anatoli ribakov: insanın yarattığı en iyi şey kitaptır. dünyadaki en büyük insan yazardır.
sait faik: söz vermiştim kendi kendime, yazı bile yazmayacaktım. yapamadım. koştum tütüncüye kalem kağıt aldım. oturdum. kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım.
boccaccio: kalemin gücü, onu kullanmayı bilmeyenlerin sandıklarından çok daha fazladır.
imre kertesz: bir yazar için zamanının ona karşı sergilediği körlükten daha muhteşem bir taç olamaz; bu körlük, hakkında konuşmamakla birleştirilmişse üstüne bir pırlanta daha konulmuş demektir.
şükrü erbaş: yazının, şiirin yalnızlığından başka bir kalabalığa inanmıyorum.
eduardo galeano: yazmanın nedeni, kafayı kurcalayan, bir sinek vızıltısı gibi uyku uyutmayan sorulara cevap vermeye çalışmaktır. yazılanlar, cevaba duyulan toplumsal gereksinimle çakıştığı zaman ortak bir anlam kazanabilir.
ece ayhan: haritalarda bile sözcük ararım.
ray bradbury: iyi yazarlar yaşama sık sık dokunurlar. ortalama yazarlar üstüne hafifçe dokunup geçerler. kötü olanlar ona tecavüz edip leşini sineklere bırakır.
max frisch: önemli olan, sözcüklerin arasındaki ifade edilemeyen beyaz alandır. sözcüklerin anlattığı, gerçek düşüncemizi dile getirmeyen önemsiz şeylerdir hep. gerçek niyetimizi en iyi ihtimalle dolambaçlı bir yoldan ifade edebiliriz.
oscar wilde: bu sabah bir virgülü sildim, akşamüzeri yeniden koydum.
max frisch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
max frisch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25.04.2018
31.01.2017
uzun lafın kısası
alexandre dumas: bir kadın sizi on altına satar.
anatole france: adalet ancak gerçeklerden, mutluluk ancak adaletten doğabilir.
bertrand russell: dünyada mutlu dediğimiz insanların en göze çarpan özellikleri kendilerinde yaşama zevki olmasıdır.
charlotte bronte: cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. ön yargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler.
epikuros: ölüm varken ben yokum. ben varken, ölüm yok. o halde üzülecek ne var?
gustave flaubert: insan şarabı, aşkı, kadınları ya da zaferi ancak sarhoş, aşık, koca ya da asker olmadığı zaman tasvir edebilir. hayatın içine çok fazla karışırsa insan, hayatı çok da açık bir şekilde göremez. ya çok acısını çekeriz hayatın ya da çok fazla keyfini süreriz.
jane austen: insanların çok hoş olmasını istemem; çünkü onları çok sevme derdinden kurtarır beni bu.
kierkegaard: bir kızı baştan çıkarmak ustalık değildir ama baştan çıkarmaya değer birisini bulmak büyük şans gerektirir.
orhan pamuk: her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar.
rollo may: ölümle -insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla- yüz yüze gelebilme yeteneği ve cesareti, gelişmenin ön koşuludur; insanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının ön koşulu.
max frisch: vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.
wilhelm reich: doğayı düzeltmeye kalkışma. bunun yerine, onu anlamaya ve korumaya çabala. boks maçı yerine kitaplığa, lunaparka gideceğine yabancı ülkelere git.
anatole france: adalet ancak gerçeklerden, mutluluk ancak adaletten doğabilir.
bertrand russell: dünyada mutlu dediğimiz insanların en göze çarpan özellikleri kendilerinde yaşama zevki olmasıdır.
charlotte bronte: cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. ön yargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler.
epikuros: ölüm varken ben yokum. ben varken, ölüm yok. o halde üzülecek ne var?
gustave flaubert: insan şarabı, aşkı, kadınları ya da zaferi ancak sarhoş, aşık, koca ya da asker olmadığı zaman tasvir edebilir. hayatın içine çok fazla karışırsa insan, hayatı çok da açık bir şekilde göremez. ya çok acısını çekeriz hayatın ya da çok fazla keyfini süreriz.
jane austen: insanların çok hoş olmasını istemem; çünkü onları çok sevme derdinden kurtarır beni bu.
kierkegaard: bir kızı baştan çıkarmak ustalık değildir ama baştan çıkarmaya değer birisini bulmak büyük şans gerektirir.
orhan pamuk: her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar.
rollo may: ölümle -insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla- yüz yüze gelebilme yeteneği ve cesareti, gelişmenin ön koşuludur; insanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının ön koşulu.
max frisch: vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.
wilhelm reich: doğayı düzeltmeye kalkışma. bunun yerine, onu anlamaya ve korumaya çabala. boks maçı yerine kitaplığa, lunaparka gideceğine yabancı ülkelere git.
16.11.2016
günlükler
max frisch
vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.
aşık insan her şeyi ilk kez görmüş gibidir. aşk bizi her türlü tasarıdan özgür kılar. işte sevdiğimiz insanla baş edemeyişimizdeki asıl heyecan, macera ve gerçek gerilim de budur; onu sevdiğimiz için, onu sevdiğimiz sürece.
her üniforma insanın karakterini bozar.
sürekli akan bir şerit üzerinde yaşıyoruz ve kendi kendimizi telafi etmek ve bir anlığına hayatımızı düzeltmek umudu yok. kabul etmesek de geçmiş bizi en az bugün kadar belirliyor.
birini övmek kadar zor bir şey yoktur hayatta.
insan, en azından ortaya çıktığı anda ve yerde doğru olan düşüncesini gizlemeyerek ve yazarak bu düşüncesine sahip çıkar. ve iki gün sonra tam aksini düşündüğünde, daha akıllı olacağını umut etmez. insan neyse odur.
dürüst olmak yalnız olmaktır.
önemli olan, sözcüklerin arasındaki ifade edilemeyen beyaz alandır. sözcüklerin anlattığı, gerçek düşüncemizi dile getirmeyen önemsiz şeylerdir hep. gerçek niyetimizi en iyi ihtimalle dolambaçlı bir yoldan ifade edebiliriz.
insanın edebiyle vazgeçmeden önce denemesi gereken şeyler vardır.
ancak işimizin bizi terk ettiği zamanlarda, mümkün olduğunda niye çalıştığımızı anlıyoruz. işimiz, bizi sabahları aniden ve acımasızca uyandıran, korkulardan koruyan, bizi çevreleyen labirentte ilerlememizi sağlayan tek şeydir; ariadne'nin ipidir.
"her harabenin kendine özgü bir çekiciliği vardır." (cesario)
bir şeye kanaat getirmiş insan, her şeyin üstesinden gelir. kanaatler, canlı-hakiki şeyler karşısında en iyi korunaktır.
kadın, doğası gereği oyuncudur.
insanın yaşadığı, idrak ettiği şeylerin çoğu sezilerdir; yaşamanın diğer bölümünü oluşturan hatırladıklarımız bile çok daha azdır bundan. böyle olmasaydı hiç edebiyatçı olmaz, sadece muhabirler olurdu.
bize ait olmayan tesadüfler yaşamayız. sonunda payımıza düşen, vadesi gelmiş olanlardır.
vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.aşık insan her şeyi ilk kez görmüş gibidir. aşk bizi her türlü tasarıdan özgür kılar. işte sevdiğimiz insanla baş edemeyişimizdeki asıl heyecan, macera ve gerçek gerilim de budur; onu sevdiğimiz için, onu sevdiğimiz sürece.
her üniforma insanın karakterini bozar.
sürekli akan bir şerit üzerinde yaşıyoruz ve kendi kendimizi telafi etmek ve bir anlığına hayatımızı düzeltmek umudu yok. kabul etmesek de geçmiş bizi en az bugün kadar belirliyor.
birini övmek kadar zor bir şey yoktur hayatta.
insan, en azından ortaya çıktığı anda ve yerde doğru olan düşüncesini gizlemeyerek ve yazarak bu düşüncesine sahip çıkar. ve iki gün sonra tam aksini düşündüğünde, daha akıllı olacağını umut etmez. insan neyse odur.
dürüst olmak yalnız olmaktır.
önemli olan, sözcüklerin arasındaki ifade edilemeyen beyaz alandır. sözcüklerin anlattığı, gerçek düşüncemizi dile getirmeyen önemsiz şeylerdir hep. gerçek niyetimizi en iyi ihtimalle dolambaçlı bir yoldan ifade edebiliriz.
insanın edebiyle vazgeçmeden önce denemesi gereken şeyler vardır.
ancak işimizin bizi terk ettiği zamanlarda, mümkün olduğunda niye çalıştığımızı anlıyoruz. işimiz, bizi sabahları aniden ve acımasızca uyandıran, korkulardan koruyan, bizi çevreleyen labirentte ilerlememizi sağlayan tek şeydir; ariadne'nin ipidir.
"her harabenin kendine özgü bir çekiciliği vardır." (cesario)
bir şeye kanaat getirmiş insan, her şeyin üstesinden gelir. kanaatler, canlı-hakiki şeyler karşısında en iyi korunaktır.
kadın, doğası gereği oyuncudur.
insanın yaşadığı, idrak ettiği şeylerin çoğu sezilerdir; yaşamanın diğer bölümünü oluşturan hatırladıklarımız bile çok daha azdır bundan. böyle olmasaydı hiç edebiyatçı olmaz, sadece muhabirler olurdu.
bize ait olmayan tesadüfler yaşamayız. sonunda payımıza düşen, vadesi gelmiş olanlardır.
31.08.2010
uzun lafın kısası
pierre assouline: deha, uzun bir sabırdır.
adolphe thiers: tek kişinin hükümeti, hükümdarın iktidar ve ehliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, daima tehlikelidir.
max frisch: her üniforma insanın karakterini bozar.
feridun zaimoğlu: bir erkeğin başına gelebilecek en güzel şey, kalbinin derinliklerine bakabilecek bir kıza rastlamasıdır.
hüsnü arkan: arzunun kapısı açık kaldığında, içeri mutlaka biri girer.
joyce carol oates: insan hayatının derin kederlerinden biri de et oluşumuzdur. ve hayatlarımız boyunca ete bağımlı oluşumuz.
simone de beauvoir: hükümdarların en iyisinin vicdanında yüzlerce ölü vardır.
muriel barbery: hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.
ernest renan: din ayırır, akıl birleştirir. semavi dinlerin hepsi pozitif bilimlere düşmandır.
ursula k. le guin: düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.
felix nadar: yaşamak istiyorsan sıradan biri ol.
aslı erdoğan: insan özgür olduğu yanılsamasına kapılmamalı. görünür/görünmez polisler her an her yerdeler. en küçük bir varoluş belirtisi gösterenin üzerine çullanır, doğduğuna pişman ederler.
adolphe thiers: tek kişinin hükümeti, hükümdarın iktidar ve ehliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, daima tehlikelidir.
max frisch: her üniforma insanın karakterini bozar.
feridun zaimoğlu: bir erkeğin başına gelebilecek en güzel şey, kalbinin derinliklerine bakabilecek bir kıza rastlamasıdır.
hüsnü arkan: arzunun kapısı açık kaldığında, içeri mutlaka biri girer.
joyce carol oates: insan hayatının derin kederlerinden biri de et oluşumuzdur. ve hayatlarımız boyunca ete bağımlı oluşumuz.
simone de beauvoir: hükümdarların en iyisinin vicdanında yüzlerce ölü vardır.
muriel barbery: hep tekrarlanan bir muammadır bu: büyük eserler, bizim içimizde zaman dışı bir uygunluğun kesinliğine erişen görsel biçimlerdir.
ernest renan: din ayırır, akıl birleştirir. semavi dinlerin hepsi pozitif bilimlere düşmandır.
ursula k. le guin: düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez. onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir.
felix nadar: yaşamak istiyorsan sıradan biri ol.
aslı erdoğan: insan özgür olduğu yanılsamasına kapılmamalı. görünür/görünmez polisler her an her yerdeler. en küçük bir varoluş belirtisi gösterenin üzerine çullanır, doğduğuna pişman ederler.


