7.5.18

umut

andre malraux

insanların nicesi saçma sapan şeylerle ömür tüketiyor.

her insan kendi gerçeğinin tehdidi altındadır, her an; üstelik kendi gerçeği ne ölümdür ne acıdır, ne şudur ne de bu, sadece şu paradır birader, havaya atılan şu para.

devrimin en büyük gücü umuttur.

kafası işleyen için bir tragedyadır devrim. ama hayatın kendisi de o kadar acıklıdır böyle bir adamın gözünde. eğer kişisel tragedyasını ortadan kaldırmak için devrime güveniyorsa kafası tersinden işliyor demektir, işte o kadar.

hem etkin hem de kötümser bir adam, önceden bir bağlandığı yoksa, ya faşisttir ya da faşist olacaktır sonunda.

herkes gönlünü coşturan şeyi günün birinde bulmayı gereksinir.

gerçekten başka adalet yok. sophokles, gerçek akıldan da güçlüdür demişti. nasıl ki hayat zevkten de, acıdan da güçlüdür; o halde benim parolam akıl ve zevk değil, gerçek ve hayat. kahırlı da olsa gerçek içinde yaşamayı, zevk içinde akıl kullanmaya ya da akıl içinde mutlu olmaya yeğlerim ben.

genel olarak bir şefin kişisel cesurluğu, şeflik bilincinin zayıflığı oranında yüksektir.

dostluk, dostunuz haklıyken değil, haksızken onunla birlik olabilmektir.

tıpkı aşkla birleşmiş insanlar gibi, eylemde ve umutta birleşmiş insanlar, tek başlarına asla ulaşamayacakları yerlere varırlar.

hoşa gitmeye çalışmaksızın sevilmiş olmak insanın erişebileceği en yüce mertebelerden birisidir.

bir dava ne kadar büyükse ikiyüzlülüğe ve yalana o kadar çok barınak olur.

hangi devrim olursa olsun, bilirsiniz ki başlangıçta hepsi az buçuk tiyatroya benzer.

t.e. lawrence: gündüzleri rüya gören adamlar tehlikelidir; çünkü rüyalarını gerçekleştirmeye kalkışmaya eğilimleri vardır.

dünyada hiçbir şey insanları yapacakları şey üzerinde düşündürmekten daha zor değildir.

bir ahlak anlayışına bağlı yaşamak bir dramdır hep. ister devrim sırasında olsun, ister başka zaman.

yapılabilecek olan beş para da etmese, yapılabilecek olanı düşünecek yerde, olması gerekeni düşünmek düpedüz bir zehirdir.

fikirler düşünmek için değil, yaşanmak içindir.

güç olan, dedi, insanın haklı oldukları zaman değil, haksız oldukları zaman dostlarıyla birlik olmasıdır.

aşağılanmanın karşıtı eşitlik değil kardeşliktir.

sanat eserlerini başköşeye oturtmak iyi bir şey. kendi kendimizin en temiz köşesine belki her zaman aynı eserlerin yardımıyla ulaşamayız; fakat daima eserlerin yardımıyla ulaşabiliriz.

güzelliğe oranla çok daha su götürür bilgelik, bir sanat olarak arı değildir çünkü.

hangi yazar söylemiş bilmiyorum şu sözü: "eski bir mezarlık gibi ölülerle doluyum, tıklım tıklım."