30.11.17

uzun lafın kısası

gabriel tarde: hayat, yararsızlıktan geçerek imkansızı aramaktır.

judith martin: her içgüdünün peşinden gitsek, şu anda birbirimizi boğazlıyor olurduk.

richard price: güç kadar gözden kaçırılmaması gereken başka bir şey yoktur.

erich fromm: tanrının buyruğu altındaki insanın özgür iradesi yoktur; o ancak ya tanrının ya da şeytanın iradesinin bir tutsağıdır, hizmetçisidir, kölesidir.

giorgio agamben: düşlerini gerçekleştirmiş birinden daha sıkıcı bir şey yoktur.


hermann hesse: öbür dünya diye bir şey yok. kurumuş bir ağaç dirilmez hiç, soğuktan donmuş bir kuş bir daha hayata dönemez, ölmüş bir insan da öyle. aramızdan ayrılıp gitti mi, belki bir zaman düşünür, anımsarız kendisini; ama bu da uzun sürmez.

rıfat ılgaz: eleştiri dost övgüsü, kitap reklamı değildir. o da şiir kadar dürüstlük ister.

harold lamb: yanlışı doğrudan sadece bir saç kılı ayırsa bile, yanlış yine de doğru değildir.

rollo may: yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır.

françois thual: hiçbir toplum, ister ekonomik olarak ister demokratik olarak kurulmuş olsun, etnik yangının geri dönüşünden muaf değildir.

gertrude stein: yanıt yoktur. yanıt olmayacaktır. yanıt asla olmamıştır. işte yanıt budur.

25.11.17

daniel martin

john fowles

bir sanatçı kendisinin en acımasız yargıcı değilse sanatçı değildir.

önemli olan insanın ruhunun sağlam olmasıdır.

başarıya ulaşmada başarısız olmak ahlakı belirtir; genetik bir hatayı değil, ahlakı gösterir.

"tanrı'ya inanıyorum" demenin genellikle "düşünmemeye inanıyorum" demekle eş anlamlı olması gibi, "seni seviyorum" demek de "senin sahibin olmak istiyorum" demenin örtük halidir.

özel, zihinsel ya da kamusal ve edebi bütün yazılar, koşullu geçmiş ve gelecekten kaçma girişimidir.

imgeler özünde faşisttir. çünkü ne kadar belirsiz ve bulanık olursa olsun, gerçek geçmiş deneyim hakikatin üstüne damgasını vurur; tıpkı harabelerle karşılaştığımızda arkeologlara değil de mimarlara başvurmamız gerektiği gibi. söz, işaretlerin en kesin olmayanlarındandır. yalnız bilimi kafasına takan bir çağ, sözün kesin olmayışının bir eksiklik değil de harika bir meziyet olduğunu anlayamaz.

her birey yalnızca var olan ilişkilerin değil, aynı zamanda bu ilişkilerin tarihinin de sentezidir.

insanları ezen bir dış güç olarak toplumsal yapı, duraklamaları kişiyi kendisine benzeterek edilginleştirir; yeni bir siyasi etik geleneğe ve yeni girişimlere kaynak yaratmak üzere bir araca, özgürlüğün bir aracına dönüştürür.

iradesiz gerçek merhamet, merhametsiz gerçek irade yoktur.

beden ölür, su bulanır
ruh tereddüt eder
ve rüzgâr unutur, hep unutur
ama alev aynı kalır

gözümüz açıldığında gerçek tuzak, aslında hiç yaşamadığımızı fark etmemiz değildir pek. artık yazamayışımızdır. bunu yoksun olduğun şeyden var edersin, elinde olandan değil.

23.11.17

yaşama uğraşı

cesare pavese

gizlice en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda.

ah şu kayıtsızlığın gücü! budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme olanağı veren.

bir kadın sana koşarsa, o çoktan hesaplarını yapmış demektir.

çok acı çekmiş olmanın karşılığı, sonradan köpekler gibi ölmektir.

davranışlarında ve düşüncelerinde bir başka insanın varlığını hesaba katmadan bir gün geçirebildiğin zaman, kendini yiğit bir insan sayabilirsin.

dünyanın en büyük mutluluğu başlamaktır.

edebiyat, yaşamın saldırılarına karşı bir savunmadır.

insan artık istemediği zaman elde eder bazı şeyleri.

her bakımdan alışkanlıklarımızın kölesi olan yaratıklarız.

cimri savurgan olduğunu sanır; savurgan da cimri olmaktan korkar; ikisi de işkence içindedirler bu yüzden.

sadece yalan söylemen, gerçekleri abartman, biraz süslemen yeter; sonucun şaşırtıcı olduğunu göreceksin. şehvet oyununda yalanlardan kaçmak diye bir şey yoktur.

atalardan kalma hazine sadece şudur: bir şeyi öyle yapılması gerektiği için iyi yapmak.

en güzeli, insanın kendisini parlatması, sessizce ve hiçbir şeye aldırmadan kendisini bir kristale dönüştürmesidir.

22.11.17

amerigo

stefan zweig

her keşif, her buluş sadece onu bulanla değil, daha ziyade bu keşfin etkin güçlerini tanıyanla geçerli sayılır.

yapılan bir şeyi anlatan ve açıklayan kişi, çoğu zaman onu yapandan daha önemlidir ve tarihin önceden kestirilemez güçler dengesi içinde genellikle en küçük bir hareket bile en inanılmaz etkilere neden olabilir.

tarihten adalet bekleyen, onun vermeye yanaştığından çok daha fazlasını istemiş demektir. tarih, ölümsüzlüğü genellikle yalın, ortalama bir insana dağıtırken en cesur ve bilge olanları, isimsiz karanlığa savurur.

itiraz sonradan bir protestan engizisyonunun ilk kurbanı olarak cenevre’de calvin tarafından ateşe itilip trajik bir şöhret kazanacak olan miguel servet adında garip bir adamdan gelir.

miguel servet, sosyal bilimler tarihinin garip bir karakteridir; kısmen bir dahi, kısmen bir deli, huzursuz kişilikli, delidolu tutumu nedeniyle her şeyde yetersizlik gören ve bilim alanında kendi görüşünü mümkün olan en şiddetli biçimde savunması gerektiğine inanan bir delifişektir. fakat verimsiz görünen bu adamın, her yerde doğru sorunlara temas etmek gibi bir yeteneği vardır.

hakikatin söylentiye yetişmesi nadiren mümkün olur. bir kez dünyaya söylenmiş bir söz, buradan güç toplar ve kendisine hayat verenden özgür ve bağımsız yaşamını sürdürür. bu sözün ilk kez dudaklarından döküldüğü genç adamın şimdi utançla onu bastırmaya, susturmaya çalışması boşunadır. söz çoktan havada salınmaya başlamıştır, harften harfe, kitaptan kitaba, ağızdan ağıza dolaşmakta, durdurulamaz ve ölümsüz bir şekilde zamanı ve mekanı aşmaktadır; çünkü aynı anda hem gerçekliğin hem de fikrin ta kendisidir o.

21.11.17

kurban

jean meslier

aklımı hiçbir zaman kurban etmeyeceğim. çünkü, yalnız bu akıl, bana iyiliği kötülükten, hakkı batıldan ayırt ettirebilir.

eğer sizin iddia ettiğiniz gibi, aklım tanrı'dan geliyorsa, çok cömert olduğunu söylediğiniz tanrı'nın, ancak beni yok etmek ve öldürmek üzere, sırf beni bir tuzağa düşürmek için aklı bana vermiş olduğuna hiçbir zaman ihtimal vermem. ey rahipler! tanrı'nızın bir bağışı, vergisi olduğunu bize temin ettiğiniz aklı tanımlarken, tanrı'nınıza iftira ettiğinizi görmüyor musunuz?

tecrübeden asla vazgeçmeyeceğim. çünkü, tecrübe, hayal gücünden ya da bana kabul ettirilmeye çalışılan rehberlerin otoritesinden daha güvenilir bir yol göstericidir. bu tecrübe bana gösteriyor ki, hırs ve çıkar, o rehberlerin gözlerini görmez hale getirebilir, kendilerini de yanlış yola saptırabilir ve tecrübenin otoritesi, ya aldatmaya çok elverişli, ya da başkalarını aldatmakta çok çıkarcı olarak bildiğim birçok insanın kuşkulu tanıklığından, kesin olarak büsbütün başka bir önem ve değerdedir ve ruhun üzerinde büsbütün başka bir hüküm ve etkiye sahiptir.

duygularıma güvenmeyeceğim. çünkü bilirim ki bazen beni hataya düşürebilir. ancak öte yandan, duygularım beni hep aldatmaz. pekala bilirim ki, göz, güneşi gerçekte olduğundan çok küçük gösterir. ancak duyguların yeniden uygulanmasından başka bir şey olmayan tecrübe gösterir ki, eşya ne kadar uzak olursa o ölçüde küçük görünür. dolayısıyla, güneşin dünyadan çok büyük olduğuna emin olurum.

dolayısıyla, duygularımın, bana alelacele verdirmiş olduğu kararları soruşturmak için, tecrübelerim yeterlidir.

19.11.17

çıkış yolu

joyce carol oates

çıkış yolu. wittgenstein'ın yaşamının tek amacı sineğe şişeden çıkış yolunu göstermekti; ama, gerçek şuydu: insanoğlu şişeden çıkış yolunu öğrenmek istemiyordu; bizler tutsaktık, şişenin içi bizi büyülüyordu; cam yüzeylerin dokunuşu yetiyordu bize; bu cam yüzeyler deneyimlerimizin ve heveslerimizin sınırlarıydı; şişe derimizdi, ruhumuzdu; camın görüşümüzü bulandırmasına alışmıştık; çevremizdekileri arada cam olmadan açıkça görmek istemiyorduk; daha taze bir hava solumak istemiyorduk; şişenin dışında yaşayamazdık. ya da, şişenin camdan yansımalı dilinde, kendimize bunun böyle olduğunu söylüyorduk.

"sineğe şişeden çıkış yolunu göstermek mi istiyorsun? şişeyi kır."

afrikalı leo

amin maalouf

bir toplum en güçsüz bireyini yalnız bıraktığı anda dağılmaya başlar.

"yitik bir ülke, çok yakın bir akrabanın ölüsü gibidir. onu saygıyla göm ve sonsuz yaşama inan."

bir insan ister altın, ister akıl yönünden varsıl olsun, bunlardan yoksun olanlarla konuşurken çok dikkatli olmalıdır.

ıssız bir yerde bir kadın bir aslanla karşılaşırsa eteğini kaldırıp belli yerini göstermesi yetermiş. hayvan kükreyerek arkasını döner gidermiş.

12 yaşındayken hayvanlarla insanları karşılaştırdığımda hayvanların daha zararlı olacaklarına inanırdım.

şunu bil ki genç konuğum, ulu tanrı'nın bir insana verebileceği en büyük armağan, onun kervanların gelip geçtiği dağlarda doğmasını sağlamaktır. kervan yolu bilgi ve varsıllık getirir. dağlarsa koruma ve özgürlük sağlar. siz kent insanları için altın ve kitap kolay ulaşabileceğiniz yerlerdedir ama önlerinde boyun eğdiğiniz sultanlar da vardır.

en değer verdiğim anılarım yalımlar arasında kaldı.

nitelikli bir erkeğin, durumuna uygun düşmeyen bir biçimde hafifleşmeden duygularını açığa vuramayacağını çok iyi biliyordu.

sultanların aptallığı, yazgının akıllılığıdır.

eğer bir insanın ağzında dili varsa, hiçbir zaman umarsız değildir.

bir insan piramitlerin yakınındaki bir kulübede mutluluğu bulabilmişse, niye bir sarayın düşlerini kurar?

16.11.17

mobius dick

andrew crumey

tesadüfler biz ne anlama gelmelerini istersek o anlama gelir.

olaylar bizim lehimize geliştiğinde, bunu şans değil, kader veya yetenek olarak adlandırmayı tercih ederiz. oysa neticede her şey gelip şansa dayanır.

hayat bir anlatıdan ibaret değildir. aksini düşünmek, birilerini eğlendirip hoşnut etmeyi amaçlayan romancıların oynadığı bir oyundur.

düzenli bir ortam, düzenli bir zihin yaratır, yani boş bir zihin.

robert musil'e göre niteliksiz adama en kusursuz örnek, matematikçidir. herkes bir şairin ya da askerin nasıl görünmesi gerektiğini hayal edebilir; ama matematikçiyi hayal edemez. kimse onun ne hissettiğini, nasıl davrandığını bilmez. bir nevi hayalettir o, gerçekliğe teğet geçen biri. yemek yer veya opera izler ya da yürür gibi görünürken, aslında kendi zihninin içinde başka, gizli bir şey yapıyordur; tamamen soyut, sesi, rengi, biçimi, dokusu olmayan bir şey.

"anılar kalemlere benzer: uzun zaman dayanırlar ama onları düzenli olarak yontup keskinleştirmek gerekir."

hiçbir şey boş bir kağıdın görüntüsü kadar moral bozucu olamaz.

ilişkilerimiz etrafa dalgalar yayar ve bu hain salınımların sonunda nereye çarpacağını tahmin etmek epey zordur.

fizikte bütün öznelliği bir kenara koyduğunda elinde doğrular ya da yanlışlar kalır.

edebiyat eleştirmeni olmadığıma memnunum. insan bütün hayatını kötü bir evlilik içinde, beş para etmez bir yazara ayılıp bayılarak geçirebilir.

insanlığın sunabileceği en egzotik ve uç deneyimler bile klinisyenlerin gözünde bir sayfadaki çarpı işaretlerine ya da boşluklara dönüşebilir.

15.11.17

bilim yolunda

richard dawkins: yetişkin bir inek, ahlak açısından, her türlü makul ölçüte göre, doğmamış bir bebekten daha çok sevgi ve yakınlığımızı hak eder. öte yandan, kürtaj doktoruna "cani!" diye haykıran yaşam yanlısı kişi, evine gidip bifteğini afiyetle yer. dr. doolittle ile büyümüş olan bir çocuğun gözünden bu çifte standart kaçmaz. kutsal kitap ile büyütülmüş bir çocuksa elbette bunu göremez.

alison gopnik: bilimde çocuklar gerçekten de bir kadın için en büyük engeldir. bilim kurumları kadınların hem çocuk yetiştirip hem bilim hayatını sürdürmelerini çok güçleştirmektedir. şimdi düşünüyorum da ben ya psikolojiye yatkın bir felsefeci ya da felsefeye yatkın bir psikolog olmaya yazgılıydım. ama koşullar birazcık farklı olsaydı, pekala ya küskün bir kreş öğretmeni ya da bir üniversite hocasının karısı olabilirdim.

lee smolin: einstein'ın bana çekici gelen düşüncelerinden biri, bir bilim adamı olarak insanın gündelik hayatın belirsizliği ve acılarını aşabileceği idi. doğanın yasalarını kavrayarak, insan yaşamının kısa süreli uğraşlarına göre dünyanın çok daha kalıcı ve güzel bir yönüyle bağ kurabilirdiniz.

jaron lanier: doğal ya da somut dünyayı kucaklarken daha eşitlikçi oluruz; çünkü inancımız hiç kimseyi dışlamamızı gerektirmez. ama bunu yaparken, bize birer birey olarak değer kazandıran ve hayatlarımıza çeşni ve anlam katan öznel dünya deneyimimizi önemsizleştiririz. öznelliği öne çıkardığımız zamansa karşıt inanç topluluklarına bölünme tehlikesiyle karşılaşırız. geriye baktığımda, bu ikilemin çocukluğumda boğuştuğum yalnızlığı nasıl artırmış olduğunu görebiliyorum. çocukluğum devam ediyor.

kendilerini sularda hayranlıkla seyreden yaşlı adamlar

william butler yeats



yaşlı, çok yaşlı adamlardan duydum
her şeyin değiştiğini
ve yitip gittiğini birer birer
pençe gibiydi elleri, su boylarındaki
dikenli ağaçlar gibi
bükülmüştü dizleri
yaşlı, çok yaşlı adamlardan duydum
güzel olan ne varsa yitip gidermiş
sular gibi

13.11.17

intihar

zülfü livaneli

amerikalı şair sylvia plath ise bir sabah çocukları henüz uyurken, başını gaz fırınının içine sokarak intihar etti. bu ölüm, yıllar sonra onun üstüne tez yazan şair nilgün marmara'nın da 29 yaşında intihar etmesinde rol oynadı.

fransız yazar gerard de nerval de ruhsal hastalıklarla boğuşmuş, birkaç kez sanatoryuma yatırılmıştı. tedavisi pek bir sonuç vermemiş olmalı ki nerval de kendini asarak hayatını sonlandırmayı seçen yazarlar kervanına katıldı.

avcılığıyla ünlü ernest hemingway'in son avı kendisi oldu. çiftesini ağzına sokarak tetiğe bastı. yaşlılığı kabul etmek istemediği, ölümü bir erkek yiğitliğiyle karşılamak istediği söylendi. ama hemingway'in ailesinde de intihar eğilimi vardı. babası, iki kardeşi ve bir torunu intihar etti.

romancı jerzy kosinski, çocukluğunun polonyasında savaşın büyük acılarını yaşamıştı ve ruhunda açılan yaralar hiçbir zaman kapanmadı. bir banyo küvetinde kendisini plastik bir torbayla boğmadan önce "her zamankinden biraz daha uzun sürecek bir uykuya dalıyorum" diye yazmıştı.

italya'da antifaşist hareketin önemli ismi ve bu dilin en büyük yazarlarından cesare pavese, depresyon ve aşk acısı yüzünden intihar edenler arasında.

yasunari kawabatawalter benjaminjack london derken liste uzayıp gidebilir.

orta doğu ve türk edebiyatında, 1887 yılında damarlarını kesen ve kendi kanıyla ölüm anlarını not eden beşir fuat ve viyana sefiriyken ağzına havagazı hortumunu sokarak intihar eden şair sadullah paşa en bilinen örnekler. sadullah paşa'nın intiharını abdülhamit baskısına bağlayanlar da var, elçilikte âşık olduğu anna schumann'ın gayrı meşru bir çocuk doğurmasına da.

ziya gökalp de kafasına bir kurşun sıkmış ama ölmemişti.

ülkesindeki kötü gidişe dayanamadığı için paris'te intihar eden iranlı yazar sadık hidayet, doğu edebiyatında intihar denilince akla gelen ilk isim.

bizimki gibi ülkelerde entelektüel intiharlarına pek fazla rastlanmamasına karşın öldürülen, hapsedilen, zulüm gören şair-yazar sayısı çok kabarık. belki de bu yüzden intihar etmeye fırsat bulamamışlardır. çünkü onların bu işi gören, yaratıcı insanları yavaş veya hızlı ölümlere iten devletleri ve toplumları vardır.

genius.

düşen bir adam kendi ağırlığını hissetmez.

evrendeki tüm gizemler arasında benim için anlaması en zor olan, insandır.

bilim insanları risk almalıdır. yoksa hiç ilerleme kaydedemezdik.

ateş, bilinç dışının derinliklerini temsil eder. dönüşümün arketipidir.

aşk kimyasal bir tepkimedir. bazen yanıp tükenir. her evlilik sonsuza dek sürecek değildir. sırf eski moda bir toplumsal sözleşme yüzünden neden hislerimizi inkar etmek zorunda kalalım? bilimin tüm kurallarını ve geleneklerini kabul etmiyoruz. geleneksel evliliği niye kabul edelim?

hayattaki en önemli şeyin o olduğu ancak yokluğunda anlaşılıyor.

büyüdüğünde, bu dünyada bir kadın için çok az şey olduğunu anlayacaksın.

tarihteki büyük adamlar hiçbir şey yapmadıklarıyla hatırlanmaz. başka kimse harekete geçmezken harekete geçmeleriyle hatırlanırlar.

dünya tehlikeli bir yer. kötülük yapanlar yüzünden değil, öylece bakıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden.

devrimsel fikirlere karşı daima direnç olacaktır. kimileri güzel bir kanıt görür, kimileri şiddetli bir inkar.

evrenin gizemlerini keşfetme hayalleri kuran genç bir yahudiyken çok sayıda ilham verici öğretmenim olduğu için şanslıydım. şey, açıkçası, öğretmenlerimin çoğu büyüyünce bir baltaya sap olamayacağımı düşünüyordu.

bazıları kendimizi farklı tanımlamamızı tehlikeli buluyor. "araya karışın." diyorlar. "göze çarpmayın." "otoriteyi sorgulamayın." bence şüphe verici şekilde eski sıkıcı öğretmenlerim gibi konuşuyorlar.

siyonizm, komünizm, bunlar endişelenmeniz gereken tehditler değil. sizi titretmesi gereken şey faşizmdir.

6.11.17

çiftleşme

david m. buss

cinsel deneyimi olmayan erkekler aşk bağıyla bağlandıkları bir eşin varsayımsal sadakatsizliği karşısında, cinsel deneyim yaşamış erkekler kadar cinsel kıskançlık itirafında bulunmazlar.

diferansiyel üremede başarı evrimin motorudur; çiftleşme kadar üremeye yakın olan başka bir şey yoktur. darwinci seçilimin çok hassas uyarlamalar yaratacağı bir tek alan olsaydı, bu kesinlikle çiftleşme olurdu. hatta hayatta kalma bile ikincil önemdedir. bugün hayatta kalma şansını azaltan ama çiftleşmede başarı şansını artırdığı için evrimleşmiş uyarlamaların bulunduğunu biliyoruz. cinsel seçilimin yoğunluğunu, hasımlar arasındaki eş-evrimli çiftleşmelerin "silah yarışı" yoluyla evrim sürecinde meydana gelen hızlanmayı, insanların çözmek zorunda oldukları çiftleşme sorunlarının çokluğu ve karmaşıklığını göz önüne aldığımızda, insan çiftleşmesindeki psikolojik uyarlanmalardan daha karmaşığı, daha inceliklisi ve daha gizemlisi yoktur.

3.11.17

din ve kadın

raoul vaneigem

kadın düşmanlığı bütün dinlerin ortak özelliğidir ve yalnızca bu özellik bile patriarkal iktidarın ortaya çıkışını dinlerin kurumsal doğuşuna tarihlemeye yeter.

lilith, havva ve pandora kötücül ruhlarıyla evrene frengi saçmakla suçlanmışlardır. ibrani bilgeliği'nin ve yunan sophia'sının biçimlerinden biri olan hristiyanların meryem'i, hem bakireliği hem anneliği yücelterek, yüzyıllar boyunca kadını haz almamaya ya da ancak utanç ve suçluluk duygusu içinde haz almaya mahkum etti. binlerce kuşak boyunca zihni sünnet etme görevini yerine getirdi.

arap dünyasındaki kadınlar, özgürlük mücadelelerinin hem çoğu erkeğin suç ortağı olduğu patriarkal iktidarın sonunu hem de bu iktidarın hakimiyetini haklı gösteren bir dinin yok edilmesini gerektirdiğinin farkındalar.

bedenden nefret, kadından nefret, çocuktan nefret, hayvandan nefret, bitkiden, topraktan nefret, yaşamı sürünerek hayatta kalmaya, yaratıyı üretime, dişiliği türün yeniden-üretimine ve canlıyı da bir mekanizmaya indirgeyen bir ekonominin sultası altında dinlerin hep yaydıkları öğreti budur.

1.11.17

yıkıcılar geldiler

metin altıok



ve evin yüzü burkuldu
bir kıpırtı vardı şakaklarında
yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar
kiremitleri topladılar birer birer
tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri
ellerinde keserler

anımsar mısın denize karşı oturmuştuk
ikimiz de arkamızı dönmek istememiştik kıyıya
susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla
iki sevgili vardı yan masada
umurlarında bile değildi deniz
alınları birbirine değecekti az daha

yıkıcılar geldiler
çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını
kör gözleri ve açılmış ağzıyla
kaldı temelleri üstünde umarsız ev
sıra balyozlardaydı artık
çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için

benim göğüs kafesimde bir iskete
iskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime
sıçrayıp duruyordu oradan oraya
duyuyordum kıpırtısını içimde
bir bulut geçiyordu senin gözlerinden
oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsın göğünle

yıkıcılar geldiler
düştü gürültüyle yüzü köhne evin
göründü bazı odaları ve iç duvarları
ayrı renklere boyanmış sofası, isli mutfağı
bir kesit kalmıştı geriye şimdi o evden
eski bir yaşantıyı simgeleyen

çıkıp yürümüştük kıyı boyu
benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle
oysa sen yürümeyi sevmezsin
nasıl da değişmişti görünüşü
yıllardır görmediğimiz kentin
yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin

yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları
yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı
iş araçlarındı artık
bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı
ve temizleyecekler kazılan yerde
bizden kalan balçığı