13.12.18

kayıp cennet

john milton



insanoğlunun ilk itaatsizliği ve yasak ağacın
tadı ölümcül olan meyvesi dünyaya
ölüm ve acı, hepimize keder getirdi hep

tüm insanoğulları bir kişi yüzünden neden
lanetleniyor eğer suçsuzsa?

her şey kaybolmuş değil -fethedilemez olan
intikam arzusu ve ölümsüz nefret
ve cesaret asla kaybolmaz, boyun eğmez
yenilmeyecek başka ne var?

bizleri bu çukurun iyice dibine çekip orada bırakacaklar
uyanın, kalkın ya da sonsuza kadar yitik kalın

gücün alt edemediğini yenmek için başka yollar bulunur
güçle zafere ulaşan düşmanının ancak yarısını yenmiş olur

barış umutsuzluktur
çünkü kim düşünür teslimiyeti
savaş mahvediyor ama
barış da kirletiyor, bozuyor insanları

zaten bu sonsuz kaçış ne gibi bir umut verebilir, gelecekten
ne bekleriz, hangi değişim beklemeye değer mademki
mutlu görünsek de kötü durumda olacağız, çünkü
acımızı artırmazsak bu bile bize yeter

köle olamayız, biz kendi iyiliğimizi düşünmeliyiz
kendi hayatımızı yaşamalı
kimseye hesap vermeden özgür olmalıyız
köleliğin boyunduruğu geçemez bizim boynumuza

cehennemden çıkan ve ışığa doğru giden yol
uzun ve güç bir yoldur

yine de nefret, düşmanlık ve didişme içinde yaşarlar onlar
kendi aralarında ve korkunç savaşlar yaparlar
dünyayı viraneye çevirir, birbirlerini mahvederler
sanki insanın yeterince cehennemi düşmanı yokmuş gibi
gece gündüz mahvını bekleyen

seninle konuşurken
zamanı unutuyorum ben
mevsimleri ve değişimleri de

iyi yaşayanların, iyi olanların böyle her şeyi bırakıp
yoldan çıkmaları ne kötü! ama görüyorum ki
insanoğlunun acısına yine kadınlar neden oluyor

erkeklerin kadın düşkünlüğünden
gevşekliğinden oluyor bu
aslında onların daha akıllı olmaları gerekir
böyle olsa daha büyük armağanlara layık olurlardı

kim var aramızda?
bu karanlık, dipsiz çukurdan kimin ayağı çıkabilir dışarı?
ve bu korkunç karanlıktan kurtulup kim bulabilir kendi yolunu
yorulmaz kanatlarıyla kim bu muazzam boşlukta
uçarak o mutlu adayı bulabilir?

denenmeyen sadakatin, aşkın, erdemin ne yararı var?