paul nizan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paul nizan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.08.2017

gerçek yaşam

alain badiou

filozofun görevi daima gençliği yoldan çıkarmaktır.

"yaşam" diye adlandırılan şey, az çok iyi, az çok kötü anlara bölünmüş bir zamandır ve sonuçta, aşağı yukarı iyi kabul edilebilir olası en fazla ana sahip olmak: işte, hayattan beklenebilecek tek şey budur.

paul nizan: yirmi yaşındaydım. bunun yaşamın en güzel çağı olduğunu kimsenin söylemesine izin vermem.

gençlik -der bize nizan- kesinlikle yaşamın en iyi kısmı değildir. o halde, gençlik bir zafer midir, yaşamın bir zaferi midir, yoksa çelişik bir dönem, bir kafa karışıklığı dönemi olduğundan, belirsiz, daha ziyade dayanması güç bir dönem midir?

arthur rimbaud: vaktiyle, eğer yanlış hatırlamıyorsam, bir şölendi yaşamım; bütün kalplerin açıldığı, bütün şarapların aktığı.

daha ileride, metnin sonuna doğru, uçup gitmiş güzel günleri güçlükle hatırlayan bir yaşlı gibi yine şöyle diyecektir rimbaud: vaktiyle, bir gençlik yaşamadım mı, öyle altın sayfalara yazılacak, sevilmeye değer, yiğit, masalsı?

"muzaffer sabahları vardır gençliğimizin 
bir zafer gibi sıyrılıp çıkar gündüz geceden" (victor hugo)

"aşk sabahlarını, şehvet zaferinin tadıldığı sabahları hem ölçülü hem de güçlü bir şekilde anıştırarak, gençlik bir zaferdir." der hugo.

sizi siz yapan özneyi asla kendi evinizi sağlam bir şekilde inşa ederek gerçekleştiremezsiniz; aynı zamanda kendinize doğru yola çıkmayı da bilmeniz gerekir.

sokrates: hiçbir şeyi abartmayalım. iktidar âşıklarının iktidara gelmemesi gerektiğini veri kabul edelim; çünkü eğer iktidara gelirlerse, iktidar talipleri arasındaki savaştan başka bir şey olmaz.

esasen, der sokrates, -şimdilik sadece onun söylediklerini izliyorum- gerçek yaşamı fethetmek için, ön yargılara, basmakalıp düşüncelere, kör itaate, keyfi gelenek göreneklere ve sınırsız rekabete karşı mücadele etmek gerekir.

"anabasis" yunancada "yeniden yükselerek geri dönmek" anlamına gelir; erişilmesi güç bir istikamete doğru geri dönen ya da yeniden yükselen bir gezginliktir. bu anlamda bir gençlik metaforudur bu. anabasis, pers ülkesinde bir iç savaşa katılmış paralı askerlerin öyküsünü anlatan yunanca bir kitabın adıdır. bu kitabın yazarı, paralı askerlerin komutanı olan ksenofon'dur.

kadın, kendi içinde daima tanrı'nın var olmadığının, var olma ihtiyacı duymadığının dünyevi kanıtıdır. tanrı'dan rahatlıkla vazgeçebileceğimize derhal ikna olmak için bir kadına bakmak, ona gerçekten bakmak yeterlidir. geleneksel toplumlarda kadın bu yüzden gözden uzak tutulur. bu, sıradan bir cinsel kıskançlıktan çok daha ciddidir. gelenek, tanrı'yı ne pahasına olursa olsun hayatta tutabilmek için kadınları kesinlikle görünmez kılmak gerektiğini bilir.

10.01.2016

edebiyat

louis baillot: sanatsal yaratışı sadece siyasal boyuta indirgemek, sanatı da yoksullaştırmaktır, politikayı da.

jean cocteau: ne masayı anlatacağım diye "masa" kelimesini kullanacaksınız ne kuşu anlatacağım diye "kuş" kelimesini ne de aşkı anlatacağım diye "aşk" kelimesini.

nazım hikmet: bir derecesini geçtikten sonra felaket denen şeyin acısı duyulmuyor.

jean-paul sartre: edebiyatı bilimsel iletişimden ayıran, tek sesli, tek anlamlı olmayışıdır; dil sanatçısı, üzerlerine düşürdüğü ışıkla, verdiği ağırlıkla, sözcükleri değişik düzeylerde, birkaç anlama gelecek biçimde kullanabilen kişidir.

lukacs: edebiyat gerçek yaşantıya dayanır; kararlar, ne kadar iyi niyetle varılmış olurlarsa olsunlar, yaşantının yerini tutamazlar.

reşat nuri güntekin: ne istediğini ve ne yapacağını bilen sekiz on münevver insan; karanlık fikirli, karanlık maksatlı hesapsız cahil sürülerini dilediği gibi sevk ve idare edebilir.

paul nizan: bir erkek, kendisine ancak bir kadınla başlar tekrar. ya da savaşla, devrimle.

16.02.2015

kelt rüyası

mario vargas llosa

kadınlar yatmak içindir.

saygı uyandırmak için arada bir dövüşmek gerek; yoksa hayat boyu ezilirsin.

paul nizan: yirmi yaşındayım. kimse bana hayatın en güzel dönemi olduğunu söylemesin.

orduda öğrenilen ilk şey budur: bir erkek davranışlarının sorumluluğunu üstlenmeyi bilmelidir. 

bir çocuğu mahvetmede kadınların üstüne yoktur. 

eğer kız hoşuna gidiyorsa, kabul edene kadar yakasını bırakmamalı. sonra da canından bezdirmeli.

aşktan daha kötü bir şey yoktur. insan gerçekten aptala döner ve kendini kaybeder. her şey altüst olur, insan her türlü çılgınlığı yapabilir, bir anda hayatını mahvedebilecek bir şey yapabilir.

düzen ve disiplin adaletin unsurlarıdır ve akılcı bir toplu yaşayışın vazgeçilmez araçlarıdır.

.. ve her kuşakta
çürüme yağmasını sürdürüyor (carlos german belli)

jean-paul sartre: korkak olduğumuz için kahramanı oynarız, kötü olduğumuz için de ermişi; yakınlarımızı öldürme isteğiyle yanıp tutuştuğumuz için katili oynarız, doğuştan yalancı olduğumuz için oynarız.

kadınlar böyledir, hiçbir zaman ne istediklerini bilmezler.

düşman silahsızsa ve teslim olmuşsa asker ateş edemez. bunun nedeni yalnız ahlaki değil, ekonomikliktir de. savaşta bile gereksiz ölülere yer yoktur.

kadınlar uyanıktır; ancak işlerine gelirse aşık olurlar. adamın biri kendileriyle ilgilenmedi mi sırtlarını dönüp bir başkasını ararlar. hiçbir şey olmamış gibi.

tanrı söz konusu oldu mu inanmak gerekir, akıl yürütmek değil. akıl yürütecek olursan, tanrı tıpkı bir nefes duman gibi buhar olup uçar.

samuel johnson: vatanseverlik alçakların son sığınağıdır.

öğrendiğim bir şey varsa, o da insanoğlundan daha kan dökücü bir canavarın var olmadığıdır.

31.08.2013

uzun lafın kısası

diderot: sık ağaçlarla kaplı bir ormanın karanlığında, bana sadece ufak, titrek bir ışık rehberlik ediyor. sonra bir din adamı geliyor ve onu da söndürüyor.

czeslaw milosz: edebiyat ve şiirin görevi insan olduğumuzu bize hatırlatmaktır.

felicien challaye: her ulusal dinin yarattığı "sürü gururu"nu, kolektif biçimde kendine hayranlığı kabul etmek olanaksızdır.

semih gümüş: okuduklarımızdır bizim kim olduğumuzu gösteren.

lenin: din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, insana daha yaraşan bir yaşam isteklerini içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir.

bourdieu/darbel: mağaza, yoksulun müzesidir.

tagore: senin kendi gerçeğini keşfettiğin tapınakta ben ibadet edersem kendi yaşamımın amacını yitiririm. herkes kendine bir yol seçmeli.

sun tzu: olabildiğince gizlen; öyle ki görünmez ol. olabildiğince gizemli ol; öyle ki sesin bile işitilmesin. o zaman düşmanının kaderi senin elindedir.

paul nizan: yirmi yaşındayım. kimse bana hayatın en güzel dönemi olduğunu söylemesin.

sevgi soysal: düzenle bütün bağlarını koparabildiğin zaman, ki bu cesaret ister, bu cesareti gösterebildikten sonra karanlıktan korkmayan biri olursun.

thomas bernhard: insanlar yalnız değillermiş gibi yapıyorlar; çünkü her zaman yalnızlar.

alain: kişinin etrafındakilere ve kendisine karşı iyi olması, yaşamaları için onlara ve kendisine yardım etmesi, işte gerçek iyilik budur. iyilik neşedir. aşk neşedir.

31.08.2012

uzun lafın kısası

albert camus: kimdir başkaldıran insan? "hayır" diyen biri.

sevgi soysal: bir kadının yaşamında bir napolyon'la rusya dönüşü olmalı.

demokritos: akıllı bir kişi için bütün ülkelerin kapıları ardına kadar açıktır; iyi yürekli aydın kişinin anayurdu tüm yeryüzüdür.

herakleitos: halk yasayı kentin surlarını savunur gibi mücadele ederek korumalıdır.

server tanilli: devlet, egemen sınıfın kendi ayrıcalıklı durumunu sürdürebilmek için çoğunluğa karşı verdiği mücadelede bir araçtır.

francis bacon: insanın, pek az şeyin yokluğunu çekerken, pek çok şeyden korkması yürekler acısı bir durumdur.

carl gustav jung: insan anlamsız bir hayata katlanamaz.

john steinbeck: bu dünyada emin olduğum bir şey varsa, o da kimsenin başkasının yaşamına karışmaya hakkı olmadığıdır.

lawrence durrell: kumarbazlarla aşıklar gerçekten kaybetmek için oynarlar.

mine söğüt: yaşam denilen şey gerçeğin peşinde alınan yoldur. kimi zaman bir arpa boyu da olsa, insan gerçeğe baktığında hep ilerler.

paul nizan: bir erkek, kendisine ancak bir kadınla başlar tekrar. ya da savaşla, devrimle.

thomas paine: yahudi, hristiyan veya müslüman olsun tüm ulusal din kurumları, insanlığı korkutarak esir eden, gücü ve kazancı tekelleştirme amacı güden insan icatlarından başka bir şey değildir.

16.03.2011

müneccim krallar

michel tournier

şeytan dünyanın güzelliği karşısında gözyaşı döker.

insanlar böyledir işte: sevdiklerine ve gurur duyduklarına nefret ettiklerinden ya da hor gördüklerinden daha çok acı çektirmenin bir yolunu bulurlar.

değersizleşmiş tüm yaratıklar için bu böyledir: her şeyin arılığı, bunların içlerinde kötü olan ne varsa hepsini pişmanlıkla kanatır. aydınlık varlıklardan sakın!

çocuklar ve küçük hayvanlar sevimlilikleri sayesinde zayıflıklarından arınır ve düşmanlardan korunur. bir kadının güzelliği ya da bir yeniyetmenin körpeliği aynı derecede etkili silahlardır.

yolculuk, senin içini kemiren derde en iyi çaredir. "yolculuk, art arda çaresiz ortadan kaybolmalardır." (paul nizan) git, ortadan kaybol, tedavi ol; bunun sonucu yalnızca senin yararına olabilir.

hep durgun ve cansız olan su acı ve çamurlu suya dönüşür. canlı ve ezgili olan su ise tersine hep arı ve duru kalır. bunun gibi, hep oturan insanın ruhu da, içinde durmadan yinelenen yakınmaların kaynadığı bir kaba benzer. yolculuk yapanın ruhundansa arı dalgalar halinde yeni fikirler ve umulmadık eylemler fışkırır.

insanın birini -bu bir kral bile olsa- kendine boyun eğdirmesi için, yürekten yapmayı dilediği işi ona buyurması gibisi yoktur.

"ne mutlu akıl fukarası olanlara; çünkü göklerin krallığı onlarındır. ne mutlu alçak gönüllülere; çünkü onlar yeryüzüne sahip olacaklardır. ne mutlu adalete susamış olanlara; çünkü onların susuzlukları giderilecektir. ne mutlu ağlayanlara; çünkü onlar avutulacaklardır." (incil)

bir nefeslik ömrünüz kaldığı sürece korkulacak hiçbir şey yoktur.

nedir dövme? sürekli bir muskadır, bedenden ayrılamadığı için çıkartılıp atılamayan bir canlı mücevherdir. beden mücevher olmuştur ve mücevherin bozulmaz gençliğini paylaşır.

gençliğin açık fikirlilikten çok, ateşli tutkularıyla kendini gösterdiği pek doğrudur.

en güncel ve en canlı deneyim, mütevazı bir hizmetçi kızın siluetinde, bir dilencinin yüzünde ya da küçük bir çocuğun el ve kol hareketinde parıltılı bir güzelliği keşfetmektir.

yaşam, ayrıcalıklardan ve uzlaşmalardan oluşmuştur.

sanat ancak bedenle vardır. yalnızca göz, kulak ya da el için güzellik vardır. beden lanetliyken sanatçılar da öyledir.

gerçek aşk, başkasının hazzının bize verdiği hazdır, sevinç karşısında içimde doğan sevinçtir, onun mutlu olduğunu bildiğimde duyduğum mutluluktur. hazzın hazzı, sevincin sevinci, işte aşk budur, daha başka bir şey değildir.