5.7.18

zeka ve yaratıcılık

jiddu krishnamurti

karakteri yaratan şey, kahramana tapınmak veya bir idealin peşinden gitmek değil, zekadır. kişinin kendini anlaması, olağanüstü karmaşık benliğinin farkına varması, karakteri açığa çıkaran zekanın başlangıcıdır.

her şeyden önce zeka ancak özgürlük varsa ortaya çıkabilir: düşünme, hissetme, gözlemleme, sorgulama özgürlüğü. ancak özgürlükten doğan zeka sayesinde birey zihnin ötesindekini keşfedebilir.

zeka olmadan ne kadar okursak okuyalım, ne kadar ders çalışırsak çalışalım, ne kadar bilgi toplarsak toplayalım, toplum yapısında ne kadar reform, küçük değişiklik yaparsak yapalım, asıl dönüşümü gerçekleştiremez, ebedi mutluluğa kavuşamayız.

toplayıcı bir merkez olmadan kişi kendini olduğu gibi bildiğinde, bu bilgi hayatı göğüsleyebilecek zekayı doğurur ve o zeka yaratıcıdır. hayatınıza şöyle bir bakın. ne kadar sönük, ne kadar ahmakça, ne kadar küçük değil mi? çünkü siz yaratıcı değilsiniz. büyüdüğünüzde çocuk sahibi olabilirsiniz ama bunda yaratıcılık yoktur. bürokrat olabilirsiniz ama bunda canlılık yoktur. ölü rutin, bitmeyen bir sıkıntıdır o. hayatınızı korku kuşatmış ve bundan dolayı otorite ve taklit var. yaratıcı olmanın ne demek olduğunu bilmiyorsunuz. yaratıcılıktan kastım resim yapmak, şiir yazmak ya da şarkı söyleyebilmek değildir.

özgürlük ancak zekayla gelir. zeka olmadan sadece bağımsızlığı aramak veya ilişkiden sıyrılmayı beklemek yanılsamaya düşmek olur. öyleyse önemli olan nokta ilişkideki psikolojik bağımlılığı anlamaktır. kalbin ve zihnin gizli yanlarını açığa çıkarmak, yalnızlığımızı, boşluğumuzu kavramak özgürlüğü getirir. ilişkiden sıyrılmak anlamında değil de çatışmaya, sefalete, acıya ve korkuya yol açan psikolojik bağımlılıktan kurtulmak anlamında özgürlüğü.

zeki bir insan hiçbir zaman durağan değildir, asla "ben biliyorum." demez. her zaman sorgular, araştırır, şüphelenir, bakar, keşfeder. "ben biliyorum." dediği anda çoktan ölmüştür. ve ister genç ister yaşlı olalım, çoğumuz gelenek, zorlama, korku, bürokrasi ve dinsel saçmalıklar yüzünden ölü haldeyiz; canlılıktan, coşkudan, özgüvenden yoksunuz. öyleyse öğretmenin de keşfetmesi gerekir. kendi bürokratik eğilimlerini ortaya çıkarıp başkalarının zihinlerini köreltmeye bir son vermelidir ve bu çok zor bir süreçtir. büyük oranda sabır ve anlayış gerektirir.

önemli olan nokta, tüm bu sorulara birinin verdiği cevaplar değil, sizin kendi başınıza meselenin aslını sürekli araştırarak keşfetmenizdir. bu da herhangi bir inanca veya düşünce sistemine saplanıp kalmamayı gerektirir. inisiyatifi yaratan ve zekayı doğuran şey sürekli araştırmaktır. sırf cevapla yetinmek zihni köreltir. o halde sadece kabullenmekle yetinmeyip sürekli araştırmak ve hayatın anlamını kendi başınıza özgürce keşfetmeye başlamak sizin için çok önemlidir.

ancak bireyler olarak bizler güç peşinde koşmadığımız, kişisel hırslarımızı tatmin etmeye çalışmadığımız, karşımıza çıkan devasa sorunları apaçık anladığımız zaman mutluluğa erişebiliriz. bu ise büyük bir zekayı, yani belli bir kalıba göre düşünmeyen, kendi içinde özgür ve dolayısıyla doğru olanı görme, yanlış olanı bir kenara atma yetisine sahip bir zihni gerektirir.

içsel dünyası yetersiz ve boş olan çoğu insana ve çoğu ihtiyara göre gelenek çok önemlidir. sınavları geçebilir, çok iyi bir iş bulabilir, birbirinden şık kıyafetler giyebilir, pahalı takılar takabilir, arkadaşlara ve itibara sahip olabilirsiniz; ama geleneğin esiri olmuşsanız zekanız körelir.

birinin peşinden gitmek kesinlikle zekayı köreltir. hakikat takip edilebilecek bir şey değildir, keşfedilecek bir şeydir.