13.10.19

gölgede yürümek

doris lessing

insanı en çok küçük şeyler rahatsız eder.

bir bilim kurgu romanının kapağını açmak ya da bilim kurgu yazarlarıyla birlikte olmak, eğer geleneksel edebiyat dünyasının bir toplantısından yeni çıkmışsanız, demode ve havasız bir odanın pencerelerini açmaya benzer.

insanın hiçbir şekilde kontrol edemediği bu süreçten daha acımasız hiçbir şey yok.

mevcudiyetlerini aşırı yoksulluktan çekip çıkartmış insanların, kendilerini ayrıcalıklı hissetmeleri için epey zaman geçmesi gerekir.

arthur c. clarke: tarihin çok özel bir anında yaşıyoruz, bunlar tek gezegen halkı olarak insanlığın son günleri.

zaman bir insanın hayatının farklı dönemlerinde farklıdır. otuzlarınızdaki bir yıl, bir çocuğunkine kıyasla (ki onunkisi sonsuz gibidir) çok kısadır, ama kırklarınızdakine kıyasla uzundur; yetmişlerdeki bir yıl ise göz açıp kapamak gibidir.

konstantin tsiolkovsky: dünya insanlığın beşiğidir, ama sonsuza dek beşikte yaşayamazsın.

bu kitabı yazarken, geçenlerde bulunan ve doğruluğu kabul edilen toplu mezarların, sürekli olarak yüz binlerce insanı hapse atan stalin'e, hapishanelerin aşırı derecede kalabalık olduğu söylendiğinde, stalin'in ilave hapishane yapmaya para harcamak istememesi yüzünden mevcut mahkumları vurdurup yerlerine yeniden başka insanları tutuklaması nedeniyle oluştuğunu okudum.

çoklukla acıklı şeyler insanı güldürür.

soykırım her şeyi tüketti - ancak sovyetler birliği'nin her tarafında ve doğu avrupa'daki bütün komünist ülkelerde yahudiler öldürülmüş, işkence görmüş, zulme uğramış, hapsedilmişlerdi; bu kasıtlı bir katliamdı. ancak bir nedenle stalin'in kasıtlı toplu cinayetleri hiçbir zaman hitler'inkiler gibi lanetlenmemektedir. oysa stalin'in suçları, hem sayıca hem de çeşitlilik açısından çok daha fazladır. 1948, 1949, 1950, 1951, 1952 yılları o zavallı yahudiler için büyük talihsizlikti. onları, binlerce - belki milyonlarca insanı hiç kimse düşünmüyor.

edebiyat uygarlığı, adaleti ve yıkıma muhalefet edenleri yüceltmeye odaklanmalıdır.

bence edebiyat -roman, öykü, hatta bir dize şiir- imparatorlukları yıkabilecek güçtedir. "ve sardı çağı bu sürüler."

bir yazarın hayatını anlatmak imkânsızdır çünkü gerçek kısmı kâğıda dökülemez.

bazı kitaplar sadece azınlıklar tarafından okunabilir ve istediğiniz kadar pohpohlama veya tanıtım yapın, bunu değiştiremezsiniz.

bir noktada aşk yüzünden acı çekmemiş hiç kimse yoktur.

ancak bunlar en iyi ve -gizlice, sessizce ve rahatlıkla- en etkili, dönemin atmosferini ve standardını belirleyen kitaplardır.

duygusallıkla zalimlik kardeştir. zalimlik çoğu zaman yapmacık bir gülümseme taşır.

"uyuyan yılanın ve memnun çocukların kuyruğuna basmamak gerek."

güven içinde söyleyebilirim ki insanın başına bir politik sürgün grubuna girmekten daha kötü bir şey gelemez.

dünyanın hiçbir yerinde, sevgilisi diğer herkesi bırakarak kendine ayrı bir ev tutmasında ısrar edince, aklı başka bir şey söylese de, bunu bir vaat olarak görmeyecek bir kadın yoktur.

geçici bir duygu gölgesi, küçücük bir bulut, on yıl sonra, kendinizle ilgili, başkalarıyla ilgili, bir dönemle ilgili bir aydınlanma fırtınasına dönüşebilir.

duygusallık genellikle aşırı zalimliklerle beraberdir veya buna yol açar.

sürgündeki grupların birbirlerinden kuşkulanarak kendilerine zarar vermeleri için içlerinde ajan hatta geçici bir ajan bile bulunmasına gerek yoktur.

gençliğin çok zevkli melankolileri derinleşerek tehlikeli, zehirli bir şeye dönüşebilir.

tiranlığa karşı korunmak için yapılması gereken, her zaman olduğu gibi, bireyselliği artırmak, bireysel sorumluluğu güçlendirmek ve birini yetkilendirmemektir.

darbe değil de yara olan, yavaşça yayılan, gözden ıraklaşan, aslında hiç solmayan ölümler vardır.

caza veya blues'a kapılıp duyarlılık değişimi yaşamayan hiç kimse yoktur.

kötülükten daha kolay bir şey yoktur ve birisi hakkında kötüleyecek bir şey bulmak için ona iyice bakmak yeterlidir.

insanoğlunun aklı felaketi unutmak üzere ayarlanmıştır.

ayrıca yaşayan herkesin çamurda kökleri vardır: bu bir insanlık koşuludur. dostlarımızı eleştirme konusunda çok başarılıyız, ahlaki zayıflıkları ortaya çıkarmakta üstümüze yoktur.

metropollerin en büyük zevki, birbirlerini tanımak istemeyebilecek insanlarla tanışmaktır.

eğer bir roman yazarıysanız, daktilonuz her zaman bir şeyler yazma özlemi içindedir.

gerçek katıdır, acıdır, kanlıdır ve gerçeklik acı ve sıkıntıdır. en iyi insanlar bu gerçeği bilir. en kötüleri, gerçeği kabul etmeyi reddeden kayıtsız budalalardır.

ahlaki öfkenin arkasında her zaman kıskançlık gizlidir.

kadınlar komedyen olamaz. bugüne kadar hiçbir kadın komedyen olmadı. bunun nedeni, espri anlayışlarının olmamasıdır.

bazen, muhtemelen abartılacağı için bir şeyden hiç bahsetmemekle, gerçek adına anlatmak arasında seçim yapmak gerekir.

kimi insanların ölümleri katiyen doldurulamaz boşluklar bırakır.

gün ışığındaki yaşamdan dışlanmış garip ve mantıksız dünyalar cennet ve cehennemin aleviyle vahşice aydınlanır. bu dışlanmadan biz zararlı çıkarız.

bahse girerim hayal edebileceği en eğlenceli geceden sonra ikisi de birbirinin adını bilmese veya öğrenmek istemese bile, adam -kadının özgüveni karşısında sevgi, hayranlık ve minnet dolu bir halde- gittikten sonra aniden bir boşluk, bir uyuşukluk hissetmeyen kadın yoktur. zira içindeki gerçek kişiliğe aykırı hareket etmiştir ve yarım saatliğine bile olsa bunun bedelini ödemelidir.

her kitlesel politik hareket insan davranışlarındaki en kötü yanları ortaya salar ve hayranlıkla seyreder. en azından bir süre.

yaratıcı insanların genç yaşta sevgiden yoksun kalmalarından daha kötü bir şey yoktur. tekrar tekrar ve şiddetli bir şekilde, ulaşılamayacak kişilere aşık olurlar. bazıları hayatlarını erişilemeyen aşklarla romantik hayaller kurarak geçirirler. yine de, sonunda birilerini buldukları zaman, çok iyi, çok akıllı ve -en önemlisi- çok komik sevgili olurlar.

bazı insanlar felaket adını taşıyan yürüyen merdivene biner ve bir daha inemezler.