abe kobo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abe kobo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.09.2020

tek yönlü bilet

abe kobo

şarkı söylemek isteyen keyfince söylesin. aslında, eline tek gidişlik bilet tutuşturulmuş bir insan, pek öyle kolay kolay gönlünce şarkı söyleyemez. elinde tek gidiş biletinden başka bir şey olmayan insan türü, ayakkabısının topuğu çakıllara bastığında çıkan sesten bile ürkecek kadar diken üstündedir. artık daha fazla yürümeye niyeti yoktur. canı gidiş-dönüş bileti için ağıt yakmak ister aslında. tek yön bileti, dün ve bugün, bugün ve yarın arasındaki bağın koptuğu, paramparça olmuş bir yaşamdır. öylesine yırtık pırtık olmuş bir tek yön bileti için ağıt yakabilenler, bir zamanlar gidiş-dönüş biletini sımsıkı yakalamış olan insanlarla sınırlıdır. işte o yüzden biletin dönüş için olan yarısını kaybetmemek, çaldırmamak için neredeyse histeri telaşıyla hisse senetleri alır, hayat sigortası yaptırır, sendikayla amirleri arasında ikiyüzlüce oynarlar. banyo oluklarından, tuvaletin deliğinden yükselen tek yön biletlilerin yardım isteyen çığlıklarından bıkar, kulak tıkamak için televizyonun sesini iyice açarak izler, tek gidiş bileti için gönül rahatlığıyla ağıt yakabilirler. kapatılan insanın şarkısı, çift yönlü bilet için ağıt bile olsa, hiç kuşkuya kapılmazlar.

23.02.2020

öğretmen

abe kobo

öğretmenler kadar kıskanç varlıklar son derece azdır. öğrenciler her yıl, akan bir ırmağın suyu gibi, öğretmenlerin üzerinden akar gider ama o akıntının dibinde, sadece öğretmenler, çöküvermiş kayalar gibi, hep oldukları yerde kalırlar. ümit sözcüğünü başkaları için kullansalar da kendileri rüyalarında bile göremezler. onlar, kendilerini işe yaramaz çöplük gibi görerek ya mazoşist eğilimlere kapılır ya da başkalarının pervasızlıklarından şikayet eden fazilet savaşçıları haline gelirler. başına buyruk hareketlere hayran oldukları halde, başına buyruk hareketlerden nefret etmeden duramazlar.

8.02.2016

kumların kadını

abe kobo

bilinmemek var olmamakla eşdeğerdir; olduğu yerde çürüyen bir mücevher gibi.

yirmi yaşındaki erkekler düşüncelerle tahrik olurlar. kırk yaşındaki erkekler ise derilerinin yüzeyiyle tahriki hisseder. fakat otuz yaşındaki bir erkek için en tehlikeli şey bir kadının siluet haline gelmesidir.


yalnızlık, hayal peşinde koşup da doyurulmamış susuzluktur.


yaşam sadece önemli olaylardan ibaret olsa, gelişigüzel el sürülemeyecek, narin bir sırça köşk olur. ancak gündelik yaşam tam da gazete başlıklarındaki gibidir. bu yüzden herkes, anlamsız olduğunu bile bile, pergelin ucunu kendi evine yerleştirerek ilgi alanını çizer.


insanın gözünü alan bir güneşle süslenmiş yaz, eninde sonunda romanlarda ya da filmlerde olan bir şeydir. gerçekte olansa, mürekkep kokan gazetenin siyaset sayfasını altına serip uzanmış kendi halindeki sıradan halkın pazar günüdür.


yaşamın anlamını sakatlayan bir eğitim sistemi hakkında ciddi şüphelerim var. olmayan bir şeyin var olduğuna inandırmaya çalışan ütopya eğitimi.


yazar olmak istemek, kukla oynatıcısı olup kendini kuklalardan ayırmayı amaçlayan bir egoizmden başka bir şey değildir.


medeniyet düzeyi yüksekliğinin, insanların derilerinin temizliği ile doğru orantılı olduğunu söyleyenler vardır. eğer insanlarda ruh varsa büyük olasılıkla deride gizlidir.


nişan ya da rozet sahibi olma isteği, insanın inanamadığı rüyayı görmeye başladığı zamanlarda doğar.


her nasılsa çoğu kadın, bacaklarını aralamak için, melodramlarda olduğu gibi, karşısındakine kendi değerini belirtmesi gerektiğini sanır. fakat neredeyse zavallılığa kaçan bu masum yanılgı, aslında kadınları tek yönlü bir ruhsal tacizin kurbanları haline getiren en önemli etkendir.


sabır yenilgi değildir. aksine, sabretmek yenilgi olarak algılandığında yenilgi başlar.

4.10.2014

kutu adam

abe kobo

bakmak aşktır. bakılmak ise nefret. bakışın yarasına dayanmaya çalışırken surat buruşturulur; ama bakmaktan başka bir şey yapmamak herkese mahsus değildir. eğer bakılan kişi de bakarsa bir sonraki sefer bakmakta olan kişi bakılan kişinin tarafına döner.

küçük şeyleri düşününce yaşamaya devam etmek istediğime inanıyorum. yağmur damlaları.. daralan ıslak eldivenler.. çok büyük bir şeyi izlerken ölmek istiyorum. dünya haritası veya parlamento binası..

sağlıklı insanların göğüsleyemeyecekleri birtakım acılar çeken hastalara sempatiyle yaklaşmak gerekir.

intihar, bir tavır olması gerçeğinin yanında şerefli bir hareket tarzı da; ayrıca arzu veya akılla gerçekleştirilemez. ufak bir bağlılık, küçük bir iştah duraklama bahanesi oluyor.

akıl hastalığı ve fiziksel acının aynı oranda korkutucu olduğu durumlar var. o noktaya gelindiğinde bütün yollar iyidir.

boğazınız kuruysa size içki içen bir resminizin gösterilmesi hiç fayda etmiyor.

bir kadının bacaklarının cazibesi -bu cazibeyi inkar eden herkes ikiyüzlüdür- görsel olmaktan çok dokunsaldır.

çünkü her şeyden vazgeçilemez. eşyaları biriktirmek için bir çaba gerekir. ama onlardan kurtulmak için harcanan enerji daha da fazladır. bütün sahip olunan eşyalar, bir arada tutulmazlarsa, sanki her an rüzgarda dağılacaklarmış endişesinde olunur.

ölüm bir tür şekil değiştirmedir. ilk önce deri aniden mavileşir. sonra burun incelir, çene daralır ve küçücük olur; yarı açık ağız bıçakla yarılmış bir mandalina kabuğuna benzer ve kırmızı alt dişetleri yerlerinden çıkar. elbiseler bile değişir. nispeten daha kaliteli duranlar, birden, ucuza satılan, dikkat çeken ama aslında değersiz olan mallar haline gelir.