'film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
'film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.08.2022

naked

mike leigh

hiç düşündün mü; hiç bilmesen de şu berbat hayatının en mutlu anını çoktan yaşamış olabilirsin ve geleceğinde hastalık ve acılardan başka bir şey olmayabilir.

ben hiç sıkılmam. herkesin derdi bu. herkes sıkılıyor. doğa size açıklandı ve sıkıldınız. yaşayan beden size açıklandı ve sıkıldınız. evren size açıklandı ve bundan da sıkıldınız. şimdi sadece ucuz heyecanlar istiyorsunuz, bunlardan bol bol istiyorsunuz ve yeni oldukları sürece ne kadar adi veya saçma oldukları fark etmiyor.

insan vücudunda beni korkutan şeyi biliyor musun? insan vücudu bütün evrendeki en karmaşık mekanizma. ama yine de çok sessiz, değil mi? bu ıslak ve pembe fabrika nedir? ne yapıyor bunlar içeride? yani ürün nedir? gelip giden dağıtım kamyonları görmüyoruz, değil mi?

akıl, en zayıf olduğu gecelerin sabahında hiç olmadığı kadar güçlüdür.

aziz john'un "esinleme kitabını" hiç duymadın mı? incil'in kıyameti haber veren son bölümü? "sağ eline ya da alnına bir işaret koysun diye zorladı herkesi; hiç kimse satamasın, alamasın o işarete sahip değilse, şeytanın işaretine ya da şeytanın sayısı olan 666'ya." bu kadar kesin bir kehanetin anlamı ne olabilir acaba? işaret nedir? işaret brian, "barkod"; her yeri sarmış. her tuvalet kağıdında, her sigara paketinde ve her bir domuz pastırmasında görebileceğin barkodlar. ve her lanet barkod 3 işaret ile 2'ye bölünür. ve o üç işaret her zaman 666 rakamı ile gösterilir. şimdi, ne deniyor? "hiç kimse satamasın, alamasın o işarete sahip değilse." ve şimdi tüm şu kredi kartı sahtekarlıklarının kökünü kurutmak için ve tamamen nakitsiz bir toplum yaratmak için planladıkları şey amerikan askerlerinde test ettikleri bir plan. deri altına lazer dövmeler yapılacak, sağ elin ya da alnın işaretlenecek. plastiği canlı et ile değiştirecekler.

yine esinleme kitabı'ndan, 7 mühür kıyamet gününde kırılarak açıldığında ve 7 melek boruları üflediğinde 3. melek borazanını çaldı gökten, meşale gibi yanan büyük bir yıldız ırmakların üzerine düştü. suların üçte biri pelin gibi acılaştı, bu sulardan içen birçok insan öldü. pelin otunun rusça ismini biliyor musun peki? "çernobil." gerçek bu! 18 ağustos 1999'da güneş sistemimizdeki gezegenler bir haç biçimi alarak dizilecekler. bütün gezegenler balık, aslan, boğa ve akrep burçlarında hizalanacaklar ve bu da daniel'ın kitabında bahsedilen mahşerin dört atlısı'na birebir uyuyor. bir başka lanet gerçek! devam etmemi ister misin? dünyanın sonu çok yakın brian. oyun bitti.

tamam, hayatın biteceğini, dünyanın biteceğini ya da evrenin yok olacağını söylemiyorum. insanoğlunun yok olacağını söylüyorum. nasıl ki dinozorların nesli tükendiyse aynısı bizim de başımıza gelecek. hiçbir önemimiz yok. biz bir fikiriz sadece.

sence amip, bir kurbağaya doğru evrimleşeceğini düşünmüş müdür? elbette düşünmemiştir. ve ilk kurbağa kendini sudan dışarı atıp bir eş bulmak ya da bir yırtıcıyı duraksatmak için ses tellerini görevlendirdiğinde o ilk vıraklamasının dünyadaki bütün lisanlara ve edebiyata doğru evrimleşeceğini hiç hayal etmiş midir? elbette hayır. ve nasıl ki o kurbağa shakespeare'i hiç tasavvur edemediyse biz de kaderimizi asla tasavvur edemeyiz. ben kaderimin ne olduğunu biliyorum. evet ama anlayabildiğim kadarıyla şu anda yaşadığın şey, tüm bu alametler, tüm bu gerilemeler, öngörülerin ve bu astral seyahatle ilgili saçmalıklar aslında baştaki ilkel guruldamalarla birebir benzeyen bir şey. çünkü evrim henüz tamamlanmadı. insanoğlu ne tamamen var oldu ne de yok oldu. bak, eğer zamanın tümünü tek bir yıl ile simgeleştirirsek biz ocağın ilk anlarındayız henüz. daha gidecek uzun bir yol var. sadece artık ilave uzuvlar ya da yüzgeçler çıkarmayacağız. çünkü evrim de evrimleşiyor.

mahşer günü geldiğinde mahşerin kendisi evrimsel sıçrama sürecinin bir parçası olacak. insanoğlu yok olmalı. mahşerin en temel tanımında insanoğlu en azından başka bir form alıp yok olacaktır. evrimleşerek. maddenin ötesindeki bir şeye. saf düşünceden oluşan türlere. algı kapasitemizin dışında bir şeye. evrensel bir bilince. tanrıya. ki o da, aynı mantıkla, zamanın ta kendisidir.

sorun şu ki tanrı, nefret dolu bir tanrıdır. öyledir. tanrı iyi olsaydı, kötülüğün dünyada ne işi olurdu? acı, nefret, açgözlülük ve savaşlar neden var? hiç mantıklı değil. fakat eğer tanrı nefret doluysa dünyada iyilik neden var diye sorabilirsin? aşk, umut ve zevk neden var? kabul edelim. iyi, kötü tarafından ezilmek için vardır. iyinin yadsınamaz varlığı kötünün ortaya çıkmasını sağlar. bu yüzden, tanrı kötüdür. kaç tane geçmiş ya da gelecek varlığın olursa olsun tümü acı, ıstırap, hastalık ve ölüm tarafından delik deşik edilecek. görüyorsun brian, tanrı seni sevmiyor. tanrı seni küçümsüyor. yani hiç umut yok. ve insanoğlu sadece şeytanın kendi kendini yarattığı cihazın bir bileşeni. temelde benim söylemek istediğim, birkaç yumurta kırmadan omlet yapılamayacağı ve insanoğlu sadece kırık bir yumurta. omletse iğrenç olmuş.

doğru dürüst bir ilişki nedir? seninle yattıktan sonra seninle konuşan birisiyle yaşamak. kalan yarıda ne isteyeceklerini bilemiyorum. başlarken neyinden hoşlandılarsa ondan nefret ediyorlar. güçlüysen seni sevmezler. zayıfsan seni sevmezler. zekiysen nefret ederler. aptalsan nefret ederler. ne istediklerini bilmiyorlar.

buradan anlaşılıyor ki kaç tane kitap okumuş olursan ol bu dünyada, asla, asla ama asla anlayamayacağın bazı şeyler vardır.

15.07.2022

der himmel über berlin

wim wenders

bir kez olsun ciddi olmalı. çok yalnızdım. ama hiç tek başıma yaşamadım. biriyle olduğumda genelde memnundum. ama bunu hep bir tesadüf sandım. bu insanlar benim ebeveynlerimdi. ama başkaları da olabilirdi. neden o kahverengi gözleri olan kardeşimdi de şu karşıda öylece duran yeşil gözlü adam değil? taksi şoförünün kızı benim arkadaşımdı. ama yerine kollarımı bir atın boynuna da dolayabilirdim, öyle değil mi?

bir erkekle birlikteydim. hatta âşıktım. ama onu aniden terk edip o anda sokakta karşıdan gelen yabancı bir erkekle de kaçıp gidebilirdim.

bana ister bak ister bakma. ister elini ver ister verme. hayır, bana elini verme. bakışlarını uzaklaştır.

sanırım bugün yeniay var. gece pek sakin değil. ama şehirde hiç kan akmayacak. ben hiç kimseyle oynamadım. buna rağmen hiçbir zaman gözlerimi açıp şöyle demedim: "işte şimdi ciddi. nihayet ciddileşiyor." böylece yaşlandım işte. yalnız ve ciddi değildim hiç. zaten zaman ciddiyetsizdir.

hiç yalnız kalmadım. ne tek başınayken ne de biriyle birlikteyken. aslında artık yalnız olmak isterdim. çünkü yalnızlık şu demektir: "artık bir bütünüm. artık bunu söyleyebilirim. işte bu gece ben de nihayet yalnızım."

tesadüfler artık bitmeli. karar vermenin yeniayı. yazgı diye bir şey var mı bilmiyorum. ama karar vermek diye bir şey var. karar ver. bak, biz zamanız şimdi. sadece bütün şehir değil, bütün dünya bizim bu önemli kararımıza katılıyor. ikimiz, iki kişi olmaktan da öteyiz. bir şeyleri oluşturuyoruz.

seninle, halkın yerinde oturuyoruz. ve bütün meydan bizimle aynı dilekleri paylaşan bir sürü insanla dolu. oyunun kurallarını biz belirliyoruz. ben hazırım. ama şimdi sıra sende. oyun senin elinde. ya şimdi ya da asla. bana ihtiyacın var. bana ihtiyacın olacak. ikimizin hikayesinden daha büyük bir hikaye yok. erkeğin ve kadının hikayesi. bu, devlerin hikayesi olacak. bu, görünmez ama aktarılabilen yeni bir neslin hikayesi. bak, gözlerime bak. onlar zorunluluğun resmidir. buradakilerin geleceğinin resmi. dün gece rüyamda o yabancıyı gördüm. yani kocamı. ben bir tek onunla yalnız olabilirim. ona karşı açık olabilirim. alabildiğine açık. sadece onun için. bütün olarak içime alabiliyordum onu. onu paylaşılan mutluluğun labirentiyle sarmalayabiliyordum. biliyorum, o sensin.

bir şey oldu. olmaya da devam ediyor. bağlayıcı bir şey. aslında önce geceleyin oldu. ve şimdi gündüz de devam ediyor. asıl şimdi. kim, kimdi? ben onun içindeydim, o da benim etrafımda. bu dünyada kim başkasıyla beraber olduğunu iddia edebilir ki? ben onunla birlikteyim. bundan ölümlü bir çocuk yaratılmadı sadece. ölümsüz bir birlikteliğin resmi yaratıldı.

bu gece hayret etmeyi öğrendim. o beni yurduma geri getirdi. ve ben yurdumun yolunu buldum. bir zamanlar, bir zamanlar olduysa demek şimdi de olacak. yarattığımız resim bana ölürken refakat edecek. onun içinde yaşamış olacağım. öncelikle birbirimize hayret etmek, yani kadın ve erkeğe hayret etmek beni insan yaptı. ve şimdi hiçbir meleğin bilmediğini biliyorum diyebilirim.

28.04.2022

gandhi

richard attenborough

cesur ve darbe almaya hazır olursan, saldırıyla cevap vermez ama pes de etmezsin. bunu yaparsan, insanın doğasında ortaya çıkan bir şey sana olan nefretini azaltıp saygısını artırır.

insanı şaşırtan hep basit şeylerdir.

hiçbir halk iyi bir yabancı gücü kendi kötü hükümetine yeğlemez.

bu davada, ben de ölmeye hazırım. ama dostum öldürmeye hazır olduğum hiçbir dava yok.

mücadele etmenizi istiyorum. öfkelerine karşı mücadele, kışkırtmak için değil. tek bir darbe vurmayacağız. ama darbeleri alacağız. acımız sayesinde adaletsizliklerini görecekler. acı verecek. her mücadele gibi. ama kaybedemeyiz. kaybedemeyiz. bedenime işkence edebilir, kemiklerimi kırabilir; hatta öldürebilirler. o zaman cesedime sahip olurlar, itaatime değil.

haksızlığın olduğu yerde, savaşa daima inanırım.

açlığa ve mutsuzluğa yol açıyorsa en iyi elbisede bile hiçbir güzellik yoktur.

"göze göz" tüm dünyayı kör bırakır.

sivil direnişçinin işlevi tepki yaratmaktır.

hapsedilince hiçbir yer iyi değil.

yoksulluk en kötü şiddet biçimidir.

burada hindulara ve oradaki müslümanlara dünyadaki tek şeytanın kalbimizde dolaştığını kanıtlayacağım. ve tüm savaşlarımızın orada yapılması gerektiğini.

umudumu yitirdiğimde, doğruluk ve sevgi yolunun tarih boyunca daima kazandığını hatırlarım. zorbalar ve katiller hep vardır ve bir süre için yenilmez görünebilirler. ama sonunda daima yenilirler. daima.

albert einstein: gelecek nesiller, etten kemikten böyle birinin bu dünya üzerinde yürüdüğüne inanamayacak.

20.04.2022

the shawshank redemption

frank darabont

bazı kuşlar asla kafeslenemez. tüyleri o kadar parlaktır ki.. ve uçup gittikleri zaman bir parçanız bilir ki, onları kilitlemek günahtır. gittikleri zaman yaşadığınız yer çok daha tekdüze ve boş olur. 

hapishane duvarları tuhaftır. ilk önce onlardan nefret edersin. sonra onlara alışırsın. yeterli zaman geçtiğinde onlara bağlanırsın.

umut tehlikeli bir şeydir. umut bir insanı delirtebilir. içerideyken hiçbir faydası yoktur.

hapishanede ilk gece en zor olanıdır. seni doğduğun günkü gibi çıplak yürütürler, şu bit önleyici şey yüzünden cildin yanarak ve yarı kör bir şekilde. seni o hücreye soktuklarında ve parmaklıklar kapandığında, işte o zaman, tüm bunların gerçek olduğunu anlarsın. gözünü açıp kapayana kadar eski hayatın uçar gider. tüm dünyada düşüneceğin hiçbir şey kalmaz. birçok yeni balık ilk gece çıldırmaya yaklaşırlar. her zaman biri dayanamaz ve ağlar. hep böyle olur. sorulacak soru, bunun kim olacağıdır.

bazı piçlerin ne kadar şanslı olduklarına inanamazsınız.

açık havada çalışan bir erkeğin bir şişe birası olursa kendini daha çok erkek gibi hisseder. 

her insanın bir dayanma noktası vardır. 

çocukken bir keresinde araba görmüştüm; fakat şimdi her yerdeler. dünya büyük lanet bir acele içinde.

bazı şeyler söylenmeden güzeldir.

komik olan şey, dışarıdayken dürüst bir adamdım, bir ok gibi düzgün. dolandırıcı olmak için hapse girmem gerekiyormuş.

hapishanede bir adam zihnini meşgul edebilmek için her şeyi yapar. hapishanede zaman yavaş geçer. böylece hızlandırmak için her şeyi yaparsın. bazıları pul toplar. bazıları da kibritten ev yaparlar. andy bir kütüphane kurdu.

yapılacak doğru şeyin ne olduğunu kestirmek bazen çok zordur.

umut iyi bir şeydir, belki de en iyisi ve iyi şeyler asla ölmez.

1.12.2021

uyarı

~fight club

eğer bunu okuyorsan, bu uyarı senin için. bu anlamsız güzel baskılı kağıttan okuduğun her kelime hayatından harcanan diğer bir saniye demek. yapacak başka işlerin yok mu? hayatın gerçekten bu kadar boş mu da bu anları daha iyi geçirebileceğin bir yol düşünemiyorsun? yoksa saygı ve inanç beslediğin otoriteyi ortaya koyanlardan çok mu etkilendin? okuman gereken her şeyi okur musun? düşünmen gereken her şeyi düşünür müsün? sana alman gerektiği söylenen her şeyi satın alır mısın? apartmanından dışarı çık. karşı cinsten biriyle tanış. lüzumsuz alışverişi ve mastürbasyonu bırak. işinden ayrıl. bir kavga başlat. yaşadığını kanıtla. eğer insanlığını ispat edemezsen, bir istatistik olarak kalacaksın. artık uyarıldın. imza: tyler. 

* if you are reading this, then this warning is for you. every word you read of this useless fine print is another second off your life. don't you have other things to do? is your life so empty that you honestly can't think of a better way to spend these moments? or are you so impressed with authority that you give respect and credence to all who claim it? do you read everything you're supposed to read? do you think everything you're supposed to think? buy what you're told you should want? get out of your apartment. meet a member of the opposite sex. stop the excessive shopping and masturbation. quit your job. start a fight. prove you're alive. if you don't claim your humanity you will become a statistic. you have been warned. tyler.

2.11.2021

aşk ve evlilik

asıl sorunum ne biliyor musun? kime âşık olacağımı seçemiyorum. benim için uygun olmayan kadınlara âşık olmaya devam ediyorum. bu kimin suçu biliyor musun? dna'mın mhc denen bir  parçası. mhc, bağışıklık sistemini kodlayan parçadır. mhc, kendimizden farklı bir bağışıklık sistemi olan insanların kokusunu alıp onları sevmemizi sağlar. kadınlar tek bir genin farkının kokusunu alabilir.

iki adam al. bir erkeğin bağışıklık sistemi, diğerine göre seninkinden bir gen farklı olsun. onun kokusunu daha iyi bulacaksın. bunu değiştiremezsin, bilinçaltın bunu yapar. bunun biyolojik nedeni, birisiyle çocuğumuz olduğunda, bağışıklık sistemi bütünleşmiş olan çocuklar, virüslere, bakterilere karşı iki kat daha dayanıklı olacaktır. evrimsel dahi. geçmişte insanlar enfeksiyonlardan sinekler gibi öldüğünde bu oldukça avantajlıydı. belki artık aslan kostümüyle en güzel kokan dna'yı arayacağımız bir ormanda dolaşmıyoruz. ama aslında eşlerimizi seçme konusunda hâlâ birer mağara adamıyız.

feromonlar kokusuz uyarıcı ajanlardır. ve çoğu üst dudağın üstündeki küçük oyukta bulunur. bu yüzden eşleşmeden önce öpüşüyoruz. ve başımızı yana doğru eğiyoruz. feromonları koklamak için. ne kadar romantik! öpüşmek bir gen kontrolüdür, başka hiçbir şey değil. her şey onun ilk öpücüğünde saklı. ilk öpücükle seksin iyi olup olmayacağını önceden anlarsın. ve neyin öpücüğün kendisinden daha iyi olduğunu biliyor musun? önceki üç saniye. olmak üzere olduğunu anladığın zamanki his.

iki kişi birbirlerinin kokusunu severek seks yaptığında kadının hamile kalma şansı üç kat daha yüksektir.

kadınların yumurtlama döneminde nasıl testosteron yüklü maço erkekler aradıkları bilinir. diğer zamanlarda ise akrabalarına benzeyen şefkatli tipleri tercih ederler.

seks zıtlık gerektirir. erkek-kadın, artı-eksi, sert-yumuşak. sürtünme ısı yaratır: seks budur. farklı bağışıklık sistemleri durumunda bu şey daha yüksek bir düzeyde uygundur. mesela sıcakkanlı italyan, sarışın isveçli'yi sever. yabancı olan seksidir, çünkü gen havuzunu genişletir. farklılık ve uyumsuzluk ihtirası yaratan şeydir. en iyi seksi iyi bir kavgadan sonra yaparsın. ihtiras zıtlığa ihtiyaç duyar.

uzun vadeli ilişkiler ve beraberlikler uyum gerektirir. partnerin gerçek bir partner olmalı. biriniz eti seviyor, diğeriniz vejetaryen ise başınız belaya girecek demektir veya biri düzenli, diğeri dağınık ise. bu, "birbirimiz için uygun değiliz." ile biter. bir numaralı ayrılma nedeni.

neden birbirlerine uygun olmayan pek çok insan bir araya geliyor? çünkü harika seks yapıyorlar! işte böyle, bu gezegendeki tüm ilişki sefaletinin sebebi. cinsel çekicilik ile başarılı partnerlik arasında temel bir çelişki var. erkekler ve kadınlar uzun vadede bakarsan uyumsuzdurlar. elbette uzun vadeli ilişkiler kültürel olarak arzu edilir; çünkü onlar sosyal istikrar getirir. fakat biyolojik açıdan bakıldığında bu imkansızdır. tek eşlilik, kültürel olarak programlanmış mutsuzluktur. quod erat demonstrandum. ve gösteri bitti.

ilişkilerde zıtlık ve sürtüşme dolaylı olarak tutku ve muhtemelen büyük seks yaratır. ama bu aşk mıdır? bunun aşkla ne ilgisi var? birçok insanın sorunu, aşk ve tutkuyu karıştırmalarıdır. çok acı çekerlerse bunun derin aşk olması gerektiğini düşünüyorlar. bu çok büyük bir problem; çünkü bu "çılgın aşk" sürekli mücadele demek. bu, filmlerde işe yarar; çünkü kıvılcımlar uçuştuğunda eğlencelidir; ancak gerçek hayatta sadece ağırlaşmaya, sefalete ve acıya neden olur ve en fazla iki yıl sürer.

ancak iyi seks iyi geçinen insanlar arasında da mümkündür. gerçekten âşık olduğun biriyle seks yapmak seni bambaşka bir boyuta taşır.

çok farklı kadınlara âşık olmanın başka bir nedeni olabilir. biyoloji dışı bir sebep. senden çok farklı olduklarından seni anlamazlar. ve böylece içindekini göremezler. belki de sen kimsenin sana çok yakın olmasını istemiyorsundur. belki de bu tavşancıkları seçmenin asıl nedeni budur. belki de insanların seni gerçekten tanımasını istemiyorsun.

ben daha çok etrafa sis bombası atan tiplerden biriyim. bizim benlerimiz koruyucu bir kapsül içerisinde ve birisinin içine girmesine izin vermek çok fazla güven gerektiriyor. çünkü diğer kişi ayrılırsa o zaman yanında bir parçanı da götürüyor. ve ölüyorsun. en azından bir parçan. tehlikeli bir şey. oldukça tehlikeli; fakat aynı zamanda çok da güzel. sen diğerine yakınlaştığında artık yalnız olmuyorsun. biz yalnız doğduk, yalnız ölürüz; ama sonra şu anlar var: partnerinle birlikte olduğun anlar. onun yanındayken hissettiklerin. sanki evren senin etrafında dönüyormuş gibi hissedersin. ve sen başka hiçbir yerde olmak istemezsin. kesinlikle doğru yerdeymişsin gibi hissedersin. o "evde olma" hissi. eve vardığın hissi. o an, âşık olduğumu anladığım zamandır. gerçekten âşık.

ve yine de evliliklerin yarısı boşanmayla sonuçlanıyor. boşanmanın en yaygın sebebi nedir biliyor musun? cinsel hayal kırıklığı ve sadakatsizlik. bu hiç şaşırtıcı değil. en fazla on yıl sonra arzu biter. ve bir evlilikle ömür boyu birbirinize zincirlenirsiniz. jeanne moreau'nun bu konuda ne dediğini biliyor musun? "uzun ilişkilerde seks, tekrarların prömiyerlere benzemesi sanatıdır." evet, yapay penis ve fantezi teknikleriyle üç yıl daha kazanabilirsin. fakat sonra bundan da bıkarsın.

evlilikte sadakat aslında katolik kilisesi tarafından icat edildi. daha önceki kültürlerde yoktu. ne babillilerde, ne yunanlılarda ne de romalılarda vardı. neden hristiyanlar onu icat etti? filistin'deki aşırı nüfus yüzünden. dini metinlerdeki kuralların çoğunun pratikte bir nedeni vardır. örneğin galyalılarda kondom ya da kürtaj yoktu. bu yüzden bekaret sadakatini icat ettiler ve boşanmayı yasakladılar. insanlar daha az seks yaptı, kadınlar daha az gebe kaldı ve bu o kadar çok işe yaradı ki bunu yeni ahit'e yazdılar. 2 bin yıl önce filistin’de insanlığın yarısı cinsel olarak engellendi; çünkü kondomları yoktu.

birbirine her şeylerini veren, daima birbirlerinin yanında olan iki kişiden daha güzel olan bir şey var mıdır?

seks el sıkışmak değildir. bu cinsel ilişki, bu kutsal bir duygudur. yine de halkın %80'i etrafta düzüşüyor. en azından dürüst olmak daha iyi değil midir? sizi tüm bu dramalardan kurtarır. yatağa bir başkasıyla girebilirsiniz ve hâlâ birbirinizin yanında olabilirsiniz. acıtan seksin kendisi değil yalan ve aldatmadır.

böyle yapan yaşlı bir çift tanıyorum: dolaplarında ahşap bir kase var. ikisi de kullanıyor. ne zaman onlardan biri başkasına gitse evlilik yüzüğünü oraya koyar ve diğeri bunu bilir. onlarca yıldır çok mutlular.

eski romalılar çok iyi bir sisteme sahiptiler. sabit aileleri vardı ve harika seks yapıyorlardı. çünkü dışarıda sevgilileri vardı. adamın da, kadının da. "çocuklarımıza istikrarlı bir yuva vereceğiz ama bunun bizi cinsel olarak öldürmesine izin vermeyeceğiz." diye düşündüler. böylece istedikleri zaman ve kimi isterlerse onunla seviştiler. bence bu oldukça dürüst bir anlaşma. ben herkesin herkesi becermesi gerektiğini söylemiyorum. sadece devlet ve din çekirdek aileleri benimsiyor diye tek eşliliğe tutunmamamız gerektiğini söylüyorum.

bilirsin, her şeyin geçici olduğu düşüncesi sadece üzücü değildir. aynı zamanda rahatlatıcıdır da. bence bir ilişkide anlaman gereken en önemli şey bu. benimlesin, ama benim değilsin. kimse kimsenin sahibi değil. ve sadece, yarın her şeyin bitebileceğini kabul edersem mutlu olabilirim.

14.09.2021

the doors

oliver stone

kollarında bir ada buldum, gözlerinde bir ülke. 

film birazdan başlayacak. anons yapıldı. oturacak yer bulamayanlar gelecek gösteriyi bekleyecekler. salona tek sıra halinde yavaş yavaş girdik. oditoryum çok büyük ve sessiz. oturup, karanlığa gömüldüğümüzde anons devam etti. bu akşamki program yeni değil. bu eğlenceyi defalarca gördünüz. doğum, ölüm ve yaşamınızı gördünüz. gerisini hatırlarsınız. öldüğünüzde, yaşamınız nasıl görünecek? filmi yapılabilecek kadar güzel olacak mı? 

umudum senin serinkanlılığındır. 

bu dünya, bir enerji canavarı. başlangıcı ve sonu yok. ayrıca, ne bir artış ne de kazanç var. hiçbir şey söylemiyor. bu dünya güç arzusundan başka bir şey değil. gösteriş dolu. takip etmesi zor. birazcık tutarsız. dans eden ayılar, nazizm, mastürbasyon. sırada ne var? 

arkadaşlarımın verdiği partiyi büyük bir aileye tercih ederim.

"algının kapıları temizlendiği zaman her şey olduğu gibi görünür." (aldous huxley)

6.09.2021

fight club

david fincher

bir söz vardır: "insan sevdiğini incitir." bu iki yönlü olarak işler.

uykusuzken hiçbir şey gerçek görünmüyor. sanki her şey uzakta. her şey suretin suretinin sureti.

özgürlüğü buldum. hiç umudumun kalmaması özgürlük demekti.

insan uykusuzluk çekerken hiç uyuyamasa da, tam olarak uyanık da kalmıyor.

marla'nın hayat felsefesi her an ölebileceği üzerine kuruluydu. asıl trajedi ölmemesiydi.

yeterince uzun bir zaman diliminde hayatta kalma şansı herkes için sıfırdır.

biz tüketiciyiz. tutkulu bir yaşam tarzının yan ürünleriyiz. boşversene. çimen yeşili çizgili oturma grubunu da boşver. bence eksiksiz olmaya kalkışma. mükemmel olmaya hiç çalışma. bırak evrilelim. bırakalım her şey düşeceği yere düşsün.

sahip oldukların sonunda sana sahip oluyor.

biz kadınlar tarafından büyütülmüş bir erkek nesliyiz. başka bir kadının aradığımız şey olduğunu hiç sanmıyorum.

kendini geliştirmek mastürbasyondur. ve kendini yok etmektir.

dövüş kulübünde kazanmak ya da kaybetmek önemli değildi. kelimelerin anlamı yoktu. dövüş bittiğinde hiçbir şey çözülmese de zaten bunun bir önemi kalmıyordu. sonrasında kendimizi arınmış hissediyorduk.

mülkümü yok ederek beni özgür kılan kişi kendimi bulmamı sağladı. uygarlığın temel varsayımlarını reddediyorum; özellikle de mülkiyete verilen önemi.

şu prezervatif çağımızın kristal ayakkabısı. onu takıp bir yabancıyla karşılaşıyorsun. bütün gece dans ediyor, sonra atıyorsun. prezervatifi demek istiyorum, yabancıyı değil.

tuz dengesinin doğru olması gerekiyor; bu yüzden en iyi sabun yağı insandan çıkar. eski insanlar giysilerin nehrin bir noktasında daha temiz yıkandığını keşfettiler, neden biliyor musun? çünkü o noktanın yukarısındaki tepede insan kurban edilmişti, bedenler yakılmış ve su küllere karışarak doğada bu suyu yaratmıştı. bedenlerin erimiş yağlarıyla karışınca bu madde sabun olup nehre dökülüyordu.

acı ve fedakarlık olmadan hiçbir şey yapamazsın.

babalarımız bizler için tanrı modeliydi. eğer babalarımız bizi terk ettiyse tanrı nasıl biridir? beni dinle. tanrının  senden hoşlanmadığı olasılığını düşün. o belki seni hiç istemedi; hatta büyük olasılıkla senden nefret ediyor. bu başına gelebilecek en kötü şey değil. ona ihtiyacımız yok. lanetlenmeye ve affedilmeye ihtiyacımız yok tanrının istenmeyen çocukları mıyız? öyle olsun!

önce teslim olmalısın. her şeyden önce korkmayı bırakıp bir gün öleceğini kabullenmelisin. ancak her şeyi kaybettikten sonra her şeyi yapmakta özgür oluruz.

burada yaşayan en güçlü ve en zeki erkekleri görüyorum. bir potansiyel görüyorum. ama heba oluyor. lanet olsun bütün bir nesil benzin pompalıyor. garsonluk yapıyor ya da beyaz yakalı köleler olmuşlar. reklamlara kanıp araba ve kıyafet kovalıyorlar. nefret ettiğimiz işlerde çalışıp ihtiyaç duymadığımız şeyler alıyoruz. bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. ne bir amacımız var ne de bir yerimiz. ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. bizim savaşımız  ruhani bir savaş; en büyük buhranımız: hayatlarımız. televizyonla büyürken bir gün milyoner bir film yıldızı ya da rock yıldızı olacağımıza inandık ama olmayacağız. bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve bu yüzden çok ama çok kızgınız.

normal bir insan kavgadan kaçmak için her şeyi yapar.

sizler işiniz değilsiniz. bankadaki paranız değilsiniz. bindiğiniz araba değilsiniz. cüzdanınızın içindekiler değilsiniz. siz iç çamaşırı değilsiniz. sizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden pisliklerisiniz.

dinleyin sürüngenler, sizler özel değilsiniz. güzel ya da eşsiz birer kar tanesi değilsiniz. diğer her şey gibi çürüyen organik maddelersiniz. hepimiz aynı gübre yığınının parçasıyız.

elime bir tüfek alıp türünü korumak için çiftleşmeyen her pandayı vurmak istiyordum. petrol tankerlerini açıp o hiç görmeyeceğim fransız sahillerini pisletmek istiyordum. duman solumak istiyordum.

dibe vurmak bir hafta sonu tatili ya da bir seminere katılmak değildir. her şeyi kontrol etmeye çalışmaktan vazgeç! bırak ne olacaksa olsun! bırak olsun!

insanlar bunu her gün yapıyor. kendileriyle konuşuyor, kendilerini olmak istedikleri gibi görüyorlar. ama onların bunu devam ettirecek cesaretleri yok.

2.08.2021

v for vendetta

james mcteigue

halk devletten korkmamalı. devlet halktan korkmalı.

bina da, onu havaya uçurmak eylemi de birer simge. simgelere güçlerini insanlar verir. bir simgenin tek başına bir anlamı yoktur ama yeterli sayıda insanla bir binayı havaya uçurmak dünyayı değiştirebilir.

şiddet, iyi amaçlar için de kullanılabilir.

sanatçılar gerçeği söylemek için, politikacılarsa gerçeği örtbas etmek için yalana başvururlar.

"yaşarken gerçeğin gücü sayesinde evreni fethettim." (faust)

bu kadar uzun süre maske takınca ardındaki gerçek kişiliğini unutuveriyorsun.

kişisel bütünlüğümüz, sahip olduğumuz tek şey ama çok az değer görüyor.

etkinin, aynı oranda ters tepki yaratacağı evrenin temel bir kuralıdır.

danssız bir devrim, yapılmaya değmez.
dans edemediğim devrim, devrim değildir.

bu maskenin ardında, bir yüzden ötesi var. bu maskenin ardında bir düşünce var. ve düşünceler kurşun geçirmez.

24.06.2021

son ders: aşk ve üniversite

ıraz okumuş / mustafa uğur yağcıoğlu

"onun pahasına bugüne kadar bütün yaşadıklarımı, çabalarımı silmek istediğim, hayatta geri dönmek istediğim tek andan başlatmak istiyorum her şeyi. orada o kararı vermemiş, verememiş olmanın pişmanlığını ömrüm boyunca yaşadım ben çünkü. ve bütün olanlardan yıllarca sonra, içime bir yumruk gibi oturan, bunu yazmama sebep olan şey.. yaşadığım o ülkede bir doktorun gözlerimin içine baka baka, bir başka dilde, hayatımın sonlanmak üzere olduğunu söylemesiydi.

evet.. yola çıkışımın sebebi, doktorumun her günümü, son günüm gibi yaşamamı istemesiydi benden. "tatile çık." dedi bana o adam. tatil, dünya turu, görmediğim yerleri görmek.. hiçbiri değil. dünyayla vedalaşırken görmek istediğim en önemli hesabım, sevim'i, hayatım boyunca hiç kimseyi sevmediğim kadar sevdiğim o kadını bulup ona sevdiğimi söylemekti. ona o gün söylemediğim her şeyi, içimde büyüyen o yumruğu anlatmak.. belki son anımda ona sarılmak.. şimdi kendimi buna hazırlıyorum. belki bu bile ertelemek. ama artık bu son durak, biliyorum. hazır olacağım ve karşısına çıkacağım. hayatım boyunca ona git deyişimin sebebi, küçük garantilerimi kaybetmek istememekti belki. oysa o kararı verseydim, ona daha önce, sağlığımda gitseydim, belki de bütün ömrümce çektiğimden çok daha az acı çekerdim.

oysa hepsinin ötesindeki en büyük hatam, kafamda bitirdiğim ve bir gün mutlaka söyleyeceğim dediğim şeyi ertelemekti. ertelemek.. sanki yarınınızdan eminsiniz gibi verdiğiniz o karar.. kafanda bir şey varsa bugün yapmalısın. o gün yapmalıydım. bildiğim bir şey var ki, onu bulduğum gün bir an bile ertelemeyeceğim."

4.05.2021

evlilik

~gone girl

"herkesi bana karşı kışkırtabilirsin. umrumda değil. seni terk ediyorum."

"çocuğunu sana karşı kışkırtmama gerek kalmayacak. o kendiliğinden senden nefret edecek."

"seni pis kancık!" 

"sen bu kancıkla evlendin! kendini sevdiğin tek zaman, bu kancığın hoşlanabileceği bir erkek olmaya çalıştığın zamandı. ben kolay pes etmem. ben böyle bir kancığım. köylü bir kızla mutlu olabileceğini mi sanıyorsun? hayır yavrum. seni ancak ben paklarım."

"hayal aleminde yaşıyorsun. kafayı yemişsin. neden böyle bir şey istiyorsun? evet, seni sevmiştim. ama sonra birbirimize uyuz olduk, birbirimizi değiştirmeye çalıştık. birbirimize acı çektirdik."

"evlilik budur işte."

4.04.2021

justine ve fanchon

hikâyemiz justine adında bir peri ile alakalı. bir manastıra girmiş en güzel kızlardan, sıkı ve hafif vücutlu. o vücudu tanrı yoluna adaması hakikaten de çok yazık. günün birinde piskopos elini kızın bacağına koymuş. "rahip! diye bağırmış kız. günahlarımı söylemeye geldim, yenilerini işlemeye değil."

ihtiyar papaz pervasızca kızı dizinde çevirmiş, eteklerini kalçalarının üstüne kadar çekmiş. poposunun pembe teni bir anda ortaya çıkıvermiş. gamzeli poposunun yuvarlakları arasında bir çiçek duruyormuş, koparılmak için yalvaran. ama justine adamın elinden kurtulamadan bu tanrı'dan korkusu olmayan adam isa'nın bedenini temsil eden bir komünyon ekmeğini alıp kızın deliğine yerleştirmiş. kendi erkekliğini elbiselerinin içinde bulup bir latince bir dua okumuş, sonra da tek bir güçlü hareketle kızın içine girmiş.

hikâyemiz fanchon adında bir fahişe hakkında. doğa kendisine dar ve yumuşacık bir yarık vermişti. güzel poposu ise tanrı'nın eliyle biçimlendirilmiş gibiydi. fanchon bir fahişeydi. bacaklarının arasında yumuşacık ve dar bir yarık vardı ve harika bir poposu vardı. günün birinde fanchon'ın ilk müşterisi bir doktor olmuş. parmaklarını çıplak teninde dolaştırmış. katmanları aralamış. hangisini hazırlayayım demiş. ağzım mı arkam mı yoksa sulu istiridyem mi? "hiçbiri" demiş doktor. neşterini eline alarak. "daha önce olmayan yerlerde delikler açacağım." bununla beraber fanchon öyle bir çığlık atmış ki doktor kızın dilini koparmak zorunda kalmış.

invictus

clint eastwood



"üzerime çöken geceden başka
kapkaradır o çukur da boydan boya
hangi tanrılar bahşetmiş bilmem ama
şükrederim yenilmez ruhum için onlara
feleğin pençesine düştüğüm anda
ne irkildim, ne de sızlanıp durdum
kaderin kılıcı tepeme bindiğinde
kana bulandı da başım
eğilmedi hiç boynum
gazap ve gözyaşı ülkesinin ötesinde
görünmez hiçbir şey
gölgenin dehşetinden sonsuz
ben senelerin tehdidinin gölgesinde
çalsınlar da kapımı
bulsunlar beni korkusuz
dar olmuş ne fark eder kapının kendisi
çetinse cezam, fark eder mi zindanı
benim, kendi kaderimin efendisi
benim, kendi ruhumun kaptanı"

14.01.2021

good will hunting

gus van sant

"önceki gün resmim hakkında söylediklerini düşündüm. bütün gece bunu düşündüm. sonra anladım. ondan sonra güzel bir uykuya dalıp, seni hiç düşünmedim. ne anladım biliyor musun? sen sadece bir çocuksun. ne konuştuğunu bile bilmiyorsun.

boston'dan hiç çıkmadın. sana sanat soracak olsam, bana okuduğun kitapları satmaya kalkacaksın. michelangelo. hakkında çok şey biliyor musun? çalışmalarını, politik etkilerini, papayla ilişkilerini, cinsel tercihini, bütün çalışmalarını söylersin. ama sistine şapeli'nin kokusunu söyleyemezsin. çünkü oraya gerçekten gidip o güzel tavana bakmadın. görmedin. sana kadınları sorsam, neleri sevdiğin hakkında bir sürü şey sayarsın. belki bir iki kere yatmışsındır da. ama bir kadının yanında uyanmanın ve mutlu olmanın ne olduğunu söyleyemezsin.

zorlu bir çocuksun. sana savaşı sorsam shakespeare'den bahsedersin, değil mi? bir kere daha yaklaşıyoruz dostlar. ama hiç savaş görmedin. en yakın dostunun, kafası kucağında son nefesini verirken sana nasıl baktığını görmedin. sana aşkı sorsam sonelerden alıntı yapacaksın. ama bir kadının karşısında hiç tamamen savunmasız kalmadın. sana gözleriyle hükmedecek birini görmedin. tanrının seni cehennemden kurtarması için indirdiği melek olduğunu düşünmedin. onun meleği olmak nasıl bir şey bunu da bilmiyorsun. bir aşkı sonsuza dek paylaşmayı. her şeye rağmen. kansere rağmen. bir hastane odasında iki ay boyunca elini tutarak sabahlamak ne demek bilmiyorsun. doktorun gözlerine baktığında "ziyaret saatleri" kuralının anlamsız olduğunu görmesi ne demek bilmiyorsun. gerçek kayıp ne bilmiyorsun. çünkü hiçbir şeyi kendinden daha fazla sevmedin. birini bu kadar sevmeye bile cesaret edememişsindir.

sana bakınca kendine güvenen bir entelektüel görmüyorum. ürkek bir velet görüyorum. ama sen bir dahisin. bunu kimse inkar edemez. kimse senin derinliklerini anlayamaz. 

sırf bir resmimi gördün diye hakkımda her şeyi bildiğini sanıyorsun. hayatımı yorumladın. yetimsin değil mi? sırf oliver twist'i okudum diye hayatının ilk dönemlerinde neler hissettiğini anlayabilir miyim? bu seni anlatır mı? şahsen umurumda bile değilsin. senden bir şey öğrenemem. sen kim olduğunu anlatmak istemezsen, sırf kitap okudum diye seni anlayamam. anlatırsan ben varım. ama sen istiyor musun? söyleyebileceklerimden korkuyorsun."

30.12.2020

captain fantastic

matt ross

bizler sözlerimizle değil hareketlerimizle tanımlanırız.

dinler, insanların körü körüne bağlanması ve masum ve cahil insanların yüreklerine korku salmak için tasarlanmış çok tehlikeli peri masallarıdır.

faşistler, büyük işletmelerle bunların totaliter ve tek partici diktatörlerince desteklenen milliyetçi, saldırgan tiplerdir.

demokrasimiz sosyal adaletin insanlık tarihindeki en parlak ışıklarından biri. buna rağmen yurttaşlarımızın çoğu sosyal etkileşimlerinin ana formu olarak deli gibi alışveriş yapıyor.

"öldüğüm takdirde bir budist olarak ben, leslie abigail cash, cesedimin yakılmasını istiyorum. cenazem, pek bir önemi olmasa da, müzik ve dans eşliğinde yaşam döngüsünün bir kutlaması olacak. daha sonra küllerim, umumi ve ziyadesiyle kalabalık sıradan bir yere götürülecek. ardından da küllerim, tez vakitte en yakın tuvalete dökülecek."

bazı savaşları kazanamazsınız. güçlüler güçsüzlerin ipini ellerinde tutar. dünyanın işleyişi böyledir. adaletsizdir, hakka riayet etmez.

"umudun olmadığını farz ederseniz umudun olmayacağını garanti edersiniz. ama özgürlük için bir içgüdü olduğunu, şeyleri değiştirme fırsatları olduğunu farz ederseniz o zaman daha iyi bir dünyanın yapımına katkıda bulunma ihtimaliniz vardır." (noam chomsky)

bir kadınla seks yaptığında nazik ol ve onu dinle. ona saygı ve değerle yaklaş, onu sevmesen bile. her zaman doğruyu söyle. her zaman doğru olanı yap. her günü son günün olabilirmiş gibi yaşa. her şeyiyle yaşa. maceraperest ol, cesur ol ama tadını çıkar; çünkü hemen geçiyor. ve sakın öleyim deme.

16.12.2020

mr. nobody

jaco van dormael

hiçbir seçim yapmadığınız sürece her şeyi mümkün kılarsınız.

"tek bir kar tanesi, bambunun yaprağını bükebilir." (çin atasözü)

seçilen her yol doğru yoldur.

tennessee williams: yaşanılanlar bambaşka şekillerde vuku bulabilirdi; ancak öyle olsa dahi, yine de aynı mana ve değeri taşırdı.

benim yaşımdaki biri için mumlar pastadan daha fazla tutar. ölmekten korkmuyorum. yeterince hayatta kalmadığım için korkuyorum. bütün okulların tahtalarında şöyle yazmalı: "hayat bir oyun bahçesidir ya da hiçbir şeydir."

boşversene. hayatta tek bir fırsatın olur. kötü bir seçimse, bununla baş etmen gerekir.

sen de yoksun, ben de. bizler 9 yaşındaki bir çocuğun hayal dünyasında yaşıyoruz yalnızca. imkansız bir seçimle karşı karşıya gelen 9 yaşındaki bir çocuğun.

gün gelir, hayattaki her şey çekilmez görünür göze. seçimler çoktan yapılmıştır. elimden ancak hayatıma devam etmek geliyor. kendimi avucumun içi gibi tanıyorum. her tepkimi önceden görebiliyorum. hayatım hava yastıklarıyla emniyet kemerleri arasına hapsolmuş. bu noktaya ulaşabilmek için her şeyi yaptım ve ulaştım da ama sıkıntıdan ölüyorum. en zoru da hala hayatta olduğumun farkında olmam.

13.10.2020

virüs

bana göre bir ırk olarak insanoğlu kendi gerçekliğini sefalet ve acıyla tanımlıyor. türlerinizi sınıflandırma fikrine kapıldığım bir günümde aslında sizin memeli olmadığınızı anlayıverdim. bu gezegendeki her memeli içgüdüsel olarak çevresindeki ortamla doğal bir denge oluşturur. ama siz insanlar bunu yapmıyorsunuz. siz belirli bir alana yerleşip çoğalıyorsunuz. sonunda bütün doğal kaynaklar yok olana kadar, buna devam ediyorsunuz. hayatta kalmak için yapabileceğiniz tek şey olarak da, başka bir alana yayılmak kalıyor. bu gezegende aynı yöntemi kullanan bir başka organizma daha var. ne olduğunu biliyor musun? bir "virüs." insan türü bir hastalık. bu gezegende bir kansersiniz. bir tür salgın.

orada olduğunuzu biliyorum. artık sizi hissedebiliyorum. korktuğunuzu biliyorum. bizden korkuyorsunuz. değişimden korkuyorsunuz. geleceği bilmiyorum. buraya, size bunların nasıl biteceğini söylemeye gelmedim. buraya, size nasıl başlayacağını söylemeye geldim. bu telefonu kapatacağım. ve o insanlara görmelerini istemediğiniz şeyleri göstereceğim. onlara sizin olmadığınız bir dünya göstereceğim. kuralları ya da yöneticileri olmayan, sınır ya da engel tanımayan öyle bir dünya ki, orada her şey mümkün! bundan sonra neler olacağını da size bıraktığım bir seçim.

3.02.2020

oslo, 31. august

joachim trier

babam bana bisiklete binmeyi ve yakalanmadan hız limitini aşmanın püf noktalarını öğretti. limit 50'yken 60, 90'ken 108'le gitmeyi.

annem yetişkin konuşmalarını ingilizce yapardı.

bana diş ipi kullanmayı, eşyaları ait oldukları yerlere koymayı öğretti.

ikisi de tutuculuğa karşıydı ama video oynatıcı almak için yıllarca beklediler.

ikisi de osloluydu, dolaştığımız yerlere ait anılar anlatırlardı.

babam ağır işitirdi. duymayınca uydururdu: "en iyisi hangisi sence?" yerine "kırıntı mı var çenemde?"

onlara göre zihinsel başarı sportif başarıdan daha üstündü.

özel hayatlarıyla gündeme gelmeyen ünlülere hayranlık duyarlardı: lars lillo-steenberg, kjell askildsen, trond kirkvaag.

bana, eleştirel bir okuyucu olmayı ve kendini ifade edemeyenleri küçümsemeyi öğrettiler. ama eve getirdiğim herkesi sevgiyle karşıladılar.

akşam haberlerini hiç kaçırmazlardı.

babam bir test uygulayıp gururla sanatçı bir kişiliği olduğunu söylemişti.

askerlik tecrübelerini önemseyenleri sıkıcı bulurdu.

annem uyuşturucuya hoşgörüyle yaklaşır, babam parkta mangal yapılmasına kızardı.

demokrasi en mükemmel rejim değildi ama yeterince iyiydi.

annem, "brigitte bardot, hayvanlara değil insanlara yardım etmeli." derdi.

ikisi de özel hayatıma saygılıydı. belki de çok fazla.

bana dinin zayıflık olduğunu öğrettiler. aynı fikirde miyim, bilmiyorum.

yemek pişirmeyi, ilişki kurmayı asla öğretmediler.

ama hep mutluydular. dostlukların zamanla nasıl bittiğini, insanların yabancılaşıp arkadaşların birer isim olarak kaldığını öğretmediler.

23.11.2019

the dark knight

christopher nolan

işler düzelmeye başlamadan önce hep kötüye gider.

insanı öldürmeyen şey tuhaflaştırır.

ya kahraman olarak ölürsün ya da yeterince uzun yaşayıp bir haine dönüştüğünü görürsün.

bir işi iyi yapıyorsan asla bedava yapmamalısın.

peşine düşülmesi insanın net görmesini sağlar. kaybetmeye dayanamayacağı şeyleri düşündürür insana. ömrünün sonuna kadar kimle olmak istediğini.

bazı insanlar para gibi "mantıklı" şeylerin peşinde değildir. satın almak, korkutmak, anlaşmak ya da pazarlık etmek mümkün değildir. bazı insanlar sadece dünyanın yandığını seyretmek ister.

gecenin en karanlık anı şafaktan hemen öncedir.

şu anda sana ihtiyaçları var ama olmadığında cüzamlı gibi dışlarlar seni. onların ahlakı, yasaları kötü bir espri gibi. ancak dünyanın izin verdiği kadar iyiler. işler yolunda gitmediğinde şu medeni insanlar birbirlerini yer.

insanlar son anlarında gerçek yüzlerini gösterirler.

bazen gerçek yeterince iyi değildir. bazen insanlar fazlasını hak eder.

arabaları kovalayan bir köpeğim. arabayı yakalasam ne yapacağımı bilemem.

delilik yer çekimi gibidir. sadece hafifçe itmek gerekir.

çarpık zamanlarda, düzgün insanlar olabileceğimizi sandın. ama yanıldın. dünya acımasız. ve acımasız dünyanın tek ahlakı şanstır. tarafsız. ön yargısız. adil.

her şey plana göre gittiğinde kimse paniklemiyor. plan korkunç olsa bile. yarın basına, bir çete üyesi vurulacak ve bir kamyon dolusu asker havaya uçacak desem kimse paniklemez. çünkü plana uygun olur. ama küçük bir belediye başkanı ölecek desem herkes kafayı yiyor. biraz anarşi. mevcut düzeni sarsınca her şey kaosa dönüyor. ben kaosun elçisiyim.

16.10.2019

trainspotting

danny boyle

yaşamı seçin. bir iş seçin. bir kariyer seçin. bir aile seçin. kocaman bir televizyon filan seçin. bulaşık makinenizi, arabanızı, cd çalarınızı ve elektrikli konserve açacağınızı seçin. düşük kolesterolü, diş sigortanızı, sağlıklı bir hayatı seçin. ev kredisi ödeme planınızı seçin. başlangıç için bir ev seçin. arkadaşlarınızı seçin. günlük giysilerinizi ve bavul takımınızı seçin. çeşit çeşit oturma grupları arasından taksitle bir tane seçin. tak-yap bir ürün alıp pazar sabahı kendinizi bir bok zannetmeyi seçin. kanepeye oturup bir taraftan ruh sömüren programları izlerken o lanet abur cuburları zıkkımlanmayı seçin. ve sonunda sizden sonra yerinize geçsin diye doğurttuğunuz bencil veletler için bir utanç kaynağından başka bir şey olmayan sefil evinizde son nefesinizi vermeyi seçin. geleceğinizi seçin. yaşamayı seçin.

peki neden yaptım? milyon tane cevap verebilirim ama hepsi yalan olur. gerçek şu: ben kötü bir insanım. ama bu artık değişecek. değişeceğim. bu yaptıklarımın sonuncusuydu. artık temize çıkıp yola devam ediyorum, doğruca ilerleyip yaşamayı seçeceğim. bunun olması için şimdiden can atıyorum. sizler gibi olacağım. iş, aile, lanet büyük ekran bir televizyon. çamaşır makinesi, araba, cd çalar, elektrikli konserve açacağı, sağlıklı yaşam, düşük kolesterol, diş sigortası, ev kredisi, ilk ev, günlük kıyafet, valiz, oturma grubu tak-yap ürünleri, oyunlar, abur cubur, çocuklar, parkta yürüyüş, 9-5 mesai, iyi golf oynamak, araba yıkamak, süveter seçmek, aileyle noel, emekli maaşı, vergi muafiyeti, oluk temizliği, geçinip gitmek, geleceği düşünmek.. ve öldüğün gün.