27.7.18

niteliksiz adam

robert musil

insanoğlu bayağılıklardan yapılmıştır.

insanın nerede bulunduğu sorusunun aşırı önemsenmesi, insanların henüz sürüler halinde yaşadıkları ve yiyecek bulunabilecek yerleri ezberlemek zorunda oldukları zamanlardan kalmadır.

her istediğini yapmasına izin verilen biri, sonunda başını duvara çarpacaktır.

her üç yüz adımda bir polisin düzene en küçük karşı gelişin hesabını sorduğu caddelerin hemen yakınında, balta girmemiş ormanlarda yaşamak için gerekli güce ve anlayışa sahip olmayı gerektiren başka cadde ve sokaklar uzanır.

her birimiz, kendini bir zamanlar ötekiyle karıştırmış olmanın verdiği o tedirgin edici duygudan kurtarmak peşinde ve bu yüzden de birbirimize karşı acımasızca dürüst birer çarpıtan ayna görevi görmekteyiz.

insanın ekmek ve su kadar doğal biçimde gereksindiği bir şeye yalnızca bakmakla yetinmek zorunda kalmak.. bir süre sonra insan, o şeyi artık doğal olmayan bir tutkuyla istemeye başlar.

yaşam, hiçbir zaman bir yerden taşları sökmeden bir başka yerde bir şeyler inşa etmez.

düzlüklerde yaşayan insanlar için eleştirel olmak ve uygun görmedikleri bir şeyi geri çevirmek kolaydır; ama insan kendi hayat salıncağıyla üç bin metre yükseğe çıkmışsa eğer, bazı şeyleri uygun bulmadı diye oradan kolayca inemez.

insan sevince, o zaman her şey, acı ve tiksinti bile olsa aşktır.

uygarlık sorunu yalnızca yürekle çözülebilir. yeni birinin ortaya çıkmasıyla. insanın iç dünyasındaki yüzüyle ve salt iradeyle.

hiç kimse mesleğinde daha yüce bir bütünlük duygusunu içinde taşımadan herhangi bir şey başaramaz.

kendini yaşama isteğinden özgür kılmış olan bir adamın ötekilere üstünlüğü çok fazladır.

insanın yaşamda gereksindiği tek şey, kendi işinin komşusununkinden daha iyi gittiği inancıdır.

okyanusları ve kıtaları oyun oynarcasına aşıveren modern insan için hiçbir şey, bir sonraki köşede yaşayan insanlarla ilişki kurmak kadar olanaksız değildir.

ilerde başarılı olan pek çok adam, hayata çizme temizlemekle ve bulaşık yıkmakla başlamıştır; güçlerinin asıl kaynağı da bu olmuştur; çünkü en önemlisi, insanın daha baştan her şeyi yapmasıdır.

insanoğlu büyüklenme duygusunu, kendisine bunu yüreğinde taşımaması gerektiği öğretilmiş olduğundan, büyük bir anavatanın, dinin ya da gelir düzeyinin zemininde dolaşarak ayaklarının altında taşır.

akıllı insan, sonrasız doğrulara karşı kökü derinlere uzanan bir kuşku besler. gerçi onların gerekliliğini hiçbir zaman yadsımaz; ama bu idealleri harfiyen izlemeye kalkanlara da deli gözüyle bakar.

demir kapıların ardında insanın onuruyla ayakta kalabilmesi kolay değildir.

filozoflar, emirlerinde orduları bulunmayan, bu nedenle de dünyayı bir sistemin içine hapsederek onun üzerinde egemenlik kuran zorbalardır.

devlet, düşünülebilecek en aptalca ve en kötü yaratıktır.

düşünülebilecek her şeyin rastgele söylendiği, peygamberlerin ve şarlatanların aynı söylemleri kullandıkları, yazı işlerinin durmaksızın yeni dehalarla uğraşmak zorunda kaldıkları günümüzde, bir insanın ya da düşüncenin değerini anlayabilmek çok zordur.

insan denilen canlı hem yamyamlığa hem de salt aklın eleştirisine yatkındır; koşullar o doğrultuda ise eğer, aynı inançlarla ve niteliklerle bu ikisini de yapmayı başarabilir.

insanın elinde bir tenis raketini mi, yoksa halkların kaderini mi tuttuğu bir kişilik göstergesidir.

insan nerede en yüksek düzeydeki imkanlarını bulursa ve güçlerini en zengin biçimde sergilerse oraya aittir.

bir insan kader tarafından ne kadar yüksek bir noktaya taşınırsa, asıl önemli olanın az sayıda basit ilke, buna karşılık sağlam bir irade ve planlı çalışma olduğunu o kadar açık ve seçik anlar.

gerçek anlamda büyüklüğün hiçbir zaman bir gerekçeye ihtiyaç duymadığını bilen insanların sayısı çok azdır. güçlü olan ne varsa yalındır.

insanın sahip olmadığı bir kadın, ayın geceleri gittikçe yükselmesi ve yüreğini sürekli emmesi gibidir; bir defa sahip olduktan sonra ise insanın içinden o kadının yüzünü çizmesiyle ezmek gelir.