#deha etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#deha etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.10.2022

dâhi

cemil meriç

la harpe hiç hoşlanmaz "genie" kelimesinden, "talent" nemize yetmiyor der. dile bu kaypak, bu müphem kelimeyi sokanlara atar tutar.

schopenhauer'a göre, "talent" sahibi, belli bir hedefe başkalarından daha maharetle ok atabilen adamdır. dâhi başkalarının oklarıyla değil, bakışlarıyla dahi ulaşamayacakları bir hedefe oklarını saplayabilen adam.

goethe daha güzel söylüyor: "kendi yağı ile kavrulan dâhi yok. dâhi bütün intibaları benimseyen ve onları kullanmayı bilen, karşısına çıkan malzemeler yığınını düzenleyen, canlandıran; kiminden tunç, kiminden mermer alıp bu hammaddelerle ebedi bir abide kuran kişidir. ben ne yaptım, ne gördüm, ne duydum, ne işittimse bir araya getirdim. hem tabiatın eserlerinden faydalandım hem insanların. yazılarımdan her birini binlerce insana veya binlerce nesneye borçluyum. alim de, cahil de, bilge de, deli de, çocuk da, ihtiyar da eserimi yazarken yardımcım oldu. yani realitede mevcut olan unsurları, çeşitli unsurları toparlıyor sadece benim eserim, goethe dedikleri bu bütünden ibaret."

22.09.2022

dâhi

balzac

birçok erkeğin sürekli uyumsuzluğa yol açan huysuzlukları vardır; bunlar evliliğin erişilmez güzelliği olan ev uyumunu bozar. erkeklerin çoğunun küçük kusurları vardır ve bunlardan sıkıntılar doğar.

kimi erkek görevlerine bağlı ve etkin ama sert ve geçimsizdir, kimi erkek iyi yürekli ama inatçı olur, kimi karısını sever ama isteklerinde kararsızdır, kimi bir şeylere göz dikip kapılır, duygularından borç öder gibi sıyrılır; kimi zengin eder ama yaşamda tat tuz bırakmaz. kısacası toplumsal ortamda yaşayan insanlar -onlara önemli kusurlar yükleyemesek de- kusursuz olmaktan çok uzaktırlar. düşünce insanları da barometreler kadar değişkendir. yalnızca dâhi, özünde iyidir.

gerçek mutluluk ruhsal basamakların yalnızca iki ucunda bulunabilir. yalnızca safdille dâhi biri zayıflığı, öteki gücüyle yaşamın bütün pürüzlerini yok eden sürekli bir tatlılık, inişsiz çıkışsız bir ruh hali yaratabilirler. birinde kayıtsızlık ve uyuşukluk vardır, ötekinde hoşgörü ve yüce düşüncenin sürekliliği. dâhi yüce düşüncenin yorumlayıcısıdır ve ilkede de uygulamada da kendi kendine benzemek zorundadır.

dâhi de, safdil de sade ve saftır; ne var ki birindeki boşluk, ötekinde bir derinliktir. işte bu yüzden akıllı kadınlar kusursuz bir adam bulamazlarsa safdilin birini seçmeye yatkındırlar.

23.08.2022

yasa koyucular

dostoyevski

ilk çağlardakilerden başlayıp lycurgus'la, solon'la, muhammet'le, napolyon'la vb. devam edersek, insanlığın yasa koyucularının, düzen getiricilerinin hepsi birer suçluydu. hiç değilse, yeni bir yasa getirirken, o güne dek toplumun kutsal bildiği, atalardan kalma yasaları değiştirdikleri için suçluydular. kuşkusuz, kendilerine bir yararı olacaksa (kimi zaman eski yasalara sadık kalmaktan başka suçu olmayan suçsuz insanların kahramanca döktükleri) kan bile durduramamıştır onları.

asıl ilginç olan da insanlığın her şeyini borçlu olduğu bu yüce kişilerin, bu düzen kurucuların büyük çoğunluğunun gerçekte acımasız birer kan dökücü olmalarıdır. değil büyük insanlar, toplumda çok az, sürüden ayrılan, yani söyleyecek çok küçük de olsa bir şeyi olan insanların tümü, yaradılışları gereği, (kuşkusuz, az ya da çok), kesinlikle birer suçlu olmak zorundadır. yoksa sürüden ayrılmaları çok güç kuşkusuz. bana sorarsanız razı olmamaları da gerekir.

doğanın yasaları gereği insanlar genelde iki gruba ayrılırlar: aşağı sınıf (olağan olanlar) ki böylelerinin görevi yalnızca kendileri gibi yaratıkların üremesinde hammadde görevi yapmaktır; bir de bulundukları ortamda söyleyecek yeni bir şeyleri olan yetenekli, üstün insanlar. kuşkusuz, burada birçok da alt bölümler söz konusudur. ama bu iki grubu birbirinden ayıran çizgiler oldukça keskindir: birinci grup, hammadde olan insanlar genel söyleyecek olursak, yaradılıştan tutucudurlar, uysaldırlar, her şeye boyun eğerek yaşayıp giderler, söz dinlemeyi severler.

ikinci gruba gelince, sürekli yasaların sınırlarını zorlarlar böyleleri. yetenekleri ölçüsünde yıkıcıdırlar ya da buna yatkındırlar. bu tür insanların suçları da görecedir kuşkusuz, ayrıca çok çeşitlidir. hayli değişik söylemlerle, daha iyi bir düzen adına günün düzeninin yıkılmasını savunurlar. ama düşüncelerini gerçekleştirmek için cesetler üzerinden, kan gölleri üzerinden atlamaları gerekse bile, bence, ruhunun derinliklerinde, vicdanlarında bu kan gölünün üzerinden atlamaya izin verebilirler kendilerine. ama şunu da unutmamak gerekir kuşkusuz: düşüncelerinin büyüklüğüne bağlı bir şeydir bu. sürü hemen hiçbir zaman onlara bu hakkı tanımaz, azını ya da çoğunu katleder, olmazsa asar. böylece tam anlamıyla kendi tutucu görevini yerine getirmiş olur.

öte yandan, sonraki kuşaklarda sürü bu kez atalarının katlettiği, astığı bu kişilerin (azının yada çoğunun) anıtlarını diker, önünde saygıyla eğilir.

birinci grup her zaman için bugünün efendisidir; ikinci grup ise geleceğin efendisi. birinci grup dünyayı korur, dünyada insanların çoğalmasını sağlar; ikinci grup ise dünyayı harekete geçirir, amacına doğru götürür.

birinci gruptan olan birinin öteki gruptan olduğunu sanarak engelleri yıkmaya kalkışması türünden bir yanılgı ancak birinci grup insanların, yani "olağan" diye adlandırdığım insanların yapabileceği bir şeydir. doğanın bir cilvesi olarak ineklere bile verilmemiş onlardaki bu söz dinlemeye doğuştan yatkınlıklarına karşın, bu grubun insanlarının çoğunluğu kendilerini önder, "yıkıcı" insanlardan görmeye pek yatkındır. onlardaki bu "yeni söze" aşırı heves tam anlamıyla içtendir de. ne var ki, bu arada gerçek "yenileri" çoğu zaman fark etmezler; dahası, geri kalmış insanlar, aşağılık düşünceli insanlar diye küçümserler bile onları. bundan önemli bir tehlikenin çıkabileceği söz konusu değildir. endişelenmeniz için bir neden yoktur ortada. böyleleri işi asla ileri götüremezler çünkü. bu yaramazlıkları yüzünden, toplumdaki yerlerini anımsatmak için arada bir kırbaçlamak gerekir kendilerini kuşkusuz. ama daha ileri gitmemeli. bu kırbaçlama işini yapacak birine bile gerek yoktur. onlar öylesine iyi niyetli insanlardır ki, kendi kendilerini kırbaçlarlar. bazıları bu hizmeti karşılıklı olarak birbirlerine yaparlar, bazıları da kendi kendilerine. toplumun karşısına çıkar, suçunu itiraf eder. son derece öğretici olur davranışları. anlayacağınız, telaşlanmanızı gerektirecek bir durum yoktur ortada. doğanın yasası böyle.

genelde, yeni düşüncesi olan ya da küçük bile olsa "yeni" bir şey söylemeye yeteneği olan insanlar çok seyrek, dahası inanılmaz derecede seyrek doğarlar. yalnız şu bilinen bir gerçektir: bu grubun insanları ile alt grubun insanlarının dünyaya gelişleri doğanın bir yasasıyla son derece kesin bir biçimde düzenlenmiş olsa gerektir. hammadde olan büyük insan kalabalığının yeryüzünde bulunmasının tek nedeni de birtakım çabalar sonucunda, bugüne dek çözemediğimiz bir yolla, cinslerin, çeşitlerin bilinmeyen bir karışımıyla yeryüzünde binde bir bile olsun, isterse çok daha az sayıda olsun, davranışlarında bağımsız insanların doğmasına var güçleriyle çalışmalarıdır. daha üst düzeyde bağımsız insanlar belki de ancak on binde bir doğar. daha üst düzeyde olanlarsa yüz binde bir. dahi olanlar ise milyonlarda bir; büyük dahiler, insanlığı yücelten dahiler de yeryüzünden birçok bin milyon insanın geçmesinden sonra doğuyorlar. böylesine belirleyici bir doğa yasası vardır, olmak zorundadır da. rastlantı diye bir şey söz konusu olamaz burada.

27.04.2022

kadın ve deha

jose ortega y gasset

kadınlar; dehasına ek olarak, bu dehayla pek bağdaştırılamayacak, ağır basan başka nitelikleri bulunduğu zamanlar dışında dahilere hiçbir zaman ilgi duymamışlardır. bir şey kesindir: erkekte, ilerleme ve insanlığın yücelmesi açısından genelde en saygın nitelikler olarak kabul edilen nitelikler, erotik açıdan kadını hiç ilgilendirmez. erkeğin büyük bir matematikçi, büyük bir fizikçi ya da büyük bir politikacı vb. olmasının, bir kadın açısından önemi yoktur. kültürü yaratıp yaygınlaştıran ve erkeklik erkini harekete geçiren tüm erkeksi yeteneklerin ve çabaların kadını çekmede kendi başına hiçbir etkisi olmadığı doğrudur. öte yandan, kadını aşık eden niteliklere bakarsak, bunların türün genel olarak mükemmelleştirilmesi olduğunu görürüz. kadının gözünde dahi, 'ilginç bir erkek' değildir. bu zavallı büyük adamların, çoğunlukla kadın sıcaklığından ne kadar yoksun yaşamak zorunda kaldıklarını görmek üzücüdür. dehanın, neredeyse kadınları dehşete düşürdüğü söylenebilir. kadın, büyük adamı rastlantı sonucu değil, tersine bilinçli olarak hor görür. insanların seçilmesi açısından bakıldığında bu, duygusal tercihlerinde kadının, erkeklerin yaptığı gibi, türün kusursuzlaştırılmasında işbirliğine gitmediği anlamına gelir. tersine kadın, erkeklerin açısından bakarak söyleyecek olursak, en iyi bireyleri -yenilikleri bulanları, yüce girişimleri başlatanları- eleme eğilimindedir ve sıradanlığı seçmede kararlı bir heves içindedir. üstün nitelikli erkekler konusunda heyecanlanma yolunda zaman zaman gösterdiği iyi niyetli çabalar, çoğunlukla hüsranla sona erer; öte yandan, sıradan erkeklerin arasında dolaşırken kadının, öz maddesine kavuşmuş gibi, kendi zevk denizinde yüzdüğü görülür.

14.03.2022

filozof

arthur schopenhauer

üstün, nadir bulunan bir zekaya sahip insanlar yalnızca "yararlı" olan bir işe girmeye zorlandıklarında, en güzel resimlerle süslenip sonra da mutfak kabı olarak kullanılan değerli bir vazoya benzerler.

soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. ama kısa süre sonra oklarının birbirleri üzerindeki etkilerini görüp yeniden ayrılırlar. ısınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü seçenek arasında gidip gelirler; ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. bunun gibi, insanların hayatlarının boşluğundan ve tekdüzeliğinden kaynaklanan toplum gereksinimi onları bir araya getirir; ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır.

felsefe yüksek bir dağ yoludur. ıssız bir yoldur ve yukarı çıktıkça daha da ıssızlaşır. bu yolu her kim izlerse hiç korkmamalı, her şeyi geride bırakmalı ve kışın karında güvenle ilerlemelidir. kısa süre içinde altındaki dünyayı görür; kumsalları ve bataklıkları gözünün önünden kaybolur, düzgün olmayan noktaları düzelir, yırtıcı sesleri artık kulağına ulaşmaz. ve yuvarlaklığını da görür. kendisi her zaman saf ve serin dağ havasındadır ve güneşi görür; oysa aşağıdaki herkes gecenin karanlığıyla kuşatılmıştır.

yetenek, başkalarının ulaşamadığı hedefi vuran nişancı gibidir; dahi ise başkalarının göremediği bir hedefi vuran bir nişancı. bir dahi kendi çağında gezegenlerin yolunu aydınlatan bir kuyruklu yıldız gibi parlar. kültürün normal seyriyle el ele gitmez; tam tersine, çalışmalarını önündeki yolun çok ilerisine savurur.

12.03.2022

deha

cenap şahabettin

dahiliğin ne memleketi ne yüzyılı olur; her yer onun, her zaman, onundur.

yeteneğin güçlü bacakları vardır, emin adımlarla yürür ama ancak dahiliktir ki kanatlıdır ve uçabilir.

gerçek en büyük başlar için şeref tacı bile fazla bir yüktür.

en acınacak yaratık, kaplumbağalarla birlikte yürümeye mecbur olan küheylandır.

o adamlara acırım ki çevresindekilere uymak için küçülmeye ve yüksekliklerinden feda etmeye mecbur olurlar.

olağanüstü ruhlarda erdem gibi kusur da benzersiz bir büyüklük halini alır.

gerçek büyük adamlar, güzel ağaçlara benzerler. dallarında kuşlar yuva yapar, gölgesinde insanlar serinler, çiçeklerine sürünen hava koku alır, meyvesi ile açlar doyar ve yaprakları arasından dökülen güneş damlaları, altındaki toprağı yeniden canlandırır.

28.01.2022

deha

hüseyin rahmi gürpınar

büyük bir eserin yaratılmasında çok defa tesadüfün yardımı olur. fakat bu tesadüf bütün lütufkâr şartlar dahilinde vuku bulmalıdır. bir tarlada tatlı ve kabak karpuzlar yetiştiği gibi her kafa sanata elverişli değildir. ve deha, karpuz gibi alnın ortasına birkaç fiske vurmakla anlaşılmaz. zihin ilk olarak yetenek, ikinci olarak eğitim ve öğretim, üçüncü olarak da heyecan ister. işte böyle hazırlanmış bir kafa, heyecan anında birden parlar. sanat, bütün sinirlerini sarsarak sanatkârın ruhuna nüfuzla sırlarını bir süzgeç gibi onun dimağından dışarıya akıtır. sanat sahasında kendini yaratıcı sanan birçok balkabakları vardır. boileau'nun dediği gibi, "bir ahmak kendi zekasına hayran bırakacak daima kendinden daha ahmağını bulabilir."

her ferde tabiat bir rol oynatır. bu hayat sahnesi üzerinde her insan bir oyuncudur. sanatkâr kendisinin hangi rol için yaratıldığını bilmeli ve bu yeteneğinin sınırları dahilinde mükemmelleşmeye uğraşmalıdır. hepimizde diğerlerinde bulunmayan bize özgü nitelikler ve vasıflar vardır. dahilerin çoğu kendilerinin ne olduklarını buluncaya kadar çok uğraşmışlardır. yetenekleri çerçevesinde kendilerini ilerletecek yolu bulamayarak sanatta ulaşmak istediklerine hasret kalanlar sayılamayacak kadar çoktur.

deha, bitmez tükenmez bir sabır isteyen ve hiçbir güçlük önünde ümitsizliğe kapılmayan bir kuvvettir diyorlar. fakat ne kadar uğraşsa da bir kurbağa öküz kadar şişebilir mi? doğal cüssesini geçmek için ısrarcı olduğu denemelerinin birkaçından sonra la fontaine'in hikâyesindeki hayvan gibi çatlamaz mı? mesele, sanatın gurur sahasında ne kadar şişebileceğimizi bilerek derecemizi aşırıp tehlikeye düşmemektedir.

bir tarife göre deha, bitmez tükenmez bir usanmazlıkla çalışmaya deniyor. eğer sadece usanmazlık ve çalışmak bu vasfı elde etmeye yeterli ise çift süren öküzler en büyük dahilerimizdir.

23.06.2021

tesadüf ve deha

tolstoy

"tesadüf" ve "deha" kelimeleri gerçekten var olan bir şey ifade etmezler, bunun için tarif edilemezler. bu kelimeler ancak olayları anlayışın belli bir derecesini ifade eder. böyle bir olayın neden meydana geldiğini bilmiyorum, bilemeyeceğimi sanıyorum; bunun için öğrenmek istemiyorum, "tesadüf" diyorum. etkisi insanlığın özelliklerine uymayan bir kuvvet görüyorum, bunun neden ileri geldiğini anlamıyorum, "deha" diyorum.

çoban tarafından her akşam özel bir bölmeye sürülen ve diğerlerinin iki misli semiren bir koyun, sürüye bir dahi gibi görünse gerektir. her akşam genel ağıla değil de özel bir yulaf yemliğine özellikle bu koyunun düşmesi, özellikle onun böyle yağ bağlaması, semirmesi dahiliğin bir sıra olağanüstü tesadüfle hayret verici bir birleşmesi gibi görünecektir.

ama koyunlar, kendilerine ne olursa kendi koyunca amaçlarına erişmek için iyi olacağını düşünmekten vazgeçsinler; başlarından geçen olayların kendileri için anlaşılmaz bir amaç olabileceğini farz etsinler, besiye konan koyunun başından geçen şeylerdeki vahdeti, mantık akışı anında görürler. onun ne amaçla besiye konulduğunu bilmeseler bile başından geçenlerin umulmadık bir şekilde geçmediğini, ne "tesadüf" ne "deha" kavramına artık ihtiyaçları olmadığını herhalde öğreneceklerdir.

anlık amaçları öğrenmekten vazgeçmekle, nihai amacın bizim için ulaşılmaz bir şey olduğunu kabul etmekle, tarihi kişiliklerin hayatındaki mantık akışını ve amaca uygunluğu görürüz; insanlık vasıflarıyla uyumlu olmayan etkilerini böylece anlayabiliriz onların, "tesadüf" ve "deha" sözlerine ihtiyacımız kalmaz.

avrupa halklarının yaşadığı heyecanın nedenini bilmediğimizi, yalnızca önce fransa'da, sonra italya'da, afrika'da, prusya'da, avusturya'da, ispanya'da ve rusya'daki cinayetlerden ibaret olayları bildiğimizi, batı'dan doğu'ya ve doğu'dan batı'ya gerçekleşen hareketlerin bu olayların niteliğini oluşturduğunu kabul edelim; o zaman napolyon'un ve aleksandr'ın karakterlerinde bir fevkaladelik, bir "dahilik" görmemize gerek kalmayacağı gibi, bu kişileri bütün diğer insanlardan başka türlü düşünmemiz de imkansız olacaktır. bu insanları oldukları gibi yapan küçük olayları bir "tesadüf" diye açıklamaya da gerek kalmaz o zaman; bu küçük olayların zorunlu olduğu da ortaya çıkar.

nihai amacı öğrenmekten vazgeçince açıkça anlarız ki, tıpkı hiçbir bitkiye, verdiğinden daha uygun çiçekler ve tohumlar düşünülemeyeceği gibi, bütün geçmişleriyle, yapacakları göreve en küçük ayrıntılara varıncaya kadar bu derece uygun başka iki insan düşünülemez.

13.04.2021

phaedrus

robert m. pirsig

analitik bilgiyi oluşturup ilişkilendirecek sistematik düşüncenin kural ve yöntemlerini belirleyen klasik "sistemin sistemi"ni, yani mantığı çok iyi bilirdi. bunda çok ustaydı; özellikle analitik düşünme yeteneğinin ölçütü sayılan stanford-binet iq değeri 170'ti ki bu, ancak elli bin kişide bir rastlanan bir rakamdı.

sistematikti; ama bir makine gibi düşünüp davrandığını söylemek, onun düşüncesinin doğasını yanlış anlamak olur. öyle pistonların, tekerleklerin ve dişlilerin birden çalışması gibi eşgüdümlü bir şey değil. bunun yerine lazer ışını imgesi düşünülebilir. bir kalem kalınlığındaki bu ışın öyle aşırı bir yoğunluktadır, öyle korkunç bir enerji içerir ki aya dek gidebilir ve yansıyıp tekrar dünyaya dönebilir.

phaedrus, zekasını herkesi aydınlatmada kullanmaya çalışmadı. o, uzaklarda belli bir hedef aradı, ona nişan aldı ve vurdu. hepsi bu. vurduğu hedefin herkesi aydınlatması ise bana kalmış gibi görünüyor.

zekasına oranla aşırı derecede yalnızdı. yakın arkadaşları olduğu hakkında kayıt yok. yalnız yolculuk etti. her zaman. başkalarının yanında da tümüyle yalnızdı. insanlar kimi kez bunu sezinler, onun kendilerini istemediğini düşünür ve ondan hoşlanmazlardı; ama onların hoşlanmamaları onun için önemli değildi.

en çok acıyı karısının ve ailesinin çektiği anlaşılıyor. karısı, onun içine kapandığı alanın bariyerlerini aşmaya çalışanların kendilerini bir boşlukla karşı karşıya bulduklarını söylüyor. ailesi, onun asla vermediği bir parça sevgiye hasret kalmıştı sanırım.

kimse onu gerçekten tanımadı. anlaşılan, o da böyle olmasını istemiş ve böyle olmuştu. yalnızlığı belki zekasının sonucuydu. belki de nedeniydi. ama bu ikisi hep bir arada gidiyordu. yapayalnız. tekinsiz bir zeka.

9.03.2021

yanlış hüküm

marcel proust

en önce keşfedilen güzellikler, aynı zamanda en çabuk bıkılanlardır. kuşkusuz aynı sebepten ötürü: daha önce bildiklerimizden en az farklı olanlar bunlar oldukları için. ancak, bu güzellikler uzaklaştıktan sonra, dimağımıza karışıklıktan başka bir şey sunamayacak kadar yeni olan üslubunun bizim için anlaşılmaz kıldığı, el değmemişliğini koruduğu bir cümle kalır seveceğimiz. o zaman, her gün farkına varmadan önünden geçtiğimiz, bekleyen, sırf güzelliğinin gücüyle görünmez olup bilinmezliğini korumuş olan cümle, en son gelir bize. ama en son terk edeceğimiz de odur. üstelik ona olan sevgimiz, diğerlerinden uzun sürecektir. çünkü onu sevmemiz daha fazla zamanımızı almıştır. zaten biraz derin bir eseri bir bireyin kavraması için gereken zaman, gerçekten yeni olan bir şaheseri kitlelerin sevebilmesi için geçmesi gereken yılların, hatta bazen asırların küçük bir örneği, adeta simgesidir. bu yüzden de dahiler, halkın kavrayışsızlığından kurtulmak için, çağdaşlarının yeterli mesafeden yoksun olduğu gerekçesiyle, gelecek kuşaklar için yazılmış eserlerin ancak gelecek kuşaklar tarafından okunması lazım geldiğini düşünebilirler. tıpkı bazı resimlerin fazla yakından bakıldığında yanlış değerlendirilmesi gibi. ama aslında yanlış hükümlerden kaçınmak için alınan bütün korkakça önlemler faydasızdır. çünkü yanlış hükümler kaçınılmazdır. bir deha ürününün derhal takdir edilmesi zordur. çünkü onu yazan kişi olağandışıdır, ona benzeyen pek az insan vardır. eserin kendisi, onu anlayabilecek ender dimağları zenginleştirerek geliştirecek, sayısını arttıracaktır.

14.01.2021

good will hunting

gus van sant

"önceki gün resmim hakkında söylediklerini düşündüm. bütün gece bunu düşündüm. sonra anladım. ondan sonra güzel bir uykuya dalıp, seni hiç düşünmedim. ne anladım biliyor musun? sen sadece bir çocuksun. ne konuştuğunu bile bilmiyorsun.

boston'dan hiç çıkmadın. sana sanat soracak olsam, bana okuduğun kitapları satmaya kalkacaksın. michelangelo. hakkında çok şey biliyor musun? çalışmalarını, politik etkilerini, papayla ilişkilerini, cinsel tercihini, bütün çalışmalarını söylersin. ama sistine şapeli'nin kokusunu söyleyemezsin. çünkü oraya gerçekten gidip o güzel tavana bakmadın. görmedin. sana kadınları sorsam, neleri sevdiğin hakkında bir sürü şey sayarsın. belki bir iki kere yatmışsındır da. ama bir kadının yanında uyanmanın ve mutlu olmanın ne olduğunu söyleyemezsin.

zorlu bir çocuksun. sana savaşı sorsam shakespeare'den bahsedersin, değil mi? bir kere daha yaklaşıyoruz dostlar. ama hiç savaş görmedin. en yakın dostunun, kafası kucağında son nefesini verirken sana nasıl baktığını görmedin. sana aşkı sorsam sonelerden alıntı yapacaksın. ama bir kadının karşısında hiç tamamen savunmasız kalmadın. sana gözleriyle hükmedecek birini görmedin. tanrının seni cehennemden kurtarması için indirdiği melek olduğunu düşünmedin. onun meleği olmak nasıl bir şey bunu da bilmiyorsun. bir aşkı sonsuza dek paylaşmayı. her şeye rağmen. kansere rağmen. bir hastane odasında iki ay boyunca elini tutarak sabahlamak ne demek bilmiyorsun. doktorun gözlerine baktığında "ziyaret saatleri" kuralının anlamsız olduğunu görmesi ne demek bilmiyorsun. gerçek kayıp ne bilmiyorsun. çünkü hiçbir şeyi kendinden daha fazla sevmedin. birini bu kadar sevmeye bile cesaret edememişsindir.

sana bakınca kendine güvenen bir entelektüel görmüyorum. ürkek bir velet görüyorum. ama sen bir dahisin. bunu kimse inkar edemez. kimse senin derinliklerini anlayamaz. 

sırf bir resmimi gördün diye hakkımda her şeyi bildiğini sanıyorsun. hayatımı yorumladın. yetimsin değil mi? sırf oliver twist'i okudum diye hayatının ilk dönemlerinde neler hissettiğini anlayabilir miyim? bu seni anlatır mı? şahsen umurumda bile değilsin. senden bir şey öğrenemem. sen kim olduğunu anlatmak istemezsen, sırf kitap okudum diye seni anlayamam. anlatırsan ben varım. ama sen istiyor musun? söyleyebileceklerimden korkuyorsun."

17.10.2020

deha

halil cibran

büyük insan, ne efendi ne de uşak olandır.

tanıdığım her büyük adamın kişiliğinde, onun büyüklüğünü açıklayan küçük şeyler olduğunu fark ettim; bütün o büyüklükleri uyuşukluktan, delilikten ve intihardan alıkoyan işte bu küçük şeylerdi.

büyük adamın iki kalbi vardır: birisi acı çeker ve diğeri ümit eder.

insanın koyduğu yasalara insanın ruhu değil, aklı tabi olur. sadece iki kişi insanlık yasalarını tanımaz: deli ve dahi. onlar, insanlar arasında tanrı'ya en yakın olanlardır.

dahilik, geç gelen baharın başında bir kuşun söylediği şarkılardır.

25.09.2020

deha ve melankoli

andrew crumey

dehayla melankoli birbirine ayrılmaz bir şekilde bağlıdır.

melankoli deha için gerekli ama yetersiz bir koşuldur. görünüşe göre, tarih boyunca istisnai bir iki sanatçı da olmuştur; bunlar melankolik mizaçlarını öyle büyük bir beceriyle gizlemiştir ki, sıradan ahbapları bu ilhama gelmiş adamların neredeyse mutlu olduğunu düşünmüştür. evet, size bir düzine tarihsel vakadan, hepsi de insan içinde gayet güleç ve neşeli olan bir avuç şair, besteci ve ressamdan bahsedebilirim. ama ruhlarının karanlık mahremiyetine baktığınızda, hiç kimsenin şüphelenmediği bir yerde daima bir yeis damarı bulursunuz ve bu sert, ince damar dehanın özsuyunu taşır.

28.06.2020

başarı

victor hugo

başarı iğrenç yüzlü bir şeydir. meziyetle olan yalancı benzerliği insanı aldatır. halk kalabalığı için başarının yüzü, aşağı yukarı üstünlüğün yüzüyle aynıdır.

kabiliyetin tıpatıp benzeri olan başarının bir kurbanı vardır: tarih. yalnız juvenalis'le tacitus ona karşı itiraz sesi yükseltirler. günümüzde hemen hemen resmileşmiş bir felsefe, onun kapısında hizmetçiliğe girmiş, başarının uşak üniformasını sırtında taşımakta ve onun bekleme odasında hizmet görmektedir.

başarınız: teori bu. bolluk ve refah kabiliyet eseri sayılıyor. piyangoda kazandınız mı tamam, becerikli bir insansınız demektir. üstün gelen saygı görür. dünyaya takkeli gelin! bütün mesele burada. şanslıysanız gerisi kendiliğinden gelir. mutlu olun, sizi büyük kişi sanırlar.

yüzyılımızı aydınlatan beş altı büyük istisna dışında, çağımızın hayranlığı miyopluktan başka bir şey değildir. yaldız, altın yerine geçer. rastgele biri olmak zarar vermez; yeter ki sonradan görme biri olsun. bayağı insan, kendi kendisine hayranlık duyan ve bayağılığı alkışlayan ihtiyar bir narsisttir.

insanı musa, aiskhylos, dante, michelangelos ya da napolyon yapan o muazzam melekeyi çoğunluk, hangi alanda olursa olsun hedefine ulaşmış herhangi bir kimseye hemencecik, alkışlaya alkışlaya ihsan ediverir. noterin biri mebus olsun, bir sahte corneille tiridate'ı yazsın, bir hadım harem sahibi olsun, bir prudhomme askeri bir devir için hayati önemi olan bir savaşı kazara kazansın, bir eczacı sambre ve meuse ordusu için kartondan postal tabanı icat edip kösele yerine satılan bu kartonla kendine dört yüz bin liralık bir servet yapsın, bir seyyar çerçi tefecilikle gerdeğe girsin ve baba olup bu anaya yedi sekiz milyon doğurtsun, bir vaiz genzinden konuşa konuşa piskoposluğa ersin, varlıklı bir konağın vekilharcı işten ayrıldığında öyle zenginleşmiş olsun ki onu maliye nazırı yapsınlar..

bütün bunlara insanlar hemen "deha" adını yapıştırıverirler; tıpkı mousqueton'un suratına "güzellik", claude'un tavrı edasına "haşmetli" demeleri gibi. gökyüzünün derinliklerindeki yıldızlarla ördeklerin yumuşak çamur birikintisinde ayaklarıyla resmettikleri yıldızları birbirine karıştırırlar.

9.02.2020

deha

jonathan swift

bu dünyaya gerçek bir deha geldiğini şöyle anlayabilirsiniz: ahmaklar ona karşı bir araya gelir.

insanlar da toprak gibidir, bazen yüzeyin altında sahibinin farkında olmadığı bir altın damarı bulunur.

bilge insan, tüm koşulları hesaba katarak bağlantılar kurmaya ve sonuçlar çıkarmaya çalışır; ama araya giren en küçük bir rastlantı bile öylesine farklılıklar ve değişimler yaratır ki, sonunda bilge kimse de, olaylar karşısında en cahil ve deneyimsiz kimse kadar donanımsız kalır.

hiçbir bilge adam genç olmayı dilemez.

her haz eşit derecede acı ya da bıkkınlık ile dengelenir; bir sonraki yılın gelirinden bir parçayı bu yıl içinde harcamaya benzer. bilge bir insanın yaşamının geç dönemleri, erken dönemlerinde edindiği aptallıkları, önyargıları ve yanlış düşünceleri düzeltmekle geçer.

bazı insanlar bilgeliklerini saklamaya, aptallıklarını saklamaktan daha fazla özen gösterir.

bilge bir adamın en az yalnız olduğu zaman, tek başına kaldığı zamandır.

2.11.2019

büyük insan

baltasar gracian

nezaket büyük kişiliklerin politik hilesidir.

mükemmeliyet nicelikle değil, nitelikle ilgilidir. en iyiler her zaman azdır ve onlara nadiren rastlanır. bir şeyin fazla olması onun değerini düşürür.

kendini kötülüğe adayan parlak bir entelektüel, doğa dışı bir canavardır.

asil bir ruhu, yüksek beğenilere sahip olmasından tanıyabilirsiniz. büyük bir dehayı tatmin eden şey de büyük olmalıdır.

her şeyi kendinde toplamış kişi gittiği her yere her şeyini beraberinde götürür.

bilge kişilerin kalbine hitap eden ama yine de reddedecekleri pek çok garip zevk vardır. onlar tekilliklerini severek yaşarlar.

bilmek ve kendimizi tanımak için yaşarız. en büyük mutluluk filozof olmaktır.

tamamen yalnız yaşayabilen kişi,  çoğu açıdan bilge ve her yönüyle tanrısaldır.

bilgi ve cesaret yücelik unsurlarıdır. ölümsüz oldukları için ölümsüzlük bahşederler. herkes bildikleriyle sınırlıdır, bilgeler ise her şeyi yapabilir. bilgisiz insan ışıksız bir dünyadır. bilgelik ve güç, gözler ve ellerdir. cesaretsiz bilgi meyve vermez, kısırdır.

diğerlerinin izlenimlerinin kendisini etkilemesine asla izin vermeyen kişi büyük bir insandır.

hilekarlık yüzeysel olduğu için, yüzeysel insanlar ona kolaylıkla kapılırlar. sağduyu ise onun ulaşamayacağı yerlerde gizlenir ve sadece bilgelerle akıllılar ondan faydalanabilirler.

sahip olduklarına aslında yoklarmış gibi davranan kişi, her şeye sahiptir.

evrensel dehaların talihsizliği her yerde kendilerini evlerinde gibi hissetmeye kalkışmalarıdır, bu yüzden her yerde dışlanırlar.

2.10.2019

doğa ve insan

marquis de sade

cehaletin ve aptallığın tüm engellerini parçalama şerefi yalnızca dehalara aittir.

eğer doğa vücutlarımızın herhangi bir bölümünü saklamamızı istemiş olsaydı bu önlemi kendisi alırdı; ama o bizi çıplak yarattı; dolayısıyla çıplak olmamızı istiyor, çıplaklığa karşı her davranış doğanın yasalarını kesin olarak ihlal eder.

doğa insanın edepli olmasını amaçlasaydı eğer, kesinlikle onu çıplak doğurmazdı; uygarlık bakımından bizden daha az yozlaşmış olan sayısız halk çıplak dolaşmakta ve hiçbir utanç hissetmemekte; giyinme alışkanlığının biricik temelinin hem havanın sertliği hem de kadınların süs merakı olduğundan kuşkunuz olmasın; kadınlar arzuların doğmasına yol açacak yerde bu etkileri önceden gözler önüne sererlerse bir süre sonra bu etkilerin tümünü yitireceklerini hissederler; doğa onları kusursuz yaratmamış olduğundan, bu kusurları süslerle gizlediklerinde hoşa gitmenin tüm yollarına sahip olacaklarını düşünürler; demek ki utanç, bir erdem olmanın ötesinde, ahlak bozukluğunun ilk etkilerinden başka bir şey değildi, kadınların süs merakının ilk araçlarından biriydi. hayasızlığın sonuçlarının, yurttaşı cumhuriyetçi yönetimin yasaları için temel önemdeki ahlaksızlık halinde tuttuğuna inanan lycurgue ve solon, genç kızların tiyatroya çıplak çıkmasını zorunlu kılar. hatta bazı halklarda çıplaklık erdem olarak kabul görüyordu.

tanrıya inanan salaklar, varlığımızı yalnızca ona borçlu olduğumuza inanmış olanlar, bir embriyo olgunlaşmakta olduğunda, tanrıdan gelen küçük bir can görerek onu hemen canlandıranlar; bu sersemler, bu küçük yaratığın yok edilmesini temel bir suç olarak kabul ederler kesinlikle; çünkü, onlara göre, o artık insanlara ait değildir. tanrının ürünüdür o; tanrıya aittir.

insan nedir? onunla diğer bitkiler arasındaki fark nedir? onunla doğadaki tüm diğer hayvanlar arasındaki fark nedir? kesinlikle hiç fark yoktur. insan da onlar gibi bu yerkürenin üzerine rastlantı sonucu yerleştirilmiştir, onlar gibi doğmuştur; onlar gibi ürer, çoğalır ve azalır; onlar gibi yaşlanır ve onlar gibi doğanın her hayvan türüne biçtiği sürenin sonunda, organlarının yapısı nedeniyle hiçliğin içine düşer.

bir hayvanı öldürmek de bir insanı öldürmek kadar kötüdür ya da her ikisi de pek az kötüdür ve farklılık yalnızca bizim ön yargılı kibrimizde mevcuttur; ama kibrin ön yargıları kadar saçma bir şey ne yazık ki yoktur. yine de soruyu hemen soralım. bir insanı ya da bir hayvanı yok etmenin eşit olmadığını inkar edemezsiniz.

22.07.2019

büyük insan

stefan zweig

bize verilmiş olan hayat biçimi daha iyi bir hale getirilebilir, yontulabilir, düzeltilebilir ve şüphesiz, ahlaki tutku, bilinçli ve sebatlı bir çalışma sayesinde, içimizdeki iyi şeyleri ve ahlaki duyguları geliştirebilir, kuvvetlendirebilir; ama karakterimizin temel çizgilerini hiçbir zaman büsbütün silemez, bedenimizi ve ruhumuzu bambaşka bir yapısal düzene göre yeniden biçimlendiremez.

bir insan, tek bir kişi, birtakım vaatlerde bulunarak insanlığa seslendiği zaman, bu inanç susuzluğunun duyarlı sinirine dokunmuş olur ve ayağa kalkma cesaretini göstererek her türlü sorumluluktan daha ağır olan şu sözü söylemeye cüret eden, "ben, gerçeği biliyorum." diyebilen biri, her zaman, kendini feda etmeye hazır sonsuz bir yedek kuvvet bulur karşısında.

kusursuzluk ancak insani olan şeyleri aştığımız zaman mümkündür: kutsal bir kişi, hatta yumuşaklığı öğütleyen bir havari, katı olabilmelidir; kutsallığa ulaşabilmek için babasını ve anasını, eşini ve çocuklarını kayıtsız bir şekilde terk etmeyi, neredeyse insanüstü ve insanlık dışı olan böyle bir şeyi müritlerinden isteyebilmelidir. kusursuz ve tutarlı bir hayat ancak yapayalnız bir insanın çıplak mekanı içerisinde gerçekleşebilir, hiçbir zaman başkalarıyla ilişki ve bağlantı kurarak değil. bunun içindir ki, bütün çağlarda, kutsal kişinin tuttuğu yol, kendisine uygun biricik ev ve biricik ocak olarak onu çöle götürmüştür.

insanlık, uçup giden zamanın içerisinde, her zaman, ebediliği arayan ahlak duygusunun simgesi haline getirebileceği bir örnek, bir sembol bulmaya çalışır ve kendi gücünü kanıtlamak için de kalabalığın içerisinden hepsinden daha güçlü olan birini seçer. iradesini, ancak çaba gösteren ve tutkuyla araştıran bir insanla birleştirir; bilimi ve gerçeği ancak gerçeği arayan bir insanda bulabilir.

6.01.2019

seçkin insan

schopenhauer

üç türlü aristokrasi vardır: doğuştan ve rütbeden gelen aristokrasi, para aristokrasisi, zihinsel aristokrasi. sonuncusu aslında en seçkin olanıdır; kendisine zaman tanındığında böyle olduğu açıkça görülecektir. büyük frederik bile, bakanlar ve generaller, nazırlar masasında yemek yerlerken, voltaire'in, hükümdarların ve prenslerinin oturduğu bir masada yer almasına alınganlık gösteren saray nazırına, "ayrıcalıklı kafalar, prenslerle aynı düzeydedirler." demişti.

toplum, katlanamadığı ve bulunması da zor olan sahici, yani zihinsel üstünlüğün yerine sahte, tutucu, keyfi ilkelere dayalı ve geleneksel olarak daha üst tabakalarda gelişen ve anlaşılan bir üstünlüğü gelişigüzel kabul etmiştir. bu üstünlük de görgülülük, terbiye, modaya uygun kibarlık denilen şeydir. ancak bir kez sahici üstünlükle çarpışmaya girdiğinde, zayıflığı ortaya çıkar. ayrıca, görgünün girdiği yerden, sağlıklı akıl dışarı çıkar.

seçkin olan, hangi türde ortaya çıkarsa çıksın, sayısal açıdan üstün durumdaki bütün sıradanlar tamamen birleşip seçkin olanı geçerli kılmamak; hatta mümkünse onu boğmak için tezgah kurarlar. gizli sloganları ise "kahrolsun değerli olan"dır. ama hatta, kendileri de bir meziyete sahi olanlar ve bu meziyetin ününe zaten ulaşmış bulunanlar bile, onun parlaklığı yüzünden kendi ünleri bir o kadar daha az ışıldayacağı için, yeni bir ünün ortaya çıkışını görmekten hoşlanmayacaklardır.

bir toplumda sevilmenin yolunun akıl ve zeka göstermekten geçtiğini zanneden bir kişi ne kadar da acemidir! akıl ve zeka aslında, önceden kestirilemeyecek kadar ezici bir çoğunlukta nefret ve öfke uyandırırlar; bu öfke bunu duyumsayanın, bunun nedeninden yakınmaya hakkı olmadığı; hatta kendisinden bile gizlediği ölçüde daha acımasızlaşır. birisi, konuştuğu bir kişide büyük zihinsel üstünlük ayrımsar ve duyumsarsa, sessizce ve açıkça bilincinde olmadan, ötekinin de aynı ölçüde kendisinin aşağılık ve sınırlı olduğunu ayrımsadığı sonucuna varır. bu örtük tasım, onun en keskin nefretini, öfkesini ve hiddetini uyandırır.

dünyanın hiçbir yerinde alınacak çok şey yoktur. acı ve yoksunluk dünyayı doldurur ve onlar geçip gittiğinde de dört bir yanda can sıkıntısı beklemektedir. dünyada egemen olan kötülüktür ve budalalık da büyük söz sahibidir. yazgı acımasızdır ve insanlar zavallıdır. bu yapıdaki bir dünyada, kendinde çok şeye sahip olan birisi, aralık ayının karlı buzlu bir gecesindeki aydınlık, sıcak, neşeli bir noel sofrasına benzer. buna göre, seçkin, zengin bir bireyselliğe sahip olmak ve özellikle zihinselliği yüksek olmak, hiç kuşkusuz ki dünyadaki en büyük yazgıdır.

5.11.2018

basit insan

thomas bernhard

basit insanlar karmaşık insanları anlamazlar ve onları kendi iç dünyalarına iterler; hem de herkesten daha insafsızca. basit insan denilenlerin kişiyi kurtaracağına inanmak en büyük yanılgıdır. insan en bunalımlı zamanında onların yanına gider ve onlardan resmen kurtuluş dilenir. onlarsa kişiyi daha da derin bir umutsuzluğa iterler. zaten onlar nasıl olur da karmaşık birini karmaşıklığından kurtarabilirler ki?

tanrılar uzun zamandan bu yana artık bize yalnızca sakallarıyla bira kupalarımızın üzerinde görünüyorlar. yalnızca aptal olan hayranlık duyuyor. düşünce insanı denilen insan, kendini o çığır açan yapıt dediği tek yapıtla bozar ve sonunda gülünç duruma düşürür. ister adı schopenhauer olsun, ister nietzsche, fark etmez, ister kleist olsun ya da voltaire, kafasını harap eden ve sonunda kendini ad absurdum'a ulaştıran zavallı insanı görürüz. tarih onu yuvarlamış ve geçip gitmiştir.

büyük düşünürleri kitaplıklarımızda tutukladık, oradan bize ilelebet gülünçlüğe mahkum edilmiş olarak bakarlar. gece gündüz kitaplıklarımıza hapsettiğimiz büyük düşünürlerin yakarışlarını duyuyorum, o gülünç düşünce büyükleri dumura uğramış kafalar olarak camın arkasındalar. bütün bu insanlar doğa karşısında yanıldılar. düşüncede sermaye suçu işlediler; bu yüzden cezalandırılıyorlar ve biz onları sonuna kadar kitaplıklarımıza tıkıyoruz. çünkü kitaplıklarımızda boğuluyorlar, gerçek bu.

kütüphanelerimiz sanki cezaevi, büyük düşünürlerimizi tıktık oraya, doğal olarak kant'ı, tıpkı nietzsche gibi tek kişilik hücreye, schopenhauer'i de, pascal'i de, voltaire'i de, montaigne'i de. en büyükleri tek kişilik hücrelere, tüm diğerlerini koğuşlara; ama hepsini de sonsuza kadar olmak üzere dostum, tüm zamanlar için ve sonsuzluğa kadar, gerçek bu. bu sermaye suçlularının biri kaçacak olursa vay haline, kaçarsa işi hemen bitirilir, gülünç duruma düşürülür, gerçek bu.

insanlık tüm bu sözüm ona büyük düşünürlere karşı kendini korumayı bilir. akıl nerede ortaya çıkarsa çıksın yok edilir ve hapsedilir ve doğal olarak her zaman hemen akılsızlık olarak damga yer.