oğulun arasına ikilik sokarak onları birbirine düşman ettiği için, dante de onu sonsuz lanete mahkum etmişti. dante'nin verdiği incelikli ceza, de born'u kendisinden koparmaktı. işte o yüzden, kafası kopuk beden, yeraltı dünyasında feryat figan ederek floransalı gezgine kendi çektiğinden daha büyük eza olup olamayacağını soruyordu.
sanat, mutlu azınlık içindir.
hiçbir zaman hiçbir şeyin hayalinden başka hiçbir şey olmaz
hiçbir zaman her şeyin hayalinden başka herhangi bir şey olmaz
istediklerimizle elde ettiklerimiz çok nadir örtüşür.
31.01.2014
uzun lafın kısası
annie besant: ateist en büyük unvanlardan biridir. ateizm dünyanın kahramanlarının erdem nişanıdır: copernicus, spinoza, voltaire, paine, presley.
boris vian: kadınlar saf şeyleri hiç sevmezler.
robert m. pirsig: öğrencinin en büyük sorunu, yıllardır kafasında oluşturulmuş, havuç ve kırbaca dayalı köle zihniyetidir; bu, "kırbaçlamazsan çalışmam!" diyen katır zihniyetidir.
fay weldon: değerli olan hiçbir şey yok pahasına elde edilemez.
henry david thoreau: ne zaman bir tilkinin, sanki dünyada hiçbir derdi yokmuş gibi, tam bir özgürlük içinde, buz tutmuş bir gölün üstünden geçişini veya güneşli bir havada tepelerde koştuğunu görsem, güneşin ve dünyanın gerçek sahibinin o olduğunu düşünürüm.
romain rolland: sıradan insanların huzurlu olmasının nedeni, düşüncelerinin olmamasıdır.
sabahattin ali: hayatın bir değişmeler silsilesi ve her bir değişmenin bir tekamül olduğunu anlamayanlar yobaz kafalı insanlardır.
la rochefoucauld: ciddiyet, zekanın kusurlarını gizlemek için uydurulmuş bir beden gizemidir.
michel foucault: bir filozofun okulu doktor muayenehanesidir. bu okuldan çıktığında, insanın haz duymuş olması değil acı çekmiş olması gerekir.
paul auster: aşk olmazsa hayat berbat bir şakadan ibarettir.
samuel beckett: herkese, er ya da geç, yazın uzun sevinçlerini bekleyen sineklere imrenme duygusu gelir.
29.11.2013
uzun lafın kısası
anthony burgess: kişiliksiz yaratıklar kişilik sahiplerini ezmeye uğraşırlar bu dünyada.
fay weldon: hayatta hiçbir şey insanın umduğu gibi çıkmaz.
henry david thoreau: öykünün uzun olması gerekmez; ama kısaltmak için uzun zaman gerekir.
buket uzuner: özel yeteneklerle doğan insanların çok şanslı olduğunu düşünenlerin hepsi, bunun bazen ne büyük bir ceza olduğunu hiç anlamayacak kadar sağlıklı ve normal insanlardır.
la rochefoucauld: dünya, nitelikli olanı değil, çoğu kez nitelikli görüntüsü vereni ödüllendirir.
alain: herkes her an bilmediği birine zulmeder ve toplum, iyi insanlara farkında olmadan zalim olma fırsatı veren mükemmel bir makinedir.
samuel beckett: önce yürümeyi öğren, sonra yüzme dersleri alırsın.
dany cohn-bendit: diktatörlüğün prensibi, toplumun bütün hücrelerinde, mikroskobik iktidar merkezlerinin çeşitliliğinde gizlidir; babalarda, kocalarda, öğretmenlerde, devlet memurlarında uyuyan bir küçük diktatör vardır hep.
paul auster: her şeyi yerli yerine oturtmak için ölümle kısa bir sohbetten daha etkili bir şey yoktur.
theodor adorno: her türlü ahlakın modeli ahlaksızlıktır ve bugüne kadar ahlak, ahlaksızlığı hep yeniden üretmiştir.
roger norman: bir atın gök mavisi gözlerinde, yaşadığı sınırsız ve zamansız dünyanın büyüklüğü karşısında düştüğü hayret vardır.
24.11.2013
yalan
hayatta altı yaşında olmaktan daha iyi bir şey yoktur; altı yaş insanın yaşayabileceği en iyi yaştır.eğer herhangi bir şey -bilerek ya da bilmeyerek- gözden kaçıyorsa, o zaman insan bir yalanı yaşıyor demektir.
insan ancak yalnızken düşünebilir.
toplumsal devrim, metafizik bir devrimle birlikte gerçekleşmelidir. insanların fiziksel varlıklarının yanı sıra düşünceleri de özgürlüğe kavuşmalıdır; yoksa kazanılan her özgürlük sahte ve gelip geçici olur. özgürlüğü kazanmanın ve sürdürebilmenin silahları oluşturulmalıdır. bu da bilinmeyene cesur bir gözle bakmak, yaşamı değiştirip dönüştürmek demektir. sanat sonsuzluğun kapılarını var gücüyle yumruklamalıdır.
kötülüğün karşısında tanrı da en aciz insan kadar acizdir.
hukukun adaletten daha önemli olduğu bir sistemde, aldatıldığını düşünmek sadece saflık olur.
insanın sonsuzluk duygusuna en yaklaştığı an bugünü yaşamaktır.
31.10.2013
uzun lafın kısası
boris vian: insanlar aklın alamayacağı kadar dar kafalıdır.
clive bell: bilgiyle donanmamış bir akıl, ön yargıların ve kör inançların tutsağı olur; duygular ise tekdüze ve yamyamca bir oburluğun bulantısına uğrarlar.
theodor adorno: yanlış bir hayat doğru yaşanmaz.
fakir baykurt: hey benim tanrım, dünyayı yarattın, iyi güzel, çok teşekkür ederiz, binlerce şükür sana; ya bu akılsız kulları neye yarattın?
robert m. pirsig: kimse, nereye gittiğini bilmeyen kişi kadar yükseklere çıkamaz.
henry david thoreau: insanın yaşamını bilinçli bir çabayla yüceltme konusundaki tartışmasız yeteneğinden daha umut verici bir durum yoktur.
la rochefoucauld: bir dahi bile, kendisini uygunsuz durumlarda gören uşağı için büyük adam değildir.
michel foucault: bir insanı, onu fiilen hasta kılmış olan yaşam tarzını değiştirmeksizin iyileştirmek olanaksızdır.
paul auster: eğer çelikten yapılmamışsanız, para bulmak için göstereceğiniz yıpratıcı çaba ruhunuzu yok edebilir.
alain: bütün korkulara ve bütün zorba düşüncelere karşı ilaç aynıdır: doğruca üstüne yürümeli ve ne olduğunu görmelidir.
samuel beckett: günün birinde sağır olacağız. günün birinde doğduk, günün birinde öleceğiz. bir ayağımız mezarda dünyaya getirirler bizi, güneş bir an parıldar, sonra yeniden gecedir.
29.09.2013
uzun lafın kısası
boris vian: müstehcenlik hiçbir kitapta bulunmaz. hiçbir resimde yoktur. ona bakan ve onu okuyanın bir zihinsel niteliğinden başka bir şey değildir.
samuel butler: asıl ustalık, neyi gözardı edeceğinizi bilmektir.
connie palmen: kadınların birini kurtarma fantezilerini karanlık bakışlı bir sanatçıdan daha fazla tahrik edecek bir şey yoktur.
forrest carter: iyi bir şeyle karşılaştığın zaman yapman gereken ilk şey, bulabildiğin insanla onu paylaşmaktır.
samuel p. huntington: katı gerçekleri dile getiren herhangi bir politikacı derhal oy kaybeder.
tahsin yücel: yoksula karşı birleşmek sağın eski alışkanlığıdır.
robert m. pirsig: evlenen insanlar en sahtekar insan cinsidir. bütün özgürlüğünden ve her şeyden, güya her gece seks için vazgeçiyorsun. ama bu onları mutlu etmiyor. hep bir kaçış yolu arayıp duruyorlar sonra.
henry david thoreau: para, ruhun ihtiyaçlarından hiçbiri için lazım değildir insana.
michel foucault: insan dediğimiz şey, yakın tarihin bir icadıdır ve muhtemelen sonu yakındır.
saltıkov-schedrin: kötülük hiçbir zaman kalıcı bir güç olmamıştır. tarih özgürlüğün öyküsüdür; iyilikle mantığın, kötülükle kafasızlığa karşı kazandığı zaferin öyküsüdür.
paul auster: bütün bu siktirici dünyanın anasını belleyeyim!
.jpg)








