buket uzuner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
buket uzuner etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.12.2013

istanbul

buket uzuner

büyük ve soylu şehirler kendi efsanelerini yaratırlar. onların efsaneleri dillere destandır; menkıbe ve masalları kuşaklar boyu akar. büyük ve soylu şehirler hakkında ne kadar yazılsa, çizilse asla tamamının anlatılamayışı bu yüzdendir.

ben ki istanbul'um; şehirler şehri, yedi düvelin gözdesi, adı lygos, byzas, antoneinia, yeni roma, constantiniyye, dersaadet, darülsaltanat, darülhilafe, asitane-i aliyye, islambol olan istanbul'um.

ayasofya'dır, aghia sofia'dır, kutsal bilgelik'tir adı, bizans imparatoru justinianus'un da osmanlı imparatoru fatih'in de gözbebeği olmuş görkemli kilisem, mukaddes camim ve büyüleyici müzem; 537 yılından beri nice deprem, yangın ve yağmalara inat gururla ayaktadır.

büyük ve soylu şehirler şaşırmaz, telaşlanmaz ama hatırlar. istanbul'um; bütün semtlerim, mahalle ve sokaklarımın ayrı hikayesi, tarihi ve kendi şahsiyeti vardır. kurtuluş'un eski adı tatavla'ydı. rumlar, ermeni, arnavut ve yahudiler yaşardı orada; hemen kasımpaşalı türklerin yanında. zengin değildi; hiç olmadı ama kozmopolit ve kişilikli bir semtti tatavla. o tantanalı adı aslında atların ahırları "tavla"dan gelmiştir. eskidendi; yıl 1521 mi, 1561 mi, şimdi çıkartamıyorum; beldemi muhteşem kanuni süleyman'ın yönettiği zamanlardı. sultan süleyman, barbaros'un ege adalarından getirdiği 10 bin yunan ile azapkapı tersanelerinde çalışan rumların bu bölgemde oturmasını buyurmuştu. ancak faniler uzun süre barış içinde yan yana kalamaz; itişip kakışmadan duramaz, kurdukları en güzel şeyleri yıkıp bozmak için mutlaka bir sebep bulur, sonra da eskiyi özler, ağlaşır dururlar. yine öyle oldu; şuydu, buydu derken bugün oldu kurtuluş, kayboldu tatavla!

bir zamanlar yeşildi ve köydü, evet yeşilköy'dü burası; hala öyle diyenler var ama çoğunluk burayı artık havalimanının adıyla anıyor. oysa asıl adı ayastefanos'tur. o zamanlar, yıl ya 395 ya da 495, şimdi tam çıkartamıyorum; henüz bizanslı misafirlerim burada yaşarken, ermiş stefanos'un cenazesini buradan roma'ya nakletmekte olan küçük bir gemi, o korkunç fırtınalı gecede bu limana sığınmıştı. bizanslı denizciler benim havam düzelene kadar cenazeyi burada sakladılar; sonradan da hem semtin hem de cenazenin saklandığı kilisenin adı aya stephanos olarak kaldı. çok sonraları, artık türk misafirlerimle yaşarken, yıl ya 1926 ya 27'ydi; ayastefanos'u pek seven ve sık sık ziyaret eden yazar halit ziya uşaklıgil, buraya yeşilköy adını verdi. öyle oldu. bu fanilerin mantığı da fani olduğundan kendi uydurdukları her şeyin adını, kuralını ve sınırlarını değiştirip dururlar.

istanbul'um ben, şehirler şehri; mavinin, yeşilin, menekşe ve sarının, grinin, beyazın ve kırmızının şehriyim. solum avrupa, sağım asya; bir gözüm balkan'dır, öbürü kafkas; bir ayağım akdeniz, diğeri orta doğu. istanbul'um; şehir mobilyalarım, mücevherlerimdir. altın boynuzlu haliç'imin kuzeyinde yer alan en avrupalı, en ele avuca gelmez semtlerimdendir galata. adını, hz. isa'dan 200 yıl kadar önce buraya gelen galyalılardan aldığını söyleyenlere rastladım da rumca "süt" anlamına gelen "galata" sözcüğünü hiç mi duymamış bunlar diye güldüm! yine o zamanlar galata'm yoğun incir ağaçlarıyla doluydu. ah o incir kokusu, ah o ege'den marmara'ya akan, akdeniz'e en çok yakışan incir aroması! incir kokusu muhteşemdir. dünyada başka hiçbir meyve kokusu incir kadar baştan çıkartıcı, iç gıdıklayıcı ve afrodizyak etkili değildir. incir ağacının cennet ağaçlarından sayılması, adem ve havva'nın incir yaprağı giyinmesi bu yüzdendir. bizanslılar "incir bölgesi" anlamına "sykai" derlerdi galata'ya o zamanlar. sonradan rumca öbür taraftaki incir bölgesi anlamına gelen "peran en sykais" dediler; derken incirler yok oldu, geriye kaldı pera.

29.11.2013

uzun lafın kısası

roland barthes: kitap anlamı yaratır, anlam da yaşamı.

anthony burgess: kişiliksiz yaratıklar kişilik sahiplerini ezmeye uğraşırlar bu dünyada.

fay weldon: hayatta hiçbir şey insanın umduğu gibi çıkmaz.

henry david thoreau: öykünün uzun olması gerekmez; ama kısaltmak için uzun zaman gerekir.

buket uzuner: özel yeteneklerle doğan insanların çok şanslı olduğunu düşünenlerin hepsi, bunun bazen ne büyük bir ceza olduğunu hiç anlamayacak kadar sağlıklı ve normal insanlardır.

la rochefoucauld: dünya, nitelikli olanı değil, çoğu kez nitelikli görüntüsü vereni ödüllendirir.

alain: herkes her an bilmediği birine zulmeder ve toplum, iyi insanlara farkında olmadan zalim olma fırsatı veren mükemmel bir makinedir.

samuel beckett: önce yürümeyi öğren, sonra yüzme dersleri alırsın.

dany cohn-bendit: diktatörlüğün prensibi, toplumun bütün hücrelerinde, mikroskobik iktidar merkezlerinin çeşitliliğinde gizlidir; babalarda, kocalarda, öğretmenlerde, devlet memurlarında uyuyan bir küçük diktatör vardır hep.

paul auster: her şeyi yerli yerine oturtmak için ölümle kısa bir sohbetten daha etkili bir şey yoktur.

theodor adorno: her türlü ahlakın modeli ahlaksızlıktır ve bugüne kadar ahlak, ahlaksızlığı hep yeniden üretmiştir.

roger norman: bir atın gök mavisi gözlerinde, yaşadığı sınırsız ve zamansız dünyanın büyüklüğü karşısında düştüğü hayret vardır.

31.05.2013

uzun lafın kısası

anton çehov: kadınlar başarısızlığı bağışlamazlar.

alain: yeryüzünde can sıkıntısı çeken bir adamdan daha korkunç bir varlık yoktur.

clive bell: anlayışlı insanların hâlâ acısını çektikleri ya da başkalarına acısını çektirdikleri günah duygusu, gerçekte, barbarlığın bir parçasından başka bir şey değildir.

miguel de unamuno: iyi kalpli, duygusal ve iyi bir insan eğer delirmezse, tam bir budala demektir. deli olmayan ya aptaldır ya da namussuzdur.

la rochefoucauld: etkilerinin çoğuna bakarak yargıda bulunursak aşk dostluktan çok nefrete benzer.

sandor marai: yaşamın bazı anları, inancımıza ve iyi niyetimize güç veren ve çoğu zaman beklenmedik, kendiliğinden gelen bir hediyedir.

johannes mario simmel: rahat bir vicdan yumuşak bir yastığa benzer.

thomas bernhard: insanları hesaba katmak hatadır. herhangi bir insanı hesaba katmak büyük bir hatadır.

buket uzuner: çoğu kez insanlar aslında birlikte yaramazlık yapacak, beraber ortak bir dil geliştirecek, yan yana eğlenecek, dinlenecek ve haz alarak sevişecekleri "o biri"ne hiç rastlayamadan ölüp gidiyorlar.

latife tekin: dünyada, parayı görünce kendini tanıyamayan çok insan vardır.

henry miller: insanı en çok rahatsız eden, yaşama egemen olanın ne para, ne dil, ne görenek olduğunu kesinlikle şaşmaz biçimde bilmektir. yaşama egemen olan, hep boğazlamaya çalıştığın ama gerçekte senin boğazını sıkan bir şeydir.

paul eluard: yanlışlarla, güzel kokularla yaşayın.

29.04.2013

uzun lafın kısası

albert camus: beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.

anton çehov: yaşam yolunda, aşk için, her günü çiçek koparır gibi koparırız.

d.h. lawrence: aşk, gerçek görüşümüzü geliştiren ve bize yazgıya karşı savaş konusunda güç veren birleştirici bir serüvendir.

fernando pessoa: hayat, hayatın dile getirilmesine engel olur. büyük bir aşk yaşasam asla anlatamazdım.

henry miller: kadınlar armağana bayılırlar; hele bu pahalı da olursa, görmeyin zevklerini!

jorge amado: on yıllık bitmez tükenmez konferanslar, bir günlük savaştan daha değerlidir ve daha ucuza mal olur.

latife tekin: parasızlar her istasyonda donarlar.

steven weinberg: din olsa da olmasa da iyi insanlar iyi işler, kötü insanlar da kötü işler yapabilirler. ama iyi insanlara kötü işler yaptırmak dinin işidir.

miguel de unamuno: rastlantı dünyanın gizli ritmidir, rastlantı şiirin ruhudur.

paul eluard: faşizm, tüm faşizmler vatanı, aileyi ve dini savunurlar. böylesine aşağılık bir davayı ülküselleştirmek konusunda ırkçı kuramlar onun yanı başında hazır bekliyor.

buket uzuner: erkek milleti aferin salağıdır.

saul bellow: insanların ölümden bahsetmeleri dünyanın en aptalca şeyi; neden söz ettikleri hakkında en küçük bir fikirleri yok. ölüm hakkında en temel şeyleri anlayabilenlerin sayısı on binde bir bile değil.

31.03.2013

uzun lafın kısası

mihail bakunin: en küçük, en zararsız devlet bile düşlerinde suçludur.

albert camus: çocuklara işkence yapılan bu dünyayı sevmeyi ölünceye kadar reddedeceğim.

anton çehov: doktorlarla avukatlar birbirlerinin tıpkısıdır. aralarında sadece bir tek fark var: avukatlar soyarlar; doktorlarsa hem soyar hem de öldürürler.

d.h. lawrence: çoğu kadın hiç sevmez, sevmeye hiç başlamaz. sevmenin ne demek olduğunu bile bilmez. erkekler de öyle.

buket uzuner: hayatta en büyük mucize, küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır.

fernando pessoa: kölelik bu hayatın yasasıdır. isyan etmenin de kaçmanın da mümkün olmadığı, kayıtsız şartsız boyun eğilen yasa budur. kimileri köle doğar, kimileri sonradan olur, kimileri ise köleleştirilir.

john fowles: çatıdan kopup kafana düşse bile gerçek umutsuzluğun ne olduğunu anlayamazsın.

latife tekin: zihnimizdeki ağırlıklarından kurtulup eşyalardan soğuyalım. bir tekine bile sahip olmak için istek duymaya değmez.

paul klee: umarım amacıma çok çabuk ulaşmam; çünkü amaca ulaşmak kadar eleştirel bir şey yoktur.

saul bellow: radyasyondan çok, birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.

thomas jefferson: basılı herhangi bir eser hakkında ceza kovuşturması açılabileceğini düşünmek bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor.

henry miller: parasızım, çaresizim, umutsuzum. dünyanın en mutlu adamıyım.

27.02.2013

uzun lafın kısası

fernando pessoa: unutuşun etten kıyafetler giymiş figüranlarından başka bir şey değiliz.

buket uzuner: her yetenekli, yaratıcı, her zeki ve hırslı insanın içinde mutlaka bir salieri yaşamaktadır.

herman melville: güzellik tanrı inancı gibidir; ondan ne kaçabilirsin ne de anlayabilirsin onu.

john fowles: faşistler seksten nefret eder ve asla kendilerine gülmeyi başaramazlar.

thomas jefferson: siyasetçileri zapturapt altına almak için onları anayasaya zincirlemek gerekir.

mihail bakunin: fırtına ve yaşam, işte bize gereken budur; yasasız, dolayısıyla özgür bir yeni dünya.

antoni casas ros: insan bedeninde geyiğin asaletini arayın. bulmak imkansız!

soti triantafyllou: kadınlar devrimci erkek istemezler. bankalar tarafından hürmet gören, akşam yemeği için evlerine vaktinde dönen sakin adamlar isterler.

mithat cemal kuntay: bazen biriyle yarım saat konuşmak yarım asırlık refahtır.

seneca: asıl bilgelik, gerçekliği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, değiştirilemeyecek olanı ise ne zaman sükunetle kabulleneceğimizi bilmektir.

d.h. lawrence: insan bedeni utançla saklama yerine saygıyla yüceltilecek bir tapınaktır.

simone de beauvoir: değişik nedenlerden dolayı insanlığın, duygu ve düşüncelerini anlatmasına olanak bırakmayan sorunlarla karşı karşıya kalacağı bir çağ başlıyor.

31.01.2013

uzun lafın kısası

herakleitos: bütün yollarını yürüsen bile ruhun sınırlarına ulaşamazsın.

buket uzuner: kadınlar, sırların en sık rastlananı, en karmaşık olanı; bu nedenle de en hoşa gideni, en heyecanlısıdır.

daniel defoe: hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyorlar diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala, hem de alçaktır. bir adamın "benden başka herkes aldanıyor." demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?

john fowles: kibarlık istemiyorum. kibarlık daima, başka türden gerçeklerle yüzleşmenin reddini barındırır içinde.

lawrence durrell: aşkımıza karşılık verenlerden hiçbir şey öğrenemeyiz.

albert camus: bütün büyük eylemlerin, bütün büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır. büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemecinde ya da bir lokantanın kapısında doğar.

antoni casas ros: namus, cinsellikten elini ayağını çekmek ruhun hapishanesidir.

milena jesenska: en nihayetinde bir insanın ötekinden beklediği sadece kendisini onaylamasıdır.

seneca: bilge kişinin kaybedeceği hiçbir şey yoktur. o, sahip olduğu her şeyi kendinde taşır.

thomas kempis: her şeyde erinç aradım; ama hiçbir yerde bulamadım, bir kitapla çekildiğim köşeden başka.

johannes mario simmel: çağımızda, beş duyusu sağlıklı işleyen her insan sosyalisttir.

paul lafargue: bir köyün orta yerinde bir fabrika kurmaktansa, oraya veba tohumları saçmak, su kaynaklarını zehirlemek daha iyidir. fabrika işçiliğini başlatın, ne neşe kalır ortada ne sağlık ne de özgürlük. yaşamı güzel ve yaşanmaya değer yapan ne varsa, hepsi gider.

31.12.2012

uzun lafın kısası

albert camus: diz çökmüş durumda yaşamaktansa ayakta ölmek yeğdir.

buket uzuner: normal insanlar için gösteriş ve saygınlık, işin aslından daima daha önemli olmuştur.

herakleitos: her şey değişiyorsa insanın umudunu bir ana bağlaması anlamsızdır. iyi ya da kötü zamanlar yoktur; sadece değişen zamanlar vardır.

daniel defoe: hor kullanılmış bir mutluluk, çoğunlukla en büyük yıkımlara yol açar.

forrest carter: bazı insanlar ağaca baktıkları zaman kereste ve çıkardan başka bir şey görmezler; işte onlar yürüyen ölü insanlardır.

lao-tzu: hastalığını hastalık olarak bilen, hasta değildir.

john fowles: monogami biyolojik bir saçmalık, yalnızca tarihsel geçmişten kaynaklanan bir tesadüftür. sizin asıl evrimsel işleviniz, bir erkek olarak, spermatozoanızı, yani genlerinizi mümkün olduğu kadar çok sayıda rahme aktarmaktır.

lawrence durrell: aşkların en bereketlisi, zamanın yargıçlığına bırakılandır.

mina urgan: kürt sorununu çözümlemenin tek çaresi, dağı taşı topa tutmak değil; doğuyu kalkındırmak, refaha ulaşmasını sağlamak, kürt yurttaşlarımıza insan gibi yaşamak olanağını vermektir.

paul lafargue: bugünkü orduların niteliği üzerinde yanılgıya düşülemez artık. bunlar yalnızca ve yalnızca "iç düşmanı" [işçi sınıfını] bastırmak için sürekli hazır tutulmaktadırlar.

seneca: bütün kaygılarından kurtulmak istiyorsan, korktuğun şeyin başına geldiğini düşün.

antoni casas ros: neden on sekiz yaşında isyankar, otuzunda ılımlı, kırkında geri dönüştürülmüş oluyoruz?

17.01.2011

mucize

buket uzuner

insan yaşarken eğrileri ve eksikleriyle rahatsız olduğu, beslenemediği "doğduğu topraklara" gerektiği zaman veda edemezse, bağnaz bir ulusalcılığın yakasına yapışma tehlikesi belirir. renk yelpazesi ve bakış açısı daralabilir. vaktinde, henüz alma kapasitesi yüksekken görülecek dünya, yetenekli ve yaratıcı ruhun en besleyici gıdasıdır. zamanı geçtikten sonra, ön yargı ve koşullanma illeti gözlerin, ellerin ve yüreğin en ince kıvrımlarını nasırlaştırır ve artık yurt dışında yalnızca bir turist olma şanssızlığı kalmıştır ortada.

onun uğruna nelere katlanır, nelerden yoksun kılar, nasıl da bunaltırız kendimizi. tutsaklığımızın adıdır vazgeçilmezlik çoğu kez. doğumdan ölüme dek sürecek ve asla kazanılamayacak birinci vazgeçilmezliğin adı, zamana karşı verilen savaş olarak çıkar karşımıza. kendimize karşı açtığımız savaşlar yanı sıra töreler, dinler ve kan bağıyla ilgili olanlar ve bütün bunların yarattığı şoklar, acılar, yalnızlıklar.. en fenası keder. çünkü vazgeçilmezin önlenemez yol arkadaşı "zorunluluk", hiçbir mutlu duygunun yanıbaşında var olmasına şans tanımaz. "mecburiyet", bütün özgürlüklerin ve aşkların sonudur.

"münih hayvanat bahçesinden bir kurt kaçmış ve yaşlı bir kadın tarafından bulunmuştu. polisler geldiğinde yaşlı bayan, kurdun başını okşamakta, kurt da onun elini yalamaktaymış. hiçbir şeyden emin olamıyorum; ama belki de kurtlar iyiye doğru evrimleşmekteler. yaşlı bayanlar da öyle. belki de yaşlı bayan kaçıktı. bir şeyler bulanlar genellikle kaçıklardır." (romain gary)

ancak yüreği öpülürse
öpülürse yüreği duyulur sesi
ruhun gizli sularında
sessizce uyuyan derinde

mucizeler, ancak onlara inananlarca yaşanır ve aşk bir mucizedir. sevinçten çıldıracak, özlemden çıldıracak ve heyecandan çıldıracak bir aşkı tanımamış olanlar, mucizelere de inanmazlar. oysa aşk mucizesini yaşayanlar, aşkın doruk noktasında yaşanan cinselliği betimlemeye çalışmanın bir cinayet olduğunu bilirler. o ancak yaşanır. ve yaşandıktan sonra, cinselliğin bütün öbür halleri artık renksiz, tatsız ve yoksul kalacaktır. çünkü aslını gören göz, en iyi öykünmeden bile incinir. aslını tanıdıktan sonra, ancak onunla heyecanlanır, mutlanır, onunla doyumlanır. ancak!

4.06.2010

balık izlerinin sesi

buket uzuner

sevginin en güzeli, en gereksinildiğinde verilenidir.

albert einstein: sıradışı, büyük insanlar, daima sıradan zekaların şiddetli muhalefetiyle karşılaşırlar.

kadınlar, sırların en sık rastlananı, en karmaşık olanı; bu nedenle de en hoşa gideni, en heyecanlısıdır.

anneler ve kızları daha çok saklı bir rekabet, gizli bir kıskançlık ve ancak kadınlara özgü ince, duyarlı, tiz sesli, düşünceli ve alıngan bir aşkın suladığı o çok dalgalı okyanusta yüzerler.

romain gary: yaşlılıkta öğrenilenler aslında daha önce unutulanlardır.

"şiirin tek tutkusu güzeldir ve amacı kendisidir."

"en yetkin erkek güzellik tipi, şeytanın tipidir."

grotesk sanat en iyi protesto biçimidir. iğrençliği, şiddeti, sefilliği olduğu gibi yansıtır; fazlasıyla, bütün şiddetiyle.

her yetenekli, yaratıcı, her zeki ve hırslı insanın içinde mutlaka bir salieri yaşamaktadır.

kadınlar.. onlar tanrının kendisini affettirmek için yarattığı, dehasının en önemli kanıtı, en büyük şaheseridir.

dağınık olabilmek, yalnız yaşamanın ayrıcalıklarından biridir.

albert camus: var olmak kendini yeniden yaratmaktır.

korkuya azıcık fırsat verilmeyegörsün, hemen aklın ve fikrin üzerine akar, örter, sımsıkı kapatır.

normal insanlar için gösteriş ve saygınlık, işin aslından daima daha önemli olmuştur.

"insan en çok reddettiği şeye yakındır."

emile ajar: bütün yavru kediler, büyüdükleri için ölürler.

organize olmak, bir gelişmişlik belirtisidir.

romain gary: görkemli senfonilerin ortasında bir yerde beliriveren, yumuşacık bir flüt sesini beklemek gibi bir eğilimim vardır.

kendi başına karar veremeyen, özgür olamaz. oysa kendi kararlarını alıp uygulayabilen, "birey" adındaki insanların mutlaka "mahremiyet"i vardır. onlar, koşarken soluklanmayı, yorgunken dinlenmeyi, kalabalıktan ayrılıp kendi yönlerine gidebilmeyi ve ıssızlıkta çoğalabilmeyi bilenlerdir. yalnızlığın yaratıcı gücünü tanımayanlar, kendileriyle hiçbir zaman tanışamazlar.

4.03.2009

istanbullular

buket uzuner

çoğu kez insanlar aslında birlikte yaramazlık yapacak, beraber ortak bir dil geliştirecek, yan yana eğlenecek, dinlenecek ve haz alarak sevişecekleri "o biri"ne hiç rastlayamadan ölüp gidiyorlar.

hayatta en büyük mucize küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır.

dünyayı, memleketini, kendini merak etmeyen, araştırmadan her duyduğuna inanan, adil ve mütevazı olmayan, adam değildir. ne kadar büyük olursan ol, kibirli olursan bitersin.

erkek milleti aferin salağıdır.

bir erkeğin varoluşuna karşı en büyük tehditlerden biri kafa karışıklığından gelir. aynı anda iki şeyi düşünmenin bile huzur bozucu olduğu bir tasarımda, birkaç sorun ve sorumluluk erkeğin beyninde iç kargaşaya, iç parçalanmalara, bozulup-dağılmalara yol açabilir. bir erkek beyni bir anda ancak bir şeye odaklanmak üzere tasarlanmıştır ve bunu çok iyi başarır.

özel yeteneklerle doğan insanların çok şanslı olduğunu düşünenlerin hepsi, bunun bazen ne büyük bir ceza olduğunu hiç anlamayacak kadar sağlıklı ve normal insanlardır.

insan ancak kendine benzeyen bir şehre dönerken kendi hatalarını affetmeye benzer bir acı çeker. bu biraz da vazgeçilememiş eski bir sevgiliye dönüşün kırık ama eşsiz tutkusuyla heyecanlanmak gibidir.

dönmek, aynı zamanda yad etmenin eşanlamlısı olarak hatırlamak anlamını da taşır. hatırlamak için geriye dönmek gerekir; tarihe, bireysel ve toplumsal geçmişe. yani, dönmeden hatırlanmaz. hatırlamak, dönmeden gerçekleşemez. geçmişi anlamayan bugünü anlayamaz.

cesaret, zamanında kullanılmazsa bir intihar silahına dönüşür.

dünyayı idare etmekle övünen biz saf erkeklerin asıl zaferi, kadınları idare etmeyi öğrendiğimizde olacaktır beyler!

özü çiftcinseldir doğanın; her şey ve herkes kendi karşıtını taşır her zerresinde.

yetişkinler kendi ses tonlarının ve beden dillerinin çocuklar tarafından dikkatle okunduğunu unuturlar.

sevdiği bir erkekten isteyerek bir bebek sahibi olan kadın, dünyanın en güçlü insanıdır.

aynaya bakıp da orada kendini bulamayan birinin yaşadığı dehşet, hayatı boyunca bir gün aniden karşısına dikilecek bir hayaleti beklemek gibi ürperticidir. sanki insanın gölgesi çalınmıştır ve ölene dek bir daha asla geri dönmeyecektir.

kırık hayaller yorgunluğu, kırk yaşından sonra kanser kadar ürküten, uykusuzluk hastalığı kadar sinsi ama kaçınılamaz bir birikim oluşturur.

mükemmellik hastalığına çocukken tutulanların hiçbiri yüzleşmeye tahammül edemez.

korku, insan aklının boşluklarını çabucak ve iştahla doldurur.

insanın kendi kafasında yarattığı tehlikeyle başa çıkması bazen gerçek tehlikeden daha zordur.

dahi, ortalama bir öğrencinin bir yahudi anne tarafından yetiştirilmiş olanıdır.

insan en çok kendine dair soruların yanıtlarından ürker.

en zeki, en yetenekli, en okumuş kadınların içinde bile saklı bir iç çekişle bekleyen, aslında peri masallarından rüyalarına sızmış sihirli bir erkektir. kız çocuklarının hemen tümünün kalpleri paramparça, delik deşik yaşlı kadınlar olarak gömülmelerinin asıl nedeni, bu peri masallarıyla vaat edilen yakışıklı, anlayışlı, sevecen, sabırlı, güvenilir, ahlaklı prens-erkeklerin gerçekte asla varolmayışlarıdır.