23.10.19

din

jean meslier

her din, insanlara tanrısallıktan alçakça ve akılsızca korkma duygusu vermeye çalışır.

en çok mümkün olmayan şeyin kendileri için en esaslı şey olduğuna insanları inandırmayı nasıl başardılar? çünkü insanlara korku saldılar. korktuğunda insanın muhakemesi artık işlemez; insan düşünemez, değerlendirme yapamaz. öte yandan insanlara, akıl ve muhakemelerine güvenmemeleri de öğütlendi. zihin böyle karıştırılınca artık her şeye inanılır ve hiçbir şey araştırılmaz.

cehalet ve korku: işte her dinin başlıca iki nedeni. tanrı hakkında insanı kuşatan belirsizlik, kendisini dine bağlayan birinci bağımsız nedendir. insan gerek maddi, gerek manevi karanlıkta korkar; korkusu ihtiyat olur ve korkmak ihtiyaç halini alır, korkacağı bir şey olmadığında kendisinde bir eksiklik, bir boşluk olduğunu sanır.

genellikle insanlar için hiçbir şey, bir kanıtı, korku kadar ikna edici kılmaz.

din konusunda insanlar büyük çocuklardır. bir din ne kadar saçmalık ve mucizelerle dolu olursa halkın ruhu üzerinde o oranda tahakküm hakkı kazanır. sofu, bönlüğüne hiçbir sınır koymamak zorunda olduğuna inanır. bir şey ya da şeyler ne kadar çok anlaşılmaz olursa halka o oranda ilahi görünür. bu şeyler ne kadar az inanılabilir olursa, bunlara inanan sıradan insanlar, o oranda erdem ve üstünlükler olduğunu sanır.

dini düşüncelerin başlangıcı, genellikle vahşi milletlerin henüz çocukluk halinde bulunduğu dönemdir. din koyanlar; tanrılar, ayinler, efsaneler, şaşırtıcı ve korkunç masallar sunmak için, her dönemde hep kaba, cahil ve ahmaklara başvurmuşlardır. babalar tarafından incelenmeksizin kabul edilen batıl ve esassız inanışlar, az çok değişerek, baskı ve sıkı düzen altında bulunan ve çoğu kez babalarından daha çok düşünce ve muhakemede bulunmayan çocuklara geçmiştir.

bir şey, birbirini karşılıklı olarak bozan, mantıken birleştirilmeyen ve anlaşılmayan iki düşünceyi kapsıyorsa; o şey hayal ürünüdür.