mehmed uzun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mehmed uzun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.03.2022

kürt ayaklanmaları

mehmed uzun

kürtler binlerce yıldan bu yana yaşadıkları topraklarında durmadan çoğalarak izlenen resmi politikalara, açık ya da gizli, hep karşı durdu. türkiye'deki resmi sözcülerin söylediklerine göre cumhuriyet tarihi boyunca kürtler 28 kez ayaklandılar. 77 yılda 28 ayaklanma. bu 28 ayaklanmanın anlamı şu: kürtler hiçbir zaman kendilerini cumhuriyet'in asli vatandaşları olarak görmedi, sistemle uyum sağlamadı, resmi görüş ve politikalara hep karşı çıktı. öte yandan bu 28 ayaklanma elbette şu anlama da geliyor: fazlasıyla kanlı çatışma, acı, gözyaşı, sürgün, idam, hapis, hep bir olağanüstü savaş hali, bir askeri teyakkuz, bir anti-demokratik ortam.

kürtlere ilişkin durumu olabildiğince basitleştirmek için şunu sorayım: birisi size "sen yoksun, kimliğin, tarihin, geçmişin yok" derse ne yaparsınız? diliniz, eğitim, öğretim ve kamu dili olarak yasaklanırsa, size "dilin beş para etmez, benim dilimle eğitim göreceksin" denirse ne tür duygular yaşarsınız? çocuğunuza kendi dilinizle istediğiniz ismi veremezseniz kendinizi nasıl hissederdiniz? baba ve atalarınızdan öğrendiğiniz yer ve mekan isimleri, sırf dilinizle oldukları için değiştirilir ve kültürel miras olarak hiçbir şey ifade etmeyen yabancı bir dilde yeni isimlerle sıfatlandırılırsa ne yaparsınız? ve her allahın günü, tüm bir ömür boyu hep "sen, sen değilsin, sen bizdensin, bizden olacaksın." türü hırçın ideolojik sloganlar duyar ve bu kalıplara uygun bir biçimde terbiye edilmek istenirseniz, yaşamınız ne hale gelir?

türkiye cumhuriyeti'nin resmi tarihi bir insanlık dersini yeniden, tüm çıplaklığıyla, ispatladı: insanların ruhunu köleleştiremezsiniz. zorla insanları olduklarından başka hale getiremezsiniz. insanlar yenik düşebilir, yanlış yapabilir, ezikliğinden dolayı sesini çıkarmayabilir, çaresiz kalabilir ama insanların ruhunda hiçbir zaman yok edilemeyen bir aydınlık vardır: özgürlük ve eşitlik tutkusu. insanlık, tüm tarih boyunca, tüm engel ve badirelere karşın bu ışığın rehberliğinde yol aldı. bundan böyle de yol alacağı kesin.

insanlık tarihinin bize gösterdiği en önemli ders şu: ne kaba güç ne de zora ve inkara dayalı politika ilelebettir. çaresiz kalmış birey ve topluluklar bunu kabul etse bile insanlık kabul etmeyecektir.

19.07.2018

türkiye'nin realitesi

mehmed uzun

biz demokrasi geleneğinden uzak, anti demokratik, düşünce ve duygu fukarası, bireyin hak ve özgürlüklerinden söz bile etmeyen, vatandaşı itaat etmesi gereken bir "unsur" olarak gören, ilişkilerini güç erkine göre ayarlayan, ceberrut, yıkıcı ve yok edici bir anlayışın egemen olduğu bir zaman ve mekana aitiz. bölgemiz bir bütün olarak bugün belki de dünyanın en tutucu bölgesi. bölgemiz dünyanın gidişatına karşı direniyor; gelişmemek, uygar ve demokratik bir refah toplumu yaratmamak için, eksiksiz, her türlü çabayı gösteriyor. bireyin hak ve özgürlüklerini esas alan yeni yüzyıldaki dünyamızda, çin ile birlikte, bölgemiz bugün akhilleus'un topuğu. eğer uygar dünyaya ait bir ok, mızrak, kılıç o topuğa ulaşırsa, dünyadaki demokratikleşme, uygarlaşma süreci muazzam bir ivme kazanacaktır.

kürtlere, kürtçeye ve durumları kürtlerden de daha kötü olan mezopotamya'nın öteki kadim toplulukları asurilere, süryanilere, ermenilere, yahudilere, keldanilere, nasturilere, yezidilere, alevilere biçilmiş bir yaşam tarzı var. benim 7 yaşında yediğim tokata benzer biçimde tarihin tokadını yemiş bu topluluklar yok edilmeye mahkum edilmiş durumda. demokrasiden, insan haklarından, vicdan ve eşitlik duygusundan zerre kadar nasibini almamış ve "hak, hukuk, adalet tanımayan cahil ve kibirli askeri diktatörler, dini muhafazakârlığı en uç noktalara kadar götürmüş pervasız dini liderler ve sürekli uygarlıktan, mutlu gelecekten, adaletten söz eden, vatandaşlarına karşı duygusuz, her şeyi teknik, ekonomik gelişmeden ibaret gören pişkin sivil politikacıların yönettiği" bir bölgede tüm bu topluluklara söylenen şu: kaderine razı ol.

tasallutçu otoriter ideolojinin yok etmek istediği diller, sözcükler, anlatılar, şehirler.. uygarlıkların kaynağı olmuş, insanlık için çok şey ifade etmiş, varlıklarıyla bize kim olduğumuzu öğretmiş, şaşmaz insani değerler ve erdemler konusunda hep rehberimiz olmuş, tecrübeleriyle ruhumuzu zenginleştirmiş, bugün neredeyse yok olmakla karşı karşıya bir kültür mirası. bölgemizdeki bu kültür mirasının cahil diktatörler, et kafalı palabıyık generaller ve ruhunda tüm insani değerleri katletmiş sivil siyasetçiler tarafından yok edilmek istenmesi ne kadar acı!

diller, sözcükler, anlatılar, uygarlıklar, dinler, şehirler, bir kültür mirasını oluşturan her şey, zalimin zulmüne karşı dayanıklı, paslı zincirlere karşı inatçı, zamanın gürültüsüne karşı sabırlıdır. ancak insanın unutkanlığına karşı son derece kırılgan, kayıtsızlığına karşı çaresiz, ölü uykusuna karşı tümüyle savunmasızdır.

türkiye tek kültürlü değil, çokkültürlü bir ülkedir. resmi söylemin aksine, türkiye'nin realitesi budur. çokkültürlü bir ülkede "tek ulus, tek kültür" düşüncesinin resmi düşünce haline gelmesi ve bunda ısrar edilmesi her şeyden önce ülkeyi çok zayıflatır, dinamizmini keser, sağırlar diyaloğunun hakim olduğu bir çöl haline getirir, vatandaşları huzursuz, sıkıntılı, durmadan terleyen savcı-sanık haline getirir. kültürler arası ilişkiyi keser, kültürleri birbirinden ve dünyadan izole eder, onları fakirleştirir, basitleştirir, önyargılar yaratır, kültürler arasına nifak tohumları eker, çelişkiler çıkarır, kuşkular yaratır, gerilimi durmadan artırarak insanları birbirinden alabildiğine uzaklaştırır. kültür, bir yaşam biçimidir, bir yaşam için gerekli olan her şeydir. tek bir ulusal kültür yaratacağım diye kültürü, kültürleri eritmek, insanı, insanları, insanlığı eritmektir.

28.10.2017

nar çiçekleri

mehmed uzun

"kim bugün doğru dürüst hikayeler anlatabilen birilerine rastlıyor? bugün ölmekte olanların ağzından, kuşaktan kuşağa bir yüzük gibi dolaşan sapasağlam sözlerin çıktığı var mı? bir atasözü bugün kimin yardımına koşuyor?" (walter benjamin)

ancak edebiyat durmadan kirlenen vicdan ve yürekleri temizleyebilir; insan ve kültür sevgisini verebilir.

sürgün, hüzünlü, zor bir şeydir ama, bir yazar için de o kadar yaratıcıdır.

italo calvino: kentler vardır, yıllarla ve değişerek arzuları biçimlemeyi sürdürürler; kentler vardır, ya arzularca silinir ya da arzuları siler, yok ederler.

czeslaw milosz: edebiyat ve şiirin görevi insan olduğumuzu bize hatırlatmaktır.

bilinmezliğiyle bana heyecan veren her yeni kapı, bildiğim ve nasıl davranacağıma ilişkin emin olduğum eski bir kapıyı kapattı.

erasmus: insanlar, kendileri için onca gerekli olan birliğe, tüm diğerlerinden daha yatkın olmaları gereken insanlar, başka yerlerde onca güçlü ve etkili olan doğanın sesine sağır kalır.

kızaran nara benzersin, dalın tepesinde
en yüksek dalında unutulmuş, bir ağacın
hayır, unutulmuş değil, yetişilememiş (sappho)

bir hüzün olan ayrılık zenginleştirici, yenileyici olabilir. hüzün, tüm insanlığa sunulan bir coşkulu yaratıcılığın kaynağı da olabilir. insanları, kültürleri, dilleri, deneyleri yakınlaştırıcı, birleştirici de olabilir. hepimizin kendi alışkanlıklarımızla, tat ve renklerimizle içinde yer aldığımız heyecanlı, coşkulu bir insanlık "agora"sı da olabilir.

"sürgün bir mezarlıktır." (witold gombrowicz)

kürtlerin ülkesi tarihi olarak bir kültürler ve medeniyetler durağıdır.

albert camus: yazar kendini haklı ve canlı bir topluluk içinde duyabilir; bu da, yazarın elinden geldiğince, sanatının büyüklüğünü yapan şu iki görevi yüklenmesiyle olur: gerçeği ve özgürlüğü. sanatçının işi en büyük sayıda insanı toplamak olduğu için, yalanla ve kölelikle uzlaşamaz.

dünyada en tehlikeli ve hüzün verici ruh hali, çaresizlik ve acizliğin ruh halidir. diyalog yerine şiddetle çaresiz ve aciz hale getirilmiş insanın ruh hali hem çok trajik hem de çok tehlikelidir.

bir insanın ismini değiştirmek, köyünün ismini değiştirmek, dilini ve kültürünü yok etmek, zorla gelenek ve göreneklerinden uzaklaştırmaya çalışmak bir insanlık suçudur, büyük bir ayıptır.

"kan kanla yıkanmaz." (kürt atasözü)

yaşar kemal: ben aydınlığın yazarıyım. sevincin türkücüsüyüm.

türkiye gibi insani güzellikleri kendi eliyle katletmiş bir ülkede güzellikler bulmak, hele onlarla yaşamak büyük bir hüner ister.

hiçbir şey kendiliğinden başlamaz. her şey emekle, çabayla öğrenilir, daha önce var olanın üzerine kurulur.

4.05.2017

türkiye'nin sorunu

mehmed uzun

türkiye'nin en önemli sorunu, cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte kabul ettiği akıl almaz resmi görüştür. gelişme, çağdaşlaşma ve demokratikleşme konularında türkiye'nin en önemli engeli, hep bu türkiye'nin gerçeklerinden uzak resmi görüş olmuştur. büyük bir külfet ve taşınması neredeyse olanaksız bir kambur olan bu resmi görüş, türkiye'nin ekonomik ve kültürel hantallığının da en önemli nedenidir.

bilindiği gibi türkiye, küçük bir göçebe hanedanlığın kurup, fetihlerle durmadan genişlettiği ve uçsuz bucaksız sınırlara sahip bir imparatorluk haline getirdiği osmanlı imparatorluğu'nun enkazı üzerinde kuruldu. 1. dünya savaşı ile çok dinli, çok kültürlü, çok dilli osmanlı imparatorluğu yıkıldı, onun yerine -imparatorluğun neredeyse tüm topraklarını yitirmiş ve sadece anadolu ile trakya'nın küçük bir bölümünü elinde tutabilmiş- yeni bir cumhuriyet kuruldu. bir bölünme, parçalanma ve yok olma ruh haliyle kurulan cumhuriyet, sanki bölünme ve parçalanmanın nedeni osmanlı imparatorluğu'nun çok kültürlü karakteriymiş gibi, tekleşmeyi resmi bir ideoloji olarak kabul etti; tek devlet, tek ulus, tek dil, tek lider. yani türk devleti, türk ulusu, türk dili ve türk'ün atası, ulusal, mutlak lider.

oysa osmanlı imparatorluğu'nu savaşa sürükleyen ve dağılmasına neden olan osmanlı'nın belli oranda hoşgörülü ümmetçi resmi görüşleri değil, batı'nın monopolist düşüncelerinden fazlasıyla etkilenerek ortaya çıkmış olan türkçülüktü. devleti batıran, kaba bir türkçülüğü esas almış ve konspirasyonlarla devlet aygıtını ele geçirmiş çoğu asker kökenli devlet bürokratlarından oluşmuş ittihat ve terakki kliğiydi. ittihat ve terakkiciler devlete yeni bir ideolojik çehre vermek isterken devleti yıktılar ve olmadık kanlı serüvenlerle imparatorluğu paramparça ettiler. buna rağmen yeni rejimin kadroları çoğunlukla ittihatçı asker, sivil bürokratlardan oluştuğu için devletin resmi görüşü de bunlara uygun biçimlendi. ve imparatorluktan geriye kalmış toprak parçası üstünde yeni ve tek bir ulus, türk ulusunu yaratmak düşüncesi ve kaygısı nerdeyse her şeyin merkezi haline geldi. devlet buna göre biçim aldı, yasalar bu esas gözetilerek çıkarıldı, toplumsal ve kültürel yaşam türkçülüğe göre yeniden düzenlendi.

kürtler; varlık, dil, kültür, kimlik ve tarih olarak inkar edilmeye başlandı. 1923'te lozan antlaşması'yla varlıkları kabul edilen dini azınlıklar ise resmi yaşamın ve kamu yaşamının dışına itilerek izole bir hayata mahkum edildi. dil, tarih, kültür, edebiyat konularında resmi kurumlar oluşturularak bu yeni düşüncelerin motivasyonu olabilecek akılalmaz teoriler üretildi.

octavio paz'ın deyimiyle tam bir "ideolojik devlet" yaratıldı.

çağdaş insanlık tarihinin tanık olduğu en tehlikeli devlet biçimi, hep bu "ideolojik devletler" oldu. çeşitli fanatik ideolojilerin resmi görüş olarak kabul edildiği bu ideolojik devletlerin neredeyse her yerde aynı olan karakteristik özellikleri var: etno ve egosantriktirler, total yani mutlak düşünceye fazlasıyla itibar ederler, kaba bir milliyetçilik ideolojilerinin harcıdır, "ötekine" devamlı kuşku duyar, devamlı bir önyargı ve düşmanlık yayarlar; başka seslere, görüşlere, hareketlere karşı son derece hoşgörüsüzdürler, toplumu teyakkuz halinde tutmak için her zaman düşman ararlar, "ulu ve şanlı bir tarih" gibi argümanlarla yoğrulmuş ulusal ve kültürel bir şovenizme, bir kibre sahip olurlar, "aman bölünüyoruz, parçalanıyoruz, çevremiz düşman dolu" türü paranoyaları kültürel ve toplumsal yaşam biçimi haline getirirler. savaşa hazır olmak, ötekini alt etmek, tehlikelere karşı ülkeyi askeri bir disiplinle yönetmek vazgeçilmez ilkeleri olur.

herkesi, her şeyi kendi sisteminin bir parçası haline getirmek amacında olan bu tür "ideolojik devletlerin" uygar, açık ve demokratik rejimler yaratmaları son derece güçtür. tümden totaliter bir yapıya kaymamış olsalar bile, açık ve kapalı toplum, sivil ve askeri rejim, demokratik-antidemokratik ilkeler arasındaki sınırlar çoğu zaman bu ideolojik devletlerde ortadan kalkar. en iyi olasılıkla kimi zaman, kimi konuda çok demokratik olan devlet, kimi zaman da en totaliter devletten daha antidemokratik olabilir.

unutmayın, kendilerine kin ve nefretten bir gelecek kuranlar, gün gelir, yarattıkları o kin ve nefretin içinde kalıp boğulurlar.

6.03.2016

yaşlı rind'in ölümü

mehmed uzun

hayat, tesadüflerin güzel renkleriyle boyanmış bir tablodur.

her gezi, her gidiş, her yolculuk güzel bir şiir gibi dalgalanır yürekte ve güzel, yeni şeyler keşfetme imkanı sunar. bütün iyi, süslü, güzel şeyler yolculuklarda olgunlaşır.

savaşlar, haksız savaşlar; çılgınlık, alçaklık, kötülük ve zayıflığın en aşağılık mertebesidir.

insan, hiçbir şeyi unutmaması gereken yerde birden çok şey kaybeder.

kendi kökünden ve izinden, toprağından ve dilinden kopma. onlar bu kötü, naçar hayatımızda mutluluğumuzun pınarlarıdır.

insan ileriye tek bir adım bile atsa iyidir bu.

insan yalnızlığın ağır perdesi altında sözcüklerle derin ve duygu dolu bir dostluk kurabilir.

insan, kendini insanlarda bulunan bazı şeylerden kurtarmalı.

topraktan daha iyi, daha güzel ve daha mukaddes bir şey yoktur.

zaman akıyor. zaman çarpıyor bize. zamanın akışı önünde hiçbir şey yapamıyoruz ve zaman bizi de alıp kendisiyle götürüyor.

korku gücün kız kardeşidir.

içinde yaşadığınız dünyada pek çok şey söyleniyor. hayatımın, anılarımın, sözlerimin; kelimelerin, kıssaların beyaz kalesi karşısında ne kıymeti var ki?

sınırlar, şartlar, zorunluluklar bizi bizden, insandan ve insanlıktan uzaklaştırıyor.

ruhunu dış dünyanın kirinden temizlemek ve ondan uzaklaşmak istediğin zaman köylülerin yanına gelmeli ve bir süre onlarla kalmalısın.

insanın yarattığı şey insanı kıvrandırıyor, öldürüyor.

insan küçük ve zavallıdır; ama kötü ve çirkef değil. bununla birlikte zavallılığımızı asla birine anlatmak ya da göstermek istemeyiz. çünkü utanıyoruz, korkuyoruz, itiraf edemiyoruz. yalnız bu kadar da değil. ortalıktaki koşuşturmadan dolayı birbirimizi dinleme fırsatı da bulamıyoruz. böylesi bir hırgür içinde birbirimizin canını yakıyor, birbirimizi üzüyoruz.

hayatın son adımının ölümün kapısına doğru olduğunu biliriz. ama bizi hayattan uzaklaştıran bu son adım, ölümsüzlüğün ilk adımı değil midir?

31.01.2016

uzun lafın kısası

alexandre dumas: iyi nedenler kadar hiçbir şey insana cesaret veremez.

andre breton: en yalın gerçeküstü edim, elde tabanca sokağa fırlamak ve kalabalığa, gücünün yettiğince, gelişigüzel ateş etmektir.

bertolt brecht: ihtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplum olmalı.

choderlos de laclos: erkekler böyledir işte; hepsi de alçakça şeyler kurar, kurduklarını yapmakta bir beceriksizlik, bir korku gösterdiler mi adına ahlak temizliği, namus derler.

william blake: hapishaneler kanunun taşlarıyla yapılır, genelevler dinin tuğlalarıyla.

erich fromm: esenlik, insanın insana ve doğruya duyguyla bağlı olması demektir; ayrılıktan, bölüklükten, kopukluktan, yabancılaşmadan kendini kurtarıp var olan her şeyle bir olduğunu bir yaşantı durumuna getirmek demektir.

jaroslav hasek: insanları boğazlamanın ilk hazırlıkları, her zaman, ya tanrı adına ya da insanoğlunun kendi kafasında yarattığı yüce bir varlık adına yapılmıştır.

kierkegaard: tüm ruhunla umutsuzluğa kapıl; umutsuzluğa kapılan, sonsuz insanı bulur.

mehmed uzun: bireyin dilini, dinini ve kimliğini yasaklamak ya da yok etmek için çalışmak bölücülüktür. sadece bölücülük değil bir insanlık suçudur da.

orson welles: kabil'den bu yana binlerce yıl geçti ve cinayet hala genellikle amatörlerin elinde olan bir iş.

sabahattin eyüboğlu: en büyük ahlaksızlık ahlak adına yapılandır.

yasunari kawabata: belki de doğrudur, bir insan o kadar doğru olamaz; öteyi beriyi düşünmek zorundadır çünkü.

31.10.2015

uzun lafın kısası

jean baudrillard: anısı yüreğinizi daraltınca hoş olanın yüceliği anlaşılır.

andre gorz: hiçbir iş adanmayı hak etmez.

erik orsenna: bütün yabani hayvanlardan kaçabilirsin; kaderini taşıyanın dışında.

walter benjamin: bir aşkta çoğu insan ebedi yurdunu arar. ama başkaları, çok azı, ebedi yolculuğu. bu sonuncular aşkta toprak anayla temasa gelmekten korkan melankoliklerdir. sıla hasretini onlardan uzak tutacak kişiyi ararlar. o kişiye sadık kalırlar.

klaus schröter: her yerde yararlı olmaya çalışın, siz her yerde evinizdesiniz.

william blake: eğer algının kapıları temizlenseydi her şey insana olduğu gibi görünürdü: sonsuz. çünkü insan kendisini kapattı; ta ki tüm şeyleri mağarasındaki dar çatlaklardan görene dek.

alexandre dumas: kendini savunmayı bilmeyenlerin intikamını almak, adaletin görevidir.

hakan günday: medeniyetten daha kötü bir şey varsa o da medeni olmaya çalışan bir medeniyetsizliktir.

mehmed uzun: her zaman böyledir; karanlık, çaresiz ve dar günlerde dostlar azalır.

choderlos de laclos: her anlamlı kişide en azından üç temel nitelik vardır: önce insanda bir amaç kavramı, sonra buna ulaşma istenci, daha sonra da bu istencin dizgeleştirilmesi.

oscar lewis: bir erkekle yatan orospu için en keyifli an, parayı avucunda hissettiği andır.

william james: çoğu insan fiziksel, entelektüel veya ahlaki açıdan olsun kendi potansiyel varlıklarının çok azını kapsayan dar bir çemberde yaşar. hepimiz içinden hayal bile etmediğimiz şeyleri çekip çıkarabileceğimiz yaşam sarnıçlarına sahibiz.

29.09.2015

uzun lafın kısası

andre gorz: yalnızca bir özne anlam yaratabilir.

bertrand russell: bir suçsuzun cezalandırılmasındansa, doksan dokuz suçlunun cezadan kurtulması daha iyidir.

cicero: iftira kadar hızlı çıkan, kolayca ortalığa atılan, çarçabuk kabul edilen, alabildiğine yayılan hiçbir şey yoktur.

erik orsenna: en güzel hikayeler hep daire biçimindedir; kalbimizin en derin noktasına dokunmak için bizleri en uzağa götürür.

hakan günday: üçüncü dünya ülkelerinde rütbe yoktur. tanrı ve kulları vardır.

jean baudrillard: büyük insan zamanının önündedir; akıllı insan zamanında bir şeyler yapar; aptallar da zamanın önünde dikilirler.

klaus schröter: sağlam bir kahkaha dünyadaki en iyi şeydir.

alexandre dumas: mutluluk, büyülü adalarda kapılarını ejderhaların beklediği saraylar gibidir. onu elde etmek için savaşmak gerekir.

mehmed uzun: dünyada hiçbir fikir eseri yoktur ki zulme karşı başkaldırmamış olsun.

oscar lewis: bir kadının mutlu olabilmesi için kendisini iyi giydiren, iyi doyuran ve iyi okşayan bir erkeğe ihtiyacı vardır.

şevket rado: insanlar dünyadan değil, insanlardan şikayetçidirler.

sadık hidayet: bana göre değil bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuş bu dünya. yeryüzünün, gökyüzünün güçlülerine avuç açanlar, yaltaklanmayı bilenler için.

16.06.2015

türkçülük

mehmed uzun

yazının gücüne değil, kılıcın gücüne inananlar, yazıya kulak asmazlar; ta ki günün birinde yazının gücünün, kılıcın gücünden daha kuvvetli olduğunu gözleriyle görünceye, deneyleriyle yaşayıncaya kadar.

şehzadebaşı'ndaki o gün, uzak bir yerden gelen ve iyi türkçe bile bilmeyen ismail gansperenski, konferansında sürekli türk ve türkçülükten söz etti. zorla anladığımız o kötü türkçesiyle, her sözünün başında "türk ve gayri türk" deyimini kullandı. konferansın bitiminde sadece şunu anladık: osmanlı toprakları üzerinde sadece türkler yaşar, herkes türktür ve türk olmak zorundadır. soran kürtlerinin deyimiyle işkembeden atıyordu. onu dinlemeye gelenlerin hemen hiçbiri türk değildi ve salonda türk asıllı olanlar ancak parmakla gösterilebilecek kadardı. ben ve arkadaşlarım altı kişiydik. iki kürt, bir çerkez, bir arnavut, bir gürcü, bir de rum. evet biz osmanlıydık; ancak türk değil. o işkembeden laflar, evet o laflar osmanlı imparatorluğu'nun parçalanmasına neden oldu. acılara, ayrılıklara, inlemelere, kine, nefrete, ölüme ve öldürmeye, katliamlara neden oldu. ülkenin harap bir köye dönüşmesine sebep oldu. bu laflar yüzünden ülkenin yolları insan cesetleriyle doldu, virane yerler kurda kuşa kaldı.

ittihat ve terakki iktidardaydı. sultan reşat, ellerinde bir oyuncağa dönüşmüş, istedikleri her şeyi sultan'a kabul ettiriyorlardı. ittihatçıların çoğunluğu askerdi. savaşın içinde yetişmişlerdi, elleri kanlı, beyinleri suçluydu. hayalperesttiler. türk, türkçülük şiarları, bütün asya'yı istila etmek, osmanlı'nın diğer milletlerini yok etmek, içlerinde taşıdıkları vazgeçilmez bir istekti. kılıç konuştukları dil, tabanca yanlarından ayırmadıkları vazgeçilmez bir aksesuardı. onlardan olmayan, onların dışında kalan herkes, onların düşmanıydı. herkes türk olmak, sadece türk olmak değil, türkçü olmak zorundaydı. islamiyet, osmanlılık, osmanlı halklarının kardeşliği.. her şey kaybolmuştu. baskıcı bir siyasetin ve topun tüfeğin hükmü vardı. kin ve nefret tohumları, ölüm ve öldürme tohumları her yerde ekiliyordu.

6 nisan 1909'da serbesti gazetesinin başyazarı hasan fehmi, ittihatçıların kurşunlarına hedef oldu. bir ittihatçı zabit karşı yönden geldi ve tabancasını göğsüne boşalttı. serbesti gazetesi uygar bir çizgi izleyen, avrupalıların deyimiyle liberal bir gazeteydi. ancak ittihatçılar kendilerinden başka kimseyi sevmiyorlardı, kimseyi istemiyorlardı. hasan fehmi'nin göğsüne ve kafasına sıkılan kurşunlar, aslında osmanlı devletinin kafasına sıkılmıştı. bu cinayetle devlet de hasan fehmi gibi dizlerinin üstüne düştü. bu cinayet, arkasından başka cinayetler getirdi.

bir ekim günü ittihatçılar, ellerinde silahlarıyla, gündüz vakti hükümet konağına girip öğleden sonra saat 2.45'te harbiye nazırı nazım paşa'yı, yine tabancayla öldürdüler. nazım paşa'dan başka iki devlet görevlisini de öldüren ittihatçılar, bir darbe ile yine hükümete el koydular.

1915'te ermeni katliamı yapıldı. yüz binlerce ermeni yaşlı genç, çoluk çocuk, kadın erkek ittihatçıların planlarıyla katledildi. hem de alçakça, kalleşçe. ittihatçılar hırsız, çapulcu, katil ve cahillerden "teşkilat-ı mahsusa" adı altında silahlı bir çete grubu oluşturdu. onların görevi ermeni öldürmekti, onların köklerini kurutmaktı. ve bu planlarında da başarılı oldular.

cumhuriyet ve vatan gazeteleri ile ülkü, kadro, bozkurt, türkçü dergi, yurt ve dünya gibi dergiler geliyordu. yurt ve dünya hariç bu dergi ve gazetelerin hepsi yeni rejimin borazanı gibiydiler. hepsi "türkizasyon" politikasının birer organıydılar. onlara göre türkiye'de sadece türkler, türkçe, türk kültür ve gelenekleri vardı. ya diğer milletler? öteki dil ve kültürler? onlar için sadece bir yol vardı: türkleşmek. kürt dili zaten yasaktı. isimler değiştiriliyordu. bin yıllık aile, kent, köy, ova ve yaylaların isimleri değiştiriliyor, yeni türkçe isimler veriliyordu. taşların, ağaçların, çiçeklerin adları değiştiriliyordu. insan isimleri, unvanlar değiştiriliyor, herkese birer türkçe soyadı veriliyordu. kürt ailelerine öztürk, cantürk, korutürk, soytürk soyadları veriliyordu. biz bin yıllık bedirhaniler de, bir günde çınar olmuştuk, yani bir hiç! bedirhaniler, bin yıldan beri cizira botan'ın emirleri, osmanlı siyasetini etkilemiş bir köklü aile, hep birlikte çınar olmuşlardı. çınarları kim tanırdı ki..

unutmayın, kendilerine kin ve nefretten bir gelecek kuranlar, gün gelir, yarattıkları o kin ve nefretin içinde kalıp boğulurlar.

1.04.2014

zamanı zincirlenmiş insanlar

mehmed uzun

zamanı zincirlenmiş insanlar dünyanın her yanında var ve sayıları belki de milyarları buluyor. kim bunlar? bunlar, 1915'te kanlı çağımızın ilk sistemli soykırımına uğrayan, hala da orta doğu'nun tüm ülkelerinde zulmün yakıcı nefesini yaşamının her yerinde duyan ve geçmişi de, bugün ve geleceği de 1915'te dondurulmuş ermenilerdir. thomas mann'ın "dünyayı tehdit etmiş despotların en alçağı" diye adlandırdığı hitler ve rejimi tarafından 2. dünya savaşı sırasında tüm zamanların en büyük soykırımına uğrayan ve bugün de varlığına tahammül edilemeyen, hala bir "tehdit unsuru" olarak görülen yahudilerdir. kendi toprağında muhacir hale getirilmiş, en büyük ihanetleri de arap kardeşlerinden görmüş mazlum filistinlilerdir. mezopotamya'nın en önemli uygarlıklarını kurmuş ama hiç durmayan katliamlar zinciriyle neredeyse sonları getirilmiş asuriler, süryaniler, keldaniler, nasturiler ve öteki hristiyan azınlıklardır. kendi hakları için 150 yıldan bu yana hep başkaldırmış, hep mağlup olmuş ve bugün de haklarından yoksun olarak yaşayan ve durmadan aşağılanan kürtlerdir. ortadoğu'nun çeşitli ülkelerinde yaşayan ve dini özgürlükleri kısıtlanan, zaman zaman da katliamlara uğrayan aleviler ve yezidilerdir. balkanlarda, kafkaslarda etnik hakları tanınmayan, ciddi bir asimilasyonun cenderesi altında ezilen azınlıklardır. 2. dünya savaşı'nda katliama uğrayan, bugün de yaşadıkları tüm ülkelerde durmadan rencide edilen çingenelerdir. müslüman oldukları için hep bir tehlike olarak görülen boşnaklar, kosova arnavutlarıdır. ülkesini, köklerini terk etmek zorunda kalmış ama geldiği avrupa ülkelerinde onurlu bir yaşam kurmasına müsaade edilmeyen; kovulmak, dışlanmak istenen göçmenlerdir. latin amerika'nın, octavio paz'ın deyimiyle "askeri caudillolar (siyasi/askeri diktatör) yönetiminin" kurbanı olmuş latin amerika yerlileri ve yüz milyonlarca yoksuludur. çin tarafından silah zoruyla işgal edilmiş ve en kutsal yerleri olan tapınakları bile çoğu zaman yakılıp yıkılmış, bugün de silahların gölgesinde yaşamak zorunda bırakılmış tibetlilerdir. et kafalı diktatörlerin ve kabile reisleriyle zalim yöneticilerin boğucu yönetimi ve terörü altında ezilmiş, bir lokma ekmeğe muhtaç hale getirilmiş afrikalı yüz milyonlarca insandır. 200 yıldır mücadele eden ama hala abd'de ve dünyanın birçok yerinde eşit insan muamelesi görmeyen, ırkçılar tarafından dışlanan zencilerdir.

yine etnik, dini, kültürel haklarından yoksun bırakılan, ezilen irlandalılar, basklar, tamiller ve burada tek tek sayma olanağı olmayan yığınla etnik, dinsel, toplumsal grup, zamanı zincirlenmiş insanlar kategorisindedir. bunlar dünyanın mazlumları, yoksulları ve kurbanlarıdır. tarihi haksızlıklara uğramış, hakları yok edilmiş, talepleri bastırılmış, hareketleri ezilmiştir. ve bir kabus olan bir geçmişe mahkum edilmişlerdir. zamanları dondurulmuş, sımsıkı zincirlenmiştir. bunlar "en alttakiler"dir.

30.12.2013

edebiyat ve yeni zamanların kültürü

semih gümüş

gustave flaubert: yazmak, yaşamanın bir biçimidir.

mario vargas llosa: üslubun doğru veya yanlış olmasının hiçbir önemi yoktur. önemli olan, etkili olup olmadığı ve anlattığı öykülere yaşam sanrısı katma amacına uygunluğudur.

zadie smith: bir karaktere hikaye yazmadan, odada yürümesine izin veremezsiniz.

siegfried kracauer: yenilikçi ve önemli yapıtlar, derinliklerinde ne kadar çok altın damarı saklı olursa, ille de karşılanması gereken istekleri olan kitle tarafından o kadar görmezden gelinir.

semih gümüş: bir edebiyatçı ne üstüne yazarsa yazsın, sonunda kendine dönük bir soruna dokunur.

andre gide: en çok, düşünmekte ve yazmakta hiçbir şahsi menfaat bulunmadığı zaman iyi düşünülür, iyi yazılır.

murathan mungan: yazmak en iyi başlangıçtır. yazmak aynı zamanda affetme isteğidir. ilkin anamızla babamızı affederiz, sonra sıra bize gelir, kendimize. affetmesi en zor kişiye.

mehmed uzun: yazmak, yazı da bir tür yolculuktur. deniz dalgaları arasında bir yolculuk. yolumuzu bulabilmek, doğru yola girmek için deniz dalgalarına karşı savaşırız. yaşanmış şeyleri yeniden diriltmek istediğimizde gereklidir bu savaş.

10.04.2013

kader kuyusu

mehmed uzun

her güzel ve hoş, insan veya eşya veya şey kutsaldır. hoşluk, güzellik hayatın temel felsefesi olmalı. hoşluk ve güzellik, hoş ve güzel bir dille anlatılmalı.

yüz, bedenin ruhudur. yüzde gördüğünü, insanın ruhunda da görürsün.

söz ve kavil, tohuma benzer. onu zamanın bağrına, gelecekte, günün birinde filiz versin diye ekersin. ancak tohum için toprak, su, güneş, ısı ve hava ne ise, söz ve kavil için de çaba, sebat, arayış, gayret ve aşk odur. her şeyden önce de aşk. damardır aşk, aşk ruhtur. tohum damardan beslenir. tohum toprağın derinliklerine kök salmayıncaya kadar, filiz verip yeryüzüne çıkabilir mi?

özlemin acısı bir kordur; insanın yüreğini hep dağlar.

her insan kendine özgü bir cihandır. her insan, hayatı, yaşadıkları, deneyimleri, duygu ve düşünceleriyle yeni bir dünyadır. yeni bir insanı tanımak, yeni bir dünyayı keşfetmeye benzer.

ayının bildiği 33 hikaye hepsi de armutla ilgili.

söylediğimiz şeyler doğru olabilir. ancak önemli olan bu değil. önemli olan, bu doğrular karşısında takındığımız tavırdır, ne yapacağımızdır.

"para iyi bir köle; ancak kötü bir efendidir." (kürt atasözü)

kelimeler de gül fidanına benzer; temiz havaya, gün ışığına, temiz suya, yumuşak toprağa, sulak yere ve usta bakıcılara ihtiyaç duyarlar.

"korkak kişi her an, yürekli kişi bir kez ölür."

birlik dille oluşur. ezilen uluslar iki şeyin gücüyle varlıklarını koruyabilirler: din bir, dil iki. ancak eğer ezen ve ezilen ulusun dini birse, o zaman geriye bir tek dil kalır.

"hayatın öğretmeni umut ise, hayata yol gösteren bir yıldızdır."

4.06.2012

yitik bir aşkın gölgesinde

mehmed uzun

dünyada hiçbir fikir eseri yoktur ki zulme karşı başkaldırmamış olsun.

her zaman böyledir; karanlık, çaresiz ve dar günlerde dostlar azalır. hep böyledir; yenilgi beraberinde yeni yenilgiler getirir. hep böyledir; acı günlerde, ihanetin, düşmanlığın, riyakarlığın, fetbazlığın, sahtekarlığın keyfine diyecek yoktur. kurt dumanlı havayı sever; ihanet de dar ve acı günleri.

unutma, herkes yuvasında mutludur.

"yeni bir şehir bulamazsın, yeni denizler yok, arkandan gelir bu şehir. hep onun sokaklarında gezecek, hep aynı yerleri dolaşacaksın. ve hep dönüp dolaşıp kendini bu şehirde bulacaksın. gemi yok senin için, yol yok. sen ki kendini tükettin bu şehirde, tükettin demektir her yerde de." (kavafis)

değişmeler ve tarih hiçbir zaman acısız, sancısız ve özlemsiz olmaz.

vicdan, sıcak, yumuşak bir sözcü. altın değerinde, ağır bir sözcük. herkesin, kayıtsız şartsız herkesin saygı duyduğu, üzerinde hemfikir olduğu bir sözcük. ancak nerede o? tank, top, para ve petrol sesinin her yeri istila ettiği bir dünyada, aynı dünyanın yaşanan musibetleri seyre çıktığı bir dönemde, vicdanın sesi nerede? ikiyüzlülüğün, sahtekarlığın değer addedildiği kardeşilik, dayanışma ve insanlığın ıssız, harap mezarlıklarda yasa oturduğu bir dünyada, bu sihirli sözcük ne anlama geliyor?

"düşüncenin yaratılmasında, birbirinin ikizi iki cevher vardır
biri iyilik, biri kötülük; hem düşüncede, hem konuşmada
bilge kişi iyiliği seçer işte, düşüncede ve konuşmada" (zerdüşt)

aşkın gölgesi. yürek ferahlığının, mutluluğun yurdu. sırrını iki kişinin bildiği maceraların ocağı. yürek ve vücut dilinin ülkesi. düşmanlıklarla dolu dünyaya karşı en güvenli sığınak.

ilerleme, yeniliklerin keşfi ve yaratma olmazsa tarih de olmaz.

her çeşit olay; küçük büyük, önemli önemsiz, yaşam zincirinin bir halkası olmalı. yaşanan günler de. zaman tüm sonuçlarına rağmen yaşam zincirinin halkalarını koparmamalı. bunu başaramayan insan için günlerin, zamanın ve olayların bir anlamı kalmaz. yani yaşam anlamını yitirir.

asıl felaket umutsuzluktur. umudu elden bırakmamalı.

her şeye rağmen; ölüme, sürgünlüğe, uzaklığa, özleme rağmen yaşamak güzel şey.

2.08.2009

zincirlenmiş zamanlar zincirlenmiş sözcükler

mehmed uzun

bireyin dilini, dinini ve kimliğini yasaklamak ya da yok etmek için çalışmak bölücülüktür. sadece bölücülük değil bir insanlık suçudur da.

insanoğlunun saygın ve haysiyetli bir yaşam mücadelesi yok edilemez; insanoğlunun özgürlük ve eşitlik düşü ruhlardan silinip atılamaz.

tasallutçu otoriter ideolojinin yok etmek istediği diller, sözcükler, anlatılar, şehirler.. uygarlıkların kaynağı olmuş, insanlık için çok şey ifade etmiş, varlıklarıyla bize kim olduğumuzu öğretmiş, şaşmaz insani değerler ve erdemler konusunda hep rehberimiz olmuş, tecrübeleriyle ruhumuzu zenginleştirmiş, bugün neredeyse yok olmakla karşı karşıya bir kültür mirası. bölgemizdeki bu kültür mirasının cahil diktatörler, et kafalı palabıyık generaller ve ruhunda tüm insani değerleri katletmiş sivil siyasetçiler tarafından yok edilmek istenmesi ne kadar acı!

diller, sözcükler, anlatılar, uygarlıklar, dinler, şehirler, bir kültür mirasını oluşturan her şey, zalimin zulmüne karşı dayanıklı, paslı zincirlere karşı inatçı, zamanın gürültüsüne karşı sabırlıdır. ancak insanın unutkanlığına karşı son derece kırılgan, kayıtsızlığına karşı çaresiz, ölü uykusuna karşı tümüyle savunmasızdır.

doğruca en uçta, sınırda durana
acıyla köşe kapmaca oynamadan
tadını almak için dirilişin
ağzıma kum doldursam
ancak o zaman düşebilirim belki ardınıza
terk ettiniz siz benim hicranımı
sevgimden ayrı düştünüz
canlarım benim (nelly sachs)

thomas mann: özgürlük bireyin talebi, özlemidir; eşitlik ise toplumun. özgürlük ölümsüz bir düşüncedir, hiçbir zaman yaşlanmaz, zamanların özellikleriyle kaybolmaz. özgürlük ve insan onuru yenik düşmez. saygın, onurlu bir demokrasi ancak bireyin özgürlüğü ve toplumun eşitliğiyle kurulabilir. hem toplumsal hem de evrensel barış ancak özgürlük ve eşitlikle inşa edilebilir.

köprüler hem herkese aittirler hem de hiç kimseye; hem her şeyin ilgi merkezidirler hem de her şeyin ötesinde; hem öte tarafa ilişkin merak ve arzuyu diri tutarlar hem de onlara biçim verirler; hem tek tek yolcuların, hem de tek tek yolculardan oluşmuş tüm bir tarihin tanığıdırlar; hem buranın ve bunların hem de oranın ve onlarındırlar; bunu ona, bunları onlara, buraları oralara bağlarlar. dünyada belki de en zor iş kendi özgün karakteriyle böylesi bir köprü olmaktır. çünkü köprüden geçen herkes köprünün efendisi olmak, köprüye ilelebet kendi damgasını vurmak, beğenmediğini değiştirerek, köprüyü kendine göre biçimlendirmek ister. köprünün, köprü görevini yerine getirebilmesi ve yenilikleri kendi özgün karakterinin bir parçası haline getirebilmesi için çok sabırlı olması, zamana, zamanın türlü hırçın dalgalarına karşı direnmesi gerekli.

yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın
bu şehir arkandan gelecektir
aynı sokaklarda dolaşacaksın, aynı mahallede yaşlanacaksın
aynı evlerde kır düşecek saçlarına
bu şehirdir gidip gideceğin yer (konstantin kavafis)

dayan, diren, sabırlı ol; günübirlik düşünme; zaman, sadece bir andan oluşmuyor, zamanı hiç bitmeyecek bir ayin gibi düşün ve yaşa; kine, nefrete, haset ve kıskançlıklara kulak verecek, onları kendine yaklaştıracak kadar küçülme; çile çekmeden insan ve insanlığı mutlu edebilecek hiçbir şeyin yaratılamayacağını unutma; acı ve hüzünden insanı mutlu edebilecek bir eser yaratmanın hünerini öğren, bu hünerin ustası ol; derin yalnızlığını, yaratacağın eserle, herkesin ortak olabileceği bir mutluluk haline getir. 

yasak, baskı, zor, asimilasyon ve benzeri anti-demokratik uygulamalar ancak yaygın bir korku ortamı yaratıldığında gerçekleşebiliyor. korku ortamında yaşayan insanlar da, koşulları nedeniyle, az ve öz konuşma ve anlatma sanatını öğreniyor. az ve öz anlatma sanatı, aynı zamanda, insanlık tarihinin bize bıraktığı en önemli miras; az ve öz söyleyen kalmış, laf kalabalığı yapan ve karışık söyleyen gitmiş. insanlığın ortak kültür mirasının temel özelliği tam da budur; insan için en gerekli, en zorunlu olan kalacak, gerisi atılacak.

yedi yaşındaydım ve bana ait o dünyayı seviyordum. ama ilkokula başladığım o ilk günün ilk saatinde, o dünyanın anlamsız, gereksiz, ilkel ve yasak olduğu, o dünyayı terk etmem gerektiği, hiçbir zaman unutamayacağım bir tokatla bana söylendi. iç anadolu'nun bir kasabasından gelmiş ve askerlik görevini öğretmen olarak yapan asık yüzlü bir öğretmen tarafından, şair ibrahim rafet isimli ilkokulun bahçesinde, tam sıraya girdiğimizde, benimle birlikte okula başlayan bir arkadaşımla doğal dilim kürtçe ile konuştuğum için, şiddetli bir tokatla ikaz edildim: "okulda kürtçe konuşmak yasak." türkçe söylenen "kürtçe konuşmak yasak" cümlesinin anlamını bile çok sonra öğrendim.

söz güzel, yalın ve insani olmalı.

"bir çocuğun temiz duygularıyla merhaba. merhaba; büyük acılarla ülkesinden uzak düşmeyi bile göze alarak yazan onurlu yazar merhaba! beni anlattığın için, insanlarımı anlattığın için sana ne kadar borçlu olduğumu seni okudukça anlıyor ve hüzünleniyorum. yaşam anlaşıldıkça acılaşır. acılar ise yaşamı anlamlılaştırıp olgunlaştırandır."

kürtlere, kürtçe'ye ve durumları kürtlerden de daha kötü olan mezopotamya'nın öteki kadim toplulukları asurilere, süryanilere, ermenilere, yahudilere, keldanilere, nasturilere, yezidilere, alevilere biçilmiş bir yaşam tarzı var. benim 7 yaşında yediğim tokata benzer biçimde tarihin tokadını yemiş bu topluluklar yok edilmeye mahkum edilmiş durumda. demokrasiden, insan haklarından, vicdan ve eşitlik duygusundan zerre kadar nasibini almamış ve "hak, hukuk, adalet tanımayan cahil ve kibirli askeri diktatörler, dini muhafazakarlığı en uç noktalara kadar götürmüş pervasız dini liderler ve sürekli uygarlıktan, mutlu gelecekten, adaletten söz eden, vatandaşlarına karşı duygusuz, her şeyi teknik, ekonomik gelişmeden ibaret gören pişkin sivil politikacıların yönettiği" bir bölgede tüm bu topluluklara söylenen şu: kaderine razı ol.

biz demokrasi geleneğinden uzak, anti demokratik, düşünce ve duygu fukarası, bireyin hak ve özgürlüklerinden söz bile etmeyen, vatandaşı itaat etmesi gereken bir "unsur" olarak gören, ilişkilerini güç erkine göre ayarlayan, ceberrut, yıkıcı ve yok edici bir anlayışın egemen olduğu bir zaman ve mekana aitiz. bölgemiz bir bütün olarak, bugün belki de dünyanın en tutucu bölgesi. bölgemiz dünyanın gidişatına karşı direniyor, gelişmemek, uygar ve demokratik bir refah toplumu yaratmamak için, eksiksiz, her türlü çabayı gösteriyor. bireyin hak ve özgürlüklerini esas alan yeni yüzyıldaki dünyamızda, çin ile birlikte, bölgemiz bugün akhilleus'un topuğu, eğer uygar dünyaya ait bir ok, mızrak, kılıç o topuğa ulaşırsa, dünyadaki demokratikleşme, uygarlaşma süreci muazzam bir ivme kazanacaktır.

thomas stearns eliot: hiçbir modernizm bir gelenek olmadan yaratılamaz. hiçbir yenilik köksüz değildir ve bir miras olmadan yeşermez.

özgürlük, ancak bir düş sahibi olduğunuz ve bunu canlı tutabildiğiniz oranda size yakındır. düş ölürse, istediğiniz kadar özgürlük sahillerine doğru yelken açın, hiçbir zaman oraya ulaşamayacaksınız. çünkü düş ölmüştür ve yelken açtığınız yerler sadece bir seraptır.

albert camus: umutsuzluğu adlandırmak, onu aşmaktır.

1923'lerden bu yana ciddi bir türkleştirme politikasının uygulandığı, kürtçenin eğitim, öğretim ve iletişim dili olarak yasaklandığı; kürt kimliğinin baskı altında tutulduğu, dili ve kimliğinden dolayı sayısız insanın tutuklanıp cezalandırıldığı; binlerce, onbinlerce şehir, kasaba, köy, dağ, ova, tepe isminin değiştirilerek türkçeleştirildiği; hatta kimi dönemler kürtlere "dağlı türkler" denildiği; bu yasaklara ilişkin anayasa ve öteki yasalarda sayısız maddenin bulunduğu biliniyor.

kürtçe, mezopotamya uygarlığının günümüzde hala yaşayan zengin dillerinden biridir. kürt dilinin zengin bir yazılı, klasik edebiyatı olmuştur. sözlü edebiyatı hala çok canlı ve zengindir. çeşitleri bol canlı bir müzik yaşamı, her türde eser veren bir modern edebiyatı vardır. kürtlerin çok eski bir tarihleri, hepimize ait insani bir zenginlik olan bir kültür mirasları vardır.