ibn arabi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ibn arabi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.03.2014

faili meçhul öfke

adnan gerger

namus, inanç, töre, kan davası gibi yargılarla kıskançlık, konukseverlik, yardımseverlik gibi yargıları karıştırmamak gerekir. evet, her ne kadar tüm değer yargıları bir zincirin halkaları gibi iç içe geçmiş olsa da.. her bir halkayı iyi algılamak gerekir. toplumsal değer yargılarını ve geleneksel yaşam biçimini bilinçli biçimde özümlemek, sahiplenmek zorundayız. egemen güçler, bu ve diğer tüm yargıları devamlı olarak çarpık bir biçimde kışkırtır, insanların bu bilinçle yoğrulmalarını ve ömür boyu taşımalarını ister. bunun içindir ki toplumsal değer yargılarında olduğu gibi çoğu zaman gelenekler, görenekler de istismar edilir. anadolu insanının günlük yaşamının bir parçası olan başörtü, nasıl türbana dönüştürülerek siyasi simge haline getirilip insanlara dayatılmak istenmişse kıskançlık gibi ilkel olgular da çok rahatlıkla kötüye kullanılabilir. kıskançlık daha çok namus kavramıyla eşleştirilir. kıskançlık da diğer toplumsal değer yargıları gibi yozlaştırılarak, bağnaz hale getirilerek ve vurma-kırma kültürüyle harmanlanarak bu toplumun genetik kodlarına yerleştirilmek istenir. amaç bu konuda da diğer konularda olduğu gibi insanların beyinlerini boşaltarak biat eden ve düşünmeyen insanlar yığını oluşturmaktır. töre ve namus cinayetlerinin özünde işte böyle bir kültür yatar. böylelikle cahil insanları bu tür kavramlarla rahatlıkla oyalayabilirsin, kolayca yönlendirebilirsin. üstelik hoşgörü kültürünün esamesinin okunmadığı bir toplumda kıskançlık daha bireysel bir olgudur. insanın kendisine daha aittir, insanın kendisine daha özgüdür. sanıldığından daha yaygındır ve büyük sorundur.

julius fuçik: gerçek hayatta seyirci yoktur; herkes katılır bu yaşama.

"ankara emniyeti'nin üzerine geliyorlar, gelecekler. hiçbir açık vermeyin. siz hiç merak etmeyin. biz bu vatanı seviyoruz. ne yapıyorsak bu vatan için yapıyoruz. bu ülke bizim. demokratik talepler adına bu ülkeyi zayıflatmak isteyen dış güçler var. ifade ve düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü diyerek bizi içten içe çürütecekler. bunlara müsaade etmeyeceğiz. bunu hepiniz bilin."

konstantin simonov: bütün sır, senin, başkalarının bilmediği gibi beklemeyi bilmende.

ekip otosuna alınması istenen kişi, başmüdür emin'in ajan gibi kullandığı eski sabıkalı vatandaşlardan biriydi. bu insanları muhbir gibi kullanmalarının yasal dayanakları yoktu ama bu, güvenlik birimlerinin sıkça başvurdukları bir yöntemdi. gizli kapaklı yürütülen ve yasal dayanağı olmayan yöntemlerdi bunlar. bu kişiler bazen operasyonlara katılırlar, operasyon yaparlardı. bazen insanları kaçırır, sorgular ve öldürürlerdi. kaçırıp sorguladıkları ya da öldürdükleri insanları "örgüt sempatizanı" ya da "örgüt yardakçısı" diye yaftalamaları yeterliydi. soruşturma yapmaya, yargılamaya gerek duyulmazdı. ülkenin bir korku ülkesine dönüşmesi herkesin işine geliyordu. bu kişiler, kendilerini devlet gibi görüp rant getiren bütün işlerde söz sahibi oluyor, gayrımeşru işler yapıyor, bazıları da çeteleşiyordu. birçok operasyonda kilit rol oynadıkları ve çok şey bildikleri için o bölgenin emniyet güçleri de bu kişilerin yasadışı faaliyetlerine mecburen göz yumuyordu. bu kişiler için geçerli savunma hep aynıydı. bu kişilerin vatansever oldukları, onların sayesinde bölücü ve hain terör örgütlerinin çökertildiği söyleniyordu. bu kişilerin haraç alma, adam kaçırma, çek-senet, kumar, ihale yolsuzlukları gibi özellikle büyük rant sağlayan suç organizasyonlarında yer alması bu kişileri kullananlar için çok önemli değildi. her türlü yasadışı yol, yöntem mübahtı. bazen örgütlerin içine adam sızdırarak onları da istedikleri gibi yönetmeye kalkışırlardı, bazen de yine bu örgütlerle mücadele etmek adına, kendilerinin kontrolünde, resmen illegal bir örgüt kurdururlardı. dinci, sağcı, solcu ideoloji kisvesi altında yapılandırılırdı. bazen de dağıtılan bir örgüt yeniden canlandırılır ya da o örgütün uzantısı olarak yeniden yapılanma oluşturulurdu. gelecekte ortaya kaotik bir durum çıkarmak için bu örgütleri ellerinde bir koz olarak tutarlardı. her şey yıllar öncesinden hesaplanır, planlanırdı. zamanı gelince pandora'nın kutusundan çıkartılır, senaryo hayata geçirilirdi. ülkenin özellikle son 40 yıllık tarihi "komplolar bileşkesi"nden oluşuyordu. bu yöntemler, her dönem faili meçhul bir öfkeye dönüşürdü.

kitap da ekmek kadar gerekli, insanca yaşamamız için.

toplumsal sorunların temelinde ekonomik sorun yatar. en temel çelişki olan ekonomik sorun, ancak insanlarda oluşan sınıfsal bilinçle çözümlenir. bu sınıfsal bilincin oluşmasında işçi sınıfı lokomotif vazifesi görür ve toplumsal kurtuluşu hazırlar. bu nedenle bizim gibi ülkelerde sendikal mücadeleler yok edilmeye ya da sulandırılmaya çalışılır.

aşk sorgulanmaz; sorgulandığında aşk, aşk olmaktan çıkar, mantıksal ilişkiler yumağına dönüşür.

eric blondel: sevmek, arzulamak, kafada kurmaktır: şeyleri oldukları gibi görseydik hiçbir şeyi sevemezdik belki de.

aşk bir inançsa eğer, dar görüşlü bir inanç olabilir ancak; çünkü hiçbir inanç öfkesini onu kabul etmeyenler ve inançsızlardan çıkarmaktan alıkoyamamıştır kendini. başka bir deyişle, insan bir şeye inandığı anda, o inancın gücü, tüm seçenekleri kendiliğinden yok etmek durumundadır.

hayat acıların bileşkesidir.

ibn arabi: ayrılığa ulaşabilseydik ona kendi acısını tattırırdık.

6.01.2010

aşk

elif şafak

aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.

aşkın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. başlı başına bir dünyadır aşk. ya tam ortasındasındır, merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde.

bir kadın aşık olduğu erkekle evlenmez. baktı bıçak kemiğe dayandı, geleceği için bir tercih yapması lazım, o zaman tutar iyi bir baba olacağını tahmin ettiği, sırtını yaslayabileceği adamı seçer.

her yerde aynı sefalet varken alemi gezmenin manası ne? yeni bir şeyler bulacağını mı sanıyorsun? bak dünyanın dört bir yanından yolcular gelir bu handa kalmaya. birkaç kadehten sonra hepsi aynı hikayeleri anlatır durur. insan her yerde aynı insan. aş aynı, su aynı, bok aynı bok!

nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil.

mevla aramakla bulunmaz, bu doğrudur ama mevla'yı ancak arayanlar bulabilir.

söylenmesi gereken bir şey varsa, dünya bir olup yakama yapışsa bile söylerim.

halk, basit ihtiyaçları olan tembel bir mahluktur. baştakilerin görevi halkın yanlış şeyler istemesine mani olup yoldan çıkmasına engel olmaktır. bunun için tek gereken şeriata harfiyen uymak.

akıl kolay kolay yıkılmaz. aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. ne varsa harap bir kalpte var!

ibn-i arabi bir gün genç rumi'yi babasının peşi sıra yürür görünce şöyle buyurmuştu: "fesüphanallah! bir okyanus, bir gölün ardında gidiyor."

her insan açık bir kitaptır. okunmayı bekler.

şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

inanç aşk gibidir, ispat istemez. mantıksal bir açıklama beklemez. ya vardır, ya da yok.

hakikat ehli, şeriatın kaidelerine uymak zorunda değildir.

ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.

ella dinden de dindarlardan da pek hazzetmezdi. tıpkı tarihte olduğu gibi günümüz dünyasında da en korkunç ve en anlı kavgaların din adına yapıldığını düşünüyordu. dinlerin insanlığa ne faydası vardı, insan ırkını birbirine kırdırmaktan başka?

şeriat der ki: "seninki senin, benimki benim."
tarikat der ki: "seninki senin, benimki de senin."
marifet der ki: "ne benimki var, ne seninki."
hakikat der ki: "ne sen varsın, ne ben."

ya cehennemden korkar, ya cennette ödül beklerler. oysa aslolan allah aşkıdır. onu unuturlar.

bana kalsa bir kova su alır cehennem ateşini söndürür, cenneti de ateşe veririm ki, sırf ve saf aşk kalsın. gerisi boş!

hz. muhammed: bu dünyada üç kişiye acıyın: bir kavmin aşağı düşen kişisine, yoksullaşan zenginine ve cahillere oyuncak olan bilginine."

sufi kusur görmez. kusur örter.

hikayem beni tamamen farklı bir mecraya sürükledi. her dönemeçte eski hallerimden biraz daha uzaklaştım. yolculuğun sonunda ben bir yere varmadım. yol beni değiştirdi.

önce diyorsun ki: dünyada bir ben varım!
sonra: bende bir dünya var!
ve en nihayetinde: ne dünya var, ne ben varım!

şems: mevlana coşkun bir nehirdir. yerinde saymayan, tüm insanlığı ve varoluşu kucaklayan, kimseye karşı bir ön yargısı olmayan, hep daha öteleri merak ve keşfeden, çağıl çağıl berrak bir nehir.. benim tek yaptığım o nehrin önündeki seddi yıkmaktır. o kadar.

şeriat, hakikat denizinde yüzen bir gemidir. aşıklar er ya da geç gemiyi bırakıp ummana dalar.

aşk bir milat demektir. şayet "aşktan önce" ve "aşktan sonra" aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir.

aşk bütün ayrımları geçersiz kılar.

cemiyetin bu saçma sapan kuralları kanımı donduruyordu. bu tür köhnemiş törelerin, insanı insana kırdıran adetlerin, allah'ın yarattığı mükemmel eserle ilgisi yoktu.

aile kavramını kan bağında değil ruh bağında bulmuştu.