11.5.18

yamuk bakmak

slavoj zizek

doğrudan doğruya hakikate çıkan bir yol yoktur.

her türlü kültür, son kertede, insanlık durumunun kendisine özgü korkunç, son derece gayri insani bir boyuta verilen bir tepkiden, bir taviz oluşumundan başka bir şey değildir.

değişimi yaratan büyük öteki'dir.

asıl evlilik ikincisidir. önce narsist tamamlayıcımız olarak ötekiyle evleniriz; ancak ilk eşimizin aldatıcı cazibesi solduğu zaman, ötekiyle hayali özelliklerinin ötesine geçerek kurulan bir bağ olarak evliliğe girişebiliriz.

bir gerçek parçasının, tutarlılığını garanti altına aldığı bir tür piyon rolünü oynamadığı hiçbir simgesel iletişim yoktur.

immanuel kant: evlilik, karşı cinsten iki yetişkin şahıs arasında cinsel organlarını karşılıklı olarak kullanma konusunda yapılan bir sözleşmedir.

belli bir nesneyi talep etmemizin nihai amacı, o nesneye bağlı bir ihtiyacı karşılamak değil, ötekinin bize karşı tavrını onaylamaktır.

hedef nihai varış yeridir; oysa amaç yapmak istediğimiz şey, yani yolun kendisidir.

"kör eden gözyaşlarıyla buğulanınca hüznün gözü
bir sürü nesneye böler bütün olanı."

demokrasiyi yolsuzluk, demagoji ve otorite zayıflığına yol açan bir sistem olarak görüp karalayanlara cevap olarak winston churchill şöyle demişti: "demokrasinin mümkün bütün sistemlerin en kötüsü olduğu doğrudur; sorun, başka hiçbir sistemin ondan daha iyi olmayacak oluşudur."

psikanaliz rüyalara en baştan itibaren karma yapıda şeyler, psişik oluşumlardan meydana gelen yığınlar olarak bakar.

cemaat oyununun aktörlerini birleştiren temel akit, öteki'nin her şeyi bilmemesi gerektiğidir. öteki her şeyi bilmemelidir: totaliter-olmayan toplumsal alanın münasip bir tanımıdır bu.

kadınların ezeli, usandırıcı sorusu: "beni niye seviyorsun?" ismine layık bir aşkta, bu sorunun tabii ki cevabı yoktur -ki kadınlar da bunun için sorarlar zaten-, yani tek münasip cevap şudur: "çünkü sende senden fazla bir şey, beni kendine çeken ama herhangi bir pozitif niteliğe bağlanamayan belirsiz bir şey var."

bertolt brecht'in üç kuruşluk opera'sında geçen o ünlü lafa bir kez daha göndermede bulunacak olursak: "mutluluğun peşinden fazla hızlı koşarsan, onu sollayabilirsin, mutluluk arkada kalabilir."

histeri ile takıntılı nevroz, nevrozun lehçesi, öznenin varoluşunu gerekçelendirmeye çalışma tarzı bakımından farklıdır: histerik bunu kendini öteki'ye onun sevgi nesnesi olarak sunarak yaparken, takıntılı kişi çılgınca faaliyette bulunma yoluyla öteki'nin talebine uymaya çalışarak yapar. nitekim histeriğin cevabı sevgi iken takıntılınınki çalışmadır.

"bu gece, burada fantazmagorik temsiller içinde var olan bu iç doğa -bu saf benlik... buradan kanlı bir baş, şuradan beyaz bir şekil çıkarır. insanların gözlerinin içine bakıldığında bu gece görülür -korkunç bir hale bürünen bu gece karşısında dünyanın gecesi hükümsüz kalır."

jacques lacan: her türlü varoluşun öylesine ihtimal dışı bir yanı vardır ki insan aslında onun gerçekliği konusunda sürekli kendisini sorgulamaktadır.

basitliği içinde her şeyi içeren bu gece, bu boş hiçliktir insan -hiçbiri aklına gelmeyen ya da mevcut olmayan bitmek bilmez bir temsiller, imgeler zenginliği.