ahmed arif: şiir önce bir güzellik duygusudur.
nazım hikmet: şairin alim olması şart değildir ama cahil olmaması şarttır.
nancy h. kleinbaum: insan, insan ırkının bir üyesi olduğu için şiir okur ve insan ırkı tutkuyla doludur. tıp, hukuk, bankacılık hayatı devam ettirmek için gereklidir; ama şiir, aşk, sevgi, güzellik? bunlar da bizim yaşama nedenlerimiz!
memet fuat: iyi insan yetiştirmenin en kestirme yolu şiirden geçer.
veysel çolak: bütün yadsımalar insanoğlunun onurudur, yaşatan tarafıdır. edebiyat ve şiir bu yadsımanın biricik manevi alanıdır.
georges bataille: gerçek şiir yasaların dışındadır.
dino buzzati: yeryüzünde bir yasa vardır: her şeyin bedeli ödenir. sanat en yüksek bedelin ödendiği bir lükstür. şiir ise bütün sanatlardan daha pahalıdır.
şükrü erbaş: hemen her çağda üç değişmez konuğu olmuştur şiirin: sular, çocuklar ve akşamlar. üçü de düş kırığı bir acının izinde girmiştir şiire, üçü de aydınlık sevince gebe.
charles dickens: sahnede ışık ve müzik neyse hayatta şiir odur.
margaret atwood: şiir neden bulmaya çalışmaz. güzellik gerçek demektir, gerçek de güzellik. yeryüzünde tek bildiğimiz budur, bilmemiz gereken tek şey de budur!
d.m. thomas: umarım şiir ve psikanaliz, kendi özgün açılarından, insan yüzünü olanca soyluluğu ve hüznüyle aydınlatmayı sonsuza dek sürdürürler.
veysel çolak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
veysel çolak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17.08.2017
22.03.2014
yalnızlık
veysel çolak
taş öğreticidir, aşınarak da olsa, sokaklar uğultulu
silaha direnen etim yorgun, acıdan bir deri üstümde
belki de bir söylence.. ama
kurduğum düşler bir çocuğun büyüyen kalbinde
hiç değilse bu ırmak sende kalsın
yalnızlık bu, yanar durur düştüğü yerde
2.09.2013
birkaç kuş, birkaç anı
veysel çolak
evren küçük geldi kalkışanlara
yaşamak, çelişki ve elbette hepimiz
iyi de hangimiz aşılan sıradağlar
hangimiz tarihin iyileşen yarası
özledikçe başım eğilir boşluğa
açılan her pencere kararır bir bir
bütün gece aşınıp durur cinsellik
gürültüyle boğulur uykular
buluşsak su güler, dağ sevinir
avcılardan sakladığım kuşlar konar omzuna
bir papatya açar durur, bir diken kırılır
gece usulca öldürür kendini
çocukluğun o meraktan atlası
kurduğumuz düş hırçın ve kışkırtıcı
damıttığımız öfke paslanmalara karşı
yoksa aşk dediğin ne işe yarar
bir silah gibi kullanılmazsa
bir akarsuydu yüzün, gülüşün çırılçıplak
duyguların insan yorgunu. orada birikip durdun
bir karanfil usulca çizdi bugünün şafağını
şimdi bir kez daha sensizlik
boynumda yeni bir yara
öyleyiz, iki yol iki yalan
korkunç, saldırgan ve çırılçıplak
yaşadık
sonrası, birkaç kuş, birkaç anı
12.02.2011
yabancılaşma ve öteki şiir
veysel çolak
her insan yaşadığı gibi düşünür.
franco, ispanya'yı otuz yıl eğlence, futbol ve din sayesinde yönetmişti.
bütün yadsımalar insanoğlunun onurudur, yaşatan tarafıdır. edebiyat ve şiir bu yadsımanın biricik manevi alanıdır.
hitler'in toplama kamplarında görev yapanların goethe okuyup schubert dinledikleri biliniyor.
medyatik olan her şeye çığırtkanlıkla karşı çıkan kişi "birisi" imzasıyla şiir yayımlayabiliyor. medyaya uzak olmak adına yapıyor bunu. oysa yaptığı şey, reklamcılığın merak ögesini sonuna kadar kullanma tavrından başka bir şey değil.
cesaretini kaybetmenin en büyük kanıtı kendine acımaktır.
politik, bilimsel ve edebi konularda sert tartışma, saldırı biçiminde yazışma diye tanımlayabileceğimiz polemik olgusu, kültürel yaşantımızın yoksulluğuna oldukça denk düşmektedir.
din, insanoğlunun ertelenmiş, öbür dünyaya bırakılmış umududur.
adem'in eylemi, haram edilmiş bir meyveyi yemek değil, bilim ağacının meyvesinden tatma isteğidir.
bu dünyada yaşanması gereken insani değerlerin öbür dünyaya bırakılması; insanca yaşamanın ölümden sonraya ertelenmesi; gerçekliğin tersine çevrilmesinden başka bir şey değildir. gizemci yaklaşımlarla yapılır bu da. en etkili özleri de gizemci sanatçılar, gizemli şairlerdir.
her insan yaşadığı gibi düşünür.franco, ispanya'yı otuz yıl eğlence, futbol ve din sayesinde yönetmişti.
bütün yadsımalar insanoğlunun onurudur, yaşatan tarafıdır. edebiyat ve şiir bu yadsımanın biricik manevi alanıdır.
hitler'in toplama kamplarında görev yapanların goethe okuyup schubert dinledikleri biliniyor.
medyatik olan her şeye çığırtkanlıkla karşı çıkan kişi "birisi" imzasıyla şiir yayımlayabiliyor. medyaya uzak olmak adına yapıyor bunu. oysa yaptığı şey, reklamcılığın merak ögesini sonuna kadar kullanma tavrından başka bir şey değil.
cesaretini kaybetmenin en büyük kanıtı kendine acımaktır.
politik, bilimsel ve edebi konularda sert tartışma, saldırı biçiminde yazışma diye tanımlayabileceğimiz polemik olgusu, kültürel yaşantımızın yoksulluğuna oldukça denk düşmektedir.
din, insanoğlunun ertelenmiş, öbür dünyaya bırakılmış umududur.
adem'in eylemi, haram edilmiş bir meyveyi yemek değil, bilim ağacının meyvesinden tatma isteğidir.
bu dünyada yaşanması gereken insani değerlerin öbür dünyaya bırakılması; insanca yaşamanın ölümden sonraya ertelenmesi; gerçekliğin tersine çevrilmesinden başka bir şey değildir. gizemci yaklaşımlarla yapılır bu da. en etkili özleri de gizemci sanatçılar, gizemli şairlerdir.
5.11.2010
çift yönlü sömürü
veysel çolak
ilkel toplumda kol emeği ile çalışmayı bırakanların -din adamları, kabile reisleri- üreticilerin ürünlerinin bir kısmını karşılıksız almaya başlamasıyla emeğin yabancılaşması gündeme geldi. insanoğlunu bu dünyada anlamlı kılan onun üretim etkinliğinde bulunması ve bunun sonucunda bir şey yaratmasıdır. bu ürünün elinden alınması, yaşamının anlamı olan şeyin elinden alınmasından başka bir şey değildir. bu da dünyadan anlamsız bir konuma düşmektir. yani yaşam kendisi için geliştirilecek, gerçekleştirilecek bir şey değil; başkaları için üretici olacak bir araçtır sadece. bu çıkmaz, köleci toplumda daha korkunç bir noktaya vardırılır. bu toplumsal düzende bedeni de kendine ait değildir. hem üretim gücü -emeği- hem de gövdesi, fiziki güçle ona sahip olanındır. bu, insanın emeğine ve gövdesine katmerli yabancılaşmasından başka bir şey değildir. bu konumdaki insan feuerbach'ın idealist ve dinsel yaklaşımıyla avutulmaya, kandırılmaya çalışılır. bütün olumsuzlukların bittiği öbür dünyadan söz edilir. orada özgürlük vardır. orada açlıktan söz edilemez. bu dünyanın geçici, öbür dünyanın ise kalıcılığı söz konusudur. hem insanın bedeni ölümlüdür. ruhu ise ölümsüz olup öbür dünyaya gidecek olandır. ölüm bir kurtuluştur; çünkü ruhun kurtuluşudur. bedende tutuklu varsayılan ruh, ölümle özgürlüğüne kavuşacak ve o manevi dünyadaki sonsuz olanaklara, insani değerlere sahip olacaktır.
ilkel toplumda kol emeği ile çalışmayı bırakanların -din adamları, kabile reisleri- üreticilerin ürünlerinin bir kısmını karşılıksız almaya başlamasıyla emeğin yabancılaşması gündeme geldi. insanoğlunu bu dünyada anlamlı kılan onun üretim etkinliğinde bulunması ve bunun sonucunda bir şey yaratmasıdır. bu ürünün elinden alınması, yaşamının anlamı olan şeyin elinden alınmasından başka bir şey değildir. bu da dünyadan anlamsız bir konuma düşmektir. yani yaşam kendisi için geliştirilecek, gerçekleştirilecek bir şey değil; başkaları için üretici olacak bir araçtır sadece. bu çıkmaz, köleci toplumda daha korkunç bir noktaya vardırılır. bu toplumsal düzende bedeni de kendine ait değildir. hem üretim gücü -emeği- hem de gövdesi, fiziki güçle ona sahip olanındır. bu, insanın emeğine ve gövdesine katmerli yabancılaşmasından başka bir şey değildir. bu konumdaki insan feuerbach'ın idealist ve dinsel yaklaşımıyla avutulmaya, kandırılmaya çalışılır. bütün olumsuzlukların bittiği öbür dünyadan söz edilir. orada özgürlük vardır. orada açlıktan söz edilemez. bu dünyanın geçici, öbür dünyanın ise kalıcılığı söz konusudur. hem insanın bedeni ölümlüdür. ruhu ise ölümsüz olup öbür dünyaya gidecek olandır. ölüm bir kurtuluştur; çünkü ruhun kurtuluşudur. bedende tutuklu varsayılan ruh, ölümle özgürlüğüne kavuşacak ve o manevi dünyadaki sonsuz olanaklara, insani değerlere sahip olacaktır.



