28.12.16

doğduğum yüzyıla veda

murathan mungan


ayların en zaliminde doğmuşum
okuma yazma öğreniyorum yıllardır
başka çağlardan kiraladığım odalarda
çalışıyorum geleceğe
ve şimdiki takvimin duvarındayım
zamansız pencerede

etimden uçurduğum uçurum
meşhurdum, meçhuldüm, mahsurdum
bir hafızken eskiden
mecnun kaldım şimdi
aşktan, senden, kendimden
n'olur sevmeden öldürme beni
alacânım
söyle, indi mi göğsüne heves

doğru okunmuşsa kitaplar -bir hayat, 'çok kişi' yaşanmışsa
artık her çelişkide bir dram güzelliği, bir ağıttan silkinen tragedya inceliği

bir yanımda o yaman geyik -ormansız gezdiremediğim-
sonra mürekkep karanlığı -yazarken yalnızlığım-
tenimde buram buram sahtiyan -arta kalan avlardan, avcılardan
ve kaşımın tetiğinde titreşip duran nişan
yani ki eksik babalardır bazı çocukların bütün eşcinselliği

ay battı batacak, deniz uykusuz
harmaniyemin etekleri dalga beyazı
aldırma be sevdiğim
her hasrette vardır elbet yarım kalmış bir yaz fırtınası

çünkü hiçtir bütün duygular
korkunun verimi yanında

yedi rekat günah kıldım bedenimde
dizlerinde yedi zikir secdeye vardım
ihmalin uzak meleğine teninde aldandım
yapayalnızdım kendi kalabalığım içinde
tarih kadar yalnız
aşka aşina, acıya unutkandım

bazı sözler karanlıkta söylenir
bazı sözler hiçbir zaman

kil ve dilden yapılıyor bütün putlar
kötülük her çağda din değiştiriyor
güncelin argosu tutsak alıyor herkesi
silahlar ve bankalar konuşuyor gün ortasında

tedirgin ruhlardır
başkalarının zamanlarını değiştiren
kendi bedenleriyle

güzelliğin ön şartı kayıtsızlıktır

kalıntıları ne kadar ipucuysa bir antik kentin
o kadar biliyoruz nedenlerini ve sonuçlarını
ayrılınca adını aşk koyduğumuz o şeyin

masumlar ne anlatır yüzlerinde
cennet, neyi yitirdikten sonra aramaya başladığımız şeydir
içimizdeki boşluktan başka nedir ki ölüm
bu boşlukla nereye gidilebilir

ne kadar sevsek o kadarız

sözlerini giyinmediğimiz şehirler bizi almazken
surların uyruğuyuz hepimiz
susuzluğa dayanıklı sesimizde
hülyalı adamların mırıldandığı
çöl şarkıları, su yorumları, bozulmamış yeminler
bütün zamanlarda birden yaşayanlar bilir
zaman geçirgendir
büyük rüyalar uzun sürer

büyük umutsuzlardır dünyayı değiştirecek olan

bazı erkekler meçhuldür daha yaşarken
ötekilerden
adımları yollarınızdan eksilir
kıyamazsınız köprülerine
konuları dağınık suçlar
mümkünsüz tariflere çıkar
yol soramazsınız hiçbirine
avuçları sızılı tütün ve kehribar gizi
gözlerinde dalgın uzaklıklar

hangi insan sonuna dek şair kalabilir ki

babası cüce olanlar
gün gelir başkasının yoluna duran dev olurlar

ortalamanın iktidarı her şeyi böylesine kirleten, sevgilim
budala çoğunluğun öldürücü hakları
tarihin yatay eğrisi
sığda sertleşmenin çelik suları
ortalamanın iktidarı bizi böylesine öldüren, sevgilim

insanlar ya ölürler ya terk ederler bizi
yalnızlık
yalnızca yalnızlık çizer kaderimizi

aşk da bir çeşit intikam, insan bunu da öğreniyor öldürüldükçe

ette dönen bıçak, şiirde akan kan
kalpte büyük zaman durmadıkça

bir tek gece vardır insanın hayatında
ömür boyu sürer nöbeti

çöl doğrudandır. insanın teniyle doğrudan ilişki kurar. çöle bakmayı bilmek gerek. çöle boş bakanlar, çölün boşluğundaki yoğunluğu göremezler. kendini durgunluğuyla saklayan güzelliği çölün, ağır ağır kıpırdar. çöl kendi ölümsüzlüğüyle ölümü yumuşatır. ölüm çölde gençliğini hatırlar. bu yüzden her şey sonunda çölleşir.

izin vermiyor içimdeki eşik
onca yol tarif ettim, şimdi bilmiyorum
araf mı dumrul mu geçemediğim
yürüyüp geçsem içim duracak sanki
dursam, kederimden öleceğim

kağıttan önce içinde acır insanın
beklemiş şiir
kafes örgüsünün dilimlediği dilde
sözcükler gafil niyetler galat
ne söylesen eksiktir
ilk hecenin bulunuşundan beri
dil fezada tek başına
payına düşen
nereye kadar
gidebildiğindir
onunla

kalbe yakın şiirlerin uzak görüşlü
okurlarını yeğlerim ben
pirinç ayıklamasını bilenleri
soğanı zarından soyabilen
anlamı kemiğinden ayırabilenleri
taşa, ağaca, kuşa, çiçeğe bir görümde
ad verebilenleri
diğerleri, sadece diğerleridir
gelir geçerler bir göz değimi

iyi ol, sağ ol, uzak ol
ama bir daha görme beni