15.5.18

minimalism

matt d'avella

ryan nicodemus: istediğim her şeye sahiptim. sahip olmam gereken her şeye sahiptim. etrafımdaki herkes başarılı olduğumu söylerdi. ama aslında zavallının biriydim. hayatımda koca bir boşluk vardı. bu boşluğu diğerlerinin yaptığı şekilde doldurmaya çalıştım. ıvır zıvır birçok şeyle.. bir şeyler alarak bu boşluğu dolduruyordum. kazandığımdan çok daha hızlı harcıyordum, mutluluğa giden yolu satın almak istercesine. bir gün ulaşabileceğimi sandım. yani sonunda mutluluğun kapıda olması gerekiyordu. ama ay sonunu ancak getiriyordum, maaş günü için yaşar olmuştum. ve eşya için. ama gerçekte yaşadığım söylenemezdi.

shannon whitehead: kesinlikle hayatımızın nasıl görünmesi gerektiğine dair bir yanılgı söz konusu. reklamlar olsun, instagram olsun, facebook olsun, tüm bunlar, hayatımızın mükemmel olması gerektiğini söyleyen birer ilüzyon.

patrick rhone: bu olay yavaşça gelişti. bir günde oluşan bir şey değil bu. bu bize, çok para kazanmak isteyen kişiler tarafından yavaşça ve emin adımlarla, 100 senedir satılmaya devam ediliyor. bizi bunlara gerçekten ihtiyacımız olduğuna inandırmak istiyorlar.

leo babauta: bence insanlar, içlerindeki boşluğu doldurmak için satın alıyorlar. biliyorum çünkü ben de öyleydim. ama ne kadar şey alırsak alalım, hangi modaya uyarsak uyalım, tam anlamıyla tamamlanmış olmuyoruz. sadece aramaya devam ediyoruz. bu açlık asla dindirilemez.

rick hanson: şöyle bir sonuç çıkıyor bence, aslında istemediğin bir şeye asla doyamıyorsun. diğer bir deyişle, aslında daha fazla şey, daha fazla oyuncak, daha fazla araba falan istemiyoruz. bize getirecekleri şeyi istiyoruz. bütün olduğumuzu hissetmek istiyoruz. tatmin olmak istiyoruz.

jim carrey: keşke herkes zengin ve ünlü olabilseydi. işte o zaman cevabın bu olmadığını anlarlardı.

sam harris: odaklanma kapasitesine sahibiz ancak bunu, bir uyarıcıdan bir diğer dopamin deneyimine kadar, yani bir diğer e-posta ile ya da bir diğer tweet ile ödüllendirilene kadar ya da telefona başka herhangi bir şey gelene kadar yaşıyoruz. sanırım bunun için ödediğimiz bir bedel var.

david friedlander: bu artık bir sorun haline geldi. nokia'nın bir araştırması vardı. buna göre, ortalama biri telefonunu günde 150 kez kontrol ediyor.

jesse jacobs: büyük bir şehrin sokağında yürürken bile telefonlarına kilitleniyorlar. tamamen matrix'teyiz. hiç düşünmeden gazete okumak, sosyal medya sayfanızı güncellemek ve tüketmek daha kolay.

jimmy carter: ulusumuzun asıl sorunu, yakıt kuyruklarından ya da enerji kıtlığından çok ama çok daha derin ve hatta enflasyon ve ekonomik durgunluktan bile daha derin. güçlü aileleriyle, birbirine bağlı topluluklarıyla, çalışkanlığıyla gurur duyan bir ulusta, artık bir çoğumuz rahata, düşkünlüğe ve tüketime tapma yolundayız. insanlık kimliğimiz, artık ne yaptığımızla değil, neye sahip olduğumuzla ölçülüyor. ama şunu keşfettik ki bu eşyalar, bu tüketim malları hayatın anlamına ulaşmamıza yardımcı olmayacak. biriktirdiğimiz eşyaların hayatımızdaki o amaçsız boşluğu dolduramadığını öğrendik. bu bir mutluluk ya da rahatlatma mesajı değil, bu bir hakikattir, bu bir uyarıdır.

patrick rhone: bu şeylere ihtiyacımız olduğunu sanıyoruz; çünkü bize ihtiyacımız olduğu söyleniyor. bunu bize söyleyen kendi toplumumuz. bu içinize yavaş yavaş işlenen bir şey ve aniden kendinizi bunun içinde buluveriyorsunuz. bu gerçekten değer tabanlı bir idealden ibaret. tam olarak ihtiyacın olan şey ile yapabildiğinin en iyisini yapmak ve en yüksek faydayı almak istersin. çok az şeye sahip olmak sana bunu vermeyecek, çok şeye sahip olmak da vermeyecek. bu dengeyi tutturabilmek, yeterli şeye sahip olmak, işte aradığımız şey bu.

ryan nicodemus: daha azıyla bir hayat düşünün, etrafınızdaki karmakarışık hayattaki şeylerin engellemediği tutku dolu bir hayat düşünün. hayal ettiğiniz şey, amacı olan bir hayat. mükemmel bir hayat değil, kolay bir hayat değil, ama basit bir hayat.

joshua fields millburn: insanları sevin ve eşyaları kullanın; çünkü tam tersi asla işe yaramaz.