osho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
osho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.08.2022

eğitim

osho

ebeveynlerimiz, öğretmenlerimiz ve herkes tekrar tekrar "birinci ol, özel ol, göze gir." dedi. babamı birçok nedenle sevdim. nedenlerden biri şuydu: bana veya diğer kardeşlerime hiçbir zaman rekabetçiliği aşılamadı. bize asla "birinci olmalısın, sınıf birincisi olmak için her türlü çabayı sarf etmelisin." demedi. çok güzel özellikleri vardı. fakat onun en çok bu özelliğini sevdim: hiçbir zaman zihnimizi rekabetçilikle zehirlemedi.

eğer bir öğretmenim gelip de ona "çocuğun okula gelmiyor, başarısız, problem yaratıyor. katılımcı değil, devamlı pencereden dışarı bakıyor. birçok kereler cezalandırdım. fakat hiçbir şey öğrenmiyor. onu sınıfın dışında oturmakla cezalandırdım fakat o bu durumdan da hoşlandı. ona okulun çevresinde yedi kere koşma cezası verdim; ama o on yedi kere koştu. ona 'bu bir ceza' dediğimizde 'sizin için bir ceza olabilir ancak ben bu gün antrenman yapmamıştım; bu iyi oldu, çok teşekkür ederim.' dedi. müdüre gönderilmediği bir gün bile olmadı. sonunda müdür de yoruldu ve onun ne yaptığını sormadan sadece ceza verdi. ve bu cezalandırma işi rutin hale geldi ve sonunda müdür de başarısız oldu." dediğinde babam da şöyle derdi "ne olmuş yani? o zaman onu sınıfta bırakın. sistemde herkes sınıf geçemez bazıları da başarısız olur. eğer o da başarısız olanlardan biri ise bundan ne çıkar? ben onun hangi sınıfta olduğunu dahi bilmiyorum, geçip geçmediğini de hiçbir zaman bilmeyeceğim."

tüm eğitim sistemi bir çeşit nevroz yaratıyor. nevrozu ileri düzeyde olanlar çok daha ünlü oluyor. şu anda devlet başkanı, başbakan gibi çok ünlü ve güçlü insanların hayatlarına bakarsanız nevrozdan başka bir şey bulamazsınız. endişeden, kederden ve çılgınlıktan başka bir şey yoktur hayatlarında. bu kavramların içinde kaynıyorlar. fakat sahte bir yüzle durumu idare ediyorlar -aslında yüz değil bir maske.

24.08.2022

muhammed

osho

muhammed neredeyse hayatı boyunca her gün tekrar tekrar ısrarla, "ben sadece bir elçiyim, bir peygamberim. bana tapmayın, ben sadece ilahiden gelen bir mesajı taşıdım. bana bakmayın, size mesajı gönderen ilahiye bakın." dedi. fakat müslümanların bir kısmı kaynağı unuttular.

isa'dan altı yüz yıl sonra muhammed yeni bir din kurdu; çünkü arapların kendilerine ait bir dini yoktu. göçebe bir ırktılar. organize bir dinleri yoktu. muhammed bu arapları müslümanlık adı altında topladı. o da bir arap'tı ve doğal olarak büyük etkisi oldu. tüm hayatı boyunca savaştı. savaşıp durdu. tek gün dinlenmedi. ve mesajı kılıcındaydı: "benim mesajım barış." kılıcında böyle yazıyordu.

george bernard shaw yanılmıyor: sanki bu dünyaya her tür deli hükmediyor. eğer mesajın barışsa -ve kesinlikle mesajının barış olduğuna inanıyordu; fakat onun şartlarına uygun olmalıydı: eğer tüm dünya müslüman olursa barış olurdu. fakat bu nasıl mümkün olur? o, dinine isim verdi. müslümanlık onun dinine verdiği isim değil, onun verdiği isim islam ve islam barış demek. fakat tuhaf bir tür barış. barış peygamberi tüm hayatı boyunca savaştı, öldürdü ve katliam yaptı ve nihai sorunu ardında bıraktı. gerçekten şen şakrak bir hikâye.

hiç kimse müslümanların iktidardayken hindulara ne yaptığını yazmadı. ne kadar güzel tapınaklar yıkıldı, asırların çalışmasını temsil eden ne kadar sanat eseri, heykel, tapınak yıkıldı, ne kadar kadına tecavüz edildi, ne kadar insanı ya müslüman olmaya ya da ölmeye ittikleri yazılmadı.

hindistan'daki bütün müslümanlar arabistan'dan gelmedi. onlar kılıcın ucunda din değiştirdiler, ikna olarak değil. müslümanlığın kendi dinlerinden daha iyi olduğu ispatlandığından değil. müslümanlar kılıcı tek argüman olarak kullandılar; fakat neredeyse on beş asırdır süren cinayet ve ırza geçmeler hakkında tek kitap yok.

6.08.2022

sol azınlık

osho

dünya bir gökkuşağıdır, zihin bir prizmadır ve varlık beyaz ışındır. modern araştırma çok önemli bir gerçeğe, bu yüzyılda ulaşılan en önemli gerçeklerden birine ulaştı ve o da bir zihne değil, iki zihne sahip olduğun. beynin iki yarımküreye ayrılıyor: sağ yarımküre ve sol yarımküre. sağ yarımküre sol elle bağlantılı ve sol yarımküre de sağ elle bağlantılı - çapraz. sağ yarımküre sezgisel, mantığa aykırı, akıl dışı, şiirsel, platonik, hayalci, romantik, efsanevi, dinseldir; sol yarımküre mantıklı, akılcı, matematiksel, aristotelesçi, bilimsel, hesabidir. bu iki yarımküre sürekli çatışma içindedir.

sol el sezgi, hayal gücü, efsane, şiir, din demek olan sağ yarımküreyle ilişkilidir.

sol el çok fazla kınanır. toplum, sağ elini kullananlarındır; sağ eli kullanmak sol yarımküre demektir. doğan çocukların yüzde onu solak doğar ama onlar da sağ ellerini kullanmaya zorlanırlar.

solak doğan çocuklar temelde mantık dışıdır, sezgiseldir, matematiksel değildir, öklidci değildir. onlar toplum için tehlikelidir, toplum onları her yoldan sağlak olmaya zorlar. bu, ellerle ilgili bir mesele değildir, bir iç politika meselesidir: solak çocuk sağ yarımküreye dayanarak faaliyet gösterir. toplum buna izin veremez, tehlikelidir; çocuğun olaylar çok ileri gitmeden durdurulması gerekir.

başlangıçta oranın elli-elli olması gerektiği sanılıyor: solak çocuklar yüzde elli ve sağlak çocuklar yüzde elli. ancak sağlak taraf o kadar uzun zamandır yönetimde ki, oran yavaş yavaş yüzde on ve yüzde doksan oldu. pek çok kişi solaktır ama bunun farkında olmayabilir. sen sağ elle yazıyor, işini sağ elle yapıyor olabilirsin ama çocukluğunda sağlak olmaya zorlanmış olabilirsin. bu bir hiledir; çünkü bir kez sağlak olduğunda sol yarımküren çalışmaya başlar. sol yarımküre mantıktır, sağ yarımküre mantık ötesidir. onun işleyişi matematiksel değildir - ışıltılar halinde çalışır, sezgiseldir, çok incedir ama akıl dışıdır.

solak azınlık dünyada en ezilen azınlıktır; zencilerden bile daha fazla, yoksullardan bile daha fazla. bu ayrımı anladığın takdirde, birçok şeyi anlayabilirsin.

burjuvazi ve proletarya: proletarya daima beynin sağ yarımküresiyle iş görüyor. yoksul insanlar daha sezgiseldir. ilkel insanlara bak -daha sezgiseldirler. kişi ne kadar yoksulsa zihinsel becerileri o kadar azdır. yoksulluğunun nedeni bu olabilir. zihinsel becerileri az olduğu için mantık dünyasında rekabet edemez: dil söz konusu olduğunda, mantık söz konusu olduğunda, hesap söz konusu olduğunda ifade gücü zayıftır; adeta aptaldır. yoksulluğunun nedeni bu olabilir.

zengin, beyninin sol yarımküresiyle iş görüyor: her konuda daha hesabi, aritmetikseldir; kurnaz, akıllı, mantıklı, planlıdır. zenginliğinin nedeni bu olabilir.

proletarya ve burjuvazi komünist devrimlerle ortadan kalkmaz; çünkü komünist devrim de aynı tür insanlar tarafından yapılır. çar rusya'yı yönetti, bunu beyninin sol yarımküresiyle yaptı. sonra yerine, yine aynı tipteki lenin geçti. lenin'in yerine de daha da aynı tipte olan stalin geçti.

devrim düzmecedir; çünkü özünde aynı tip insanlar yönetiyor: yöneten ve yönetilen aynı kalır, yönetilenler sağ yarımküreye göre faaliyet gösterenlerdir. dolayısıyla dış dünyada ne yaparsan yap gerçekte fark yaratmaz, yüzeyseldir.

aynısı kadın ve erkekler için de geçerlidir. kadınlar sağ yarımküre insanlarıdır, erkekler sol yarımküre insanlarıdır. erkekler yüzyıllardır kadınları idare etti. şimdi birkaç kadın başkaldırıyor; ama şaşırtıcı olan bunların da aynı tip kadınlar olmaları. aslında erkek gibiler: mantıklı, tartışmayı seven, aristotelesçi.

erkek zihin berlinli, dişi zihin viyanalıdır. dişi zihin naziktir, erkek zihin verimlidir. elbette uzun vadede, eğer sürekli bir kavga varsa, nezaket yenilmeye mahkumdur. verimli zihin kazanacaktır; çünkü dünya matematiğin dilinden anlar, sevginin değil. fakat verimin zarafete üstün geldiğin anda, olağanüstü değerli bir şeyi kaybetmiş olursun, kendi varlığınla bağlantıyı kaybedersin. son derece verimli olabilirsin ama artık gerçek bir insan olmayacaksın. bir makine, robot gibi bir şey olacaksın.

hayatı takip etmenin bir yolu matematiktir, diğer yolu da rüyalar ve hayallerdir. ikisi tamamen farklıdır. daha geçen gün birisi sordu: "hayaletler, periler, bunun gibi şeyler var mı?" evet, var - sağ yarımküre beyinle hareket edersen var, sol yarımküre beyinle hareket edersen yok. bütün çocuklar sağ yarımküreyi kullanır: her yerde hayaletler, periler görürler. fakat sen konuşur durursun, onları yerlerine oturtur ve "saçmalama! aptal. peri nerede? hiçbir şey yok, o sadece gölge!" dersin. yavaş yavaş çocuğu, çaresiz çocuğu ikna edersin; onu yavaş yavaş ikna edersin ve sağ yarımküre yöneliminden sol yarımküre yönelimine geçer.

geçmek zorundadır; çünkü senin dünyanda yaşamak zorundadır. rüyalarını unutmak zorundadır, bütün masalları unutmak zorundadır, bütün şiiri unutmak zorundadır - matematiği öğrenmek zorundadır. elbette matematikte becerikli olur ve yaşamda eli ayağı tutmaz ve felçlidir. varoluş giderek uzaklaşmaya devam eder ve çocuk pazardaki bir mala dönüşür. bütün yaşamı yalnızca süprüntüdür; ama elbette dünyanın gözünde değerlidir.

sağ yarımküreden baktığında her şey ilahidir, kutsaldır. din, sağ yarımküreden gelir.

lao tzu, "bütün dünya akıllı görünüyor, bir ben ahmağım. bütün dünya kesin görünüyor, bir benim kafam şaşkın ve kararsızım." der. kendisi sağ yarımküreyi kullanan bir insandır.

ancak bilinmeyen bir şeyi öğretmenin tek yolu budur, sağ yarımküre beyne ait bir şeyi öğretmenin tek yolu budur. sol yarımküre okullarda öğretilebilir: öğrenmek mümkündür, disiplin mümkündür, aşamalı kurslar mümkündür. sonra yavaş yavaş, bir dersten ötekine ilerleyerek sanat, bilim ve birçok şeyde usta olursun. fakat sağ yarımküre için hiçbir okul olamaz: sezgiseldir, aşamalı değildir, anidir. bir ışık çakması, karanlık gecede bir şimşek gibidir. olursa olur, olmazsa olmaz - bu konuda hiçbir şey yapılamaz. en fazla kendini gerçekleşme olasılığının daha fazla olduğu belli bir durumun içinde bırakabilirsin.

6.01.2022

kadın

osho

kadın neredeyse tüm dinler tarafından dışlanmıştır. bunun nedeni çok açıktır: çünkü tüm dinler bedene karşıdır ve kadınsa bedenin merkezidir.

savaşı yaratan erkektir, savaşta dövüşen erkektir ama acı çeken kadındır. kadın dünyanın yarısıdır. şayet dünyanın bu yarısına da söz hakkı tanınsaydı tarih başka olurdu. o daha barışçıl, daha sevecen, daha duyarlı, daha estetik olurdu.

bir kadın ve bir erkek sevgi dolu, derin bir kucaklaşmadayken kadın hemen gözlerini kapatır. bir kadını öp ve o gözlerini kapatır. ancak erkek kadını öperken kendini izler, öpülen kadını izler, onun tepkilerini izler, sürekli olarak onun orgazm olup olmadığını izler. o az ya da çok bir yabana, bir seyirci olarak kalır. erkek onun içinde olmaktansa daha çok izlemekle ilgilenir.

kadın çok derindeki belirli ihtiyaçları karşılar: o seni dünyaya bağlar ve bedenine bakar; pek de fazla senin ruhunla ilgilenmez -seni bunun üzerinde düşünmen için yalnız bırakır- ama o senin bedenini besler. o besler, özen gösterir, sever; o senin sevildiğini, sana ihtiyaç duyulduğunu hissettirir; o sana derin bir tatmin duygusu verir. o olmadan sen, basitçe kim olduğunu bilmezsin. o olmadan sen her zaman kayıp bir çocuksundur. o sana annelik eder.

dolayısıyla evli erkekler evli olmayan erkeklerden daha mutlu olur. bu böyle olma malıdır çünkü evli olmayan erkeklerin problemleri yoktur. evli erkeğin problemleri vardır; bu yüzden de mantıken evli bir kimsenin evli olmayan kişiden daha mutlu olabilmesi çok garip gelir. ancak hayat mantığı izlemez; hayatın kendi garip yöntemleri vardır. evli olmayan erkek köksüzdür, beslenmez, sıcaklık yoktur. o soğuktur, soğuk bir dünyada yaşar; o büzüşmeye ve ölmeye devam edip durur.

kadın sıcaklık verir, yaşam verir, onun yuvasında hissetmesini sağlar, onun bir arada kalmasını sağlar. kadın olmadan erkek dağılmaya başlar.

bir kadın için anne olmak çok büyük bir ihtiyaçtır ama birisinin karısı olmak o kadar büyük bir ihtiyaç değildir. erkeklerin ihtiyaçları daha çok fizyolojiktir, kadınların ihtiyaçları daha çok psikolojiktir.

erkek çok uzaktaki şeylerle ilgilenir; insanlığın geleceği, uzaktaki yıldızlar, başka gezegenlerde yaşayan varlıkların olup olmadığı. bir kadın tüm bu saçmalıklara güler geçer. o sadece küçücük şeylerle ilgilenir: kapalı bir daire; komşularla, aileyle, kimin karısını aldattığı ile ilgilidir, kimin karısının kuaförüne âşık olduğuyla.

8.10.2021

seks

osho

seks bir tabudur, biz ondan konuşmayız. insanlar sanki biz doğuştan gerekli olan tüm bilgiye sahipmişiz gibi davranır. bu tam bir ahmaklıktır.

insanlar çağlardır hayata karşı olumsuz yetiştirildi. ben hayatı her yönüyle kabul ediyorum.

evlilik cehalet üzerine kurulmuştur ve bu asırlardır böyledir. seksle ilgili tüm bilgiler baskılanmıştır. o tekrar tekrar keşfedilmiştir ama tekrar ve tekrar ahlakçılar tarafından, din adamları tarafından, politikacılar tarafından, tutucular tarafından baskılanmıştır. çünkü onlar senin orgazmdaki gibi zevkten kendinden geçmeni istemezler.

seks bu dünyadaki en önemli olaylardan biridir. fakat çocukluğunuzdan beri kandırıldınız. size seks hakkında yalan yanlış şeyler söylendi. hayatınızdaki gerçekleri keşfedince bu sefer benliğinizi büyük bir suçluluk duygusu kapladı. bu suçluluk duygusu, size din adamlarının, politikacıların, pedagogların, ebeveynlerinizin mirasıdır.

seks sadece üremek için değildir, onun çok boyutlu bir niteliği vardır. o aynı zamanda eğlencelidir de; o oyundur, o duadır, o meditasyondur, o dindir, o maneviyattır. seks tüm spektruma sahiptir; o gökkuşağının tümüdür, en alttakinden en üstüne tüm renklerdir.

politikacılar ve din adamları için bir tehlike vardır: şayet insanlar orgazm yaşar gibi vecit hali içerisinde olurlarsa onlar ibadethanelere ve tapınaklara gitmeyeceklerdir; çünkü onlar kendi hayatlarında çok daha derin ve çok daha yüksek bir ibadeti bileceklerdir. ve şayet insanlar orgazmdaki gibi bir vecit hali içerisinde olurlarsa o aptal liderleri savaşa kadar takip etmeyeceklerdir.

erkeğin kadını anlayacağı ve onun orgazmın doruklarına doğru yönelmesine yardım edeceği ve kadının erkeği anlayıp ona yardımcı olacağı muazzam bir eğitime ihtiyaç vardır.

21.01.2021

din

osho

dünyada var olan tüm dinler -ki sayıları hiç de az değildir- ölü kayalardır. onlar akmazlar, değişmezler, çağla birlikte hareket etmezler. ve ölü olan hiçbir şey size yardım edemez; tabii eğer bir mezar yapmak istemiyorsanız.

tüm sözde dinler yaşantınızı, sevginizi, sevincinizi yıkarak ve kafalarınızı tanrı hakkında, cennet ve cehennem, reenkarnasyon ve çeşitli saçmalıklar hakkında fantezilerle, kuruntularla ve halüsinasyonlarla doldurarak size mezar kazıyorlar.

bu din mensupları size orucu öğretiyorlar. bu doğaya karşıdır. oruç da çok yemek kadar kötüdür. 

din adamının görevi, insanların kendilerini daha çok suçlu hissetmelerini sağlamaktır. bu bir iştir ve çok incelikli bir yapısı vardır: insanların her şey hakkında, her zevk hakkında suçlu hissetmelerini sağla.

dinler sizi neden doğal içgüdülerinize karşı koyduruyor? tek nedenle: sizi suçlu hissettirmek için. bu "suçlu" sözcüğünü tekrarlayayım. bu onların sizi yıkma, sömürme, biçimlendirme, alçaltma, kendinize saygı duymamanızı sağlama odaklarıdır. bir kez suçluluk yaratılınca, bir kez "ben suçlu biriyim, ben günahkârım." diye hissetmeye başlayınca işleri bitmiştir. o zaman sizi kim koruyabilir? o zaman kurtarıcıya ihtiyaç vardır. ama önce hastalık yaratılır.

hristiyanlık ve müslümanlık çok ilkel dinlerdir. hinduizmin, budacılığın, taoculuğun kültürlü, incelikli tavrına sahip değillerdir. onlar nasıl tartışılacağını bilmiyorlar, sadece nasıl savaşılacağını biliyorlar. onların tek tartışmaları kılıç, kimin haklı olduğuna kılıcın ucunda karar veriliyor.

dünyadaki tüm dinler insan zihnini çocukluktan itibaren doğduğunuz dinin gerçek din olduğuna şartlandırdılar. bir hindu kendi dininin dünyadaki tek gerçek din olduğuna inanır, diğer bütün dinler sahtedir. aynısı museviler, hristiyanlar, müslümanlar, budistler için de geçerlidir. bu dinler kör insanlardan oluşan bir toplum yarattı ve sizin gözlerinize ihtiyacınız olmadığını söyleyip duruyorlar.

düşünmenize izin yok; çünkü düşünmek sizi yoldan çıkarabilir. onların sizi götürmek istediği yollardan farklı yollara çıkmanız şart; çünkü düşünmek şüphenizi, aklınızı keskinleştirmek demektir ve bu da bu sözde dinler için çok tehlikelidir. buna "inanç" diyorlar. oysa bu, aklınızı öldürmekten başka bir şey değildir.

her tarafta seyyar satıcılar var: hristiyanlar, müslümanlar, hindular, budistler, museviler.. size sırf zehir olan bir şey satmaya çalışan her tür satıcı müşteri arayışı içinde.

hiçbir din "kafanızda soru işareti yaratan şeyler vardır; ama yanıt beklemeyin. yaşam bir gizemdir." diyecek kadar cesur değildir. oysa gerçek din mistisizmdir.

dua denilen şeyler sahtedir. milyonlarca tapınak, kilise, sinagog ve milyonlarca insan dua ediyor sürekli. fakat duaları yanlış; çünkü hep bir şey istiyorlar. zaten almış olduklarına hiç teşekkür etmiyorlar. dualarında, eğer iyi bakarsanız, bir dilenciyi görürsünüz, minnettar olmayan bir dilenciyi. şeylerin olması gerektiği gibi olmadığına dair belli bir şikâyet var, başkalarının daha çok aldığına, benim o kadar almadığıma dair.

dinler insanlığı asırlardır hadım ediyor; tüm cesaretimizi, haysiyetimizi yıkıyorlar.

dinler daha iyi bir insanlık yaratmaya yardımcı olmadı. sadece insandaki güzel olan her şeyi yıktılar, onun gelişimini durdurdular, ta köklerinden kestiler.

tüm insanlığın bir üzüntü denizinde boğulduğunu görüyorum, bunun nedeni de üzgün olmaya şartlanmanızdır. dinleriniz şarkı söylemenizi, gülmenizi, dans etmenizi istemiyor; çünkü şarkı söyleyen, dans eden, gülen insanlar bağımsız bir karaktere sahiptir. kendilerine has bir eşsizlikleri ve bireysellikleri vardır. onlar köle değildir ve sonucu ne olursa olsun köle olmayı kabul etmeyeceklerdir.

tüm insanlığın mutlu olmasını, dans etmesini, şarkı söylemesini istiyoruz. o zaman tüm gezegen olgunlaşır, bilinci evrimleşir. üzgün, bedbaht birinin keskin bir bilinci olamaz; onun bilinci sönüktür, bulanıktır, ağır ve karanlıktır. ancak yürekten güldüğünüz zaman bir anda tüm karanlık kaybolur.

26.12.2020

yaşamak

osho

sannyasinler bana nasıl yaşamaları, ne yapmaları, ne yapmamaları gerektiğini sorduklarında sadece şunu söylüyorum: "beni anlamıyorsunuz. benim tek mesajım gittikçe daha çok kendiniz olmanızdır."

ilki kendiniz olmaktır. ikincisi kişinin kim olduğunu bilmesidir. onun için kendiniz kalın, doğal kalın. sizi yöneten bu yaşamın ne olduğunun gittikçe daha farkında olmaya çalışın. kalbinizde kim atıyor? soluğunuzun ardında kim var? sadece gittikçe daha uyanık olun -ve ne yaparsanız, ne düşünürseniz, ne hissederseniz hissedin sadece uyanık olun, tepedeki bir gözlemci olun ve bu gözlem sizin ilminiz olan ilmi bulmanıza yardım eder. bu gözlem ne yemeniz ve ne yememeniz gerektiğini, ne yapmanız ne yapmamanız gerektiğini bulmanıza yardım eder.

sürekli gözlemek sizi yük olan ve gereksiz yere taşıdığınız pek çok şeyden kurtarır ve sadece sizinle uyum içinde olanı -bir yük değil, bir rahatlama olanı- seçmenizi mümkün kılar. eğer uyanık yaşarsanız doğru yaşarsınız. eğer taklit içinde yaşarsanız yanlış yaşarsınız. benim için tek bir günah vardır, o da kendiniz olmamaktır. bütün dinler bunu önlediler. geçmişin başımıza attığı bu saçmalıktan kurtulmanın zamanı geldi.

eğer tekrar adem ile havva olabilseydiniz -musa, mahavira, muhammed, isa, konfüçyüs, lao tzu olmadan. eğer tekrar yeni doğmuş, henüz cennet bahçesinden çıkan adem ile havva olsanız -ne yapacağınızı, hangi bilginin doğru olduğunu soracak kimse, hiçbir rahip, hiçbir papa yokken- ne yapardınız? onu yapın!

30.04.2020

uzun lafın kısası

alain:
bütün güzel şeyler güç ele geçer.

doris lessing: insan, yaşamında önemli olan şeylerin genelde farkında olmaz.

georges bataille: toprak soğuk bedenleri sever.

jeannette walls: hiç kimse mükemmel değildir. hepimiz canavarlardan sadece bir adım yukarıda ve meleklerden bir adım aşağıdayız. 

julio cortazar: yanılsamaları, eğretilemeleri veya rüyaları değiş tokuş ederdik; böyle geceler boyu kahve fincanları üzerinden birbirimize baktıktan sonra yalnız başımıza yola devam edecektik er ya da geç.

osho: kadın neredeyse tüm dinler tarafından dışlanmıştır. bunun nedeni çok açıktır: çünkü tüm dinler bedene karşıdır ve kadınsa bedenin merkezidir.

jean-françois millet: kendimi kötü ifade etmektense hiçbir şey dememeyi yeğlerim.

sigmund freud: insanın bütün umabileceği, isterik acıların yerine sıradan mutsuzluğun geçmesidir.

tomris uyar: oyalayıcı bir şey yazmaktansa kopkoyu bir karamsarlığı yeğlerim.

trevanian: mutluluğumuzu herkesle paylaşırız. yabancılarla bile. önemli olan hüznü ve acıları paylaşmaktır.

vincent van gogh: gerçekten sevilmeye değer şeyleri sadakatle sevmeyi sürdürebilirse kişi; sevgisini anlamsız, değersiz, önemsiz şeylere ziyan etmezse, zamanla daha çok ışığa kavuşacak, güçlenecektir.

goethe: sohbet her yerde yanılgıların değiş tokuşundan ve sınırlı özelliklerin çemberinden başka bir şey değildir.

4.04.2020

görme duyusu

osho

görme duyusu insana fazla hükmeder oldu. bütün benliği tekeline aldı ve diğer duyuları ortadan kaldırdı. şunu dene: gece banyodaki musluğu aç, sonra da ışığı aç ve kapa. karanlıktayken suyun akışını daha net duyarsın, ses daha keskindir. aydınlıkta ses o kadar keskin gelmez. karanlıkta ne olur? karanlıkta göremediğin için diğer şeyler kaybolur. ses ve senden başka hiçbir şey kalmaz. bu yüzden, bütün iyi restoranlar keskin ışıktan kaçınır. mumlar yakılır. mum ışığında yemek yediğinde tat alma duyun daha derindir. daha iyi yersin ve daha iyi tat alırsın. koku çevreni sarar. çok parlak ışıkta lezzet kaybolur. gözler her şeyi toplumsallaştırır.

13.02.2020

yorgun

osho

insanlar neden bu kadar yorgun görünüyor? hepsi savaşıyor. dinin sana savaşmayı öğretiyor, yetiştirilişin tamamen çatışma üzerine kurulu, çünkü ego ancak mücadele yoluyla yaratılabilir. gevşediğinde, ego ortadan kaybolur. gevşemek, egosuz olmak demektir. ırmakla birlikte hareket edersen bir ego yaratamazsın. ego doğaya aykırı bir fenomendir, egoyu yaratmak çok büyük enerji gerektirir ve onu korumak da çok büyük enerji gerektirir. bir egoya sahip olmak çok pahalı bir olaydır. bütün yaşamını ona harcarsın.

mutsuz olmak mutlu olmaktan daha fazla enerji gerektirir. mutluluk doğaya ait bir durumdur, aslında mutlu olmak için enerji harcamaya gerek yoktur; çünkü mutluluk doğaldır. mutsuz olmak enerji gerektirir; çünkü mutsuzluk doğal değildir.

gerilimin nedeni senin dışındaki bir şey değil, gerilim senin içinde olanlarla ilgili. hiçbir neden yokken gergin olmak çok aptalca göründüğü için, her zaman gerginliğini açıklamanı sağlayacak dışsal bir neden bulacaksın. oysa gerilim senin dışında değil; biçimsiz yaşam tarzında. sürekli geçmişi ya da geleceği düşünüyorsun ve tek gerçeklik olan şimdiki zamanı kaçırıyorsun. bu, gerilim yaratır.

kırk iki yaşında hayat belli bir sonuca geliyor, başarısızlığa uğradın ya da başarılı oldun. kırk iki yaşından sonra fazla umut yok: para sahibi olduysan, bu yaşa gelinceye kadar kazandın. o muhteşem enerji ve güç günleri geride kaldı. otuz beş yaş zirvedir. bir yedi yıl daha verebilirsin; aslında yedi yıldır zaten tepeden aşağı iniyorsun. yapabileceğin her şeyi yaptın. şimdi yaş kırk ikiye geldi ve birden başarısız olduğunu görüyorsun.

insanlar yaşamlarında başarısızlığa uğramaya başladığında, yüksek tansiyon, kalp krizi ve benzeri bir sürü problem yaratıyor. bu problemler bahanedir. hiç fark ettin mi? kalp krizi ve yüksek tansiyon çoğunlukla kırk iki yaş civarında ortaya çıkıyor. neden kırk iki yaşına yakın? sağlıklı bir insan aniden kalp krizine kurban gidiyor.

11.02.2020

son söz

osho

alışılagelmiş günlük faaliyetlerin farkına varmaya başla ve bunları yaparken rahat ol. gergin olmaya gerek yok. yerleri silerken gergin olmaya ne gerek var? yemek yaparken gergin olmaya ne gerek var? hayatta senin gerilmeni gerektiren tek bir şey yok. bu sadece senin sabırsızlığın ve farkında olmamanla ilgili.

her tür insanla, her şekilde yaşadım. hep kafam karıştı: neden gerginler? görünüşe bakılırsa gerilim senin dışındaki bir şeyle ilgili değil. senin içinde olan bir şeyle ilgili. sırf nedensiz yere gergin olmak çok aptalca göründüğü için her zaman dışardan bir mazeret buluyorsun. bir kılıf uydurmak için, gerilimini açıklayacak senin dışında bazı nedenler buluyorsun. ancak gerilim senin dışında değil, düzensiz yaşamında yatıyor.

rekabet içinde yaşıyorsun, bu gerilim yaratır. sürekli kıyaslama içinde yaşıyorsun, bu gerilim yaratır. hep ya geçmişi ya da geleceği düşünüyorsun ve tek gerçek olan şimdiyi kaçırıyorsun, bu gerilim yaratır. bu basit bir anlayış meselesidir. kimseyle rekabet etmeye gerek yok. sen kendinsin ve olduğun gibi mükemmelsin. kendini kabul et. varoluşun olmanı istediği biçim bu. bazı ağaçlar daha uzundur, bazıları daha küçük. küçük ağaçlar gergin değildir, daha uzun olan ağaçlar da ego yüklü değil. varoluş çeşitliliğe ihtiyaç duyar. biri senden daha güçlüdür, başka biri senden daha zekidir ama başka bir açıdan sen herhangi birinden daha yeteneklisindir. kendi yeteneğini bul.

doğanın gönderdiği her bireyin muhakkak benzersiz bir yeteneği vardır. sadece birazcık araştır. belki sen ülkenin başkanının yaptığı başkanlıktan daha iyi flüt çalabiliyorsundur, senin flütçülüğün onun başkanlığından daha iyidir. kıyaslama yapılacak bir şey yok. kıyaslama insanları yoldan çıkarıyor. rekabet onları sürekli gergin yapıyor ve yaşamları boş olduğu için hiçbir zaman anı yaşamıyorlar. bütün yaptıkları çoktan bitmiş olan geçmişi düşünmek ya da henüz gelmemiş olan geleceği düşünmek. bütün bunlar insanları adeta delirtiyor. gerek yok, hiçbir hayvan delirmiyor, hiçbir ağacın psikanalize ihtiyacı yok.

tüm varoluş sürekli bir kutlama halinde, insanlar hariç. insanlar soğuk, gergin, endişeli oturuyor. küçük bir yaşamın var ve sen onu kaybediyorsun ve ölüm her gün yaklaşıyor. bu daha da büyük korku yaratıyor, "ölüm yaklaşıyor ve ben daha yaşamaya başlamadım bile." birçok insan ancak ölürken yaşadığını fark ediyor ama o zaman çok geç oluyor. sadece anı yaşa. sahip olduğun bütün nitelik ve yetenekleri en son noktasına kadar kullan.

hindistan'ın mistiklerinden biri olan kabir dokumacıydı. binlerce takipçisi vardı ama o kumaş dokumaya devam etti. takipçileri arasında krallar bile vardı. varanasi kralı ondan rica etti, "usta, bu iyi olmuyor, bizi utandırıyor. biz sana bakabiliriz. kumaş dokumana, her hafta pazar kurulduğunda kumaşları satmak için pazara gitmene gerek yok. bizi düşün! insanlar sana bakmadığımızı düşünüyor."

kabir, "problemini anlayabiliyorum ama bir tek yeteneğim var, o da güzel kumaşlar dokumak. ben yapmazsam bunu kim yapacak? tanrı her hafta pazar yerine değişik yüzler, değişik bedenlerle kumaş almaya geliyor." dedi.

kabir müşterilerden söz ediyordu: "efendim, kumaşa dikkat edin. benim dokumalarım başka hiç kimsenin dokumalarına benzemez. bu kumaşların içinde benim şarkılarım, benim ruhum var. bütün varlığımı bu kumaşa döktüm. dikkatli olun, bu kumaşı şefkat ve sevgiyle kullanın ve hatırlayın: kabir bunu özel olarak sizin için dokudu efendim."

bu sadece birkaç kişiye söylediği bir şey değildi, bunu bütün müşterilere söylüyordu. onun payına düşen buydu. öğrencilerine, "başka ne yapabilirim ki? elimden geleni yapıyorum. kumaş dokuyabilirim, şarkı söyleyebilirim, dans edebilirim ve bundan çok hoşnutum." yaptığın şeyden hoşnutsan ve tüm varoluşun tanrısalın tezahüründen başka bir şey olmadığını, kutsal yeryüzünde yolculuk ettiğimizi, kimle karşılaşırsan karşılaş, tanrı'yla karşılaştığını hissediyorsan; başka bir yol olmadığını, sadece yüzlerin değişik olduğunu, içsel gerçekliğin aynı olduğunu hissediyorsan bütün gerilimlerin yok olacak. gerilime verilen enerji senin zarafetin, senin güzelliğin olmaya başlayacak. o zaman yaşam sadece sıradan, alışıldık, günlük bir varoluş değil, beşikten mezara bir dans olacak. varoluş senin zarafetinle, rahatlığınla, sessizliğinle, farkındalığınla çok zenginleşecek. dünyayı, ona bir şeyler katmadan terk etmeyeceksin.

oysa insanlar hep başkalarına, başkalarının ne yaptığına bakıyor. biri flüt çalıyor, sen yapamıyorsun. anında mutsuzluk geliyor. biri resim yapıyor, sen yapamıyorsun, anında mutsuzluk. yaptığın şeyi öyle bir sevgiyle, öyle bir özenle yap ki, dünyanın en küçük şeyi bir sanat eseri olsun. sana büyük bir zevk versin. bu, rekabetsiz, kıyaslamasız bir dünya yaratacak; bütün insanlara saygınlık getirecek, gururunu tazeleyecek.

bütünlük içinde yapılan her eylem senin ibadetindir.

31.12.2019

uzun lafın kısası

fernando pessoa:
iyi bir düşçü asla uyanmaz.

osho: bir gün, her insanın yaşamında önemsiz ilkelerin üzerine çıkması gereken bir zamanın geldiğini öğreneceksin.

bertrand russell: hatırlamaya çalıştığımda, yaşamımda gerçekten hayat dolu, tutkulu olduğum birkaç dakikadan fazlasını bulamıyorum.

pascal: kötülük hiçbir zaman adalet duygusuyla yapıldığı zamanki kadar eksiksiz biçimde ve sevinçle yapılamaz.

raoul vaneigem: tek bir insan kıyımı bile yoktur ki, doğal eğilimlere karşı kolektif ya da bireysel olarak sürdürülen kutsal bir savaştan kaynaklanmasın.

eduardo galeano: dünya giderek devasa bir karakola ve bu karakol da dünya boyutunda bir tımarhaneye dönüşüyor. bu tımarhanede deli olanlar kim? kendilerini öldüren askerler mi yoksa onlara öldürmeyi emreden savaşlar mı?

george orwell: hazcı düşünmeye eğitilmiş bir ulus, köleler gibi çalışan tavşanlar gibi üreyen ve temel ulusal endüstrileri savaş olan halklar arasında hayatta kalamaz.

herman melville: ordularda, donanmalarda, kentlerde ya da ailelerde, hatta doğada bile sefalet kadar düzen bozucu bir şey olamaz.

etgar keret: bu ülkede güçlü olan haklıdır; siyaset, ekonomi ya da park yeri, fark etmez. sadece kaba kuvvetin dilinden anlarız biz.

sigmund freud: dinsel doktrinlerin doludizgin hüküm sürdüğü dönemlerde insanların genellikle daha mutlu oldukları kuşkuludur, daha ahlaklı olmadıklarıysa kesindir.

halil cibran: hepimiz mahpusuz; ama kimimizin hücresinde pencere var, kimimizinkinde yok.

walter benjamin: insanlık kurtulmadıkça, ezilenler ezenlerden intikam almadıkça kültür de bir barbarlık belgesi olmaktan kurtulamayacaktır.

20.07.2019

rahibe anastasia

osho

son savaştan sonraydı ve bir gazeteci avrupa'da bir rahibe manastırının başrahibesiyle röportaj yapıyordu. "bana o korkunç yıllarda size ve rahibelerinize neler olduğunu anlatır mısınız?" diye sorar gazeteci. "nasıl hayatta kaldınız?"

"şey, her şeyden önce" der başrahibe, "almanlar ülkeyi istila ettiler, manastırı ele geçirdiler, bütün rahibelere tecavüz ettiler -rahibe anastasia hariç- bütün yiyeceğimizi aldılar ve gittiler. sonra ruslar geldi. yine manastırı ele geçirdiler, bütün rahibelere tecavüz ettiler -rahibe anastasia hariç- yiyeceğimizi aldılar ve gittiler. sonra yine ruslar defedildi ve almanlar geri geldiler, manastırı ele geçirdiler, bütün rahibelere tecavüz ettiler -rahibe anastasia hariç- yiyeceğimizi aldılar ve gittiler."

gazeteci duyguları paylaştığını gösteren gerekli bütün sesleri çıkarır; ama rahibe anastasia konusunu merak etmiştir. "rahibe anastasia kim?" diye sorar. "bu korkunç olaylardan nasıl kurtuldu?" "ah, şey" diye cevap verir başrahibe, "rahibe anastasia böyle şeylerden hoşlanmaz."

tecavüz bile senin arzundur, o bile sen istediğin için olur. bu çok aşırı gelebilir ama psikanalistler böyle olduğunu söylüyor ve ben de öyle olduğunu gözlemledim. senin işbirliğin olmadan tecavüz bile mümkün değildir. derin bir tecavüze uğrama arzusu bir yerlerde saklıdır. aslında tecavüze uğradığı fantezisini kurmayan, kendini tecavüze uğrarken hayal etmeyen bir kadın bulmak çok enderdir. derinlerde tecavüz güzel, arzulanır olduğunu gösterir: vahşice arzulandığını.

mısır'ın en güzel kadınlarından birinin öldüğünde cesedinin, mumyasının tecavüze uğradığı tarihsel bir gerçektir. o kadının ruhu bunu öğrendiyse çok mutlu olmuştur. bir düşün: cesede tecavüz ediliyor.

15.04.2019

onuncu ay

osho

önce hindu zihninin bütün dünyayı yönettiği bir dünya vardı. ne zaman hindistan'da sabah olursa tarih o zaman değişirdi. ingiltere'de gece yarısı olurdu, onlar da takvim tarihini o zaman değiştirirdi. bu böyle devam etti.

ingiltere'de parlamentonun üç yüz yıl önce, yılı 1 ocak'ta başlatmak için özel bir yasa çıkardığını duyunca şaşıracaksın. ondan önce yıl 25 mart'ta bitiyordu. yılı 25 mart'ta bitirmek ne demektir? bunun bir anlamı yoktur. ama bu hint yılının bittiği gündü. mart 25'te hint yılı bitiyordu ve bu bütün bir yıl sürüyordu. bunu değiştirmek için özel bir yasa yapmaları gerekmişti.

ingilizcede aralık (december) onuncu ay demektir ama on ikincidir. aralık'ın ingilizcesi dush (sanskritçede on) kelimesinden gelir. ama o neden on ikinci aydır? hint yılında onuncudur. eski gelenek devanı etmiştir, takvimleri hindistan'dan alınmıştır.

aralıkın son haftası tüm dünyada xmas olarak bilinir. x romen rakamlarında ondur ve mas sanskritçe'de ay demektir. xmas onuncu ay demektir, aralık demektir. ama neden? aralık onuncu ay olmamalıdır. ama mahabharata'dan önce, yaklaşık beş bin yıl önce hint takvimi'nde onuncu aydı.

2.12.2018

ölmeden önce ölünüz

osho

yaşam ve ölüm olguları batı'da birbirinin karşıtı, birbirini dışlayan iki unsur olarak görülür. ölüm bir korku nesnesi, bir tabu, üzerinde konuşmaktan kaçınılan bir konudur. bir din profesörünün bir keresinde söylediği gibi: "artık cinsellik rahatlıkla tartışılabilen, ölüm ise müstehcen bir konuya dönüştü."

jean paul sartre'a ait bir cümle, batının ölüme bakış açısının tipik bir örneğidir: "yaşama anlam veren şey asla ölüm olamaz; o tam tersine prensipte yaşamın tüm anlamını silen şeydir."

ayrılığın kendine özgü bir güzelliği vardır, tıpkı kavuşmanın olduğu gibi. ayrılığın kendine özgü bir şiirselliği vardır, kişinin onun dilini öğrenmesi ve derinliği içinde yaşaması gerekir. o zaman üzüntünün içinden bambaşka türde bir sevinç doğacaktır.

tanıdığınız, sevdiğiniz, birlikte yaşadığınız, varlığınızın bir parçası haline gelmiş biri öldüğü zaman, sizin de içinizde bir şeyler ölür.

tek başınıza, isimsiz, şöhretsiz, saygın olmayan, güçsüz ve tamamen çaresiz bir yabancı olarak öleceksiniz.

ölüm insanlar tarafından bozulamamış tek olgudur. insanoğlu onun dışında her şeyi bozmuş, kirletmiştir. ölüm bir anda bütün maskelerinizi çıkarır, bir anda yalnız olduğunuzun ve tüm ilişkilerinizin bunu unutmak için, bir aile kurup kendinizi yalnız hissetmemek için yaratılmış birer kandırmaca olduğunun farkına varmanızı sağlar. ölüm her şeyi kusursuzca açığa çıkarır.

hiçbir şey yok olmaz, hiç kimse gerçekten ölmez; yalnızca sonsuzluğun bir parçası haline gelir.

doğal olarak insanlar, emekliye ayrıldıkları zaman, dinleneceklerini, rahatlayıp her şeyin keyfini çıkaracaklarını sanırlar. fakat gerçekten emekli oldukları zaman dinlenmenin, rahatlamanın mümkün olmadığını görürler; çünkü tüm yaşamları boyunca hep bir koşuşturmaca, gerginlik, endişe ve keder içinde olmuşlardır. şimdi sırf emekliye ayrıldıkları için, bedenleri altmış yılda kazandıkları alışkanlıklardan bir anda kurtulamaz.

yaşamanın iki yolu vardır. biri sığır gibi yaşamaktır: yatay düzlemde tek bir çizgi halinde. ikincisi ise buddha gibi yaşamaktır: hem yükseklik hem de derinliği olan dikey düzlemde. böylelikle her an bir sonsuzluğa dönüşebilir.

14.11.2018

zen yolu tasavvuf yolu

osho

sıradan zihinler sıradışı olmayı ister; sıradışı zihinlerse sıradanlığın içinde rahat eder.

bir gülün, bir lotusun, bir tutam çimenin özel olma çabası yoktur. bir tutam çimenden büyük bir yıldıza kadar her şey olduğu gibidir -neyse odur. herhangi bir çaba, mücadele ya da arzu yoktur. bir şey olmaya çalışma yoktur.

zen ustaları çok sıradan yaşarlar. herkes gibi. fakat sıradışı bir yoldadırlar. tamamen yeni bir bakışla büyük bir zariflikle, muazzam bir hassaslıkla, uyanıklıkla, gözlem dolu olarak, aşkın ve saf bir bilinçlilik halinde ve o anda yaşarlar.

nietzsche, "tanrı öldü" dedi. o ölmedi, öldürüldü. rahipler tarafından öldürüldü, ilahiyatçılar tarafından, politikacılar tarafından, aziz ve kutsal insan diye çağrılanlar tarafından öldürüldü.

hiçbir şekilde sıradışı olmaya çalışmayın- herkes aksini yapmaya çalışsa bile.

hepimiz çıldırdık. çıldırmamak çok zor bir şey. bu yüzden hz.isa, sokrates ve buddha acı çektiler. çünkü onlar normaldi. gerçek gelişme, evrim buradan başlar: bir insanın kendini keşfi dünyadaki en büyük keşfe çıkmaktır. aya gitmek, everest'e tırmanmak bile daha kolaydır. sebebi basittir; bu yolda yalnız seyahat etmek zorunda kalacaksınız. tamamıyla yalnız. ünlü yunanlı düşünürlerden platon şöyle demiş" bu, yalnızın yalnıza uçuşudur."

nietzsche şöyle der: "papazlar insanların seksten özgürleşmesine yardım edemediler. fakat onların seksten aldıkları hazzı zehirlediler."

bir insan suçluluk hissederse zayıf düşer. bölünür ve aptallaşır. böylece daha kolay yönetilir ve tüketilir. özgürlüğünü kaybeder. böylece kiliselerin, devletlerin, felsefelerin, teolojilerin kölesi haline gelir.

eğer doğru düzgün bir hayat yaşamak istiyorsanız önce ebeveynleriniz ile psikolojik bağınızı kesin.

tüm kutsal kitaplar kadınları yargılayan, ayıplayan erkekler tarafından yazıldı. bu sebepten ötürü bir erkek şovenizmi içerirler.

erkeklerin  çoğu hayatta kalabilmek için kılıbık olmayı seçer.

sıkıntı hissetmek için zeka gerekir. sıkılan insanlar hayatın sıradan anlamlarının tatmin etmediği insanlardır. sıkıntı hissetmeden devamlı para biriktiren insanlar bayağı insanlardır. onların zekası henüz tam çiçek açmamıştır. belki kurnaz olabilirler ancak gerçekten zeki değillerdir. hayatlarında yaratıcılık ve zeka göremezsiniz. güzel bir koku algılayamazsınız.

dostoyevski şöyle demiştir "eğer tanrıyı görebilirsem ona söyleyeceğim tek şey şudur: bana sormadan beni neden yarattın? bu adil mi? bu anlamsız ve saçma varoluşun parçası olmak istemediğim için onu görünce yapacağım tek şey bileti geri vermek olacak."

aydınlanmış insan neye dokunursa altına dönüştürür.

inanç, güvenmenin kötü bir kopyasıdır. bir inanç sisteminin parçası olduğunuzda köleleşirsiniz.

derinlemesine ve berrak olarak incelerseniz eğer, bu dünyanın dindar diye bilinen insanlar yüzünden acı çektiğini göreceksiniz.

insan acının ve mutluluğun, cennet ve cehennemin tohumlarını içerisinde taşır.

doğuda, gerçeği arayanlar evlenmezler. eğer gerçek bir arayan iseniz yalnız kalmanız daha iyidir.

gerçek bir dindar her zaman yanlış anlaşılacaktır.

bu dünya büyük bir tımarhanedir. arada bir akıllı birileri çıkar: bir buddha, bir zerdüşt, bir lao tzu, bir isa. işin garibi gerçekte deli olmayan bu insanlara deli denmesidir. akıl hastanesine kapatılan insanlara bakarsanız eğer, çoğunluğunun aslında oldukça duyarlı, hassas, ince ve dışarıdaki diğerleri kadar kaba olmayan insanlar olduklarını görürsünüz. derileri kalın olmadığı için incinirler, kırılırlar. derileri kalın olanlar ise her türlü deliliğin içinde uyum sağlarlar ve yaşamaya devam ederler.

3.06.2018

ordu

osho

ordu sadakat yaratmak üzere çalışır. küçük şeylerle başlar. insan merak eder askerlerin senelerce neden resmi geçit yapıp aptalca emirler uyguladığını: "sola dön, sağa dön, geri dön, ileri marş!" saatlerce, hiçbir amaç olmadan. ama gizli bir amaç var. zekası yok ediliyor. robot haline getiriliyor. "sola dön" emri verilince zihin nedenini sormasın diye. birisi sana "sola dön" dese "bu saçmalık ne? niye sola döneyim? ben sağa gidiyorum." dersin. ama askerin şüphe duymaması, sormaması gerekir; sadece yerine getirmesi gerekir. sadakat için temel koşullanma budur. askerlerin insan gibi değil makine gibi davranacak kadar sadık olmaları, krallar ve komutanlar için iyidir.

11.12.2017

mucize

osho

arzular her zaman vaat eder ama hiçbir zaman vermez. arzular her zaman mutluluk, coşku vadeder ama son asla gelmez ve her arzu sadece daha fazla arzu ile sonuçlanır. her arzu kendi yerine daha fazla, daha büyük arzular yaratır ve tabii ki sonunda da daha fazla hayal kırıklığı gelir.

mucize budur: dünyanın hüsran olduğunu, dünyanın ıstırap olduğunu bir kere anladığında artık hüsrana uğramazsın. düş kırıklığı, dünyanın düş kırıklıklarıyla dolu olduğunu görmezsen gelir. umutsuz olduğunu bilsen bile umut ettiğin için ıstırap gelir. bu umut saçmadır. bunu anladığında artık hiç de umutsuz hissetmezsin. o zaman böyle hissetmeye gerek kalmaz.

bekleyiş sadece karamsarlık yaratır. bekleyiş olmadığında ıstırap içinde olmaya gerek de yoktur. bir kere hayatın ıstırap olduğunu anladığında, hiçbir zaman ıstırap içinde olmazsın, onun dışında olursun.

bu dönen tekerleğin -bu dünyanın, bu sözümona hayatın, tekrarlayan bu bozuk döngünün- doğasını bir kez anladığında, sessiz ve mutlu bir insan haline gelirsin.

artık umut etmediğin için umutsuzluk duygusu yoktur. rahatsındır, sakinsindir. ne kadar rahat olursan o kadar sakin olursun. ne kadar anın içinde olursan o kadar durgun, o kadar hareketsizsindir.

20.07.2016

teşekkür

osho

almanlara göre, berlin prusyalı kabalığının ve etkisinin somut örneğiyken, viyana avusturyalı cazibesinin ve dikkatsizliğinin özüdür.

viyana'yı gezerken kaybolan ve yönünü bulmaya çalışan bir berlinlinin öyküsü var. bu durumdaki bir berlinli ne yapmış? yanından geçen ilk viyanalının yakasına yapışmış ve "postane nerede?" demiş bağırarak. şaşıran viyanalı dikkatli bir şekilde diğerinin yumruğunu çözmüş, yakasını düzeltmiş ve kibarca, "beyefendi, bana nazik bir şekilde yaklaşıp 'beyefendi, bir dakikanız varsa ve eğer biliyorsanız, lütfen bana postanenin yerini gösterebilir misiniz?' deseydiniz daha güzel olmaz mıydı?" demiş. berlinli bir an şaşkınlık için baktıktan sonra, "kaybolurum daha iyi!" demiş homurdanarak ve ağır ağır uzaklaşmış.

aynı viyanalı o sene daha sonraki bir tarihte berlin'i geziyormuş ve işe bak ki şimdi postaneyi arama sırası ondaymış. bir berlinliye yaklaşarak kibar bir şekilde, "beyefendi, eğer bir dakikanız varsa ve biliyorsanız, lütfen bana postaneyi gösterebilir misiniz?" demiş. berlinli makine gibi hızlı hızlı, "geriye dön, iki blok ilerle, tam sağ yap, bir blok ilerle, bir sokak geç, tren raylarının üzerinden sola yürü, gazeteciden sonra postane." diye cevap vermiş. viyanalı aydınlatılmış olmaktan ziyade sersemlemiş olmasına rağmen, "binlerce teşekkür ederim iyiliksever beyefendi." diye mırıldanınca, berlinli ötekinin yakasını öfkeyle yakalamış ve "teşekkürü boşver, açıklamaları tekrarla!" diye bağırmış.

13.01.2016

osho

anthony storr

bhagwan shree rajneesh (osho), 93 tane rolls-royce'a sahip olması kadar, cinselliği aydınlanmaya giden yol olarak göklere çıkaran bir guru olması ile de oldukça ünlüdür. diğer gurulardan farkı, öğretisinin tamamen eklektik olması ve neyin ona ait olduğunu belirlemenin zorluğudur.

11 aralık 1931'de, madhya pradesh eyaletinin küçük bir kasabası olan kuchwada'da, çocukluğunun büyük bir kısmını geçirdiği, annesinin ailesinin oturduğu evde dünyaya gelmiştir.

çocukken yalnız, içe dönük ve çok zekiydi. guruların tipik özelliklerinden biri olan "arkadaş edinmektense yandaş toplama" özelliği onda epey küçük yaşlarda ortaya çıkmıştı. diğer çocukları kandırmış ve sürekli otoriteye kafa tutmuştu. astımlı ve hastalıklı bir çocuktu. birçok defa ölümle burun buruna gelmişti. ölümle oyun oynar ve korkusunu yenme adına riskli hareketler yapardı. örneğin shakkar nehrindeki girdaba atlar, burgaç tarafından dışarı itilene kadar dibe dalardı.

diğer sağlığı bozuk, zeki ve yalnız kişiler gibi o da çok okumaya başladı ve bu alışkanlığı uzun yıllar sürdürdü. bu sayede doğu'nun kutsal yazılarını, batı'nın önemli filozoflarını yakından tanır hale geldi. dini inanç arayışları, her zaman başkaldırma ve dalga geçme ile son buldu. otoriteye itaat etmesi gereken hiçbir ideolojiyi kabul edemiyordu. kavgacı, saldırgan ve küstahtı.

rajneesh, gandhi'nin oruç tutmasının mazoşizm, cinsellikten uzak durmasınınsa bir çeşit sapıklık olduğunu ileri sürmüştür. rahibe teresa'nın da bir şarlatan olduğunu söylemiştir.

"fakir bir toplumda din anlamlı olamaz; çünkü onlar henüz başarısızlığı tatmamışlardır. yani ev sahibi olmanın, zengin olmanın ya da gönüllerinde hangi maddi çıkar yatıyorsa onun mutluluk getirmeyeceğini henüz anlamamışlardır."

rajneesh; dinin, maddi ihtiyaçlarını gerçekleştirmiş ve bu nedenle de yaşamın anlamını sorgulamaya gücü yeten kişilerin lüksü olduğunu belirtir. "ne kadar fazla şey toplarsanız yaşamınız o kadar boşa gider; çünkü bunların bedeli yaşamın kendisidir." der. bu açıdan, çarpıcı biçimde, kendi öğretisine ters düşmektedir.

rajneesh'e göre insanlar üçe ayrılır: nesne toplayan ve dışa dönük olanlar, bilgi toplayan ve daha az dışa dönük olanlar ile farkındalığa ulaşmaya çalışan içe dönükler. son gruptakilerin amacı, gittikçe daha fazla bilinçlenmektir.

rajneesh'e göre cinsellik, kutsallığa ulaşmanın yollarından biridir. bekareti yücelten ve cinselliği bastırmaya çalışan dinler, engellenmişlik duygusu ve nevroz yaratmaktadır. bir keresinde, insanların ona getirdiği sorunların %99'unun cinsellikle ilgili olduğunu söylemiştir.

rajneesh'e göre gerçeğe ulaşmanın üç ana yolu vardır: deneye dayalı bilimsel yol, akla dayalı mantık yolu ve kendisini şiir ile dinde ortaya koyan eğretileme yolu.

"şiir, nesnelle özneli birbirine bağlayan bir köprüdür. din de esasen şiirdir. tantrik öğretide yaşama her zaman 'evet' denir. gerçek ateist, yaşama 'hayır' demeyi sürdürendir."

"insan, doğal olmayan tek hayvandır. bu nedenle de dine ihtiyaç duyar."

rajneesh'e göre, çoğu insan çocuk sahibi olmaya uygun değildir ve zaten dünyada da gereğinden fazla çocuk vardır. tüm dünyada yirmi yıl boyunca doğumlar yasaklansa, çoğu sorunun çözüleceğine inanır.

rajneesh, lord acton'ın düsturunun canlı bir örneğidir: "güç yozlaştırır. mutlak güç mutlaka yozlaştırır." rajneesh de bir hırs canavarı olana kadar yozlaşmıştır.

o, her zaman bir liderdi; küstah, otoriteye karşı hoşgörüsüz, kendi kendini yetiştirmiş, hiçbir üstada borcu olmadığını iddia eden biriydi. olağanüstü bir bilgi birikimi ve hayatın nasıl yaşanması gerektiği hakkında bir düsturu vardı. ancak maalesef, kendi görüşünü izlemede başarısız oldu.