arthur conan doyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arthur conan doyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.11.2021

söylenmemiş söz

eduardo galeano

incil'in en popüler bölümü hangisidir? adem ve havva'nın elmayı ısırmaları. bu, incil'de yer almaz.

platon en meşhur cümlesini asla yazmamıştı: "savaşın nasıl bittiğini sadece ölüler gördüler."

la manchalı don kişot şunu asla söylemedi: "köpekler havlıyor, sancho, atlara eyer vurmanın zamanıdır."

en bilinen cümlesi voltaire tarafından ne yazıldı ne de söylendi: "söylediğin şeyle hemfikir değilim; ama bunu söyleme hakkın için canımı veririm."

hegel şunu hiçbir zaman yazmadı: "gri olan kuramdır, hayat ağacıysa yeşil."

sherlock holmes asla şöyle demedi: "basit düşün, sevgili watson."

hiçbir kitabında ya da kitapçığında, lenin şöyle yazmadı: "amaç araçları doğru kılar."

bertolt brecht en beğenilen şiirinin yazarı değildi:

"önce komünistleri götürdüler
hiç sesimi çıkarmadım
çünkü ben komünist değildim."

jorge luis borges dilden dile en çok dolaşan şiirinin yazarı değildi:

"eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim
daha çok hata yapmaya çalışırdım."

2.11.2018

arthur conan doyle

javier marias

arthur conan doyle, sherlock holmes ile ciddi meblağlar kazanmaya başlayıp da maddi zorluklarından kurtulunca, hala maddi zorluklar içinde kıvranan kardeşlerine sık sık açık çekler yollar. holmes 1893'te reichenbach şelaleleri'nden düşüp de ortadan kaybolduktan sonra, onu canlandırmasını isteyen yayıncıların yolladığı, edebiyat kökenli açık çekler de alır conan doyle. aslında holmes'u daha önce öldürmeye niyetlidir; ama dedektifin maceralarının hayranı olan ve kitabın basılmasını bile bekleyecek sabrı gösteremediği için oğlunun kendisine gönderdiği taslaklardan okuyan annesi buna engel olur. conan doyle bir mektup yazıp da holmes'un icabına bakmaya kararlı olduğunu; çünkü bunun onu "daha hoş şeylerle ilgilenmekten alıkoyduğunu" bildirince, annesi yıldırım telgrafla yanıtını yetiştirir: "hayır! sakın böyle bir şey yapma! yapamazsın! yapmamalısın!" böylelikle conan doyle dedektifin ölümünü iki yıl daha erteler.

arthur conan doyle birçok kez dedektifi sherlock holmes ile karıştırılmış ve bu nedenle başına gelmedik kalmamıştır. dedektifi hayata döndürme kararı vermesinin asıl nedeni lady blank adlı bir hanımın kızgınlıkla yaptığı şu yorumdur: "holmes'un ölümü gerçekten yüreğimi parçaladı; onun yazdığı kitaplardan öylesine zevk alıyordum ki.." parlamento seçimleri sırasında yaptığı konuşmalarda halk, "mr. sherlock holmes" diye bağırarak sözünü keser, politikayla değil cinayet davalarıyla ilgili ipe sapa gelmez sorular sorar. tüm karşı koymalarına rağmen "sir" unvanıyla onurlandırıldığında, "sir sherlock holmes" adına yazılmış kutlama mektupları alır. onu dedektifiyle karıştırmalarına sinirlendiği akla gelebilir ama doyle'u asıl sinirlendiren, yeterince karıştırılmamasıymış; yani pek çok insanın onda sherlock'tan çok bir doktor watson görmesine illet olurmuş asıl.

27.08.2018

aynalar

eduardo galeano

kakao güneşe ihtiyaç duymaz; çünkü onu içinde taşır. içindeki güneşten çikolatanın bize verdiği zevk ve keyif doğar.

bu dünyada yazılan ilk kitap, ölmeyi reddeden kral gılgamış'ın maceralarını anlatır.

dante, muhammed'in terörist olduğunu düşünüyordu. yoksa onu, sonsuza kadar işkence görme cezasına çarptırarak cehennemin katlarından birine yerleştirmezdi. onu gördüğümde, demişti "ilahi komedya" adlı eserinde, sakalından göbeğinin altına kadar bir yarık açılmıştı bedeninde.

homoseksüellerin cezadan kurtulmak için kadın kılığına girip fahişelik yapmalarından dolayı on beşinci asrın sonlarında venedik'te fuhuş sektörü çalışanlarına memelerini açıkta bırakma zorunluluğu getirildi. fahişelerin, çıplak göğüslerini müşteri çekmeye çalıştıkları evlerin penceresinden göstermeleri gerekiyordu.

işini kaybetme paniği, bu korku çağında bize hükmeden bütün korkuların içinde en güçlü hissedilen korkulardan biridir.

marşlar, genel bir kural olarak tehditler, küfürler, kendi kendini övmeler, savaşın yüceltilmesi aracılığıyla ve öldürmenin ya da ölmenin ne kadar onurlu bir görev olduğunun dile getirilmesi suretiyle ulusların kimliklerini teyit eder.

ilk özgür ülke, gerçek anlamda özgür ülke haiti olmuştur. köleliği ingiltere'den üç yıl önce, yeni kazandığı bağımsızlığını kutlarken ve unutulmuş yerli ismini tekrar elde ederken, şenlik ateşlerinin güneşinin aydınlattığı bir gecede kaldırmıştır.

şu cümle, ilk gastronomi kitapçığının yazarı brillat-savarin'e atfedilir: "bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim."

evrensel edebiyatın ilk aşk şiiri, yerle bir edilmesinden binlerce yıl önce ırak'ta doğdu:

"şarkıcı süslesin şarkılarıyla
sana anlatacağım öyküyü"

şiir, bir tanrıçayla bir çobanın buluşmasını sümer dilinde anlatır. tanrıça inanna o gece sanki ölümlüymüş gibi sevdi. çoban dumuzi ise bu gece boyunca ölümsüz oldu.

arthur conan doyle sir unvanı aldı ve bunu sherlock holmes'e borçlu değildi. yazarın soyluluk unvanı almasının sebebi emperyal davaya hizmet etmek için kaleme aldığı propaganda eserleriydi.

dünyanın güneyinde insan hayatı çok ucuzdur.

franco döneminde adalet yukarıda, kürsünün yüksek kısmında, kara cübbesine bürünmüş olan mahkeme başkanı oturuyor. onun sağında avukat, solundaysa savcı. daha aşağıdaki basamaklar, sanıkların oturduğu sıra henüz boş. yeni bir duruşma başlayacak. hakim alfonso hernandez pardo, mübaşire seslenir: "mahkumu getirsinler."

ilk başta bizim ebemiz olan zaman, gün gelecek celladımız olacak. dün, zaman bizi emzirdi ama yarın yiyecek.

biten aşk, sıkan hayat, ezip geçen ölüm. kaçınılmaz acılar vardır, bu böyledir, elden bir şey gelmez. ancak gezegendeki otoriteler acıya acı eklerler ve bize yaptıkları bu iyiliğin parasını alırlar. katma değer vergisini her gün, nakit parayla tıkır tıkır öderiz. katma acı vergisini her gün, mutsuzlukla tıkır tıkır öderiz. katma acı, hayatın geçiciliğinden doğan kederle işin geçiciliğinden doğan keder sanki aynı şeymiş gibi, kaderin kaçınılmazlığının kılığına giriyor.

10.09.2017

bir insanı bilim adamı yapan şey

v.s. ramachandran

bilim adamlığını meslek olarak seçmeniz için sizde olması gereken en önemli nitelik nedir? insanlar bu soruya çoğu kez "araştırma merakı" diye yanıt verirler ama bütün hikaye bundan ibaret olmasa gerek. ne de olsa herkes bir dereceye kadar meraklıdır ama herkesin yazgısı bilim adamı olmak değildir. ben saplantılı, tutkulu, neredeyse hastalık derecesinde araştırıcı olmak gerektiğini iddia edeceğim. ya da bir zamanlar peter medawar'ın dediği gibi, "anlaşılmayan bir şey karşısında fiziksel bir rahatsızlık duymanız" gerekir. merak hayatınıza egemen olmalıdır.

bilim doğayla aranızda yaşanan bir aşktır -bir aşk serüveninin bütün tutkulu niteliklerine sahiptir; çalkantı ve insanın genellikle romantik aşkla birleştirdiği tutkulu özlem. ama bu özlem nereden gelir? bir yere kadar bu belki de doğuştan gelen bir kişilik özelliğidir. ama daha önemlisi, sizin ilk ilişkilerinizden doğar. başarının en iyi formülünün, yaptıkları işe tutkuyla bağlı olan, o işten heyecan duyan insanların çevresinde bulunmak olduğunu; çünkü heyecan kadar bulaşıcı bir şeyin bulunmadığını ben çok erken keşfettim. bu bakımdan çok şanslıydım.

benim annemle babam gibi, insanı sürekli arkasından iten, doğal merakını boğmak yerine dürtüleyen bir annesi ve babası olmasının da yararı yok değildir. benim bilime olan ilgimi bildiği için annem, bana dünyanın her yerinden deniz kabukları ile -küçük bir denizatı da içinde olmak üzere- başka hayvan örnekleri getirirdi ve merdiven altına bir kimya laboratuvarı kurmama yardım etmişti. on bir yaşındayken babam bana carl zeiss marka bir araştırma mikroskobu aldı. daha da önemlisi, birbiriyle uzlaşmaz iki düşünceyi kafama soktular. birincisi, ben seçilmiş biriydim, en iyiydim; ikincisi, asla onların istedikleri kadar iyi olamazdım. çocuğunuzun, belki nevrotik ama mutlaka başarılı biri olmasını sağlayacak garantili bir formül.

insanın aklına bertrand russell'ın bir sözü geliyor: "çoğumuz için gerçek hayat ideal olan ile gerçek olan arasında sürekli bir uzlaşmadır; ama saf akıl dünyası uzlaşma diye bir şey tanımaz; böylece soylu itkilerimizden hiç değilse bir tanesinin gerçek dünyanın can sıkıcı sürgününden kaçmasına izin verir."

bilimin himaye gördüğü, büyük zenginlik dönemlerinde doruğuna ulaşmasında şaşılacak bir şey yoktur. bilimin en iyi gelişeceği ortam tam bir özgürlük ve parasal bağımsızlık ortamıdır.

bilim adamlığını meslek olarak seçmiş pek çok kişi ünlü olmak umuduyla bunu yapar. ben de bu boş gururlara karşı herhangi bir meslektaşımdan daha fazla bağışıklı değilim. ama hiç değilse bu tür düşünceler artık zihnimin baş köşesini işgal etmiyor; çünkü iki şeyi çok iyi biliyorum: bilim yaparak hiç ummadığım kadar eğleniyorum. o kadar ki, protestan iş ahlakı anlayışına sahip bir meslektaşım bir keresinde bana kuşkuyla sormuştu: "bu kadar eğleniyorsan yaptığın iş gerçekten bilim olabilir mi?" diye. ikincisi algı ve nörolojiyle ilgili olarak yaptığım deneylerin çoğu, bu alandaki meslektaşlarımın hiç değilse bazılarının düşünce tarzını etkiledi.

sherlock holmes'ün watson'a dediği gibi, "sıradanlık, kendinden daha yüksek bir şey tanımaz; dehayı fark etmek yetenek ister."

son çözümlemede geriye dönüp hayatınıza baktığınızda, yalnızca şu iki soru önemlidir: ne kadar etkim oldu? ne kadar eğlendim?

16.01.2015

süregelen

güven turan

insan soyu, dünya yüzündeki bütün canlıların en obur, en saldırgan, en acımasız, doğaya uyum ve doğaya katılım bakımından da en aykırı, dahası doğaya düşman soyudur.

kierkegaard: bir şair mutsuz, yüreği gizli acılarla parçalanmış biridir ama dudakları öylesine garip bir şekilde yaratılmıştır ki iç çekişler ve haykırışlar onların arasından çıktığında, güzel bir müziğe dönüşürler.

geçmiş, şimdiki zamanın kalıplaşmış halidir. geçmiş bir yüceltme değildir. ne iyi ve güzel bir anın izidir ne kötü ve acı bir anın. o anın izlerinin oluşu yeter! geçmişte şu oldu, bu oldu, bunları saptamak yeter. bir de onlara bugünden bakıp fazladan yükler yüklemek gereksiz.

john ashbery: şiirlerimin içeriğinin ne olduğunu bilmiyorum. biçiminin ne olduğunu da bilmiyorum. hiçbir şey bilmeden başlarım ve bittiğini hissettiğimde de yazmayı keserim. biçim denilen şey bana göre içeriktir ve içerik denilen de biçim.

türkiye'nin ilk toplu modernist çıkışı olan ikinci yeni hareketi, ankaralı bir harekettir. çıkış noktası ankara'da yayımlanmakta olan pazar postası'dır. bu oluşuma destek veren dergi de ankaralıdır: önce "seçilmiş hikayeler" adıyla yayımlanan "dost" dergisi. garip hareketi de ankaralıdır. garip'in üç şairinin de yaşamlarında ankara çok önemli bir yer tutar. istanbul'un neredeyse tek sorunu, kimin best-seller olduğu, olacağı, ne kadar kazandığıdır.

max denoir: normal aşk her tür sesin bir arada olduğu bir senfoni gibi gelir bize. çok çeşitli etkinliklerden doğar. bu nedenle çoktanrılı diyebiliriz ona. fetişizm, sadece bir tek enstrümandan çıkan ses rengini tanır; bir tek etkinlikten doğar; onun için de tektanrılıdır.

george bataille: üreme erotizmin karşıtıdır ve sürekliliği olmayan varlıkların bulunduğunu işaret eder.

islam estetiği deha kavramını dışlar özünde; çünkü deha, yaratıcılığı barındırır içinde. yaratıcılıksa "küfür"dür.

belçikalı gerçeküstücü ressam magritte'in o ünlü, bir pipo resminin üzerine yazdığı, "bu bir pipo değildir"ini mutlaka görmüşsünüzdür. bir yandan sanatçı, bir pipo resminin pipo olmadığını, bir pipo resmi olduğunu söylüyor. ama taa platon'dan beri süregelen, nesnelerle adları arasında sadece uzlaşma yoluyla bir ilişki olduğunu da söylemek istiyor.

yaratıcı yazar, "gerçekliği" yakalayabilmek için, yaşamı gözlemekten öte, yaşadığını yazıyor elbette ama yaşamdan fazlasını yaşadığı için becerebiliyor bunu.

kuran'da adı verilerek yasaklanan tek hayvan domuzdur. bunda, domuzun bütün orta doğu'daki en güçlü tanrılardan olan baal'in totem hayvanı oluşunun etkisi yok mudur acaba?

jose ortega y gasset: her bir yaşam, evren üzerine bir bakış açısıdır.

hayvan kanı, bir ara aksi iddia edilmiş olsa da, en iyi özümlenen demir kaynaklarından biridir insan için.

eli acıman: para kazanmak için iş yapılmaz; iş yapılır, para kazanılır.

ernst robert curtius: balzac'ın gizi, hayatın kendisine uçsuz bucaksız sunulduğu dahinin gizidir.

edebiyat tarihçileri, polisiye/cinayet türü romanların başlatıcısı olma onurunu edgar allan poe'ya verirler. poe nisan 1841'de yayımlanan "morg sokağı cinayeti" öyküsü ile ilk gerçek anlamda cinayet anlatısı türünü ve bu öyküdeki chevalier dupin karakteriyle de ilk gerçek dedektifi yaratmıştır. dupin'in yanında bir de arkadaşı vardır; o kişinin bütün yaptığı, yaşanılan öyküyü anlatmak ve garip sorular sormaktır. sir arthur conan doyle ilk süper dedektifi, sherlock holmes'u yaratırken yanına doktor watson'u da ekleyerek poe'nun izinden gitmiştir.