birhan keskin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
birhan keskin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7.08.2019

aramızdaki

birhan keskin


unutmadım aramızdaki beceriksiz dili
dünya yordu bizi. benim de söyleyemediklerim
var. hiç söyleyemeyeceğim onları belki de
uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu
geldikçe anlıyorum ki, biz
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile

28.03.2017

aşk

birhan keskin


sevgilim sabahın erkenini seviyor
ben geceyi ve esmerliğini onun
o dorukları seviyor, korkuyor bundan
ben rüzgarla buluşan tepeyi, tuhaflığı
ona bir yeşil gülümsüyor
ben, hayatı delice sevdiysem nasıl
diyorum, seni de öyle
o kendi boşluğunda oyalanan günlerde
canı sıkılan bir çocuk gibi uyuyor
ben göğe bakıyorum geceden
kendi çukurunu bulmuş deniz gibiyim
diyorum, yanında
o sabahları eğilip öpüyor denizi

çıplağın çıplağımda, rüzgarın dağımda olsun
esmerliğin gecemde, öyle kal
"bulutlara bak, gidiyorlar, hızla" diyorsun
yağmur bir yalıyor yüzümü bir
duruyor. sabahları eğilip yüzüme
öpüşün geçiyor bir
bir duruyor aklım

su ve rüzgar, dağ ve doruk
sonsuz hepsi
oysa camdaki sardunya gibi üşür
bana biçtiğin ömür
ölüm geliyor aklıma bir
bir, çıplağın çıplağımda

rüzgarın dağımda olsun, esmerliğin gecemde
öyle kal, sana sonsuz sarıldığımda

7.02.2017

insan

birhan keskin

insan kadife bir hatıradan başka nedir ki? geçmiş, üstümüzü her gece onunla örttüğümüz. uykuların derininde kor yankılarına düşer gibi olduğumuz ve sonra unuttuğumuz. dağın doruğu ile dağın derini arasındaki mesafeden başka nedir ki insan: derininde kor tutmuş haller, doruğunda ıssızlık bilgisi. güne ait sesler çoğaldığında hatıranın kendisi de kokusu da bilgisi de silikleşecek. ve insan sabahın nemi kadar sessiz olmayı isteyecek.

insanın, kendi varlığından hoşnut olarak yaşadığı, kendi varlığını haklı kıldığı ve kuşku yok ki, yeryüzü ile barışık yaşadığı ve mutlu olduğu bir zaman vardı. yoksa bizler bugün bu mutluluğun imgesi için bile bunca telef olmazdık.

2.07.2014

kim bağışlayacak beni

birhan keskin


ruhumdaki sabır, kalbimdeki aşkla kurdum
kor dantellerden bu yolu, ormanın altına
yeter ki oku onu

unutmadım aramızdaki beceriksiz dili
dünya yordu bizi. benim de söyleyemediklerim
var. hiç söyleyemeyeceğim onları belki de
uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu
geldikçe anlıyorum ki, biz
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile

geçtim hepsinden, öyle hünerle
ki yaşadığımı sanıyorlar hala

anladım mana yok acıdan başka
akşamın kör karanlığı vursun alnıma

iyileşen şey zamandır
insan iyileşmez

insanın, kendi varlığından hoşnut olarak yaşadığı, kendi varlığını haklı kıldığı ve kuşku yok ki, yeryüzü ile barışık yaşadığı ve mutlu olduğu bir zaman vardı. yoksa bizler bugün bu mutluluğun imgesi için bile bunca telef olmazdık.

yüzümde taşıdığım kuyu
soğuk iklim
ağır yaprak tenimde
durup dönüp dokunduğum
yük

bir kereye mahsus yaşanan her an
kendi hatasını bir daha düzeltilemeyecek biçimde
içinde barındırır

yağmurun aramıza çektiği perdeyi yırtıyorum
geçiyorum göğsümdeki uykunun sarmaşığından
birazdan dünya beni unutacak, ben onu anlamıyorum

hiçbir mevsim ısıtmaz ellerimi
anne gibi

unutmak için verdiğim bunca çabadan
geçtiğim bunca yıldan sonra
tam unutmaya alıştırmışken kendimi
artık unutmak istemediğimi fark ettim

önü denizle başlayan rüzgarlı bir kasabadaydık
sanki yıllardır oradaydık. her şey düzelecekti
orada doğmaya çabalayarak öldük

dünya, söyle bakalım, benden gidenleri
nerene sokacaksın şimdi

18.11.2011

deniz

birhan keskin


uzun uzun bir yağmuru okudum
uzun ıslığını taşıdım rüzgarın
uzak bir kıyıya mektup yolladım
döndüm, derinde dövdüm kendimi
duydum, kırıldı içimde tuz sesi
bir derine ağladım

(keder saldı içime bir denizden bir midye
taşı gördüm ağırlık indi dilime)

engin de kendinden uzağı özlermiş
ufuk bir şey değilmiş bana, gördüm
hayal kıvamıymış aşk
gülün kokusunu bademin neşesini
istedim

ah bilmedim de nasıl geniştim
koşup kapaklanayım bir kucak istedim

22.04.2011

ve ipek ve aşk ve alev

birhan keskin


sana böyle akmaktan çok korktuğum için
oldu her şey
şelaleler de bu yüzden ilgilendiriyor beni

.. dünya çok üzücü bir yerdi, savaş filmlerini ve samurayları eskisi gibi sevmiyordum. bir boşluktan aşağı mı bırakıyordum kendimi. teller tenimi çizip canımı mı yakıyordu. mutsuzluğuma mı alışıyordum seni severken. yoksa kan kaybından mı ölüyordum. daha fazla parçalanacak parçam yoktu ..

neyse
sevgilim telefonun öbür ucunda ruffles yiyordu

ben meleğimin kanatlarını kırdım
ordan geliyorum. siz yine de ikiz bardakları
kırmayın. bir deliydim, elementlerin de ruhları
olduğuna inanıyordum

aklıma suyun intiharı geliyordu hep
şelale deyince
divaneliği söylüyordum

sana böyle akmaktan çok korktuğum içindi

şelalenin sinirini bozdum az önce
ordan geliyorum

2
elveda ırmak, hoşça kal alacakaranlık
geçtim yıllar sonra anımsanacak alınganlıklardan
silahlar ve bellek gerektiren aşkın seramik
teninden, itinalı ve alıngan
yüzümün gürültüsünü unuttum
şüpheci ve med-cezir aşkından oldu böyle
acemi düştüm
yüzünün kayganlığından utanıp
saçlarının ritminden kaçacak kadar

şimdi benden bu uzak yol seslerini alsalar
hazin öyküleri ve yüzünü özlediğim zamanları alsalar
-ormandı, yağmur sonrasıydı, tazelenen yaprakların
üzerinde su damlacıkları tutunuyordu, sanki geç bir
vakit eve dönüyordum, yüzümü heidi'ye ısmarlamıştım
annem lastik tokalarımı yakıyor, annem beni rüzgara
bırakıyor bu yüzden.. gibi olmayacak şeyler
söylerim sana

anımsadıklarımın yanlış olduklarını
yine de hepsinin bir deprem olduğunu
kim bilebilir? ikimizin arasında duran
şu boydan boya ırmak, şu boydan boya
alacakaranlık
ikimizin arasındaki şu depremin bir bellek
uykusu olduğunu kim bilecek

eskiden olsaydı, tuzlu düşler anımsardım
ağzımda eriyip yok olan tadını güneşin
alevin ipekle savaşını, saçlarının altından
akan ırmaklarda yıkandığım sabahları anımsardım
tenine dokundukça bıçak sırtı bir nefeste susan
felç olan sözleri hatırlardım

elveda ırmak
hoşça kal alacakaranlık

15.01.2010

y'ol

birhan keskin



dünya ne ki sevgilim
benim sana yaptığım kubbe yanında
düşsün, olsun, bırak
içinde yıldızlar patlıyor
kolaydır inanmak kadar inanmamak da
ister sal kendini dünyaya, ister kal yanımda
her şeyden öte öyle sevdim ki ben seni
yoluna baş koymak diyoruz
biz barbarlar buna

katlanan, insanın birbirine yapışan yaralarından
bir yuva inşa etmektir aşk da, varla yok arasından
ve ahşabı kemiren de ahşaba dahildir
değil dışarıdan
beyhude insanın yuva arayışı ama
yine de yuva arar insan

"en güzeli, yol yürüyüş öğretir
dostum, eskimeyen arkadaşım"
(gülten akın)

gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine

bilemem, belki bu yüzden
ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim
beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
yine de döneyim döneyim istedim

öğrendiğim; bir kuğu yeminliyse aşka ömrü gibi
göldür bütün dünya, bitmez boynun eğriliği

bir cümledir insan
arşla ferş arasında ve hep haklı
vardım işte demek için
ömür denen cisimde saklı

acı çekerken de adil ol

büyük keder içerirmiş, gördüm, anladım
etten geçip aşka varanın sevgisi
bunun yanında sevgilim bunun yanında
etin ihaneti, kısaca
hiçbir şeydir

sen benim kara ömrüme vuran
suyumu harelendiren sevincimdin
ben seninle sevgilim
mutsuz ama bahtiyardım
en acısını sevgilim en acısını
tadayım istedin:
en acısı buydu.