#aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.10.2022

sefahat

balzac

ben âşığımı rakibemin yatağı yerine bir çukurun dibinde görmek isterim.

zaman çılgınlıklarımızı sorgulayabilir ama mutluluk bizi hoş görecektir.

hastalıktan ölmek yerine, son nefesimi aşk yaparken vermeyi yeğlerim.

tanrı'nın yarattığı insan türüne büyük bir saygı duyduğum söylenemez. bana milyonlar verseniz hepsini harcarım, gelecek için bir kuruşunu saklamak aklımdan bile geçmez.

yüreğim yalnızca hayattan zevk almak ve saltanat sürmek için çarpar.

toplum yaptıklarımı onaylayıp sefih yaşamımı sürdürmem için kaynak sağlamıyor mu? yüce tanrı neden bana her sabah, akşam harcayacağım parayı gönderiyor? bizim için neden düşkünler yurtları inşa ediyorsunuz? bizi yaralayanı ya da canımızı sıkanı seçmemiz için iyiyle kötünün arasına yerleştirmediğine göre, eğlencenin, sefahatin yer almadığı bir yaşam sürmem ahmaklıktan başka ne olabilir ki?

kendi dertlerime ağlamak yerine, onların sıkıntılarına gülmeyi yeğlerim.

cebimizdeki altın sayesinde, çevremizde her zaman için kendimizi huzurlu hissetmemizi sağlayacak duyguları yaratabiliriz.

erdem! onu çirkinlere ve kamburlara bırakıyoruz. zavallılar, o olmasaydı başka neye sığınacaklardı?

tüm hayatını nefret ettiğin birine adamak, sonunda seni terk edip giden çocuklar yetiştirmek, yüreğinizi parçaladıklarında, onlara, "teşekkürler!" demek; işte kadınlardan beklediğiniz erdemler bunlar. dahası özverisini mükafatlandırmak, onu daha fazla kullanabilmek için ona daha büyük acılar çektiriyorsunuz, karşı koyarsa, onu tehdit ediyorsunuz. mümkün olduğunca özgür yaşamak ve hoşlandığın kişiyi sevmek ve genç ölmek, işte benim için mutlu bir yaşamın anlamı bu!

mutluluklarımı acılara karıştırmak yerine hayatımı iki kısma ayıracağım: mutlu ve keyifli olacağım bir gençlik ve henüz öngöremediğim ama bunların bedelini kabulleneceğim bir yaşlılık.

5.07.2022

hayat dersi

murathan mungan

dünyayı ait olunacak bir yer sanmak gibi genç yaşta farkına varamadığı yanılgıları vardır insanın. oysa ve de ancak dünyada iğreti olduğunuzu anlarsanız yerlisi olursunuz dünyanın.

herkes birbirinin çaresizliğinin kapanıdır. birinin vücudu, diğerinin parasını tuzağa düşürür. ya da tersi olur. birinin imkanları, diğerinin hayallerini. herkes birbirinin çaresizliğini kullanır aslında. kapana kıstırdığını sandığının kapanına kısılmış olduğunu anlarsın kimi zaman. hayatın ders vermeye bile vakti yoktur. "hayat dersi" dedikleri, iş işten geçmeden bunların farkına varmaktır yalnızca. hem unutma; bazen kötü bir yol, insanı iyi bir sona ulaştırabilir.

bireyini yetiştirememiş anonim toplumlarda, birey "egosunu" tanımaz, ego üzerine bir söylem ve bilgi alanı kuramaz; öte yandan, anonim bünye, kişinin egosunu açık alana taşıyarak her çeşit saldırıya hedef yapar. dolayısıyla "ego" tanımını bilmeyen kişiler, yara aldıkları yeri de tanımazlar.

dünyanın bütün hikayeleri aile yaralarıdır. orada başlar, orada gelişir, oraya dönerler. birikmiş ev içi kinleri, mutsuzluk fazlası, kirli sırlar, açık ya da örtük şiddet, aşırı sevginin yaraladığı benlikler, istenmezlikler, yetmezlikler, erken kayıplar; öksüzlüğün, yetimliğin, üveyliğin saymakla köpüren, köpürdükçe birbirine benzeyen nedenleri.. mutlu ya da mutsuz bütün sonlar kaçınılmazdır. bunu bilince daha rahat anlatır insan bir başkasına kendi hikayesini.

24.03.2022

ideal çift

vaclav havel

mikael: biliyor musun ferdinand, bazen yeryüzünde bir tek şeyin değeri var diye düşünüyorum: bir çocuğu olmak ve onu yetiştirmek! masal gibi bir şey! hayatın esrarını ellerinde tutmak gibi bir şey. zor bir çaba ama bu işi yaparken insanları saymayı öğreniyorsun. bunu yaşamayan bilmez.

vera: ah, ferdinand! doğru! ayrı bir deneyim bu, harika bir deneyim. günün birinde bu küçük varlık oluşuyor ve birden sana ait olduğunu, sensiz olamayacağını, senden çıktığını anlıyorsun ve sonra doğuyor. bu kez de kendisine ait bir hayatı olduğunu, gözlerinin önünde büyüdüğünü, yürümeye başladığını, yarım yamalak konuştuğunu görüyorsun. sonra düşünüyor, soru soruyor. başka ne denilebilir, mucize bu!

ferdinand: elbette.

mikael: çocuk.. adam oluyor, bu böyle ferdinand. birden doğayı, başkalarını, kısacası hayatı daha derinden duyuyor gibi oluyorsun. yapacak bir şey yok. bu varlık bir başka boyut kazanıyor, bir başka hız, bir başka içerik.. daha sağlam bir yapı! öyle değil mi vera?

vera: tam anlamıyla. birdenbire nasıl bir sorumluluk yüklendiğini düşün. o küçük varlığın oluşumu salt sana bağlı. gelecekteki duyguları, düşünüş biçimi, hayatı, her şey senin elinde.

mikael: bir şey daha söylemek istiyorum. bu çocuğu dünyaya sen getirdiğine göre, kendi yönünü bulacağı bir eğitim vermekle dünyayı ayaklarının altına seriyorsun. çocuğunun yaşadığı bu dünyaya karşı gün geçtikçe artan bir sorumluluk duyuyorsun.

ferdinand: hımm..

mikael: eskiden bilmezdim, ama şimdi eminim.

vera: çocuk, bize daha doğru bir görüş açısı, yepyeni değerler yelpazesi sağlıyor. bu küçükten gayri hiçbir şeyin önemi olmadığını keşfediyorsun. onun için yapabileceklerin, onun için yaratacağın rahat yuva, ona verebileceklerin, ona sağlanabilecek işler.. öylesi ağır bir görev ki, her şey; ama her şey karşısında soluyor, anlamını kaybediyor. özellikle eskiden bizi heyecanlandıran, bizim için o kadar büyük önem taşıyan bütün şu siyasi sorunlar!

vera: tabii, hiçbir şey anlamadan doğuran kadınlar da var, bu takdirde çocuğa acımalı.

mikael: ama çocuk olunca bütün sorunlarının sihirli bir değnek değmesiyle ortadan kalkacağını da sanma. ana babanın bu işe biraz olsun hazırlıklı olması gerek.

vera: doğru, örneğin mikael tam bir ideal baba. eve biraz para getireceğim diye fabrikasında kendini kahrediyor, acımamak elde değil! ama ailesine, evine bütün vaktini harcamasına mani mi bu? hiç de değil! şu apartmana bak: mikael işten döndüğü vakit dinlenmiyor, çırpınmaya devam ediyor, bütün bunlar oğlumuz iyi bir ortamda büyüsün, güzel şeyleri sevmeyi öğrensin diye. bu yetmiyormuş gibi küçük pierre ile meşgul olacak vakti de buluyor.

mikael: ama vera da olağanüstü! düşün bir kere. alışverişi yap, küçüğe bak, yemeği pişir, temizliğe bak, çamaşırı yıka; üstelik düne kadar da badana, boya işi sürerken. ama yüzüne bir bak. sanki bu kadar işi yapan o değil. güzel ve alımlı! büyük çaba bu! bir şey söyleyeyim mi? onu her geçen gün daha çok takdir ediyorum.

vera: bütün bunların tek bir nedeni var: çok iyi anlaşan bir çiftiz.

mikael: tabii. mükemmel anlaşıyoruz. hafızamı yoklayıp duruyorum, tek bir kavgamızı hatırlamıyorum.

vera: birbirimize düşkünüz; ama bunu pek belli etmiyoruz.

mikael: birbirimizin üstüne titriyoruz; ama çok da aşırı davranmıyoruz.

vera: her zaman konuşacak bir şey buluyoruz; çünkü mizah anlayışımız aynı.

mikael: mutluluk anlayışımız aynı.

vera: tutkularımız aynı.

mikael: zevklerimiz aynı.

vera: aile kavramımız aynı.

mikael: en önemlisi de cinsel açıdan.. tam bir başarı!

vera: önemli de laf mı? (ferdinand'a) biliyor musun, mikael.. tek kelimeyle olağanüstü! hem vahşi hem müşfik.. hem kendisi zevk almayı biliyor hem de karşısındakini el üstünde tutuyor. tam bir teslimiyet içindeyken birdenbire beklenmedik hararetli davranışlara ve nefis ince buluşlara geçebiliyor.

mikael: vera'nın sayesinde.. beni tahrik etmeyi ve cazibesini sürdürmeyi biliyor.

vera: ferdinand, ne kadar sık seviştiğimizi bir bilsen.. inanmazsın. çünkü devamlı değişikliklerle sevişme denilen olguyu şekillendirmeyi biliyoruz. tempoyu da bu yüzden tutturabiliyoruz. bizim için her sefer ilk günkü gibi, her seferki değişik, eşsiz, unutulmaz. kendimizi bütün varlığımızla tamamen ve sonuna kadar veriyoruz. o zaman da aşk yapmak bizim için alelade, âdet yerini bulsun diye yapılan bir iş olmaktan çıkıyor.

mikael: vera için, mükemmel bir eş olmak demek, sadece çok iyi bir ev kadını, çok fedakâr bir anne olmakla bitmiyor; her şeyden önce bir sevgili olması gerektiğini biliyor. onun için kendine çok özen gösteriyor. işin tuhafı, ev işlerinin ezici olması oranında cinsel çekiciliğini artırmayı biliyor.

vera: evvelki günü hatırlıyor musun mikael? çömelmiş yerleri siliyordum, birdenbire içeri girdin.

mikael: sevgilim, hatırlamaz olur muyum? unutulur gibi değildi.

vera: mikael öbür kızlara neden hiç bakmaz biliyor musun? çünkü evde kendisini bir külkedisi değil de gerçek bir sevgilinin beklediğini bilir.

mikael: evet, vera ilk günkü gibi güzel; hatta ne yalan söyleyeyim, çocuk doğduğundan beri, nasıl desem, daha da olgunlaştı, vücudu daha dolgun, daha çekici oldu.

(mikael, vera'nın göğüslerini ortaya çıkartır) güzel değil mi?

ferdinand: evet, çok güzel.

mikael: ona ne yapıyorum biliyor musun?

ferdinand: ne diyeceğimi bilemiyorum.

mikael: bir küçük öpücük konduruyorum, birini kulağına, birini boynuna, birini.. buna bayılıyor, beni de coşturuyor. dur, göstereyim sana. (gösterir. vera içini çeker.)

vera: dur sevgilim lütfen; birazdan, birazdan hayatım.. dayanamıyorum. (mikael durur.)

mikael: haklısın canım. biraz daha laflarız: ama sonra ona sevişme hünerimizi gösteririz.

ferdinand: benim bulunmam sizi sıkmaz mı?

vera: burjuvalığı bırak ferdinand. sen en iyi arkadaşımızsın.

mikael: iki insanın bu işte neler yapabileceklerini sana öğretmek bizim için zevk olur.(sessizlik.)

18.03.2022

ensest

marquis de sade

tanrısal çocuk, binlerce kez öp beni! bırak dilini emeyim! şehvetli soluğunu, zevk ateşiyle kavrulurken soluyayım! ah! düzün beni! kardeşim, bitir işimi, yalvarırım!

evrenin geleneklerini karıştırın, inceleyin: akla uygun bir yasa olarak görülen ve aile bağlarını güçlendirmek için yapılmış, izin verilmiş ensesti her yerde göreceksiniz. eğer aşk, tek kelimeyle, benzerlikten doğuyorsa, erkek kardeşle kız kardeş arasında, baba ile kız arasında olduğundan daha mükemmel aşk, nerede olabilir? bazı ailelerin pek güçlü olmasından korkularak üretilmiş, yanlış anlaşılan bir politika geleneklerimizdeki ensesti yasaklar; ama çıkar ve tutku sonucu buyrulmuş olan şeyi doğa yasası olarak kabul ederek kendimizi yanlış yola sürüklemeyelim; kalplerimizi yoklayalım: bizim ukala ahlakçılarımıza ben her zaman kalplerini dinlemeyi tavsiye ederim; bu kutsal organa kulak verirsek ailelerin tensel birleşmesinden daha tatlı bir şey olmadığını kabul edeceğiz; bir erkek kardeşin kız kardeşine, bir babanın kızına olan duyguları üzerinde körlüğe son verelim. her ikisi de boş yere bu duygulara meşru bir şefkat maskesi büründürmeye çalışıyorlar: en şiddetli aşk, ancak onları ateşleyen duygudur; doğanın onların yüreğine yerleştirdiği aşktır en şiddetlisi. o halde, bu pek hoş ensestleri kat be kat çoğaltalım ve arzularımızın nesnesi ne kadar yakından ait olduğumuz biriyse, bundan alacağımız zevkin o ölçüde büyük olacağına inanalım.

doğa sodom zevklerini, ensest zevklerini, mastürbasyonları vs. yasaklamış olsaydı, bundan bu kadar zevk almamıza izin verir miydi? doğanın kendisini gerçekten ihlal eden şeye hoşgörü göstermesi imkansızdır.

ensestin, temeli kardeşlik olan her yönetimin yasası olması gerektiğini ileri sürme cüretini gösteriyorum. doğanın bize daha çok sevmeyi buyurduğu kişileri daha çok sevmemizin yasaklanması gerektiğine ancak batıl inançların serseme çevirdiği halklar inanabilir, onlar benimseyebilir bu saçmalıkları.

2.02.2022

aile

marquis de sade

aile bağları, ebeveynlerin yaşlılıklarında terk edilmekten duydukları korkunun ürünüydü ve çocukluğumuzda bize gösterdikleri çıkarcı özen daha sonra ömürlerinin sonlarında bizden bekledikleri özeni hak etmek içindir yalnızca. tüm bunlar bizi aldatmasın: ebeveynimize hiçbir borcumuz yoktur, en ufak bir borcumuz bile yoktur.

babanın ya da annenin çocukları için duyduğu duygulardan ve çocukların da kendi yaratıcılarına hissettiklerinden daha aldatıcı bir şey olamaz.

ey babalar! birkaç damla sperminizin yaşam verdiği, sizin için hiçbir değeri olmayan bu varlıkları yapmaya tutkularınız ya da çıkarlarınız sizi yöneltti diye içine düşeceğiniz sözümona adaletsizlikler konusunda müsterih olun; onlara hiçbir şey borçlu değilsiniz; siz bu dünyada onlar için değil, kendiniz için varsınız; kendinizi rahatsız edecek kadar deli olmayın, yalnızca kendinizle ilgilenin: yalnızca kendiniz için yaşamalısınız; ve siz, çocuklar, temelinde gerçek bir kuruntu yatan bu evlat sevgisinden olabildiğince kurtulun, sizi kendi kanlarından dünyaya getirmiş bu insanlara karşı hiçbir şey borçlu olmadığınıza inanın. merhamet, minnet, sevgi.. bu duyguların hiçbirini onlara borçlu değilsiniz; size varlık vermiş olanların bunları sizden isteyecek tek bir sıfatları yoktur; onlar yalnızca kendileri için çalışırlar, kendileri için düzenlerler her şeyi; hiçbir biçimde onlara borçlu olmadığınız ihtimamı ya da yardımı onlara göstermek tüm aldatmacaların en büyüğü olur; hiçbir şey size böyle bir yasa dayatamaz ve tesadüfen, geleneğin esinleriyle ya da karakterinizdeki ahlaki etkilerle bu duyguyu içinizde hissettiğinizi sanıyorsanız, bu saçma duyguları vicdan azabı çekmeden boğun.. yerel duygular bunlar, doğanın reddettiği ve aklın her zaman yadsıdığı geçmiş ahlakın meyveleri bunlar!

ihtimam, geleneğin ya da kibrin meyvelerinden başka bir şey değildir.

eğitime gelince, bu eğitim pek kötü olmalı; çünkü çocuğunuzun kafasına kazıdığınız tüm ilkeleri yeniden oluşturmak zorunda kaldık burada biz; onun mutluluğuna hizmet eden bir tek ilke yok, saçma ya da kuruntu ürünü olmayan bir teki bile yok. sanki varmış gibi tanrıdan söz etmişsiniz ona; gerekliymiş gibi erdemden bahis açmışsınız; din demişsiniz, sanki tüm dini ibadetler güçlülerin sahtekarlığından ve zayıfların aptallığından başka bir şey olabilirmiş gibi; isa demişsiniz, sanki bu salak, bir düzenbazdan ve hergeleden başka bir şeymiş gibi! düzüşmenin günah olduğunu söylemişsiniz ona; oysaki düzüşmek yaşamın en zevkli eylemlerinden biridir; onu ahlaklı kılmak istemişsiniz, sanki bir genç kızın mutluluğu sefahatte ve ahlaksızlıkta değilmiş gibi, sanki tüm kadınların en mutlusu tartışmasız biçimde pisliğe ve hovardalığa gırtlağına kadar batmış olan değilmiş gibi, tüm önyargılara en iyi meydan okuyan ve onurla en fazla dalga geçen değilmiş gibi!

2.11.2021

aşk ve evlilik

asıl sorunum ne biliyor musun? kime âşık olacağımı seçemiyorum. benim için uygun olmayan kadınlara âşık olmaya devam ediyorum. bu kimin suçu biliyor musun? dna'mın mhc denen bir  parçası. mhc, bağışıklık sistemini kodlayan parçadır. mhc, kendimizden farklı bir bağışıklık sistemi olan insanların kokusunu alıp onları sevmemizi sağlar. kadınlar tek bir genin farkının kokusunu alabilir.

iki adam al. bir erkeğin bağışıklık sistemi, diğerine göre seninkinden bir gen farklı olsun. onun kokusunu daha iyi bulacaksın. bunu değiştiremezsin, bilinçaltın bunu yapar. bunun biyolojik nedeni, birisiyle çocuğumuz olduğunda, bağışıklık sistemi bütünleşmiş olan çocuklar, virüslere, bakterilere karşı iki kat daha dayanıklı olacaktır. evrimsel dahi. geçmişte insanlar enfeksiyonlardan sinekler gibi öldüğünde bu oldukça avantajlıydı. belki artık aslan kostümüyle en güzel kokan dna'yı arayacağımız bir ormanda dolaşmıyoruz. ama aslında eşlerimizi seçme konusunda hâlâ birer mağara adamıyız.

feromonlar kokusuz uyarıcı ajanlardır. ve çoğu üst dudağın üstündeki küçük oyukta bulunur. bu yüzden eşleşmeden önce öpüşüyoruz. ve başımızı yana doğru eğiyoruz. feromonları koklamak için. ne kadar romantik! öpüşmek bir gen kontrolüdür, başka hiçbir şey değil. her şey onun ilk öpücüğünde saklı. ilk öpücükle seksin iyi olup olmayacağını önceden anlarsın. ve neyin öpücüğün kendisinden daha iyi olduğunu biliyor musun? önceki üç saniye. olmak üzere olduğunu anladığın zamanki his.

iki kişi birbirlerinin kokusunu severek seks yaptığında kadının hamile kalma şansı üç kat daha yüksektir.

kadınların yumurtlama döneminde nasıl testosteron yüklü maço erkekler aradıkları bilinir. diğer zamanlarda ise akrabalarına benzeyen şefkatli tipleri tercih ederler.

seks zıtlık gerektirir. erkek-kadın, artı-eksi, sert-yumuşak. sürtünme ısı yaratır: seks budur. farklı bağışıklık sistemleri durumunda bu şey daha yüksek bir düzeyde uygundur. mesela sıcakkanlı italyan, sarışın isveçli'yi sever. yabancı olan seksidir, çünkü gen havuzunu genişletir. farklılık ve uyumsuzluk ihtirası yaratan şeydir. en iyi seksi iyi bir kavgadan sonra yaparsın. ihtiras zıtlığa ihtiyaç duyar.

uzun vadeli ilişkiler ve beraberlikler uyum gerektirir. partnerin gerçek bir partner olmalı. biriniz eti seviyor, diğeriniz vejetaryen ise başınız belaya girecek demektir veya biri düzenli, diğeri dağınık ise. bu, "birbirimiz için uygun değiliz." ile biter. bir numaralı ayrılma nedeni.

neden birbirlerine uygun olmayan pek çok insan bir araya geliyor? çünkü harika seks yapıyorlar! işte böyle, bu gezegendeki tüm ilişki sefaletinin sebebi. cinsel çekicilik ile başarılı partnerlik arasında temel bir çelişki var. erkekler ve kadınlar uzun vadede bakarsan uyumsuzdurlar. elbette uzun vadeli ilişkiler kültürel olarak arzu edilir; çünkü onlar sosyal istikrar getirir. fakat biyolojik açıdan bakıldığında bu imkansızdır. tek eşlilik, kültürel olarak programlanmış mutsuzluktur. quod erat demonstrandum. ve gösteri bitti.

ilişkilerde zıtlık ve sürtüşme dolaylı olarak tutku ve muhtemelen büyük seks yaratır. ama bu aşk mıdır? bunun aşkla ne ilgisi var? birçok insanın sorunu, aşk ve tutkuyu karıştırmalarıdır. çok acı çekerlerse bunun derin aşk olması gerektiğini düşünüyorlar. bu çok büyük bir problem; çünkü bu "çılgın aşk" sürekli mücadele demek. bu, filmlerde işe yarar; çünkü kıvılcımlar uçuştuğunda eğlencelidir; ancak gerçek hayatta sadece ağırlaşmaya, sefalete ve acıya neden olur ve en fazla iki yıl sürer.

ancak iyi seks iyi geçinen insanlar arasında da mümkündür. gerçekten âşık olduğun biriyle seks yapmak seni bambaşka bir boyuta taşır.

çok farklı kadınlara âşık olmanın başka bir nedeni olabilir. biyoloji dışı bir sebep. senden çok farklı olduklarından seni anlamazlar. ve böylece içindekini göremezler. belki de sen kimsenin sana çok yakın olmasını istemiyorsundur. belki de bu tavşancıkları seçmenin asıl nedeni budur. belki de insanların seni gerçekten tanımasını istemiyorsun.

ben daha çok etrafa sis bombası atan tiplerden biriyim. bizim benlerimiz koruyucu bir kapsül içerisinde ve birisinin içine girmesine izin vermek çok fazla güven gerektiriyor. çünkü diğer kişi ayrılırsa o zaman yanında bir parçanı da götürüyor. ve ölüyorsun. en azından bir parçan. tehlikeli bir şey. oldukça tehlikeli; fakat aynı zamanda çok da güzel. sen diğerine yakınlaştığında artık yalnız olmuyorsun. biz yalnız doğduk, yalnız ölürüz; ama sonra şu anlar var: partnerinle birlikte olduğun anlar. onun yanındayken hissettiklerin. sanki evren senin etrafında dönüyormuş gibi hissedersin. ve sen başka hiçbir yerde olmak istemezsin. kesinlikle doğru yerdeymişsin gibi hissedersin. o "evde olma" hissi. eve vardığın hissi. o an, âşık olduğumu anladığım zamandır. gerçekten âşık.

ve yine de evliliklerin yarısı boşanmayla sonuçlanıyor. boşanmanın en yaygın sebebi nedir biliyor musun? cinsel hayal kırıklığı ve sadakatsizlik. bu hiç şaşırtıcı değil. en fazla on yıl sonra arzu biter. ve bir evlilikle ömür boyu birbirinize zincirlenirsiniz. jeanne moreau'nun bu konuda ne dediğini biliyor musun? "uzun ilişkilerde seks, tekrarların prömiyerlere benzemesi sanatıdır." evet, yapay penis ve fantezi teknikleriyle üç yıl daha kazanabilirsin. fakat sonra bundan da bıkarsın.

evlilikte sadakat aslında katolik kilisesi tarafından icat edildi. daha önceki kültürlerde yoktu. ne babillilerde, ne yunanlılarda ne de romalılarda vardı. neden hristiyanlar onu icat etti? filistin'deki aşırı nüfus yüzünden. dini metinlerdeki kuralların çoğunun pratikte bir nedeni vardır. örneğin galyalılarda kondom ya da kürtaj yoktu. bu yüzden bekaret sadakatini icat ettiler ve boşanmayı yasakladılar. insanlar daha az seks yaptı, kadınlar daha az gebe kaldı ve bu o kadar çok işe yaradı ki bunu yeni ahit'e yazdılar. 2 bin yıl önce filistin’de insanlığın yarısı cinsel olarak engellendi; çünkü kondomları yoktu.

birbirine her şeylerini veren, daima birbirlerinin yanında olan iki kişiden daha güzel olan bir şey var mıdır?

seks el sıkışmak değildir. bu cinsel ilişki, bu kutsal bir duygudur. yine de halkın %80'i etrafta düzüşüyor. en azından dürüst olmak daha iyi değil midir? sizi tüm bu dramalardan kurtarır. yatağa bir başkasıyla girebilirsiniz ve hâlâ birbirinizin yanında olabilirsiniz. acıtan seksin kendisi değil yalan ve aldatmadır.

böyle yapan yaşlı bir çift tanıyorum: dolaplarında ahşap bir kase var. ikisi de kullanıyor. ne zaman onlardan biri başkasına gitse evlilik yüzüğünü oraya koyar ve diğeri bunu bilir. onlarca yıldır çok mutlular.

eski romalılar çok iyi bir sisteme sahiptiler. sabit aileleri vardı ve harika seks yapıyorlardı. çünkü dışarıda sevgilileri vardı. adamın da, kadının da. "çocuklarımıza istikrarlı bir yuva vereceğiz ama bunun bizi cinsel olarak öldürmesine izin vermeyeceğiz." diye düşündüler. böylece istedikleri zaman ve kimi isterlerse onunla seviştiler. bence bu oldukça dürüst bir anlaşma. ben herkesin herkesi becermesi gerektiğini söylemiyorum. sadece devlet ve din çekirdek aileleri benimsiyor diye tek eşliliğe tutunmamamız gerektiğini söylüyorum.

bilirsin, her şeyin geçici olduğu düşüncesi sadece üzücü değildir. aynı zamanda rahatlatıcıdır da. bence bir ilişkide anlaman gereken en önemli şey bu. benimlesin, ama benim değilsin. kimse kimsenin sahibi değil. ve sadece, yarın her şeyin bitebileceğini kabul edersem mutlu olabilirim.

7.10.2021

aile

albert caraco

evreni yok eden şey zina değil doğurganlıktır, haz değil görevdir.

aile günün birinde aşılması gereken bir kurumdur. varlık nedeni yoktur. aile çoğu durumda kalabalıktır. evren aşırı kalabalıktır. dahası, en tartışmalı fikirlerimizin kaynağı ailedir ve doğruluğu korkutan eserler arasında yanlış fikirleri sürdürme lüksümüz olamaz.

yoksulluğun tehdit ettiği bir dünyada her yoksul aile sefaleti arttırır. her yoksul aile, varlığı nedeniyle zaten kriminaldir.

şu an için otuzbir çekenler ve oğlancılar aile babalarından ve analarından daha az suçlu, çünkü onlar kendi kendilerini yok ederken, diğerleri gereksiz ağızları çoğalta çoğalta dünyayı yok edecekler.

asla çoğalmayın ve kesinlikle artmayın. facianın kaynağı üremedir. yeryüzünün kaynaklarını tüketmekten ve onun masum giysisini kirletmekten çekinin. ateşin milyarlarcasını yok ettiği, çerçöpün ve pisliğin ortasında varlığını sürdüren ve kendi dışkılarını içen o eciş bücüş yaratıkları hatırlayın. tek bir ağacın bile bitmediği, uğultunun ve leş kokusunun istila ettiği bir sürü canavarca şehirde beşi altısı tek bir odada yaşıyordu onların. babalarınız böyle insanlardı. onların iğrençliklerini hatırlayın ve onları sakın örnek almayın. aynı ölçüde iğrenç olan ahlaklarını aşağılayın, inançlarını bir kenara atın. onlar çocuk kaldıkları ve gökte bir baba aradıkları için cezalandırıldılar. gök boştur ve sizler özgür insanlar olarak yaşamak ve ölmek için öksüz kalmalısınız.

sayı kötülüğün aletidir. kötülük insanların çoğalmasını ister. çünkü insanlar ne kadar artarsa insan o kadar değersizleşir. beşer insan olmak için gereken enderlikte asla olmayacaktır.

canlılar hızla çoğaldığı andan itibaren hayat kutsal değildir. aşırı kalabalık insanların hayatı böceklerinkinden daha değerli değildir ve savaşta ölmüş askerler onları savaşa sürükleyenlerin gözünde daha değerli değildir.

efendilere köle gerekir. köleler ne kadar çoksa efendiler de o kadar çok zenginleşir. yeter ki kadınlar doğursun ve çocuklar doğsun, gerisi vız gelir onlara. nüfusun azalması onların yıkımı olacağından evrenin parçalanmasını tercih ederler. dünyayı kurtaracak olan hareketin durması onların zararınadır.

bizler bu dünyada derimizi yüzen soygunculara kanmışız ve tanrı'ya itaat ettiğimizi sanırken aslında insanlara itaat ediyoruz. hem de bizi kaosa sürükleyen ve ölümden sakınmayan insanlara, cahil insanlara, güçsüz ama bize dayattıkları gelenekler adına ölüme zorlayan insanlara.

otuzbir çekenlerle ve oğlancılarla dolu bir dünya bizimkinden daha az sefil olurdu, hakikat bu işte.

19.05.2021

çocuk ve cinsellik

sigmund freud

kocasında doyum bulamayan nevrotik bir kadın, bir anne olarak, sevgi ihtiyacını aktardığı çocuğuna karşı aşırı düşkün ve aşırı kaygılı olur ve çocuğun cinsel açıdan zamanından önce olgunlaşmasına yol açar. ebeveynleri arasındaki kötü ilişkiler çocuğun duygusal yaşamını kamçılar ve henüz çok duyarlı bir yaştayken sevgi ve nefret duygularını çok yoğun yaşamasına neden olur. bu kadar erken uyanan cinsel yaşamında hiçbir etkinliğe göz yummayan katı yetiştirme tarzı, bastırma gücünü destekler ve böylesine erken bir yaşta ortaya çıkan bu çatışma, yaşam boyu süren bir nevrotik hastalık yaratmak için gerekli her şeyi içerir. 

çocuğun bakımından sorumlu bir kişiyle olan ilişkisi ona bitmek tükenmek bilmeyen bir cinsel heyecan kaynağı ve erotojenik bölgelerinden doyum sağlar. ona bakan ve her şey bir yana kural olarak onun annesi olan kişinin kendisi de onu kendi cinsel yaşamından kaynaklanan duygularla değerlendirir: onu okşar, öper, kucaklar ve ona açıkça eksiksiz bir cinsel nesnenin ikamesi gibi davranır.

"aşırı hoşgörülü bir baba, çocukların aşırı katı bir süperego geliştirmesine neden olur; çünkü aldıkları sevginin etkisi altında saldırganlıklarını içe yöneltmekten başka bir çıkış yolu bulamazlar. sevgisiz büyüyen suça eğilimli çocuklarda ise ego ile süperego arasında bir gerilim olmadığı için saldırganlıklarının tamamı dışa yönelebilmektedir." (franz alexander)

nevrotik abazi ve agorafobi olaylarının analizi, hareketten alınan hazzın cinsel yapısı konusundaki her türlü kuşkuyu ortadan kaldırır. bilindiği gibi çağdaş eğitimde, çocukları cinsel etkinlikten uzaklaştırmak için oyunlardan büyük ölçüde yararlanılır. bu çocuklarda oyun yoluyla hareketten alınan hazzın cinsel hazzın yerini aldığını ve cinsel etkinliği oto-erotik bileşenlerinden birisine zorladığını söylemek daha doğru olacaktır.

bugün gençlere verilen eğitimin cinselliğin yaşamlarında oynayacağı rolü onlardan gizlemesi, ortaya koymayı görev saydığımız tek eleştiri değildir. eğitimin diğer bir günahı da onları nesneleri olacakları -maruz kalacakları- saldırganlığa hazırlamamasıdır. eğitim, gençleri böylesine yanlış bir ruhsal yönelimle yaşama gönderirken, insanları yaz kıyafetleriyle ve italya'daki göllerin haritalarıyla kutup gezisine gönderiyor gibi davranır.

dikkatleri mastürbasyonla bir kez kendi cinsel organlarına çekilen küçük çocuklar genellikle dışarıdan yardım olmaksızın bir adım daha ileri giderek oyun arkadaşlarının cinsel organlarına karşı canlı bir ilgi geliştirir. bu merakı giderme fırsatı genellikle sadece iki çıkarımsal ihtiyacın -işeme ve kaka yapma- giderilmesi sırasında yakalandığı için, bu tür çocuklar birer röntgenciye, işeme ve kaka yapma edimlerinin hevesli birer seyircisine dönüşürler. bu eğilimler bastırıldıktan sonra kendi cinslerinden veya karşı cinsten insanların cinsel organlarını görme arzusu acı verici bir zorlanım olarak varlığını korur ve bazı nevroz olaylarında semptomların oluşumundaki en güçlü güdüyü sağlar.

15.02.2021

swinger

hüseyin rahmi gürpınar

bir evlilik oluyor. kısa yahut uzun bir süre sonra karı koca birbirinden usanıyor. avrupa'da şimdi bir çeşit boşanma var. ama her usanç doğduğunda boşanmayla işin düzeltilmesine kalkmak da başa çıkar bir iş değil. eğer madam da bu zor gerçekleri anlayabilecek kadar ileri düşünceli ise kurallara samimi bir biçimde uymayı ahmaklara bırakarak kanun üstünde arifane yaşamaktan başka şu dünyada gerçek bir rahatlık olamayacak. bilgin, ukala, kanun koyucular varsınlar her zorluğa karşı bir çare bulmaya uğraşadursunlar. yüzyıllardan şimdiye kadar bu zorlukların kaçını çözmeyi başarmışlar ki şu kısa ömür içinde rahat edebilmek için doğanın gerektirdiğini bırakalım da onların bulabilecekleri çarelere umut bağlayıp bekleyelim.

24.07.2020

erkeğin dramı

jodi picoult

birçok insan kadınların bebek sahibi olamadıkları zaman neler çektiğinden bahseder. ama kimse erkekleri merak etmez. ben söyleyeyim size: kendimizi başarısız, ezik hissederiz. başka erkeklerin defalarca denemeden yaptığı, çoğu erkeğin çoğu zaman yapmamak için önlem aldığı şeyi yapamıyoruz. doğru mu değil mi ya da benim hatam mı değil mi bilmem ama toplum, çocuğu olmayan erkeğe farklı gözle bakıyor. eski ahit'te kimin kimi doğurduğu konusuna adanmış ayrı bir kitap bulunmakta. david beckham, brad pitt ve hugh jackman gibi kadınların başını döndüren ünlü seks sembolleri, people dergisinde daima çocuklarından birini omzuna almış halde boy göstermekte. 21. yüzyılda olabiliriz ama gerçek erkek olma durumu, hala üreme becerisine bağlanıyor.

bir şeyi çok istediğinizde şaşırtıcı şeyler yapabilirsiniz. her şeyi yapmaya, her şeyi söylemeye, her şey olmaya hazırsınızdır. eskiden içki konusunda öyle düşünürdüm; neyse ki içki parası bulmak için yaptığım bazı şeyleri belleğimden tamamen silip attığımdan eminim. bir dönem bebek sahibi olma konusunda da aynı şeyleri hissediyordum. yabancının tekine cinsel hayatımın detaylarını anlatmak mı? neden olmasın? karımın poposuna iğne yapmak mı? memnuniyetle. plastik bir kaba boşalmak mı? hiç sorun değil. doktorlar bizden doğurganlık olasılığını artırmak için geri geri yürümemizi ve opera söylememizi istese gözümüzü kırpmadan yapardık.

4.09.2019

bir kadının günlüğü

mehmet rauf

ah nasıl ve ne kadar nefret ediyorum! bütün bu hayattan, bu hayatı memnuniyetle kabul eden ve severek yaşayan, bütün bu gelenek ve görenek adını verdikleri şeylere sersemce bağlı olan bu adamlardan ne kadar nefret ediyorum!

bütün bu kalabalık içinde çölde garip ve avare kalmış, yolunu şaşırmış bir seyyah gibiyim. ben bu hayatı sevmiyorum. bu insanları hep manasız, hep adi buluyorum. dünyada muhitine yabancı olmak kadar katlanılmaz bir felaket yoktur sanırım.

ah yarabbim, insana en yakın varlıklar, hatta anası babası bile ne kadar uzak, ne kadar, ne kadar yabancı..

kalbimin bütün şiir ve coşkusuyla göklerde kanat çırpmak, yıldızlar arasında dolaşmak, kimseyi titretmemiş heyecanlarla titremek, hiçbir vücudu kendinden geçirmemiş zevklerle sarhoş olmak istiyorum.

yoksa bazı tenha bahçelerde yalnızlık ve bilinmezlik içinde büyüyerek bütün ihtiraslı ruhuyla titrediği okşayıştan mahrum kalıp, hasret içinde solan, harap ve perişan yerlere serilen öksüz ve bahtsız çiçekler gibi yok olmaya mı mahkumum?

26.08.2019

hippie

valerie solanas

erkek, hayatının zorluklarına ve tek bir kadının monotonluğuna isyan eder. paylaşma ve işbirliği adına komünü ya da kabileyi kurar. komün, genişletilmiş bir aile olduğu için kadınların haklarının, mahremiyetlerinin ve akıl sağlıklarının daha geniş bir biçimde çiğnenmesidir.

"hippie" bireysellik kelimesini ağzında geveler durur ama bu konuda herhangi bir erkekten daha fazla bir kavramsallaştırmaya sahip değildir. tabiata, vahşiliğe, tüylü hayvanların yurduna dönmek ister. medeniyetin herhangi bir izinin, basit bir başlangıcının bile bulunduğu şehirden uzak kalmak, türlerin seviyesinde yaşamak istemektedir. zamanını basit, entelektüel olmayan faaliyetlerle -çiftçilik, düzüşme, boncuk dizme- geçirecektir. komünün temelini oluşturan, en önemli faaliyet toplu-takılmadır. "hippie" bütün bedava kukuları -sadece istemek suretiyle sahip olunabilecek, paylaşılacak başlıca emtia- düşünerek komüne ikna olmuştur, ama iştahından körleşmiş bir halde, bu emtiayı paylaşmak zorunda olduğu bütün öteki erkekleri ve kukuların kendi kıskançlığını ve mülkiyetçiliğini hesaba katamaz.

gelenekçiler toplumun temel biriminin aile olduğunu söyler, hippiler ise kabile; ama temel birimin birey olduğunu söyleyen yoktur.

8.03.2019

klinik

jodi picoult

kliniğe ilk kez sperm örneği bırakmam gerektiğinde, hemşire bekleme odasına girip adımı söylemişti. ayağa kalkarken aklımdan tek şey geçiyordu: "buradaki herkes şimdi ne yapacağımı biliyor."

zoe'yle bana verilen dokümanlarda eşin 'örnek toplama' işlerine yardımcı olabileceği yazıyordu ama bir klinikte boşalmaktan daha tuhaf bir şey varsa o da doktorlar, hemşireler ve hastalar kapının hemen dışındayken yanımda karımın olmasıydı. hemşire beni koridorun sonuna götürdü ve kahverengi bir kese kağıdı vererek, "al bakalım." dedi. "talimatı mutlaka oku."

zoe bana kahvaltıda, "o kadar kötü değil, pee-wee's playhouse'un setini ziyaret ediyormuşsun gibi düşün." demişti.

zoe günde iki kere iğne olurken, sürekli olarak pelvis muayenesine girerken ve aşırı hormon aldığı için sokakta karşıdan karşıya geçmek kadar basit bir hareket yaptığında bile gözyaşlarına boğulurken benim şikayet etmeye hakkım var mıydı? onunkilerle karşılaştırdığınız zaman bu, çocuk oyuncağıydı.

oda dondurucu derecede soğuktu. dekorasyon, üstüne çarşaf serilmiş bir kanepe, televizyon ve video, lavabo ve sehpadan ibaretti. birkaç video kaset vardı: çizmeli pipi, mest side story... playboy ve hustler dergilerinin çeşitli sayılarıyla birlikte oraya koyulma nedenini anlamadığım bir de good housekeeping dergisi vardı. sağdaki duvarda zuladan uyuşturucu satıldığı hissi veren küçük bir pencere vardı; herhalde işim bitince örneği oraya bırakacaktım. hemşire odadan çıkınca kapıyı sürgüledim, emin olmak için kapının kolunu yokladım.

kese kağıdını açtım. örnek kabı çok büyüktü. neredeyse kova boyutunda. benden ne bekliyorlardı?

ya yanlışlıkla devrilir ve dökülürse?

dergilerden birinin sayfalarını çevirmeye başladım. bunu en son 15 yaşındayken yapmış, gazete büfesinden playboy dergisinin aralık sayısını çalmıştım. ne kadar yüksek sesle soluk aldığımı fark ettim. belki bu normal değildi. belki de kalp krizi geçirdiğim falan anlamına geliyordu. ya da belki o işi bir an önce yapıp oradan kurtulmalıydım.

televizyonu açtım. önceden koyulmuş video oynuyordu. bir an seyrettim, sonra kapının diğer tarafında örneği bekleyen kişinin dinleyip dinlemediğini merak ettim.

çok uzun sürüyordu.

sonunda gözlerimi kapattım ve hayalimde zoe'yi canlandırdım.

aile kurmaktan bahsetmeye başlamadan önceki zoe'yi. white dağları'nın eteklerinde kamp kurmaya gittiğimiz ve uyandığımda onu çırılçıplak flüt çalarken bulduğum zamanki zoe'yi.

tamam. kabın içindeki örneğe baktım. hamile kalamamasına şaşmamak gerekiyordu; en azından hacim açısından fazla bir şey yoktu. etiketin üstüne adımı ve saati yazdım, örneği küçük pencerenin içindeki çıkıntıya koydum. örneğin hazır olduğunu teknisyene haber vermek için kapıyı vurmalı mıydım, yoksa seslenmem ya da başka bir şey mi yapmam gerekiyordu?

nasılsa bir şekilde anlayacaklarına karar verip ellerimi yıkadım ve koridora çıkıp hızla yürümeye başladım. danışmadaki kız, ben çıkarken gülümseyerek "geldiğiniz için teşekkür ederiz." dedi.

ciddi olamazdı. o cümlenin kliniklerde kullanılmasının yasaklanması gerekmiyor muydu?

arabama doğru yürürken danışmadaki kızın sözlerini zoe'ye nasıl anlatacağımı, nasıl güleceğimizi düşünmeye başlamıştım bile.

12.02.2019

test

~house m.d.

bir yeşil bereli, bir sat komandosu ve bir de brooklynli rahibe vardır. general her birinin eline birer silah verir ve:

"eşleriniz yan odada sandalyede oturuyor. testi geçmek için, içeri girip onu öldürmelisiniz." der.

yeşil bereli, direkt olarak "hayır efendim, karımı asla öldüremem. yapamam." der.

general ona bakıp "bak ne diyeceğim?" der. "gerekli niteliklere sahip değilsin. karını al ve evine git."

sat komandosu içeri girer. beş dakika sonra gözlerinden yaşlar akarak dışarı çıkar:

"denedim, denedim, denedim! bir türlü yapamadım. sandalyede çok güzel görünüyordu. yapamadım." der.

general ona bakıp:

"bak ne diyeceğim?" der. "gerekli niteliklere sahip değilsin. karını al ve evine git."

son olarak, brooklynli rahibe kasıla kasıla yürür. silah sesleri, çığlıklar ve bağırış çağırış sesleri gelir. derken her yer aniden derin bir sessizliğe gömülür. rahibe odadan çıkar.

general,

"içeride neler oldu?" der.

rahibe yüksek sesle:

"lanet silah kurusıkıymış! bu yüzden döverek öldürdüm." der.

3.02.2019

kadın ve çocuk

esther vilar

çocuk sahibi olmayı sadece kadınların istediğini iddia etmek doğru olmaz. erkekler de ister. çocuklar, erkeğin kadının tahakkümü altına girmesini mazur gösteren birkaç bahaneden birisidir. öte yandan kadınlar, kendi tembelliklerini, aptallıklarını ve sorumsuzluklarını haklı çıkarmak için çocuk yapmak zorundadır.


kadın soyut düşünme yetisinden yoksundur. bu nedenle varoluşsal kaygı sorunu onu etkilemez. yaşamına daha fazla anlam katmak için tanrıya ihtiyaç duymaz. ihtiyaç duyduğu tek şey, erkeğin ateşi söndükten sonra bile onun için çalışmasını sağlayacak bir gerekçedir. bu nedenle onun uğruna çalışan erkekten çocuk yapması gerekir.


çocuklar, erkeğin kadının tahakkümü altına girmesini mazur gösteren birkaç bahaneden biridir. öte yandan kadınlar, kendi tembelliklerini, aptallıklarını ve sorumsuzluklarını haklı çıkarmak için çocuk yapmak zorundadır.

erkek, bir kadınla çocuk yaptığı zaman, çocukları ona rehin bırakır ve kadının ona sürekli şantaj yapmasını bekler.

erkek, karısı ve çocukları sayesinde sefil hayatına, esaretine bir gerekçe bulur. keyfi olarak yaratılan bu sisteme, bu kutsal birime "ailem" der. kadın, onun hizmetlerini "aile" adına kabul eder, kendisine emanet edilen rehineleri alır ve onu çok daha sıkı bağlarla kendine bağlayıp ölünceye kadar ona şantaj yaparak erkeğin köleleşme arzusunu yerine getirir.

kadınların, evi ve aileyi tercih etmelerinin çocukları sevmek gibi basit bir nedeni olduğu iddia edilebilir. ama kadınlar, bir çocuğun istediği tam özgecil sevgiyi verecek duygusal derinlikten yoksundur.

bir kadının tiksindiği bir şey varsa o da kendi çocuklarıyla oynamaktır. bu onun için başka bir açıdan daha zordur. çünkü çocuklar hemen her şeyle ilgilenir ve her konuda bir şeyler öğrenmek ister. ama kadın, kendi vücudu ve evi yoluyla oynadığı birkaç aptalca oyundan başka hiçbir şeyle ilgilenmez.

bu nedenle dünyadaki en güçlü iradeyle bile bir annenin çocuğun maceralı dünyasına girmesi kolay değildir. küçük dağarcığında, yeni yeni konuşmaya başlayan bir çocuğu eğlendirecek birkaç aptalca tekerleme olabilir:  "bak kim geliyor?" ama iki yaşına gelen çocuk kendi başına düşünmeye başlar ve kadını geride bırakır.

bir kadın gerçekten de çaba gösterip çocuğuyla yarım saat oynarsa -daha fazlası çocuğun zihinsel gelişimine zarar verebilir- sanki büyük bir başarı kazanmış gibi bütün dünyaya bundan söz edecektir.

evliliği güvence altına almak ve kadının çaresiz ve kendi hayatını kazanma kapasitesinden yoksun gözükmesini mümkün kılmak için iki veya üç çocuk şarttır.

yapılan araştırmalar, yarım gün annesiyle olmayan çocukların, zihinsel becerilerini daha hızlı geliştirdiğini ve bu nedenle daha sonra daha büyük başarılar kazanabildiklerini göstermiştir.

ortalama olarak bir kız çocuğunun dile getirdiği en son özgün düşünce beş altı yaşlarında olacaktır. bu yaştan sonra embesil anne, kızdaki her türlü zeka kıvılcımını söndürecektir.

kadının aptallığı, yaşama yönelik tutumunun doğal bir sonucundan öte bir şey değildir. beş yaşına gelen her kız, evlenip yuva ve çocuk sahibi olmak istediğine karar verir ve on, on beş veya yirmi yaşına geldiğinde de aynı şeyleri ister. dolayısıyla kadın, daha çocuk yaşta erkeğin sırtında yaşamaya karar verirse zeka ve mantık ne işine yarayacaktır ki? gelecekteki erkeği için kafasını boş tutması gerekir; aksi takdirde erkeğin eğilimlerinin ve ilgilerinin tamamına tepki veremez.

kadının aptallığı öylesine ezicidir ki bununla teması olan herkese bulaşır.

politika, felsefe, bilim, ekonomi ve psikoloji alanında yayın yapan dergiler ve kitaplar vardır. ayrıca moda, kozmetik, iç dekorasyon, sosyete dedikodusu, aşçılık, suç ve aşk ilişkileri konulu dergi ve kitaplar da vardır. erkekler neredeyse sadece ilk türü okurken kadınlar sadece ikinci grubu okuyor.

kadınların bilmek istediği tek şey, yastıkların üzerine küçük kahverengi tavşan figürlerini nasıl işleyebilecekleri, bir elbiseye nasıl kroşe çekecekleri ya da bir film yıldızının boşanıp boşanmayacağı gibi şeylerdir.

2.10.2018

aldatmak

hüseyin rahmi gürpınar

dünyada birbirini aldatmayan karı koca yok gibidir.

helaliniz bir kadınla beş on sene yaşayıp da içinizden onu aldatmamış olanlarınız varsa beri tarafa gelsinler, alınlarına birer sadakat çelengi takayım. fakat maalesef bu takdir alametini taşımaya müstahak kocalar devede kulak bile değildir.

eğer siz aldatmıyorsanız bu sadakatinizin koskocaman bir veya birkaç sebebi olmalı. ya kadınların sizden hoşlanmayacakları bir yaradılıştasınız ya da kadınların kalplerini ele geçirmek sanatına hiç aşina değilsiniz. veyahut da para tutmuyorsunuz.

genç, güzel ve zenginseniz siz kendinizi ne kadar sakınsanız da zaten kadınlar sizi rahat bırakmaz. bir erkeğin gözü sevdaya, şöyle böyle gelişigüzel düşüp kalkmalara ne kadar tok olsa da erkek cinsi bu cici mama hususunda obur çocuklara benzer. bu açgözlülerin bayramda midelerini ne kadar şekerle doldursanız da bunlar yine camekanda iştahlarını çekecek bir bonbona tesadüf ederler. ve bunun için cüzdanlarının köşesindeki en temiz parayı fedadan çekinmezler.

aldatmak ve aldanmaktan nefret ederim. bir kadın kocasını, keza bir koca karısını sevmiyorsa açıktan açığa söylemeli. şeri ve kanuni surette birbirlerinden ayrılmalıdırlar. aldatmak kepazece bir cinayettir. karı kocalığın izzetinefsine bundan büyük, bundan acı, bundan korkunç yara açılamaz.

benim nazarımda nikah demek karşılıklı sadakate söz vermek demektir. bu sadakati sürdüremeyecek kadar hercai karakterli olanlar kendi zaaflarını bilip böyle ağır bir taahhüt altına girmemelidirler.

karımın gıyabi hükmünü yersem bu yargılamanın benim için temyizi yoktur. orada durup fırtınaya göğüs germeli, kızlar ne söylerlerse şiddetle ret ve katiyen inkar etmeli. "inkar yiğidin kalesidir." derler. tecrübe üzerine darbımesel söyleyen atalarımız elbette bu sözü boşuna söylememişlerdir.

sonradan insanın bazı soruşturmalara uğraması muhtemel olan bu tür vakalarda uzun, karışık, dolambaçlı yalanlar uydurması tehlikelidir. insan heyecanla ne dediğini unutur. başka türlü söyler. foyayı meydana verir. her şeyde sadelik iyidir.

karısına karşı benimki gibi irade dışı sadakatsizliklerde itiraf soğukluk yaratır. ebedi bir kırgınlığa sebep olur. fakat inkarla her şey tamir edilir. zaten bu acı hakikatin ıstırabından kurtulmak için kadının gönlü, inkarı gizli bir sevinçle kabule meyillidir.

ahlak bazı insanlarda bir leşi örten kefen gibi pek yüzeysel bir elbisedir. içini hiç kurcalamaya gelmez. derhal kangren ve pis koku taşar. şimdi şurada kocanın dostça elini sıkar, koridor dolambacında karının memesini. bunlar karıları güzel olan çiftlerin etrafında pervanedirler. fakat nihayetinde ateşe düşen kendileri değil, bedbaht kocalardır.

bir kadının sadakatsizliğini imzasız mektupla kocasına ihbar etmek, ekseriya bu, pek adi bir öfke ve kinden doğan hasta ruhlara mahsus bir harekettir. biraz hassas olan bir koca karısının sadakatsizliğinden mutlaka koku alır. bu malumu ona ilam bir insanlık değildir.

bir delikanlıda birinci motivasyon sevdadır. her genç bir sevda değirmenidir. ilanıaşk ettikleri kadınlardan yüz bulamayınca onları iffetsizlikle itham etmek garabetine kalkarlar.

aile namuslarına hürmet lazımdır. bir gün gelir sen de evlenirsin, anlarsın. karına yan gözle bakanın can düşmanı olursun. bir koca için dünyada karı sadakatsizliğinden korkunç bir felaket olamaz. sana hiçbir fenalığı dokunmayan masum bir adamın hayat saadetini yıkmaya vicdanın nasıl razı olur? toplumsal ahlaksızlıkların en kötüsü işte budur. umumi ahlak, bireylerin doğruluklarıyla teşekkül edebilir. sen, ben insani vazifelerimizin zıddına hareket edersek başkalarından ne bekleyebiliriz?

ihanet ettiğimiz kimseleri her zaman büsbütün sevmez değilir. fakat aleyhlerinde yaptığımız vefasızlıklardan da nefsimizi kurtaramayız. onları belki biraz üzülerek, acıyarak aldatırız. fakat aldatırız.

aynı fabrikanın bir model üzerine imal edilmiş makineleriyiz. hepimizin de sürçen kısımlarımız, fena işleyen yanlarımız vardır.

4.04.2018

kadınlar

albert caraco

yalnızlığı, babalıktansa hiçliği tercih ediyorum.

kadınlar bizim için teselliden ziyade tehdittir, tersi bir yanılsamadır. aybaşı kanaması, hamilelik, doğurma ve emzirme; bu türden kölelikleri yüceltemeyiz. tiksinti verici şeyler bunlar. çok sayıda erkek, canavar olarak görülme korkusuyla hissettikleri dehşeti sergilemeseler de bunlar karşısında ürperiyor.

âşık erkekler bunları unutmuş gibi yaparlar, diğerleri sessizliği korurlar, yan çizilen ve hepimizi üzen bir konudur bu. müslümanlar kadınların bizimle birlikte cennetteyken bu acıları çekmeyeceklerini ileri sürerler, iyileşmekten umudu kesmektir bu. yahudiler her sabah tanrı'ya kendilerini erkek yarattığı için şükranlarını sunarlar.

dolayısıyla kadınlara karşı gönül okşayıcı davranış doğaldır. cinsiyetlerine bağlı sefaletten onları teselli etmeye çalışırız. bizim yasalarımız genellikle bu sefaleti iki misline çıkarmaya yarar, en başta da ahlaki ve dini yasalarımız. kadınlar bu yasaların kurbanıdırlar. biz onları mütevekkil kıldıkça daha da içler acısı olur halleri. yüzyıllardan beri onları daimi hamileliğe mecbur ediyoruz. onlara en insanlık dışı fikirleri aşılıyoruz.

bizim üretkenlik idealimizden daha acımasız ne olabilir? biz kadını kişisellikten yoksun bir alet mertebesine indiriyoruz ve onu üretmeye zorluyoruz, feda edilecek olanları, hem de zorunluluktan.

mutlu bekârlar! mutlu kısırlar! isa ile buddha hemfikirdi. onlar öldüğünden beri dünyaya gelen milyarlarca insanın kaçına imrenebiliriz ki? pek azına, kuşkusuz. ne diyordu platon? çağının en mutlu insanı olan büyük pers kralının, düşsüz bir gece kadar güzel pek az gün geçirmiş olduğunu söylüyordu.

12.09.2017

nafile insanlar

thomas bernhard

bütün bir akşamüzeri benimkiler iş güç konuşmalarıyla bana işkence etmişlerdi ve beni durmadan ikna etmeye çalışmak ya da asıl konuşulması gereken konularda tamamen susmak suretiyle, başlarına gelmiş bir bahtsızlık olduğumu kafama kakmışlardı.

onlara ve yapıp ettiklerine, işlerine güçlerine ve düşüncelerine karşı olmayı âdet haline getirmişim, bunlar benim de parçammış oysa. onların düşünce biçimlerini didik didik etmeyi, alaya almayı, yıkmayı, yok etmeyi âdet haline getirmişim. onları didik didik etmek, yıkmak, yok etmek için elimden geleni ardıma koymuyormuşum. gece gündüz demiyor bunu düşünüyor ve daha sabah gözümü açar açmaz onlarla zıtlaşıyormuşum. hasta ve dolayısıyla zayıf olan ben değilmişim, öyle dediler, hasta ve zayıf olan onlarmış, tepelerine binip onları güden benmişim, tersi değilmiş; baskıcı benmişim, onlar zıtlaşmıyorlarmış benimle, ben zıtlaşıyormuşum.

kendimi bildim bileli duyarım bu lafları. doğduğum andan beri onlara karşıymışım, daha konuşmayı bile bilmeyen, durmadan gözlerini dikip onlara bakan kötü bir çocuk olarak bile varlığımı kafalarına kakmışım, ikiyüzlü korkunçluklarını. gözlerini dünyaya ilk kez açan çocuk halim bile onları sarmışmış; çünkü onlara karşıymışım.

daha hayatımın ilk anlarında bile güdüsel olarak her şeyimle onlara cephe almışım, olup biteni idrak etmeye başladığımda büyük bir kararlılık ve umarsızlıkla sürdürmüşüm bunu. onların yıkımı olmuşum, öyle dediler bugün yine, bense onlara durmadan diyorum ki, asıl siz benim yıkımım oldunuz, beni peydahladığınız noktadan beri de mahvetmeyi sürdürüyorsunuz. benimkiler bana karşı suçlular diyorum her konuda ve her hususta, ben böyle diyorum, onlar da tam tersi her konuda ve hususta her zaman benim onlara karşı suçlu olduğumu söylüyor, düşünüyor ve davranışlarında bunu kesintisiz olarak belli ediyorlar. böyle güzel bir yere ve böyle güzel bir eve doğmuş, yerleşmişim onlar sayesinde, durmadan bunu söylüyorlar; ama hiç aralıksız onları küçümsüyor, horluyormuşum.

sözlerimin her biri bu küçümseme ve horlamayla doluymuş, başka bir şeyle değil, günün birinde bu yüzden öldürecekmişim onları; ama bana kalırsa asıl ben bir gün onların küçümseme ve horlamalarından ölüp gideceğim.

kütüphaneden kuleye giderken, kırk iki yıldır ellerinden kurtulamadığımı düşündüm, hayatımın kırk iki yılı boyunca onlardan kurtulmaktan başka bir şey düşünmemiştim oysa; onlardan el etek çekmek, bu hiçbir zaman mümkün olmadı, kısa süreliğine de olsa; çünkü onlardan el etek çekmek sözümona el etmek çekmek oluyordu, onlardan kurtulmaktan ise hiç söz etmeyelim; artık bunu aklımdan geçirmeye bile cesaret edemiyorum. bana gösterdikleri ilgi hep üzerime titrercesine olmuşmuş, ilgileri çok büyükmüş; ama ümitsizlikleri de, bana ilişkin, her zaman son derece korkunç oldu.

önümde o kadar çok yollar açmışlar, bunların hiçbirinden yürüyüp gitmemişim, bugün gene öyle dediler. benim için açtıkları ve yönünü işaret ettikleri yollar bana en uygun olanlarmış, bu yolları katettiğimi görmeyi çok isterlermiş ama ben kendi elimle bütün bu yolları ta en başından murdar etmişim. hiçbir zaman yol falan gitmek istemediğimi söylemiştim bir keresinde onlara; ama anlamazlıkları ve bu anlamazlıkları ile en utanmazca kumpaslara kalkışan alçaklıkları karşısında bunu dillendirmenin ne kadar nafile olduğunu hemen idrak etmiş ve bu herhangi bir yol gitmek istememe ifadesini bir daha tekrarlamak istememiştim. onlara yönelttiğim bütün ifadeler sadece anlamazlığa ve bu anlamazlıkla işleyen alçaklığa toslamıştı. ben de on yıllar boyu giderek daha az konuştum, sonunda sustum, onların da bana yönelik eleştirileri giderek daha pervasızlaştı.

kütüphaneye gitmiş ve raflardan felsefi bir kitap çekip almıştım, bir suç işlediğimin bilincindeydim; çünkü onların gözünde kütüphaneye girmek bile bir suçtu. hele raflardan bir kitap çekip almak çok daha büyük bir suç. onlardan ayrılıp kendi başıma kalmak istememin bile suç olarak değerlendirildiği düşünülürse.

encknah'da bir ev aldık demişlerdi, büyütecekler ve sonra bir yıl içinde on katı kârla elden çıkaracaklardı, rutzenmoos'da iki çiftliği birleştirmiş bir gecede otuz milyonluk kazanç elde etmişlerdi, öyle diyorlardı. zayıfların en zayıf düştükleri an harekete geçmek lazım demişlerdi masada, akıllılara daha da pervasız bir akılla bindirmek lazım, daha kalleşçe bir kalleşlikle. bu işlerden doğrudan bahsetmiyorlardı; yalnızca dolaylı olarak, kendilerince felsefi saydıkları bir şeyden söz ederken mesela, bildiğim üzere gerçekten de yazdığı her şeyi okudukları ama hiçbir şey anlamadıkları schopenhauer'in yalnız oluşu üzerine konuştukları gibi bahsediyorlar işten güçten, sadece öyle, aklın nasıl daha akıllı bir akıl tarafından kandırılabileceği üzerine falan.

çorbalarını kaşıkladılar ve yoldan geçen birini ısıran bir köpeği korumalarına aldılar ve köpekçe ikiyüzlülükle sadece işleri güçleri hakkında konuşmaya devam ettiler. annem babam ve kardeşlerim daima birlik oldular, her şeye ve bana karşı daima kumpas içinde oldular. biz seni her zaman sevdik, dedi bugün de anne babam, kardeşlerimse onlara gözlerini dikip hiç karşı çıkmadan dinlediler, ben onlarm benden nasıl ömür boyu nefret ettiklerini düşünürken, ben de onlardan ömür boyu nefret ettim doğruyu söylemek gerekirse, biliyorum bunu, bu konuda yalanım yok, uzun zamandır savaşıyorum bu konuyla.

deriz ki anne babamızı seviyoruz ama gerçekte onlardan nefret ederiz; çünkü bizi peydahlayanları sevemeyiz. mutlu insanlar değiliz çünkü, mutsuzluğumuz mutluluğumuz gibi bize inandırılmış bir şey değil, mutluluğa günbegün inandırıyoruz kendimizi; böylelikle yıkanıp paklanmaya, giyinmeye, ilk yudumu almaya, ilk lokmayı yutmaya cesaretimiz olsun diye. hayat her sabah kaçınılmaz biçimde hatırlatıyor bize çünkü, anababamızm bizi nasıl bir kendini beğenmişlik ve hatta peydahlama büyüklenmesi içinde peydahladığını ve sevinç ve fayda dolu olmaktan çok iğrenç, tiksindirici ve ölümcül olan dünyaya savurup oturttuğunu.

çaresizliğimizi bizi peydahlayanlara borçluyuz, sakarlığımızı, hayat boyu kurtulamadığımız zorlukları. başlangıçta şu suyu içmen yasak, o zehirli denilmişti, sonra şu kitabı okumamalısın çünkü o kitap zehirli. bu suyu içersen mahvolursun dediler, sonra bu kitabı okursan mahvolursun. seni ormanlara götürdüler, karanlık çocuk odalarına tıktılar ruhunu ezmek için, öyle insanlarla tanıştırdılar ki hemen anladın onların seni yok edeceğini. senin için ölümcül olan manzaralara baktırdılar seni. seni zindan gibi okullara attılar, sonuçta ruhunu çekip aldılar içinden, kendi bataklıklarında ve çoraklıklarında öldürmek üzere. böylelikle kalbin onlar tarafından daha erken bir zamanda kendi ritminden çekilip çıkarıldı, geri döndürülmez bir biçimde, doktorların dediği gibi hasta düştü sonunda; çünkü bu kalbe bir an bile huzur vermediler.

hatırladığın kadarıyla onları hep gözledin, yalancılıklarını algıladın, inceledin ve onlara her zaman nafile insanlar olduklarını söyledin, kabul etmek istemedikleri bir şeydi ama biliyorlardı ki, onları seyretmeye koyulduğum andan beri hep nafile insanlar oldular. utanmazdılar hep reddettikleri üzere, vicdansızdılar, kamu zararlısıydılar.

10.08.2017

aile

frank furedi: aile bir şiddet okuludur.

thomas bernhard: ailemizin önceleri bize duydukları sevgi ne kadar büyükse, yapmaya ant içtiğimiz şeyi gerçekleştirdiğimizde bize karşı nefretleri de o derece büyük olur.

mario vargas llosa: bir çocuğu mahvetmede kadınların üstüne yoktur.

susanna tamaro: evlatlar iyilerse babaya aittirler; ama işler yolunda gitmiyorsa bütün bir yaşam boyunca annenin bir uzantısı olarak kalırlar.

catherine clement: bir erkek ve bir kadından doğarız ve onlardan kurtulamayız.

walter benjamin: bir şey vardır ki, hiçbir zaman telafi edilemez: ana-babasından kaçmayı ihmal etmiş olmak.

clarissa p. estes: insan acılarının çoğunun nedeni, özensiz bir yetiştirilmeden kaynaklanır.

alexandre dumas: bir babanın ya da bir annenin yüreğinin hiçbir zaman anlayamayacağı şeyler vardır.

louis-ferdinand celine: bir aileye, akrabaları olsun olmasın, bir insanın alt tarafı sürüncemede kalmış bir kokuşmuşluktan ibaret olduğunu asla anlatamazsınız. çünkü sürüncemede kalmış bir kokuşma için ödeme yapmayı reddederler.

oscar lewis: sadece iyi aileleri ve güzel evleri olan kişileri kıskandım hayatım boyunca.