andre verdet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
andre verdet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.07.2022

yalnızca ilkbahar ve yazlar hiç geri gelmiyordu

andre verdet


bir gong çaldı ormanda
koca ağaçların yüreğine dek salarak titreşimini
yankısı uzun uzun denizin üstüne yayıldı
dinlence aylarının sonuydu
ve insan kendi kendine bile
itiraf etmekten çekiniyordu

yalnızca ilkbahar ve yazlar hiç geri gelmiyordu

bir tavşan durdu bir an
gözünde insanca bir gözyaşı parlıyordu
sonra yürüdü gitti eskisi gibi tavşan
çalılıklar tarlalar arasından

kadın kadehi kaldırdı
gün batımı pınarın buz gibi suyunda yalazlandı

bir çığlık tıkandı kaldı
bacaklarının kemer gibi üstünden aştığı
büyüleyici istekler koyağında

içiyordu şimdi
erkekse dizüstü dudaklarını yosunlara dayamıştı

dağların suyu boğazını dondurarak onun da içinden geçiyordu
bir ara dilinin ucuyla bir alabalık kaçışına dokunur gibi oldu
oynak su ve pul kokuları arasında

ilk yıldız dimdik yükselen kolun ucundaki kadehe düştü

erkek kalkmıştı ve dudak dudağa
ama kavga ateşinden sonra bir dağ boğazının
gölgeliklerinde unutulmuş öç alıcı kılıcın çeliği kadar
soğuktu sevgilinin dudakları

bir bekleyiş uçurumunun kenarında
gözleri yarı kapalı kıpırtısız duruyordu kadın

hangi istek soymuştu onu
beyaz taş yontu geceye meydan okuyordu

dudak dudağaydı soluğumuz ve göz göze
aynalarımız içinden birbirimize uzanmış
deniz hafifçe sallıyor sessizliğin dibinde sözlerimizi
ve dalga alıp götürüyordu son anıyı
geçip giden ay görüverirse gecesinde
çakıl çarşaflarda yatan şu bitkin gövdeleri

ne çok yürüdük o gece
gözlerimiz ayın görkemli parlaklığında

ilerliyorduk
ne bir yankı ne bir gölge yolun billuru üstünde
ilerliyorduk yine
ne bir çığlık ne bir korku aşağıda sel boğazlarında
ne bir yankı ne bir tehlike yukarıda kayaların çatısı altında
yürüyorduk durmaksızın
ve hep o yok olmuş ses devinim koku vardı
karşımıza çıkan masalda destanda
donup kalmış tarih öncesi ordularına benzer ormanlarda

ne çok yürüdük o gece gözlerimiz ayın görkemli parlaklığında
güneşin sonsuza dek sürecek yokluğu boyunca

ne çok baktık birbirimize gülümseyerek
kesinliğin kılıcı bir anıt gibi dururken aramızda
ve başımızın üstünde o tek gökyüzü
çaresiz bir sevinç çölüne benzer kumu bile boşalmış
kuşları uçmuş

pencerede çıplak yakalıyordu seni şafak
ve işte o zaman çayırların mutlu gölgeliğinden
güneş tayları ayaklandırıyordu gözlerin

benim için hep dingin bir coğrafya oldu bedenin
uysal deniz suyunun gökkuşaklarıyla çevrili
ve sert rüzgarlarına adanmış kız kadırgaların
bin yıllık kepezlerin açığından yelkenler fora
aşıp geçen yıldızların ulu burnunu

eski buluşma yerine geri dönmek istedi
yeniden o koca
gözyaşı damlası mavi bir göz gibi duvarın bir taşı
üstünde yeniden o ayakta ve kanlı çığlık patikada
ve başka bir yerin rüzgarında tek başına

her zaman sarmaş dolaş mercan düşleyenlere dönüşmüşlerdi
kıpırtısız ahtapotların uykusu nöbet tutarken uzun denizlerin dibinde

bu kez iyice yitirdiler birbirlerini
biri öteki oldu ve o anda tersi de
şaşırtıcı biçimde gerçekleşti

bilmiyorlar daha
hiç bilecekler mi

farkında olmadan bırakıp gittiler yatağı odayı yeri göğü
sınırlar ötesindeler şimdi
iç içe sarmaş dolaş
biraz da telaşlı
serüvene kapılmış yürekleri

sonra da bir geceyarısı güneşinin apansız çarpması
tenlerinin en uzak ucunda

birbirlerini bulduklarında
bulabilecekler mi
o iki ayna gibi olacaklar yakın
yüz yüze
alabildiğine dingin

sana doğru iniyordum ve sen bana doğru yükseliyordun
her akşam bizi yaklaştıran boşlukta
o adını anmaya çekindiğimiz şeyin gölgesi ve ışığı vardı yolun üstünde
zaman güneşin kayığının tartımıyla yalpalıyordu
ineğin memelerinin altında

ne kaldı
kasemde o süt maviliği

ve kehanetlerini hiç tüketmeden içebileceğim yüzün
belirgin izi o kırlangıç çığlığı başımın üstünde
ve önümde batan o güneş o yüzyıllardan güçlü şafak
dirençle yükselirken insan sırtımın gerisinde

beller saban demirleri traktörler
koyaklar yamaçlar ovalar boyu
denizde gemi provalarına benzer
çiziyorlardı gökyüzüne yeni burçlar kuşağını

böcek hiyeroglifleri tozda
suyun ve kabukların filigranı
otlarda kuş damarları
havada duvar karalamaları

sabahın içinde yürüyecektik o benzersizle birlikte
ve her gün yeniden biçimlenecekti yüzümüz
açıklanan gizin yasalarına göre

6.09.2015

rose verdet için

andre verdet


güz derelerinin dibine dek aramıştım bu gülüşü
gün batımında guguk kuşu türküleri yıkılıp giderdi ara sıra
kiraz zamanını anımsa
geçerken şimşek gibi çarpan bir ardıçkuşu-anı
bir tüfek patlaması yatırdı beni akşam vakti
parçalanmış bir yürekle havaya 
ve her şey yeniden öyküsüz oluverdi

21.11.2008

yürekteki ok

cevat çapan



kasırga nasıl sökerse
meşeleri kökünden
öyle sarsıyor yüreğimi aşk
(sappho)

batan gün her sabah yeniden doğar
ama bu bizdeki süreksiz ışık
bir kere söndü mü ötesi gece
(catullus)

ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları
kainat ne derindir, kalp ne kudretle çarpar
üstüne eğilirken ey akşamın pınarı
sanırdım ciğerimde kanın kokusu var
ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları
(charles baudelaire)

dudak dudağaydı soluğumuz ve göz göze
aynalarımız içinden birbirimize uzanmış
deniz hafifçe sallıyor sessizliğinin dibinde sözlerimizi
ve dalga alıp götürüyordu son anıyı
geçip giden ay görüverirse gecesinde
çakıl çarşaflarda yatan şu bitkin gövdeleri
(andre verdet)

bir yıldız ve bir damla gözyaşım
değdiler birbirlerine ve birden
bir tek damla oldular
tek bir yıldız
kör olup kaldım sevda ile
ve sevda ile kör olup kaldı gökyüzü
bütün evrendi -ne fazla ne eksik-
yıldızın kaygısı, gözyaşının ışığı
(juan ramon jimenez)

inci çiçeklerinin
solgun ıslak yapraklarınca suskun
yattı yanımda şafakta
(ezra pound)

kolayca açar beni en ürkek bir bakışın
parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi
sen hep yaprak yaprak açarsın beni, baharın
-dokunup ustaca, gizlice- açışı gibi ilk gülünü
(e.e. cummings)

öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm
öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde
(louis aragon)

üç kibrit çaktım karanlıkta arka arkaya
birincisi yüzünü görmek için toptan
ikincisi gözlerini görmek için
üçüncüsü ağzını görmek için
sonra kararttım dünyayı
hatırlamak için bütün bunları
kollarımda sıkarak seni
(jacques prevert)

binbir zambak ekiyorum hayatın tarlalarına
ak alınlı rüzgara binbir çocuk
iyilik tüten güzel sağlıklı çocuklar
ve ufka nasıl bakacaklarını biliyorlar
ezgilerle yükselirken adalar
(odisseus elitis)

benim için hep dingin bir coğrafya oldu bedenin
uysal deniz suyunun gökkuşaklarıyla çevrili
ve sert rüzgarlarına adanmış kız kadırgaların
bin yıllık kepezlerin açığından yelkenler fora
aşıp geçen yıldızların ulu burnunu
(andre verdet)

dudaklar, öpüşler, aşk; her şey yeniden doğar
ölümsüz, o yalın unutuşla
gecenin kızlarıdır yıldızlar
(octavio paz)

"şairlerin gerçek yaşamöyküleri, onların yapıtlarıdır."