shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.11.2022

uzun lafın kısası

murathan mungan:
insanların büyük çoğunluğu kendindeki kötülüğe kördür.

shakespeare: adamakıllı asılmış bir insanın bu dünyada hiçbir şeyden korkusu kalmaz.

cesare pavese: insan hiçbir zaman büsbütün yalnız değildir dünyada. en kötü durumda, bir çocuğu, bir delikanlıyı ve zamanla olgun bir adamı, yani kendisinin eski bir halini bulur yanında.

goethe: üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır.

jean jaures: biz de geçmişe bağlıyız. ama geçmişe sevgi ve saygı göstermenin doğru yolu, uzun bir hayaletler zincirini seyretmek için yüzünü sönmüş yüzyıllara çevirmek değildir. geçmişe bakmanın en iyi yolu, vaktiyle çalışmış ve canlı kalmış kuvvetlerin eserini geleceğe doğru sürdürmektir.

p.a. loxias: her sanatçı mutsuz bir âşıktır ve mutsuz âşıklar öykülerini anlatmak isterler.

sigmund freud: sevdiğim zaman, sevgi dışında her şeyi dışlarım.

nietzsche: küçücük bir bahçe, incirler, biraz peynir ve üç ya da dört arkadaş; buydu epikuros'un bolluğu.

j.r.r. tolkien: genellikle beklenmedik konuklar en sağlam dost çıkarlar.

chuck palahniuk: anlaman gereken tek şey, pişman bir bok çuvalı olup çıktığındır.

halil cibran: kurbağaların sesi, sığırlarınkinden daha yüksek olabilir. fakat kurbağalarla ne tarlayı sürebilirsin, ne üzüm sıkma cenderesini döndürebilirsin ne de derilerinden ayakkabı yapabilirsin.

la rochefoucauld: öyle insanlar vardır ki, aşktan söz edildiğini duymasalar aşık olmazlardı.

30.09.2022

uzun lafın kısası

murathan mungan:
herkesin namusu yakalanana kadardır.

cesare pavese: bir şiirin herhangi bir şeyi değiştirdiği görülmemiştir.

fernando pessoa: en yücelerimizin tek üstünlüğü, her şeyin boş ve kaypak olduğunu daha iyi biliyor olmalarıdır.

jean jaures: kapitalist toplumda işçiler ister devlet için isterse özel kurumlar için çalışsınlar, hepsi aynı kapıya çıkar. patron devlet adını alır ve aynı sömürü, aynı kulluk, aynı yoksulluk sürüp gider.

paul auster: insanın sonsuzluk duygusuna en yaklaştığı an bugünü yaşamaktır.

sigmund freud: birçok kadındaki tartışmasız entelektüel gerilik, cinsel baskının gerektirdiği düşünce ketlemesine bağlanabilir.

vasili grossman: iyi insanlara bu dünyada rahat, huzur yoktur.

vladimir makanin: hepimiz toprakta olacağız. tabut ya da kutularda. ölüler susar. çürüme ve küldür payımıza düşen.

pascal bruckner: eğer kendisine partner bolluğu ve aşk malzemesi yenileme konusunda güvence verilmiş olsa tek eşliliğin yavan çorbasından anında vazgeçmeyecek sevecen bir koca, iffetli bir hanım yoktur.

shakespeare: unutma; gençlik, dayanıksız bir kumaştır. 

iris murdoch: bir yazarın öğrenmesi gereken en önemli şey, yazmış olduğu bir şeyi yırtabilmektir.

septimus severus: her şey idim, hiçbir şeye değmezmiş.

6.04.2021

66. sone

william shakespeare


vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni
değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez
değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz
değil mi ki ayaklar altında insan onuru
o kızoğlankız erdem dağlara kaldırılmış
ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru
ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş
değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın
değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene
doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın
değil mi ki kötüler kadı olmuş yemen'e
vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama
seni yalnız komak var, o koyuyor adama

25.12.2020

gerçek sorun

woody allen

şu çılgın dünyada güvenli bir şey kaldı mı? bitimli bir dünyada, benim alt ve üst bedenim dikkate alındığında, anlamlı bir şey bulmak nasıl mümkün olabilir?

bilimin bizi yarı yolda bıraktığını düşünürsek bu çok zor bir sorudur. evet, birçok hastalığı alt etmiştir, genetik şifreyi kırmıştır, insanı ay'a bile götürmüştür ama seksen yaşında bir adamı on sekizinde iki garson kızla odaya kapattığınızda pek bir şey olmamaktadır. çünkü gerçek sorunlar hiç değişmez.

çaresiz, kaderimle yalnız yüzleşeceğim. tanrı yok. hayatın anlamı yok. hiçbir şey kalıcı değil. büyük shakespeare'in eserleri bile evren yanıp tükendiğinde kül olacak. gerçi titus andronicus gibi oyunları düşününce bu o kadar da kötü bir şey değil ama ya diğerleri?

insanlar niye intihar ediyor belli! niye noktalamıyoruz bu saçmalığı? niye hayat denen bu berbat müsamereyi oynamak zorundayız? içimizde bir ses "yaşa!" diyorsa desin. çok ücra bir köşemizden bir komut geliyor sürekli, "yaşamayı sürdür!" diye. cloquet, bu sesin sahibini tanıdı. sigortacısıydı. tabii ya, dedi, "fishbein tazminat ödemek istemiyor."

sokrates'le tanışmak isterdim. sadece çok büyük bir düşünür olduğu için değil. antik yunanlıların bu en bilgesinin beni kendisine çeken tarafı, ölüm karşısındaki cesaretidir. kararı, ilkelerinden vazgeçmek yerine, bir şeyleri kanıtlamak için canını vermekti. fikir adamı için ölüm son değil, başlangıçtır.

21.10.2020

yürüyen gölge

william shakespeare



yaşam dediğin nedir ki, yürüyen bir gölge
bir zavallı kukla bu sahnede
bir saat baş sallayıp çekip gidecek
sonra bir daha asla görünmeyecek

her şey boş artık bu yalan dünyada
her şey bir oyuncak artık sadece
büyüklük, insanlık öldü
hayatın şarabı alındı gitti

tortusu kaldı yalnız bu karanlık mahzende

10.06.2020

mutluluk

charles dickens: kanayan bir kalple gülümsemek kolay değildir.

boethius: iyi olan her şeyle dolup taşmak, başkasına gerek duymadan sadece kendi kendine yetmek, mutluluğu gerçekleştirecek tek şeydir.

andrey platonov: sıradan, basit bir iş için bile insanın iç mutluluğa ihtiyacı vardır.

irene nemirovsky: mutluluk. onun peşinden sürüklenirsin, onu ararsın, bu çabayla kendini tüketirsin; oysaki şuracıktadır; artık hiçbir şey beklemediğin, hiçbir şey ummadığın, hiçbir şeyden şüphelenmediğin anda ortaya çıkar.

charles baudelaire: bir yığın küçük sevinçtir mutluluğu oluşturan.

connie palmen: ancak kendine ait bir yaşamı olan insanlar, her bir anın tiksinç farklılığında bütünlüğü algılayabilen insanlar, yaşam gerçekten neyse onun içinde bir hikaye görebilirler; ancak böyle insanlar mutlu olabilirler.

shakespeare: mutluluğun en güzel ifadesi susmaktır. ne kadar mutlu olduğunu anlatıp duran insan çok da mutlu olamaz.

konfüçyüs: yiyecek pirincim, içecek suyum ve kolumu dayayacak bir yastığım var. bunlarla ben mutluyum. zenginlik, şan, onur doğru olmayan bir yolda elde edilirse, bunlar benim için uçan bulutlar gibidir.

duygu asena: mutluluk, zamanı geldiğinde bırakıp gidebilmektir.

margaret atwood: mutluluk camdan duvarları olan bir bahçe: ne girebilirsiniz ne de çıkabilirsiniz. cennette hikayeler yoktur; çünkü yolculuk yoktur. hayatın dolambaçlı yollarında hikayeyi sürdüren şey kaybetmek, pişman olmak, acı çekmek ve yitirdiklerini özlemektir.

10.12.2019

dizeler


pek çok şafak vardır
henüz ışıldamamış olan
(friedrich nietzsche)

bu sabah kalktım ve bir bira daha içtim
gelecek belirsiz ve son hep çok yakında
(jim morrison)

zamanın soytarısı değildir sevgi
o değişmez kısacık günlerle haftalarla
direnir ve katlanır mahşerin ucuna dek
(william shakespeare)

bendim, diyor bir eski zaman kuğusu
şahane ve umutsuz kanat sıyıran
(stephane mallarme)

anlaktır, uyanıklıktır doğuran ve düşleyen
uykudur açık seçik gören
imge ve sanrıdır bakan
eksiklik ve boşluktur yaratan
(paul valery)

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan
(behçet necatigil)

değil mi ki hayat sonsuza dek sürmez
ölüler asla dirilmezler
ve en yorgun ırmaklar bile
bir yerde ulaşırlar denize
(algernon charles swinburne)

yine özgürlük! yine senin bayrağın, yırtılmış ama uçuyor
rüzgara karşı yıldırım gibi dalgalanıyor
(lord byron)

30.10.2019

uzun lafın kısası

carl sagan: olağan dışı iddialar olağan dışı kanıtlar gerektirir.

shakespeare: bu günlerin talihsizliği, delilerin körleri yönetmesidir.

thomas bernhard: bu ülkede bugün nereye bakarsak bakalım, gülünçlüğün bir lağım çukuruna bakıyoruz. bu kadar çok gülünçlük karşısında her sabah yüzümüz kıpkırmızı oluyor.

jean meslier: her din, insanlara tanrısallıktan alçakça ve akılsızca korkma duygusu vermeye çalışır.

doris lessing: taşrada, içinde biraz hayat belirtisi olan kızlar, seks delisidir.

campillo & ferreras: vahiyli tüm dinler kendi ahlaklarının çok yüksek olduğunu ve dünyanın da o ahlaka çok ihtiyacı olduğunu iddia eder. oysa aç bir insana yiyecek bir şey vermek için tanrıya inanmak şart değildir.

godfrey hardy: en asil hırs, kalıcı değeri olan bir şeyler bırakmaktır.

yuval noah harari: bizi hastalıktan ve kıtlıktan koruyan zenginliğin büyük kısmı laboratuvar maymunları, süt inekleri ve üretim bantlarındaki tavukların çektiği acılar sayesinde elde edildi. bu hayvanların on milyarlarcası son iki yüz yılda dünya tarihinde görülmemiş zalimlikte bir endüstriyel sömürüye tabi tutuldular.

wittgenstein: insanoğlu dünyaya geldiği ilk günden itibaren doymak bilmez bir iştahla birbirinin derisini yüzmüştür. birbirlerinin gözlerini oyarak, anüsünden ve vajinasından içeri acı biber dalları sokarak, beşikten mezara kadar birbirlerinin yollarına kızgın korlar dökmüşler, bok döşemişlerdir.

charles dickens: zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü. hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana.

alain badiou: bizim dünyamızda sadece fiyatı olan şey dikkate alındığından, hiçbir düşünceye, hiçbir fikre sahip olmamak gerekir. bize, "eğer imkanın varsa tüket, yoksa kapa çeneni ve yok ol!" diyen dünyaya ancak o zaman itaat edebiliriz.

john fowles: insan sürekli bir eksikliktir, sonsuz bir yoksunluktur, bireysel şeylere görünüşte sonsuz bir kayıtsızlık içinde bulunan görünüşte sonsuz bir okyanusta sürüklenmektedir.

william s. burroughs: bütün dünya bir darağacıdır, hepimiz rolümüzü oynarız. bazıları havlucu oğlandır, diğerleri muzır doktordur, çoğumuz ise hayatın görkemli deliğine mızırdanan pis moruklardan başka bir şey değilizdir.

2.09.2019

iki kral

william shakespeare



yeryüzünde yaşayan en zararlı şey bile
özel bir yarar taşır bu yeryüzüne
en yararlı şey bile yanlış kullanılırsa
yok edip doğru sonucu ulaşır zarara
kullanmayı bilmezsen iyi döner kötüye
kötü de bazen yücelir erdemmiş gibi
şu minik çiçeğin taze filizlerinde
zehir de var iyileştiren özler de
koklanırsa dinçlik verir her yerine insanın
tadılırsa öldürür tüm duyuları, durdurur yüreği
insanın içinde de, otlarda olduğu gibi
karargah kurmuştur birbirine düşman iki kral
biri erdem, öteki gemsiz istem
içlerinden kötüsü egemen oldu mu bir kez
kurt kemirip çürütür tez elden o bitkiyi

31.07.2019

uzun lafın kısası

baltasar gracian: asil bir yaşamın ilk günü, ölülerle sohbet ederek geçirilmelidir.

richard s. westfall: insanoğlunun boş inançlara düşkün ateşli yönü, din konularında her zaman gizemleri sevmek ve o yüzden en az anladığından en çok hoşlanmak olmuştur.

j.m. guyau: dünyada ıstırap devam ettiği sürece isyan etmiş kalbimde kuşku devam edecektir.

ömer hayyam: sema dediğimiz baş aşağı çevrilmiş tasa doğru, yardım için ellerini kaldırma; o senden daha biçaredir.

shakespeare: tanrı'ya yemin ederek sözünü doğrulamak isteyen kimseye güvenme; sözünü yerine getireceğine tanrı'yı tanık gösteren, bu tanıklıktan çekinecek kadar onur ve namus sahibi değildir.

thomas hardy: yaratıcılıkla tutuculuk bağdaşamaz, yüz bin antika meraklısı bir araya gelse tek bir yeni çığır açamazlar.

ebu'l ala el-maarri: tanıdığım ümmetler ne kadar cahildir! belki tanımamış olduğum, benden önce gelip geçmiş olan ümmetler daha sapık, daha alıktır. cuma namazlarında, eşeklikleri yüzünden, emirleri için tanrı'dan yardım isterler. onların bu haline az kalır ki, minber ağlasın.

"kutsal metinlerde öğretilen en büyük gerçek şudur: kalbindeki cehalet düğümü çözülmüş ve arzu ateşi sönmüş olan ölümlü kişi, ölümsüz olur." (upanişadlar)

jean meslier: din, her dönemde, insan ruhunu karanlıklarla doldurmaktan, gerçek bağlılık ve ilişkileri, gerçek görevleri, gerçek çıkarları hakkında onu tam bir cehalet içinde bulundurmaktan başka bir şey yapmamıştır.

sabahattin ali: insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir.

comte de volney: bütün tanrı bilimiyle ilgili kanılar fanteziden başka bir şey değildir. tanrıların nitelikleriyle, eylemleriyle, yaşamlarıyla ilgili bütün bu masallar, yalnızca mecazlama ve söylence örnekleridir.

charles bukowski: hastayız, ümit budalalarıyız. eski giysilerimizle, eski arabalarımızla, bütün hayatlar gibi harcanmış hayatlarımızla bir serap peşinde.

14.07.2019

sağduyu: tanrısızlığın ilmihali

jean meslier

din, insanların sınırlı zekalarını, anlaşılması kendileri için olanaksız olan bir şeyle meşgul etme sanatıdır.

din, ahlakı felce uğratır.

doğru yoldan sapmada şiddetle çıkarı olan, doğru yoldan sapanın yanında yer alan ve düşünceden, muhakemeden çekinen insanlara en iyi kanıtları, en iyi tanıkları dahi kabul ettiremezsiniz.

j.m. guyau: dünyada ıstırap devam ettiği sürece isyan etmiş kalbimde kuşku devam edecektir.

yeryüzünde görülen semavi dinlerin tümü, gizli inanışlarla, inanılmaz mucizelerle, aklı karıştırmak için icat edilmiş görünen, hayret uyandıran masallarla doludur.

firdevsi: başkalarının zararında kendi yararlarını ararlar ve dini öne sürerler.

bir dinde en çok saygı duyulan sırlar, diğer dinde alay konusudur. kendisini insanlara tanıtmak için bu kadar çabalayan tanrı, hiç olmazsa insanların tümüne bir lisanla seslenmeliydi. evrensel bir tanrı'nın, evrensel bir din bildirmesi gerekirdi.

shakespeare: tanrı'ya yemin ederek sözünü doğrulamak isteyen kimseye güvenme; sözünü yerine getireceğine tanrı'yı tanık gösteren, bu tanıklıktan çekinecek kadar onur ve namus sahibi değildir.

insanlar ne kadar ışıksız, kültürsüz ve akılsız olurlarsa dinlerine o oranda bağlılık gösterirler.

ömer hayyam: sema dediğimiz baş aşağı çevrilmiş tasa doğru, yardım için ellerini kaldırma; o senden daha biçaredir.

"gerçek, çoğunlukla can çekişenlerin dudaklarında yer bulur."

ey insan! milyonlarca yıl önce ne idiysen o olacaksın; o zaman "bilmem ne" idin, yine o zaman olduğun bu "bilmem ne" olmaya karar ver. haberin olmaksızın, bu biçiminle çıkmış olduğun kainat evine yeniden gir ve seni çevreleyen öteki bütün yaratıklar gibi, serzenişte bulunmadan, geç..

10.01.2019

soneler

william shakespeare


ben o şaire benzemem, onun tarzı başka bence
boyalı güzel görmesin, kaleme sarılır hemen
gökkubbeyi bile alıp şiirine koyar süs diye
güzel olan ne varsa sayar döker, güzelini anlatırken
bayılır, aklına gelen her benzetmeyi kullanmaya
güneşle ay, karalarla denizlerdeki değerli hazineler
nisanda ilk açan çiçekler, ender bulunan ne varsa
şu koca yuvarlağı donatan her güzellik şiirine girer
ama ben, aşkımda da şiirimde de ayrılamam doğrudan
yine de, inan olsun, benim sevdiğim de güzellikte
aşağı kalmaz cihandaki hiçbir ananın yavrusundan
gökkubbedeki altın mumlar kadar parlak değilse de
ikinci el övgü tüccarları varsın bol bol konuşsun
satacak malım yok ki benim, övgüye gerek olsun

kaderin ve insanların gözünden düştüğümde
oturup ağladığımda kimsesiz halime tek başıma
boş feryatlarımla haykırdığımda sağır göklere
kendi halime bakarak yandığımda alınyazıma
özenip ümitten yana benden zengin olan birine
ona benzeseydim dediğimde, dostlarım olsaydı onun gibi
falanın hünerine heveslendiğimde, filanın bilgisine
en çok ne varsa bende, en az onu istediğimde sanki
bir yandan, böyle düşünüyorum diye küçümserken kendimi
sen geliverirsin aklıma ve tüm varlığın o anda
şafakta, somurtkan topraktan yükselen tarla kuşu gibi
ilahiler söylemeye başlar tanrı katı eşiğinde
senin tatlı aşkınla öyle bir servete kavuşurum ki
kim ne derse desin, krallarla değişmem yerimi

bezdim hepsinden, ölüm gelse de huzur getirse
hangisini saysam: haklının hakkı hiç verilmez
allı pullu giysi düşer, beş para etmez serseriye
en güvendiğin adam seni aldatmaktan çekinmez
ona buna hayasızca yaldızlı paye dağıtılır
tertemiz genç kıza hoyratça damga vurulur
sarsak yönetimce becerikli insan engellenir
kusursuz adını hak etmişe haksızca leke sürülür
eğitimin, bilginin dili bağlanır yetkili kişilerce
bilgiç geçinen şarlatanlar yönetir bilgili adamı
iyilik kıskıvrak kul köle edilir kötülüğe
doğru sözlü kişinin aptala çıkartılır adı
bezdim işte bunlardan ve hiç durmam bana kalsa
ölmek, sevdiğimi yalnız bırakıp gitmek olmasa

güneşe filan benzemez benim sevdiğimin gözleri
dudaklarının rengi hiç kalır mercan kızılı yanında
kar beyazsa eğer, boz renk olmalı onun göğüsleri
tel tel denirse saçlara, kara teller biter başında
nice güller gördüm ben, pembeli, allı beyazlı
ama onun yanaklarında eser yok bence bunlardan
bildiğim kokuların çoğu herhalde daha hoş olmalı
sevdiğime yaklaştığımda, yüzüme vuran soluğundan
bayılırım dinlemeye o konuşurken ama, bilirim
çok daha güzel gelir aslında müziğin sesi kulağa
doğrusu tanrıçalar nasıl yürür, görmüş değilim
ama sevdiğim yürürken basbayağı basıyor toprağa
yine de, tanrı hakkı için, çok güzel o, bana kalırsa
olmayacak yakıştırmalarla donanan kadınlara kıyasla

kimlerin yıldızı yüzlerine gülmüşse, onlar övünsün
şan şöhretle, allı pullu unvanlarla, payelerle
kader bana nasip etmedi hiçbirini; ama olsun
ummadık mutluluk buldum ben, en değer verdiğim şeyde
üstlerindeyse güneşin gözü, taç yapraklarını açar bir anda
kadife çiçeği gibi yayılıverir ulu beylerin gözdeleri
ama en şatafatlı anlarında sönüverirler çatılan bir kaşla
ve kendileriyle birlikte gömülür gider kibirleri
kahramanlığıyla ün salmış çilekeş savaşçı
bin zafer kazansa da, bir kere düşsün yeter
onur defterinden hemen silinip atılır adı
yaptığı her şey, tüm çektikleri unutulur gider
o halde, ne mutlu bana ki, seviyor ve seviliyorum
ne ben vazgeçerim ondan, ne o benden, biliyorum

doğruluğun insana kattığı o tatlı süs yok mu
nasıl da kat kat güzelleştirir güzeli
gül güzeldir ama, içinde yaşayan o hoş koku
olduğundan da güzel gösterir bize gülü
canlı olmaya canlıdır rengi yaban gülünün de
farkı yoktur bildiğimiz kokulu gülden, bakınca
onun da dikeni olur, o da oynaşır sere serpe
yazın soluğuyla maskesi aralanıp goncası çıkınca
ama güzelliği görünüşte kaldığı için sadece
bir başına ölür gider; oysa tatlı gül öyle mi ya
işte tıpkı böyle, senin de güzelliğin artık gittiğinde
ey sevgili, muhteşem çocuk, doğruluğun yaşar şiirlerde

kim ki gücü olup da kullanmadan edebilir
dıştan kesin yapacakmış gibi görünür; yapmaz
kim ki başkasını etkiler, kendi taş gibi kalabilir
istifini bozmaz, renk vermez, kışkırtmaya kapılmaz
işte o kişi hakkıyla kullanıyordur tanrısal nimetleri
üstüne yoktur, doğanın servetini tutumlu kullanmada
kendi yüzünün hem gerçek efendisidir o hem sahibi
ötekilerse kahyalık eder güzelliklerine olsa olsa
tek başına yaşayıp ölüyor olsa da yalnızca
yazın gözüne elbette güzel görünür yaz çiçeği
o çiçek gün gelip bir hastalık kapmayagörsün ama
ondan kat kat üstün olacaktır otların en adisi
en tatlı şeyi en acıya döndürüverir konumu
zambak çürüdü mü, ottan beter olur kokusu

zavallı ruhum, günahkar dünyanın merkezi
isyancı güçlerle çepeçevre kuşatılmışken, neden
dış duvarlarının süsüne harcarsın da her şeyini
içerde kendini yer durur, yokluğa katlanırsın sen
ömrü bunca kısayken, yok olup giderken şu konak
anlamı var mı ona bu kadar masraf etmenin
sonunda bu fazlalığı toprak kurtları devralacak
yiyip bitirecek değil mi? bu değil mi sonu bedenin
o halde, ruhum, uşağından giden, can katsın canına
yeter ki artsın gücün, varsın beden sönüp gitsin
sat sen çer çöp saatleri, tanrısal süreler al yerine
içini doyurmaya bak, varlıklı olmasa da dışın
o zaman, insanla beslenen ölüm, senin besinin olacak
ölüm bir kere ölünce, ölmek diye bir şey kalmayacak

31.10.2018

uzun lafın kısası

patti smith: dikkat et, ruhunu sergilerken dikkat et, neyin varsa ortalığa dökme.

jean baudrillard: çünkü farklılık güzeldir, kayıtsızlık ise soylu.

charles bukowski: tanrım, çok tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. her şeyimiz var ama hiçbir şeyimiz yok.

thomas hobbes: dinin doğal nedeni gelecek kaygısıdır. gelecek korkusu yüzünden insanlar, görünmeyen şeylerin gücünden korkarlar.

robert musil: yaşamın zevkler okyanusundan yalnızca bir tutam cinsellik zevki alan bu hayat korkunç bir şey!

comte de volney: insanı, insanın tasarladığı gibi yaratmış olan tanrı değildir. aslında kendi tasarladığı gibi tanrı'yı düşünen, insandır.


woody allen: insan özgürleşmesi, hayatın absürtlüğünün farkına varmaktan geçer.

theodore kaczynski: tarih, genelde ne istediğini bile tam olarak bilmeyen çoğunluklar tarafından değil, kararlı ve etkin azınlıklar tarafından yazılır.


erich fromm: umut etmek, insan olmanın temel koşullarından biridir. insan umut etmekten vazgeçerse cehennemin kapısından girmiş demektir, kendi insanlığını geride bırakmış demektir.

shakespeare: senin kalbinde yaşayacağım, kucağında öleceğim, gözlerine gömüleceğim.

17.08.2018

bıçak sırtı

philip k. dick

aşk, sekse verilen bir başka addır.

üzüntü gibi bir hisse kapıldığında başka bir numara çevirerek ondan kaçamazsın. yaşamın her anını kapsayan bu tür bir üzüntü, keder kendi kendini yeniler.

her yaşam birdir. shakespeare'in eskiden dediği gibi, "hiçbir insan bir ada gibi yalnız değildir."

bu tür insanların dış dünyada yaşamaları imkânsız. şizoid kişilikler fark edilmeden ortalıkta dolaşamazlar.

insana benzeyen bir robotun herhangi bir makineden farkı yoktur.

bir empati kutusu sahip olunabilecek en özel nesnedir. bu bedeninin bir çeşit uzantısıdır. diğer insanlara dokunmanın, kendini yalnız hissetmemenin tek yoludur. herkes bilir bunu.

sürüngenler ve böcekler haricinde tüm hayvanlar yaşamak için ilgiye ve sıcaklığa ihtiyaç duyarlar.

mars yalnızlıklar beldesidir. buradan daha da beter bir yalnızlık.

keçinin en önemli avantajı, onu çalmak isteyecek kişiyi boynuzlamasının ona öğretilebilmesidir. keçi sadık bir hayvandır ve hiçbir kafesin zincirleyemeyeceği özgür, doğal bir ruhu vardır. ayrıca sizin farkında olmadığınız ek bir özelliği de vardır. çoğunlukla bir hayvanı satın alıp eve götürürsünüz ve sabah uyandığınızda herhangi bir radyoaktif nesneyi yiyip ölmüştür. oysa bir keçi için radyoaktif yemekler tehlike yaratmaz; çünkü keçi seçtiği her şeyi yiyebilir. hatta bir ineği, atı ve özellikle kediyi öldürebilecek nesneleri bile.

hayvanlar, hatta yılan balıkları, sincaplar, yılanlar ve örümcekler bile kutsaldır.

biz kahrolasıca üstün zekâmıza fazla güveniyoruz ve sonunda bizi mahveden de bu oluyor.

nereye gidersen git, yanlış yapmaya devam edeceksin. yaşamın temel şartı bu. kendi kimliğini çiğnemek zorunda kalmak. zamanı geldiğinde yaşayan her canlı bunu yapmak zorunda. bu en büyük gölgedir. yaradılışın bozguna uğratılmasıdır. bu evrendeki tüm canlı yaşamın kanını emen lanettir.

bazen yanlış bir şey yapmak doğrusunu yapmaktan daha iyi oluyor.

25.07.2018

kral lear

william shakespeare



en sefil dilencinin bile
ihtiyacından fazlası bulunur çıkınında

kudret kapılırsa yaltaklanmalara
görev sesini duyurmaktan korkar mı sanırsın
yücelik aklını kaçırırsa
dürüstlük namus borcu olur

özüne yabancı kalan düşüncelerle karıştırıldı mı
sevgi, sevgi olmaktan çıkar

zaman ikiyüzlülüğün gizlediğini
nasıl olsa bir gün ortaya çıkarır

kusurlarını örtenin sonu nasıl olsa utançtır

talih, o usta orospu
almaz yatağına yoksulu

zillet, insanın en aşağılık bir yaratık olduğunu
yüzüne çarpmak ister gibi
onu hayvana yaklaştıran yoksul, sefil bir kılığa sokar

hastalık hep ihmale uğratır sağlığın borçlu olduğu görevleri
baskı altında kalan benliğimiz
bedenimizle birlikte sarsınca ruhumuzu
gerçek kimliğimizi yitiririz

dilbazlıktan yoksun oluşumdur bana mutluluk veren
beni zenginleştiren şey

göze iyi görünür kötü kişiler
daha kötüleri varsa eğer
en kötü olmamak da
bir bakıma övgüye değer

aynanın karşısında kırıtmayan
bir tek kadın yoktur dünyada

talihten en yoksul, en aşağıda olan kimse
hep bir umut ile yaşar, çekinmez hiçbir şeyden

bir dirhemcik bile aklı olanlar
yağmur yağsa da, rüzgar esse de
uydurmalı mutluluğu kaderine
her gün yağar çünkü yağmurlar

ruh huzurluysa beden duyarlıdır

kendi başına acı çeken, ruhunda acıyı daha fazla duyar
çünkü geridedir her türlü tasasız şeyler
geçmişte kalmıştır mutlu bakışlar
ancak acının ortağı, dayanmanın dostu varsa
ruhun da çilesi hafifler

yolum kalmadı ki göze ihtiyacım olsun
zaten görebildiğim zamanlar da yolumda tökezledim
varlık, çoğu kez aşırı güven veriyor herkese
oysa yokluk, düşkünlük yararlı oluyor bizlere

varlığın kaynağını küçümseyen kimse
engel, sınır tanımaz yolu üstünde

insanın hayal gücü öylesine etkili ki
tüm canlılığına karşın, hayat denen o hazineyi
bazen aşırıp soyuveriyor
hayatın kendi buna karşı koyamayınca

"boş kap çok ses çıkarır."
(ingiliz deyişi)

tefeci, onu dolandıranı astırır
lime lime giysiler, en ufak, en önemsiz hataları bile gösterir
ama günahına altın kaplat da gör
adaletin güçlü, uzun kılıcı bir şey yapamadan kırılır
bir de sen o günahı paçavralara sar
bir cücenin saman çöpü bile onu deler

ağlayarak geldik bu dünyaya
yazık, doğduğumuz güne yazık

doğduğumuzda ağlarız
çünkü bu büyük maskaralar sahnesine çıkarız

hayat o kadar tatlı ki
her an ölüm acısıyla bin kez ölürüz de
göze alamayız hemen ölmeyi

insanlar, bu dünyaya gelişlerine katlandıkları gibi
göçüp gitmeye de katlanabilmelidirler
önemli olan hazırlıklı olmaktır ölüm gelince

dünya, dünya, ah dünya
senden nefret etmemize neden olan şey talihimizin cilvesidir
yoksa böylesine boyun eğmezdik yaşlanmaya, ölüme

17.06.2018

epigraflar


vitae nomen quidem est vita, opus autem mors.
yaşam, yaşam adını almış ama gerçekte ölümdür onun adı.
(herakleitos)

optima sors homini non esse.
doğmamış olmak insan için en iyi şey olmalı.
(theognis)

omnis hominum vita est plena dolore.
insanın tüm yaşamı acı doludur.
(euripides)

non enim quidquam alicubi est calamitosius homine omnium, 
quotquot super terram spirant.
şu dünyada soluk alan, yürüyen yaratıklar arasında
insandan daha acınacak bir yaratık yok.
(homeros)

nullum melius esse tempestiva morte.
hiçbir şey zamanında bir ölümden daha değerli değildir.
(plinius)

o, if this were seen -the happiest youth
-would shut the book and sit him down and die.
ah, bir görebilseydi, en mutlu genç bile
kitabı kapatır ve oturup ölümü beklerdi.
(shakespeare)

natum non esse sortes vincit alias omnes.
hiç doğmamış olmak insan için en iyisidir.
(sophokles)

this something better not to be.
daha iyisi var olmamaktır.
(lord byron)

via marcel proust

27.05.2018

kutsalın sonu

raoul vaneigem

yaşamı, kendi yolundan saparak içine hapsolduğu kötücül inkârlardan kurtarmanın vakti geldi. kutsalla işimizi bitirmek istiyoruz. kutsallık barbarlığın sığınağıdır. "bu adamı öldürebilirsin; çünkü kutsala hakaret etti, çünkü heretik sapkınlığa düştü, çünkü o bir dönek, çünkü bizim gibi düşünmüyor." ister dini olsun ister ideolojik, bütün dogmaların taşıyıcısı olduğu cinayete teşvik budur.

d'holbach'ın saptadığı gibi, "papazlar, vaizler, hahamlar ve imamlar ne zamanki kendilerinin yalanlanma tehlikesi ortaya çıksa yanılmazlıktan yararlanırlar."; ama rahatlıkla ezme imkanı ellerinden alındığında da yumuşak, dalkavuk ve uzlaşmacı görünmekte gayet başarılı olduklarını unutmayalım. eline iktidar geçiren her din köktencidir.

devleti islam'a bırakın, talibanlarınız ve şeriat olur; papalık totalitarizmine izin verin, engizisyon yeniden doğar; öldürücü doğum oranı artışı ve sansür görülür, kutsallığa hakaret suçuna mahkumiyetler ortaya çıkar.

hahamları kabul ettiğinizde, goyim'lere karşı ibrani dininin eski aforozunun yayıldığını işiteceksiniz: "kemikleri çürüsün!" luther'e hayran mısınız? onun yahudilere ve yalanlarına karşı risalesini okuyun: "bizde ve topraklarımız üzerinde yahudilerin tanrı'ya övgüler yağdırması, dua etmesi, eğitim vermesi, ilahiler okuması yasaklansın." jacques gruet'nin ve miguel servet'nin katili, cenevre diktatörü, tanrı aşkı adına aşkı küçümseyen, polisiye baskının vahşetiyle suçu sağlamlaştıran etik arınmanın kusursuz örneği aşağılık calvin'i hatırlayın. avrupa'da demokratlık oynayan, abd'de darwin'in okunmasını yasaklayan protestanı düşünün. yoksullara merhamet gösteren budizmin bu yoksulluğun kökünü kazımak yerine onu beslediğini unutmayın.

"tanrı sevgidir." demek müminlerin pek hoşuna gider. "tanrı öldürmeyi sever." der shakespeare kral lear'da. allah-ü ekber!

bununla birlikte, tekrarlamak gerekir ki, dinlerin kökten insanlık dışılığından bizleri kurtaracak olan şey baskının çizmeleri değildir.

dini bastırarak yok etmeyi düşünmüş olanların tek başardıkları şey onu yeniden canlandırmaktır; çünkü din kendi küllerinden doğan en yetkin baskı anlayışıdır. din cesetlerden beslenir ve kemikleri attığı çukurlarda birbirine karışmış olan yaşayanlarla ölülerin inanç şehitleri mi yoksa hoşgörüsüzlüğünün kurbanları mı olduğunun onun için pek önemi yoktur.

ailevi fanatizmin korkusuyla ya da sersemleştirilerek çarşaf giyen genç kızları aşk içinde serpilip gelişmeye bırakırsanız, kadın üzerindeki baskının iğrenç işaretlerini kaldırıp attıklarını ve allah'ın son dayanağı olan bu gülünç erkek egemenliğini geçersiz kıldıklarını göreceksiniz. 1848 pers'inde kadınların çador'dan kurtulması ve erkek zorbalığından özgürleşmesi için çağrı yapan şair kurretülayn'ın tavrının patriarkal rejimlerde örnek olması için, onların özgürlük iradeleriyle dayanışma içinde olmak gerekir.

kimsenin bir dine ibadet etmesi ya da bir inanca uyması engellenmesin; ama bunu başkalarına dayatmayı, özellikle çocukları zehirlemeyi aklından geçirmesinler. bir gelenek ve bir ritüel adına barbarlığa, kadın ve erkek sünnetinin sakatlayıcılığına, hayvanların dini amaçlarla öldürülmesine hiçbir şey izin vermesin.

kutsalın sonu, bütün inançlara ve bütün fikirlere, en sapkınlarına, en aptalcalarına, en iğrençlerine, en cahilcelerine bile mutlak hoşgörüyü gerektirir; ama şu kesin koşulla ki, tek tek kanaatler halinde kalmalı, ne çocuklara ne de bunları kabul etmek istemeyenlere dayatılmalıdır.

kutsalın sonu bütün inançların, bütün dinlerin, bütün ideolojilerin, bütün kavramsal sistemlerin, bütün düşüncelerin eleştirilme, alaya alınma, gülünç düşürülme hakkını içerir. bütün tanrıları, bütün mesihleri, peygamberleri, papaları, ortodoks papazları, hahamları, buddha papazlarını, protestan papazlarını ve diğer guruları aşağılama, onlara hakaret etme hakkı demektir.

kutsalın sonu, insanın gerçekleşmesine düşman bütün uygulamaların, çocuklar, kadınlar, erkekler, fauna, flora ve çevre karşısında uygulanan her türlü barbarlığın ortadan kaldırılması hakkıdır. kutsal kitap yoktur. "bir kutsal kitap açıklaması onu tamamen sıradan bir yere yerleştirebiliyorsa, bu en iyi açıklamadır; eğer eğitimimiz, dizginsiz saflığımız ve günümüzdeki soru sorma tarzımız engellemeseydi uzun süredir zaten böyle olurdu." diye saptamaktadır lichtenberg.

bütün mitolojiler birbiriyle eşdeğerdir. yunan diniyle offenbach tarzında ince ince alay edebilirken, hristiyan, ibrani, islam ya da budist mitolojisinin kişilerini aynı mizahla ele almaya niçin izin verilmediğini anlamak mümkün değildir. kutsal yer yoktur. bizi yok eden şeyi yok etmenin en iyi yolu, onu canlının yaratıcı gücüne terk etmektir. bunca uzun süredir karanlığa boğan anıtları oyun yoluyla yeniden kullanıma kazandırmak, kiliseleri, tapınakları, katedralleri, sinagogları, camileri; kreşlere, yeşil evlere, şenlik salonlarına, tiyatrolara, operalara, havuzlara, labirentlere, bahçelere, seralara, oyun alanlarına, müzelere, lojmanlara, kütüphanelere, buluşma ve eğitim merkezlerine, sanatçı ve zanaatkâr atölyelerine, restoranlara, birahanelere, meyhanelere, tavernalara dönüştürme fırsatını yalnızca bu güç verecektir.

her şeye gülmeyi öğrenmek istiyoruz; çünkü insanlıktan çıkmış varlığın sırıtmasındansa, nihayet kendi insanlığını keşfeden insanın özelliği olan bir gülmeyi tercih ediyoruz. bütün görüşlere hoşgörü, insanlık dışı her edime hoşgörüsüzlük!

tanrı hayaleti denen insanın bu sahtesini hayal mahsulleri müzesine terk etmenin tek bir yolu vardır; bu da, çalışma zorunluluğunun çok uzun süredir yabancı kıldığı yaşama iradesini bedene geri vermektir. dinin aşılmasını sağlayacak olan tek şey canlıya duyulan özlemdir, din duygusunun beslediği -bütün barbarlıkların kaynağı olan- bu sakatlanmayı insan duyarlılığına maruz bırakmayı önleyecek olan tek şey canlının bilincidir.

dini kendimizden söküp atmadan toplumdan atamayız. alçaklığı kendi yaşamımızdan sürgün etmeden, dinselliğin, kutsalın, kurban etmenin, ritüelin, suçluluk duygusunun, ölüm refleksinin, haz korkusu ve hazdan nefretin gündelik yaşamdaki varlığını ortadan kaldırmadan dini sona erdiremeyiz.

tanrı ve onun değişik biçimleri sakatlanmış bir bedenin fantasmalarından başka bir şey asla değildir. mutluluk özlemine karşı çıkın, hatta basitçe zorlayın; geçmişin hayaletlerinin cenaze korteji içinde bu tanrıların yeniden doğduğunu görürsünüz.

yoksulluklarını, hastalıklı hallerini, sakatlıklarını ve bağımlılıklarını bir soyluluk unvanı gibi üzerlerine geçirip ağlayıp sızlayan insanlar var oldukça din virüsü yeniden ortaya çıkacaktır.