hüseyin inan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hüseyin inan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.07.2017

gidenlere

nihat behram



ah, ardı ardına kenetlenen ölüm
ah, hıncı sabırla bezeyen sır
yazmadaki sırması ağlayışın tırnaklara oturan kan

ah, gidiyor işte, gidiyor göz göre göre
sıcak titreyişi varlığını hayata adamışların
gidiyor
öfkenin haykırışları
yasalarıyla gidiyor kahredişin
zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor
toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil
azarlanmış çocukların kederiyle değil
doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor
ölümü donatan arkadaşlarım

son ana kadar onuru koruyanlar yaşayacak
söylenecek son söz kahramanca olmalıdır

8.01.2011

gülünün solduğu akşam

erdal öz

hüzün, gerçek acıların izdüşümüdür.

"bizi sen yazacaksın. bizim şu anda tek görgü tanığımız sensin. boku bokuna asılıp gideceğiz. yanımıza sokulan tek yazar sensin. bizlerden sen sorumlusun reis. bizleri iyice incele. bize sorular sor; gerekli her şeyi öğren, yaz bizi. yazar mısın?" (deniz gezmiş)

insanlığın büyük kültür mirasını en iyi bir devrimci anlayabilir, en iyi o değerlendirebilir. bilime inananların ötekilere üstünlüğüdür bu.

gerici sınıfların en güçlü iktidarıdır faşizm.

bir ara, üstüne hoparlör bağlanmış bir taksi çıkıyor ortaya. hoparlörden acımasız bir ses şunları söylüyor: "ben belediye başkanınız! komünist deniz gezmiş, gemerek'te! silahı olan silahını alsın, av tüfeği olan av tüfeğini. silahı olmayan da taşla sopayla saldıracak. herkes hazırlansın. yakalayayacağız onu!"

ölüme hayır demek yetmez, yaşama evet demek gerekiyor. (serge moscovici)

hukuk, ancak denge durumlarında vardır ve işler. siyasal iktidar için pek tehlikeli değilsindir; onun da pek bir gücü yoktur, hukuk vardır o zaman.

deniz gezmiş anlatıyor:

yakalandığımda saat, gecenin 02.30'u falandı. beni alıp doğruca kayseri'ye götürdüler. ellerim kelepçeli. iki yanımdaki iki iri adama kelepçelemişlerdi beni.

yolda boyuna soruyorlar. konuşmuyorum.

kayseri'ye varıyoruz.

geceyarısı.

vali'nin karşısına çıkarılıyorum.

"yakalandın mı sonunda?" dedi. vali, küçümsemeye çalışarak.

"sen bir kulsun, kul kalacaksın!" dedim.

hiç beklemiyordu. apışıp kaldı. sözümün altından kalkamadı. çekip gitti.

"istanbul'da bütün işkenceleri yöneten ılgız aykutlu'ydu. istanbul birinci şube müdürüydü. faşistlerleydi. biliyor musun? edebiyat okudu o o; istanbul edebiyat fakültesi'nde okudu. edebiyatın bir insanda işkence duygusunu yok edemeyişine şaşıyor insan. olmaz öyle şey. iyi bir edebiyatın olduğu yerde işkence mişkence olamaz." (deniz gezmiş)

yusuf aslan anlatıyor:

cezaevindeyken dışarıdan yemek gelmesi müthiş sevindiriyordu beni. babamı yeniden kazanmıştım. sabah, öğlen yemeklerimi babam getiriyordu.

buraya, mamak cezaevi'ne gelmeden iki gün önce babamla konuştum. burada görüş olmadığını söyledim.

"belki bir daha görüşemeyiz baba, bu son görüşmemiz olabilir" dedim.

çok üzüldü.

"ben bir adamını bulurum" dedi.

kalktı. sendeledi. düştü yere. gözleri bana dikilmişti. çıkardılar.

ağzından kan gelmiş dışarıda; ağlıyormuş. üzüntüden mide kanaması geçirmiş. hastaneye kaldırmışlar.

olay tbmm'ye gelir. meclis, bu konuyu ivedilikle görüşme kararı alır. önce meclis'te, sonra senato'da konu görüşülür. adalet partililerin tam kadro olarak katıldıkları oturumda ellerin büyük çoğunluğu, bu üç gencin bir an önce asılarak öldürülmeleri için havaya kalkar. bir şeyin, bir başka dönemde asılan üç kişinin öcünü almak istiyor gibidirler. üç-üç bitmelidir bu maç

hürriyet gazetesi'nden oktay ekşi geldi. minyatür bir fotoğraf makinesi vermek istedi bana. asılışların gizlice fotoğraflarını çekmemi istedi. kabul etmedim. (mükerrem erdoğan-avukat)

yusuf son sigarasını içerken, birden, odadaki kalabalığın içinde birini tanıyıverdi. tam karşısındaydı adam. sivil biriydi. pencerenin yanında duruyordu.

"işkenceler nasıl gidiyor?" dedi yusuf.

adam beklemiyordu böyle bir soruyu. telaşlandı. "bizde öyle şeyler yok" dedi.

"peki, elektrik işkenceleri nasıl gidiyor? başarılı mı?"

"öyle şeyler yapmayız biz" dedi adam.

"yaa, öyle mi? çoluk çocuğun var mı senin?"

"bir kızım var."

"hangi okula gidiyor?"

"daha küçük. okula gitmiyor."

"iyi, iyi" dedi yusuf.

sonradan öğrendik. adam, ankara emniyet müdürüymüş.

"burada ölen yalnızca benim bedenimdir, ki zaten ölümlüydü, ölecekti. ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz; ölmeyecek, yaşayacak." (deniz gezmiş)

"ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu uğrunda şerefimle bir defa ölüyorum. sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. biz halkımızın hizmetindeyiz. sizler amerika'nın hizmetindesiniz. yaşasın devrimciler! kahrolsun faşizm!" (yusuf aslan)

6.05.2010

darağacında üç fidan

nihat behram

bir an vardır, uğruna ölüme gidilir. işkence acıları unutulur, onurlu ve dik yaşamak iz bırakır hayatta.

niyazi ağırnaslı: bir kısım insanlar 27 mayıs'ın intikamını alma çabasındalar. 27 mayıs 1960'ta bu gençler ortaokul öğrencisiydiler.

deniz gezmiş: bizim asılma kararımızı çok önceden vermişlerdi zaten, bunu hep söyledik. dileriz ki biz boş yere ölmüş olmayalım ve vatan satıcılarının oyunları anlaşılsın yoksul halkımızca. boşa ölmüş olursak işte o zaman yazık olur. 

orhan izzet kök: biliyoruz ki 1. thko davasına bakan mahkemenin, hukukçu olmayan başkanı tuğgeneral ali elverdi, emekli olduktan sonra adalet partisi'ne girmiş ve giriş töreninde yaptığı konuşmada, sıkıyönetim döneminde "askeri görevleri yanında politik görevler de yaptığını" söylemiştir. elverdi'nin benzer itirafları, daha sonra başka konuşmalarda da sürmüş ve bunlar kamuoyuna yansımıştır. 

deniz gezmiş: bizi taylan özgür'ün yanına gömdürün ve infazlar sırasında mutlaka bulunun. burjuvazinin paçavra gazeteleri, korktular, düştüler, bayıldılar gibi onurumuzu kırıcı yayın yapmaya çalışır. duruma avukatlarımız tanık olmalılar.

deniz gezmiş: biz amerikalılara acımış, serbest bırakmıştık. sinan da aramızdaydı, sonradan dağıldık. sinan cemgil nurhak dağlarında yaralandı. silah kullanamaz haldeyken kasti olarak öldürüldü. alpaslan ve kadir de aynı şekilde öldürüldü. biz şarkışla'da teşhis edildik; ancak burada isteseydik bizi teşhis edenleri silah kullanamaz hale getirirdik; fakat bunu asla yapmadık, bu yola başvurmadık. arkamızı döndüğümüz sırada, bu yola başvurmadığımız kimseler tarafından ateş açıldı. 

hüseyin inan: ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. bundan sonra bu bayrağı türkiye halkına emanet ediyorum. yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!

hüseyin inan: ta ki vatanı amerika'ya satanların ve gericilerin sonu gelene kadar, bu kavga biz olmasak da devam edecektir!

5.05.2009

son mektup

hüseyin inan

babama, anneme, kardeşlerime ve yakın arkadaşlarıma,

söyleyecek fazla söz bulamıyorum.

bir insanın sonunda karşılaşacağı tabii sonuç bildiğiniz sebeplerden dolayı erken karşıma çıktı.

üzüntü ve acınızı tahmin ediyorum.

ilerde durumu çok daha yakından anlayacağınız inancındayım.

metin olunuz.

üzüntü ve acılarınızı unutmaya çalışınız.

bütün varlığımla hepinize kucak dolusu selamlar, sevgiler!..

yazılacak çok şey var, fakat hem mümkün değil, hem de sırası değil.. 

candan selamlar..