stefan zweig: üç beş budala siyasetçinin yıktığını onarmak için on yıllar yetmez.
chinua achebe: bir kralın ağzına bakınca annesinin memesini hiç emmediğini düşünürsün.
giacomo leopardi: dünyadaki bütün iyi şeyler elde edilir edilmez, maloldukları kaygılara ve çabalara değmez görülürler.
eduardo galeano: mutlu azınlığın doyması için yığınların açlıktan ölmesi gerekir.
romain gary: en güzel sevgililerin yeri, duyulmamış bir yeteneğe sahip olduğu söylenen uzaklardaki bir soytarıdan sonra gelir.
henri frederic amiel: kendi insafsızlıklarımızı meşru kılmak istediğimizde tanrı'yı suç ortağımız haline getiriyoruz. her katliam bir ilahi eşliğinde kutsal hale getiriliyor.
menandros: eziyet çekmemiş insan eğitilemez.
vladimir makanin: insanlar tasasızlardır, insanlar unuturlar. televizyon ekranı, küçücük böceğin üzerine sarkmış dev bir büyüteç gibidir.
victor hugo: değerli bir bilgeyi ziyaret etmek için vakit asla geç değildir.
paul valery: modern çağ, birbirine en uzak fikirlerin hep birlikte serbestçe varlığını sürdürür göründüğü, yaşamak ve öğrenmek için sabit bir referansın kalmadığı bir çağdır.
mary wollstonecraft: aşkta hayal kırıklığına uğramak hiç aşık olmamaktan iyidir.
thomas more: servetin ve özgürlüğün olduğu yerde, insanlar katı ve adaletsiz buyruklara sabırla boyun eğmeyi zul sayar. buna karşın yoksulluk ve kıtlık insanları köreltir, uysallaştırır ve isyana hazır cüretkar ruhları eze eze öğütür.
mary wollstonecraft etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mary wollstonecraft etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31.08.2017
31.07.2017
uzun lafın kısası
oğuz atay: bütün büyük bireyler yalnızdır.
alper canıgüz: insan yüreği bir sarkaç gibidir. istediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.
jack london: sopa kimdeyse yasa odur. gönlü hoş edilmese bile, boyun eğilmesi gereken bir efendidir.
kerime nadir: geçmişe bakarken her şeye rağmen, içimde derin bir hüzün duymaktayım. değişen dünya ile beraber kaybolan yıllarda yalnız gençliğimiz değil, sevdiğimiz hemen her şey yok olup gitti. bu dünya bizim dünyamız bile değil artık.
epikuros: azla mutlu olmayan insan hiçbir şeyle mutlu olamaz.
bayezid-i bistami: ben müritlerden ziyade münkirlere güvenirim. çünkü münkirin inkarı açıktır. ama ya mürit ikiyüzlüyse? işte ona yanarım.
hakan günday: dünyanın en eski mesleği fahişelikse, dünyanın en eski hayal kırıklığı da aşktır.
robert owen: yoksulluk, suç ve ceza, bütün dünyada hüküm süren çeşitli sistemlerdeki kusurlardan kaynaklanır. hepsi de cehaletin kaçınılmaz sonucudur.
alexander pope: çoğu kadın kişilikten tümüyle yoksundur.
stephen spender: genellikle göz kamaştırıcı şeyler yapan insanlar sıradan insanların yaşamını oluşturan sıradan şeyleri yapmakta tamamıyla başarısızdırlar.
charles bukowski: bir insanı neyin yiyip bitirdiğini asla bilemezsiniz.
mary wollstonecraft: servet sahibi bir insan erdemli bir insandan daha fazla saygı görüyorsa insanlar erdemden önce servet peşinde koşacaktır. akıllarına değil, güzelliklerine ilgi gösteriliyorsa kadınların zihinleri ekilmemiş topraklar olarak kalacaktır.
alper canıgüz: insan yüreği bir sarkaç gibidir. istediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.
jack london: sopa kimdeyse yasa odur. gönlü hoş edilmese bile, boyun eğilmesi gereken bir efendidir.
kerime nadir: geçmişe bakarken her şeye rağmen, içimde derin bir hüzün duymaktayım. değişen dünya ile beraber kaybolan yıllarda yalnız gençliğimiz değil, sevdiğimiz hemen her şey yok olup gitti. bu dünya bizim dünyamız bile değil artık.
epikuros: azla mutlu olmayan insan hiçbir şeyle mutlu olamaz.
bayezid-i bistami: ben müritlerden ziyade münkirlere güvenirim. çünkü münkirin inkarı açıktır. ama ya mürit ikiyüzlüyse? işte ona yanarım.
hakan günday: dünyanın en eski mesleği fahişelikse, dünyanın en eski hayal kırıklığı da aşktır.
robert owen: yoksulluk, suç ve ceza, bütün dünyada hüküm süren çeşitli sistemlerdeki kusurlardan kaynaklanır. hepsi de cehaletin kaçınılmaz sonucudur.
alexander pope: çoğu kadın kişilikten tümüyle yoksundur.
stephen spender: genellikle göz kamaştırıcı şeyler yapan insanlar sıradan insanların yaşamını oluşturan sıradan şeyleri yapmakta tamamıyla başarısızdırlar.
charles bukowski: bir insanı neyin yiyip bitirdiğini asla bilemezsiniz.
mary wollstonecraft: servet sahibi bir insan erdemli bir insandan daha fazla saygı görüyorsa insanlar erdemden önce servet peşinde koşacaktır. akıllarına değil, güzelliklerine ilgi gösteriliyorsa kadınların zihinleri ekilmemiş topraklar olarak kalacaktır.
30.06.2017
uzun lafın kısası
epiktetos: insan isterse karga bile mutluluk getirir.
alice munro: insanlar ne zaman, "söylemek istemezdim" deseler, aslında söylemeye can atıyorlardır.
jack london: acı en iyi öğretmendir.
balzac: yasalar; büyüklerin, zenginlerin işlerine engel olmaz; tam tersine, korunması gereken küçüklerin yakasına yapışır.
gerard de nerval: en akıllı ve sakıngan insan bile, görünüşe kapılarak aldanır.
mary wollstonecraft: dünyada yoksunluğunu çektiğimiz şey hayırseverlik değil, adalettir.
karl marx: sahip olduklarınız ne kadar çoksa, siz o kadar azsınız.
alessandro manzoni: bu dünyanın sunmuş olduğu nimetlerden biri de, insanların birbirini tanımadan karşılıklı kin güdebilmeleridir.
octavio paz: okumak, insanın kendine giden, aklının ucundan geçmeyen yollar bulmasıdır.
stendhal: neler yapabilirmişim, bir ben bilirim. başkaları ise, çok çok, "belki yapardı" diye düşünür, o kadar.
robert owen: en iyi yönetilen devlet, en iyi ulusal eğitim sistemine sahip olan devlettir.
charles baudelaire: her hastanın yatak değiştirme tutkusuna kapıldığı bir hastanedir bu yaşam. kimi soba karşısında çekmek ister acısını, kimi pencere kıyısında iyileşeceğini sanır.
alice munro: insanlar ne zaman, "söylemek istemezdim" deseler, aslında söylemeye can atıyorlardır.
jack london: acı en iyi öğretmendir.
balzac: yasalar; büyüklerin, zenginlerin işlerine engel olmaz; tam tersine, korunması gereken küçüklerin yakasına yapışır.
gerard de nerval: en akıllı ve sakıngan insan bile, görünüşe kapılarak aldanır.
mary wollstonecraft: dünyada yoksunluğunu çektiğimiz şey hayırseverlik değil, adalettir.
karl marx: sahip olduklarınız ne kadar çoksa, siz o kadar azsınız.
alessandro manzoni: bu dünyanın sunmuş olduğu nimetlerden biri de, insanların birbirini tanımadan karşılıklı kin güdebilmeleridir.
octavio paz: okumak, insanın kendine giden, aklının ucundan geçmeyen yollar bulmasıdır.
stendhal: neler yapabilirmişim, bir ben bilirim. başkaları ise, çok çok, "belki yapardı" diye düşünür, o kadar.
robert owen: en iyi yönetilen devlet, en iyi ulusal eğitim sistemine sahip olan devlettir.
charles baudelaire: her hastanın yatak değiştirme tutkusuna kapıldığı bir hastanedir bu yaşam. kimi soba karşısında çekmek ister acısını, kimi pencere kıyısında iyileşeceğini sanır.
31.05.2017
uzun lafın kısası
charles baudelaire: bu dünyada her şeyden cinayet sızıyor; gazeteden, duvardan, insan yüzünden.
epiktetos: beni zengin yapan, toplumda edindiğim yer değil, kendi yargılarımdır, kendi yanımda taşıdıklarımdır. yalnızca bunlar tam anlamıyla bana aittir ve elimden alınamazlar.
gerard de nerval: bize kalan tek sığınak, kalabalıktan gitgide uzaklaşmak için durmadan tırmandığımız fildişi kuledir.
alice munro: insan ilk kitabını bastırınca bir süre kendini bir bok sanıyor.
karl marx: felsefeciler dünyayı farklı yollardan yorumlamışlardır; ama yapılması gereken, dünyayı dönüştürmektir.
mary wollstonecraft: bir şeyi kendisi olduğu için sevmedikçe, hiçbir şeyi hiçbir zaman iyi yapamayız.
alessandro manzoni: bir felaketin ardından, ertesi gün, sıkıcı bir ruh durumuyla uyanmak çok acı vericidir.
octavio paz: insan ancak devrimci bir toplumda kendini gerçekleştirebilir ve kişiliğini bulabilir.
robert musil: aşk ve şiddet; alacalı bulacalı, büyük, suskun bir kuşun iki kanadından daha uzak değildir birbirine.
stendhal: nasıl ki tuttuğumuz güzel bir balık bir iki günde bayatlayıp ziyan olursa bir toplumun ruhu da iki yüz yılda ölür gider.
voltaire: bir masumu mahkum etmektense bir suçlunun serbest kalmasını göze almak yeğdir.
29.04.2017
uzun lafın kısası
alper canıgüz: kimse bir yalan olduğu fikrine inanmak istemez. ama öyledirler. herkes koca bir yalandır.
charles bukowski: her kılı özenle kesilmiş bıyığı olan birine asla güvenme.
jane austen: insanların karşısındakinden en çok şey bekledikleri ve kendi kendilerine karşı en az dürüst oldukları alışveriş evliliktir.
sylvia plath: bir milyon yıllık evrim; ve hâlâ hayvandan farkımız yok.
walter benjamin: her medeniyet belgesi, aynı zamanda bir barbarlık belgesidir.
louis lavelle: en güzel şeyler hava, gök, ışık ve yaşam gibi en yaygın şeylerdir. ve ruhun içinde de en saf sevinçleri bize verenler en yaygın şeylerdir.
oğuz atay: sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor.
mary wollstonecraft: bilgi olmadan ahlak da olamaz. cehalet, erdemi içine koyamayacağınız kadar dayanıksız bir kaptır.
robert musil: aşk yoktur artık; yalnızca cinsellik ve arkadaşlık vardır.
walker percy: bu yeryüzünde aynı kadının başka bir erkeğe bir zamanlar sana baktığı gibi baktığını görmek kadar büyük bir acı yok.
aleksandr herzen: gericiler tarafından kutsanmaktansa devrimle yok olmak çok daha iyidir.
voltaire: bu dünyayı, tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi, aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz.
charles bukowski: her kılı özenle kesilmiş bıyığı olan birine asla güvenme.
jane austen: insanların karşısındakinden en çok şey bekledikleri ve kendi kendilerine karşı en az dürüst oldukları alışveriş evliliktir.
sylvia plath: bir milyon yıllık evrim; ve hâlâ hayvandan farkımız yok.
walter benjamin: her medeniyet belgesi, aynı zamanda bir barbarlık belgesidir.
louis lavelle: en güzel şeyler hava, gök, ışık ve yaşam gibi en yaygın şeylerdir. ve ruhun içinde de en saf sevinçleri bize verenler en yaygın şeylerdir.
oğuz atay: sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor.
mary wollstonecraft: bilgi olmadan ahlak da olamaz. cehalet, erdemi içine koyamayacağınız kadar dayanıksız bir kaptır.
robert musil: aşk yoktur artık; yalnızca cinsellik ve arkadaşlık vardır.
walker percy: bu yeryüzünde aynı kadının başka bir erkeğe bir zamanlar sana baktığı gibi baktığını görmek kadar büyük bir acı yok.
aleksandr herzen: gericiler tarafından kutsanmaktansa devrimle yok olmak çok daha iyidir.
voltaire: bu dünyayı, tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi, aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz.
31.03.2017
uzun lafın kısası
robert owen: insan koşulların yarattığı bir varlıktır.
barış bıçakçı: en büyük ahlaksızlık bir aşkı yaşamamaktır. hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir.
jack london: kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.
epiktetos: ne yazık ki, para söz konusu olduğunda aldığımız önlemleri, ruhumuz söz konusu olduğunda ihmal ediyoruz.
gerard de nerval: pervasız içtenliğim sadakatimin en sağlam güvencesidir.
charles baudelaire: saygıya değer üç varlık var: keşiş, savaşçı, ozan. bilmek, öldürmek ve yaratmak. öteki insanlar angaryacı sürüsüdür, kırbaçlanmak üzere yaratılmışlardır, meslek denilen şeyleri uygulamak için.
kemal sayar: içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayatın suçunu duyarız.
mary wollstonecraft: kendi vicdanımız filozofların en aydınlanmış olanıdır.
alexander nehamas: herkes tarafından kayıtsız şartsız kabul edilmesi gereken hiçbir değerler kümesi yoktur.
octavio paz: şairlerin yaşam öyküsü yoktur, onların yaşam öyküsü yapıtlarıdır.
stendhal: tüm dinler birçok insanın korkusu ve az sayıdaki kişinin akıllılığı üzerine inşa edilmiştir.
alper canıgüz: dünya hala dönüyor işte. bütün pespayeliğiyle.
barış bıçakçı: en büyük ahlaksızlık bir aşkı yaşamamaktır. hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir.
jack london: kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.
epiktetos: ne yazık ki, para söz konusu olduğunda aldığımız önlemleri, ruhumuz söz konusu olduğunda ihmal ediyoruz.
gerard de nerval: pervasız içtenliğim sadakatimin en sağlam güvencesidir.
charles baudelaire: saygıya değer üç varlık var: keşiş, savaşçı, ozan. bilmek, öldürmek ve yaratmak. öteki insanlar angaryacı sürüsüdür, kırbaçlanmak üzere yaratılmışlardır, meslek denilen şeyleri uygulamak için.
kemal sayar: içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayatın suçunu duyarız.
mary wollstonecraft: kendi vicdanımız filozofların en aydınlanmış olanıdır.
alexander nehamas: herkes tarafından kayıtsız şartsız kabul edilmesi gereken hiçbir değerler kümesi yoktur.
octavio paz: şairlerin yaşam öyküsü yoktur, onların yaşam öyküsü yapıtlarıdır.
stendhal: tüm dinler birçok insanın korkusu ve az sayıdaki kişinin akıllılığı üzerine inşa edilmiştir.
alper canıgüz: dünya hala dönüyor işte. bütün pespayeliğiyle.
27.02.2017
uzun lafın kısası
alper canıgüz: bir kralın çıkınında ne olduğunu asla bilemezsin.
charles baudelaire: cinayet üzerine görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.
epiktetos: kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.
jack london: aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir.
walker percy: en kötü yanlarımızı bilen ve yüzlerini başka tarafa çevirmeyenleri çok severiz.
alessandro manzoni: iktidar sahibi bir ağızdan çıkanların dinleyeni etkilememiş olması enderdir.
mary wollstonecraft: hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.
octavio paz: özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.
gerard de nerval: gerçek dost çok az bulunan değerli bir varlıktır.
robert owen: insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.
stendhal: tanrının tek bağışlatıcı yanı, var olmamasıdır.
barbara pym: istemediğin hiçbir şeyi yapma ve kimsenin sana ne yapman gerektiğini söylemesine izin verme. kendi kararını kendin ver. bu senin hayatın.
charles baudelaire: cinayet üzerine görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.
epiktetos: kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.
jack london: aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir.
walker percy: en kötü yanlarımızı bilen ve yüzlerini başka tarafa çevirmeyenleri çok severiz.
alessandro manzoni: iktidar sahibi bir ağızdan çıkanların dinleyeni etkilememiş olması enderdir.
mary wollstonecraft: hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.
octavio paz: özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.
gerard de nerval: gerçek dost çok az bulunan değerli bir varlıktır.
robert owen: insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.
stendhal: tanrının tek bağışlatıcı yanı, var olmamasıdır.
barbara pym: istemediğin hiçbir şeyi yapma ve kimsenin sana ne yapman gerektiğini söylemesine izin verme. kendi kararını kendin ver. bu senin hayatın.
10.06.2016
cumhuriyetçilik
philip pettit
cumhuriyetçi devlet, onları özel tahakküm karşısında yetkinleştirip koruyarak ve onların bizatihi devleti denetlemelerini mümkün kılan anayasal ve demokratik kontrol mekanizmaları geliştirerek yurttaşlarına özgürlük sağlamalıdır.
kölelik asıl olarak fiili müdahale ile değil, tahakkümle karakterize edilir. kölenin efendisi son derece iyicil ve müsamahakar olduğunu kanıtlamış olsa bile, köle üzerindeki tahakkümü sürer. özgürlüğü köleliğin karşısına koymak, özgürlüğü müdahalesizlik değil tahakkümsüzlük olarak kabul etmenin kesin bir göstergesidir. nazik bir efendinin kölesi bile özgür değilse, o zaman özgürlük, müdahalenin yokluğunu değil tahakkümün yokluğunu gerektirir.
mary wollstonecraft: erkeklerden bir dereceye kadar bağımsız olana dek kadınlardan erdem beklemek nafiledir; hatta ve hatta onları iyi birer eş ve anne yapacak doğal şefkati beklemek bile nafiledir. kocalarına mutlak anlamda bağımlı kaldıkları sürece, kadınlar kurnaz, sefil ve bencil olacaklardır.
müdahale; kısıtlama ya da engelleme biçiminde bedenin baskı altına alınmasını, ceza ya da ceza tehdidinde olduğu gibi iradenin baskılanmasını ve manipülasyonu içerir. manipülasyon genelde örtüktür ve gündem belirleme, insanların inançlarını ve arzularını hile yoluyla ya da rasyonel olmayan bir tarzda şekillendirme ya da insanların eylemlerinin sonuçlarını çarpıtma biçimini alabilir.
bir kişi müdahale kapasitesine sahip, bunu keyfi temelde, başkasının yapmak durumunda olduğu seçimlerde yapıyorsa, başkası üzerinde tahakküm kurma gücüne sahiptir; başkası üzerinde tahakküm kurar ya da ona boyun eğdirir.
richard price: bireyler özel hayatlarında efendilerinin gücüne tabi oldukları müddetçe, kendilerine ne kadar eşit ve nazik muamele edilirse edilsin, özgür olamazlar.
john stuart mill: hiçbir köle, bir eş olarak kadının olduğu kadar eksiksiz ve kelimenin gerçek anlamında köle değildir.
mary astell: eğer bütün insanlar özgür doğmuşlarsa, nasıl oluyor da bütün kadınlar köle doğuyorlar? erkeklerin tutarsız, belirsiz, anlaşılmaz, keyfi iradesine tabi olmak tam bir kölelik durumu değil de nedir? özgürlüğün özü, saygın bir hayat sürmek değil midir?
cumhuriyetçi devlet, onları özel tahakküm karşısında yetkinleştirip koruyarak ve onların bizatihi devleti denetlemelerini mümkün kılan anayasal ve demokratik kontrol mekanizmaları geliştirerek yurttaşlarına özgürlük sağlamalıdır.kölelik asıl olarak fiili müdahale ile değil, tahakkümle karakterize edilir. kölenin efendisi son derece iyicil ve müsamahakar olduğunu kanıtlamış olsa bile, köle üzerindeki tahakkümü sürer. özgürlüğü köleliğin karşısına koymak, özgürlüğü müdahalesizlik değil tahakkümsüzlük olarak kabul etmenin kesin bir göstergesidir. nazik bir efendinin kölesi bile özgür değilse, o zaman özgürlük, müdahalenin yokluğunu değil tahakkümün yokluğunu gerektirir.
mary wollstonecraft: erkeklerden bir dereceye kadar bağımsız olana dek kadınlardan erdem beklemek nafiledir; hatta ve hatta onları iyi birer eş ve anne yapacak doğal şefkati beklemek bile nafiledir. kocalarına mutlak anlamda bağımlı kaldıkları sürece, kadınlar kurnaz, sefil ve bencil olacaklardır.
müdahale; kısıtlama ya da engelleme biçiminde bedenin baskı altına alınmasını, ceza ya da ceza tehdidinde olduğu gibi iradenin baskılanmasını ve manipülasyonu içerir. manipülasyon genelde örtüktür ve gündem belirleme, insanların inançlarını ve arzularını hile yoluyla ya da rasyonel olmayan bir tarzda şekillendirme ya da insanların eylemlerinin sonuçlarını çarpıtma biçimini alabilir.
bir kişi müdahale kapasitesine sahip, bunu keyfi temelde, başkasının yapmak durumunda olduğu seçimlerde yapıyorsa, başkası üzerinde tahakküm kurma gücüne sahiptir; başkası üzerinde tahakküm kurar ya da ona boyun eğdirir.
richard price: bireyler özel hayatlarında efendilerinin gücüne tabi oldukları müddetçe, kendilerine ne kadar eşit ve nazik muamele edilirse edilsin, özgür olamazlar.
john stuart mill: hiçbir köle, bir eş olarak kadının olduğu kadar eksiksiz ve kelimenin gerçek anlamında köle değildir.
mary astell: eğer bütün insanlar özgür doğmuşlarsa, nasıl oluyor da bütün kadınlar köle doğuyorlar? erkeklerin tutarsız, belirsiz, anlaşılmaz, keyfi iradesine tabi olmak tam bir kölelik durumu değil de nedir? özgürlüğün özü, saygın bir hayat sürmek değil midir?
Kategori:
.kitap,
.xyz,
#politika,
john stuart mill,
mary astell,
mary wollstonecraft,
philip pettit,
richard price
1.02.2014
cehalet
mary wollstonecraft
kız kardeşlerim; eğer gerçekten alçak gönüllü olmak istiyorsanız, hangi türden olursa olsun, erdem sahibi olmak, cehalet ve yüzeysellikle mümkün değildir. yalnızca görevlerin yerine getirilmesinin ve bilgi peşinde koşmanın getireceği zihinsel açıklığı edinmelisiniz; yoksa içinde bulunduğunuz bağımlılık durumundan çıkamazsınız ve yalnızca güzelliğinizi koruyabildiğiniz sürece sevgi görürsünüz. önlerine bakan gözler, utangaç kızarmalar, çekingen tavırlar kendi mevsimlerinde çekici olabilir; ama aklın çocuğu olan alçak gönüllülük düşüncenin denetlemediği duyarlıkla birlikte yaşayamaz. ayrıca yaşamınızdaki tek uğraş aşk olursa, bu masum bir aşk dahi olsa, yüreğiniz asla alçak gönüllülüğü taşıyabilecek denli güç kazanamayacak; alçak gönüllülüğün insanlıkla paylaştığı yuva olan o sessiz köşeyi sunamayacaktır.
kız kardeşlerim; eğer gerçekten alçak gönüllü olmak istiyorsanız, hangi türden olursa olsun, erdem sahibi olmak, cehalet ve yüzeysellikle mümkün değildir. yalnızca görevlerin yerine getirilmesinin ve bilgi peşinde koşmanın getireceği zihinsel açıklığı edinmelisiniz; yoksa içinde bulunduğunuz bağımlılık durumundan çıkamazsınız ve yalnızca güzelliğinizi koruyabildiğiniz sürece sevgi görürsünüz. önlerine bakan gözler, utangaç kızarmalar, çekingen tavırlar kendi mevsimlerinde çekici olabilir; ama aklın çocuğu olan alçak gönüllülük düşüncenin denetlemediği duyarlıkla birlikte yaşayamaz. ayrıca yaşamınızdaki tek uğraş aşk olursa, bu masum bir aşk dahi olsa, yüreğiniz asla alçak gönüllülüğü taşıyabilecek denli güç kazanamayacak; alçak gönüllülüğün insanlıkla paylaştığı yuva olan o sessiz köşeyi sunamayacaktır.
16.10.2012
kadın haklarının gerekçelendirilmesi
mary wollstonecraft
dünyada yoksunluğunu çektiğimiz şey hayırseverlik değil, adalettir.
bilgi olmadan ahlak da olamaz. cehalet, erdemi içine koyamayacağınız kadar dayanıksız bir kaptır.
hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.
zayıf olan bir şeye karşı duyulan koruyucu sevginin dostluğun yerini tutabildiği hiç görülmemiştir.
kendi vicdanımız filozofların en aydınlanmış olanıdır.
hatalı eğitim, dar görüşlü, gelişmemiş bir zihin ve cinslere ilişkin sayısız ön yargı sonucunda kadınlar genellikle erkeklerden daha sadık olurlar.
masum kalmak, çocukluk durumunda kalmak demektir.
insanların çoğu tutkularından ziyade iştihalarının kölesidirler.
"bu yaşamda insana en çekici gelen şey duygudaşlıktır; hiçbir şey bize bir başkasının da bizim duygularımızı paylaştığını görmekten daha fazla mutluluk vermez."
ırmağın kıyısındaki sazlar her küçük esintiden etkilenirler ve her yıl ölürler; meşe ise sağlam durur ve yıllarca her türlü fırtınaya göğüs gerebilir.
aşkta hayal kırıklığına uğramak hiç aşık olmamaktan iyidir.
beyhudelik ve umutsuzluk her türlü incelemenin sonunu getirir; çünkü ulaşmak istediğimiz neden biz ona doğru ilerledikçe bizden uzaklaşır.
bir şeyi kendisi olduğu için sevmedikçe, hiçbir şeyi hiçbir zaman iyi yapamayız.
"akla hizmet özgürlüklerin en eksiksizini getirir."
anlayış gücü, yüreğin saf sevincini açığa çıkarabilecek tek güçtür.
"ey basit insanlar! daha ne kadar zaman basitliğe sığınıp bilgiden nefret edeceksiniz?"
insanlığın akıl denen soylu ayrıcalığı, iyiyi kötüden ayırt etme gücünü kazanmasını sağlamaya çalışmayacaksak neden doğduk?
dünyada yoksunluğunu çektiğimiz şey hayırseverlik değil, adalettir.bilgi olmadan ahlak da olamaz. cehalet, erdemi içine koyamayacağınız kadar dayanıksız bir kaptır.
hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.
zayıf olan bir şeye karşı duyulan koruyucu sevginin dostluğun yerini tutabildiği hiç görülmemiştir.
kendi vicdanımız filozofların en aydınlanmış olanıdır.
hatalı eğitim, dar görüşlü, gelişmemiş bir zihin ve cinslere ilişkin sayısız ön yargı sonucunda kadınlar genellikle erkeklerden daha sadık olurlar.
masum kalmak, çocukluk durumunda kalmak demektir.
insanların çoğu tutkularından ziyade iştihalarının kölesidirler.
"bu yaşamda insana en çekici gelen şey duygudaşlıktır; hiçbir şey bize bir başkasının da bizim duygularımızı paylaştığını görmekten daha fazla mutluluk vermez."
ırmağın kıyısındaki sazlar her küçük esintiden etkilenirler ve her yıl ölürler; meşe ise sağlam durur ve yıllarca her türlü fırtınaya göğüs gerebilir.
aşkta hayal kırıklığına uğramak hiç aşık olmamaktan iyidir.
beyhudelik ve umutsuzluk her türlü incelemenin sonunu getirir; çünkü ulaşmak istediğimiz neden biz ona doğru ilerledikçe bizden uzaklaşır.
bir şeyi kendisi olduğu için sevmedikçe, hiçbir şeyi hiçbir zaman iyi yapamayız.
"akla hizmet özgürlüklerin en eksiksizini getirir."
anlayış gücü, yüreğin saf sevincini açığa çıkarabilecek tek güçtür.
"ey basit insanlar! daha ne kadar zaman basitliğe sığınıp bilgiden nefret edeceksiniz?"
insanlığın akıl denen soylu ayrıcalığı, iyiyi kötüden ayırt etme gücünü kazanmasını sağlamaya çalışmayacaksak neden doğduk?
17.10.2011
kadınlar ve askerler
mary wollstonecraft
toplumun bugünkü yozlaşmış durumu içinde, anlayış güçlerini sakatlayarak ve duyularını keskinleştirerek kadınların kölelere dönüştürülmesine katkıda bulunan pek çok etken vardır. bunlardan biri, belki de dikkati fazlaca üzerine çekmeden en fazla zarar verenlerinden biri, düzene yeterince önem verilmemesidir.
her şeyi belli bir düzen içinde gerçekleştirmek son derece önemlidir; kadınlarsa, genel olarak ele alındığında, genellikle hiç de düzenli bir eğitim almazlar ve çocukluklarından itibaren yöntemin değerini öğrenen erkeklerin sergilediği planlama ve kesinlik arama yeteneklerine nadiren sahip olurlar. ihmalden beslenen bu tahmin egemenliği -aklın sınamasından hiç geçmeyen, içgüdüsel sağduyuya teslim edilen rastgele uygulamalara başka nasıl bir ad verilebilir?- kadınların olguları genelleyebilmesinin önünde gerçek bir engel oluşturur. böylece kadınlar, salt dün yapmış oldukları için, bugün de dün yaptıklarını yaparlar.
eğitimin kadınlara bir zayıflık görüntüsü vermesine kanıt olarak askerleri gösterebiliriz; askerler de kadınlar gibi bilgiyle donanmadan ve zihinleri ilkelerle güçlendirilmeden yaşama başlar. bu iki durumda sonuçlar benzerdir: askerler gündelik konuşmaların bulanıklığı içinde, yakalayabildikleri yüzeysel bilgileri yakalarlar; sıklıkla topluluk içine karışmaları da onları hayat bilgisi denen bilgiyle donatır; ama toplumda kabul gören davranış biçimlerine ve gündelik hayatın sürdürülmesine yararlı bu bilgilerle insan yüreğine ilişkin gerçek bilgileri ayırt edemezler. ama zaten spekülasyonla deneyimi karşılaştırma yoluyla yargının sınamasına tabi tutulmamış, keyfi gözlemin ham meyvesi böylesi bir ayrım gözetilmesinde işe yarar mı? askerler de kadınlar gibi, küçük erdemleri şaşaalı bir kibarlıkla yerine getirirler. eğitimin benzerlik gösterdiği bu iki durumda cinsiyetten kaynaklanan bir ayrıma işaret edilebilir mi? benim görebildiğim tek ayrım, askerin daha fazla gözlem yapabilmesine olanak tanıyan özgürlük ayrıcalığıdır.
düzenli ordular hiçbir zaman kararlı, güçlü insanlardan oluşmazlar; askerler iyi disipline edilmiş makineler olabilirler; ama güçlü tutkuları ya da keskin bir zekası olan bir askere rastlamak güçtür. anlayış gücünün derinliğine gelince, orduda böyle bir şey bulmanın en az kadınlar arasında bulmak kadar zor olduğunu düşündüğümü belirtmem gerekiyor; her ikisinin de nedeni aynıdır. bunlara ek olarak subayların dansa, kalabalık toplantılara, maceralara ve alaya almalara da pek düşkün oldukları söylenebilir. askerler de, daha zayıf olarak görülen kadın cinsi gibi, tüm yaşamlarını dalkavukluğa adarlar. onlara başkalarının isteklerini yerine getirmeleri gerektiği öğretilir; bunun için yaşarlar. gene de cinsiyet ayrımı açısından kendilerinin hor görülmesi söz konusu değildir; üstünlüklerinin nerede olduğunu anlamak mümkün olmasa da, kadınlardan üstün görülürler.
kadınlarla askerlerin büyük talihsizlikleri, ahlakı öğrenmeden kabul gören davranış biçimlerini, insan doğasının ideal tasarımı üzerine düşünmeden hayat bilgisini öğrenmeleridir. bunun sonucu doğal ve kaçınılmazdır: askerler sıradan insan doğası ile yetindiklerinden önyargıların kucağına düşerler; tüm fikirlerini başkalarından edindiklerinden yetkeye körlemesine boyun eğerler. böylelikle biraz akıl kırıntısı sergilediklerinde bu, gerçeğin yalnızca bir kısmını yakalama gücü bulunan içgüdüsel bir anlık bakışlardan kaynaklanır ve söz konusu kırıntılar davranış biçimleri söz konusu olduğunda bazı yararlar sağlayabilir; ama yüzeyselin ötesinde savlara dönüştüğünde ya da fikirler çözümlendiğinde başarısızlığa mahkumdurlar.
tüm bunlar kadınlar için de söylenemez mi? askerler de, kadınlar da uygar yaşamın yapay ayrıntılarıyla yararlı konumlarından koparılıp alındığından yukarıdaki savım ilerletilebilir. servet ve babadan kalma unvanlar pek çok kadını salt rakamlara değer vermeye itmiştir ve aylaklık toplumda dalkavuklukla despotluğun bir karışımını üretmiştir; öyle ki metreslerinin önünde köle olan adamlar kız kardeşleri, eşleri ve kız çocukları karşısında despot kesilirler. bu da kadınlara toplum içindeki yer ve konumlarını hatırlatmak içindir. kadınların zihinlerini geliştirerek onları güçlendirirseniz, kör itaatin de sonu gelecektir; ama iktidar her zaman kör itaat aradığından tiranlarla hazcılar kadınları karanlıkta bırakmaya çalışırken doğru şeyi yapmaktadırlar. ne de olsa tiranlar kölelik ister, hazcılarsa oyuncaklar. aslında hazcı, tiranların en tehlikelisidir; kadınlar sevgililerini, prensler bakanlarını yönettiklerini sanırken, aslında onlar tarafından aptal yerine konulurlar.
toplumun bugünkü yozlaşmış durumu içinde, anlayış güçlerini sakatlayarak ve duyularını keskinleştirerek kadınların kölelere dönüştürülmesine katkıda bulunan pek çok etken vardır. bunlardan biri, belki de dikkati fazlaca üzerine çekmeden en fazla zarar verenlerinden biri, düzene yeterince önem verilmemesidir.her şeyi belli bir düzen içinde gerçekleştirmek son derece önemlidir; kadınlarsa, genel olarak ele alındığında, genellikle hiç de düzenli bir eğitim almazlar ve çocukluklarından itibaren yöntemin değerini öğrenen erkeklerin sergilediği planlama ve kesinlik arama yeteneklerine nadiren sahip olurlar. ihmalden beslenen bu tahmin egemenliği -aklın sınamasından hiç geçmeyen, içgüdüsel sağduyuya teslim edilen rastgele uygulamalara başka nasıl bir ad verilebilir?- kadınların olguları genelleyebilmesinin önünde gerçek bir engel oluşturur. böylece kadınlar, salt dün yapmış oldukları için, bugün de dün yaptıklarını yaparlar.
eğitimin kadınlara bir zayıflık görüntüsü vermesine kanıt olarak askerleri gösterebiliriz; askerler de kadınlar gibi bilgiyle donanmadan ve zihinleri ilkelerle güçlendirilmeden yaşama başlar. bu iki durumda sonuçlar benzerdir: askerler gündelik konuşmaların bulanıklığı içinde, yakalayabildikleri yüzeysel bilgileri yakalarlar; sıklıkla topluluk içine karışmaları da onları hayat bilgisi denen bilgiyle donatır; ama toplumda kabul gören davranış biçimlerine ve gündelik hayatın sürdürülmesine yararlı bu bilgilerle insan yüreğine ilişkin gerçek bilgileri ayırt edemezler. ama zaten spekülasyonla deneyimi karşılaştırma yoluyla yargının sınamasına tabi tutulmamış, keyfi gözlemin ham meyvesi böylesi bir ayrım gözetilmesinde işe yarar mı? askerler de kadınlar gibi, küçük erdemleri şaşaalı bir kibarlıkla yerine getirirler. eğitimin benzerlik gösterdiği bu iki durumda cinsiyetten kaynaklanan bir ayrıma işaret edilebilir mi? benim görebildiğim tek ayrım, askerin daha fazla gözlem yapabilmesine olanak tanıyan özgürlük ayrıcalığıdır.
düzenli ordular hiçbir zaman kararlı, güçlü insanlardan oluşmazlar; askerler iyi disipline edilmiş makineler olabilirler; ama güçlü tutkuları ya da keskin bir zekası olan bir askere rastlamak güçtür. anlayış gücünün derinliğine gelince, orduda böyle bir şey bulmanın en az kadınlar arasında bulmak kadar zor olduğunu düşündüğümü belirtmem gerekiyor; her ikisinin de nedeni aynıdır. bunlara ek olarak subayların dansa, kalabalık toplantılara, maceralara ve alaya almalara da pek düşkün oldukları söylenebilir. askerler de, daha zayıf olarak görülen kadın cinsi gibi, tüm yaşamlarını dalkavukluğa adarlar. onlara başkalarının isteklerini yerine getirmeleri gerektiği öğretilir; bunun için yaşarlar. gene de cinsiyet ayrımı açısından kendilerinin hor görülmesi söz konusu değildir; üstünlüklerinin nerede olduğunu anlamak mümkün olmasa da, kadınlardan üstün görülürler.
kadınlarla askerlerin büyük talihsizlikleri, ahlakı öğrenmeden kabul gören davranış biçimlerini, insan doğasının ideal tasarımı üzerine düşünmeden hayat bilgisini öğrenmeleridir. bunun sonucu doğal ve kaçınılmazdır: askerler sıradan insan doğası ile yetindiklerinden önyargıların kucağına düşerler; tüm fikirlerini başkalarından edindiklerinden yetkeye körlemesine boyun eğerler. böylelikle biraz akıl kırıntısı sergilediklerinde bu, gerçeğin yalnızca bir kısmını yakalama gücü bulunan içgüdüsel bir anlık bakışlardan kaynaklanır ve söz konusu kırıntılar davranış biçimleri söz konusu olduğunda bazı yararlar sağlayabilir; ama yüzeyselin ötesinde savlara dönüştüğünde ya da fikirler çözümlendiğinde başarısızlığa mahkumdurlar.
tüm bunlar kadınlar için de söylenemez mi? askerler de, kadınlar da uygar yaşamın yapay ayrıntılarıyla yararlı konumlarından koparılıp alındığından yukarıdaki savım ilerletilebilir. servet ve babadan kalma unvanlar pek çok kadını salt rakamlara değer vermeye itmiştir ve aylaklık toplumda dalkavuklukla despotluğun bir karışımını üretmiştir; öyle ki metreslerinin önünde köle olan adamlar kız kardeşleri, eşleri ve kız çocukları karşısında despot kesilirler. bu da kadınlara toplum içindeki yer ve konumlarını hatırlatmak içindir. kadınların zihinlerini geliştirerek onları güçlendirirseniz, kör itaatin de sonu gelecektir; ama iktidar her zaman kör itaat aradığından tiranlarla hazcılar kadınları karanlıkta bırakmaya çalışırken doğru şeyi yapmaktadırlar. ne de olsa tiranlar kölelik ister, hazcılarsa oyuncaklar. aslında hazcı, tiranların en tehlikelisidir; kadınlar sevgililerini, prensler bakanlarını yönettiklerini sanırken, aslında onlar tarafından aptal yerine konulurlar.







