21.5.18

bir delinin anıları

gustave flaubert

hayatım olgular değildir; hayatım, düşüncemdir.

sosyete bana her zaman sahte ve çın çın, ve çıngırakla kaplı, sıkıcı ve yapmacık gelmiştir.

on yaşıma girer girmez ortaokula gittim ve orada, erken zamanda, insanlara karşı derin bir iğrenme hissi kaptım. bu çocuk cemiyeti, kendi kurbanlarına karşı, diğer küçük cemiyetin, erkekler cemiyetinin olduğu kadar gaddar.

gençlik, dünyayı sağlıklı şekilde değerlendiren kişilerin ağzında, aynı anlama gelen kelimelerle, delilik ve hülyalar, şiir ve aptallık çağı.

her bir kişi yazgının onu lanetlediği yükten şikayet eder; bazıları bu yükü varoluş sona ermeden üstlerinden atarlar, bazı diğerleri de sonuna kadar taşırlar.

şayet dünya üstünde ve bütün hiçlikler içinde tapınılacak bir tek inanış varsa; şayet aziz, saf, yüce bir şey varsa; sonsuzluğa ve belirsize karşı hissedilen o ölçüsüz arzuya, ruh adını verdiğimiz o arzuya giden bir şey varsa; o da sanattır.

kuşku, ruhlar için ölümdür; eskimiş ırklara bulaşan bir vebadır, bilimden gelen ve deliliğe sürükleyen bir hastalıktır. delilik mantığın kuşkusudur; hatta belki mantığın kendisidir.

tutumunu belirlemek için seni yönlendirecek ilkelerden bağımsız mısın bakalım? eğitimini sen mi yönetiyorsun? mutlu veya üzgün, veremli veya gürbüz, şefkatli veya hain, ahlaklı veya kötücül bir kişilikle doğmayı isteyen sen miydin?

seni yetiştirirken, kız kardeşini veya anneni tensel bir aşkla sevmekten uzak durmanı söylecekler; oysaki bütün insanlar gibi sen de bir ensestten üredin. zira ilk erkek ve ilk kadın ve onların çocukları, kız ve erkek kardeşlerdi.

kalp öyle bir dünyadır ki, insanı altüst eden, deşen ve yeniden işleyen her tutku, bunu önceki tutkuların kalıntılarının üstünde yapar.

insan, dehası ve sanatıyla, daha yüksek bir şeyi taklit eden sefil bir maymundan başka bir şey değil.