1.7.18

burukluklar

emil cioran

mutlak'a kendini beğenmişin biri olarak daldım, mağara adamı olarak çıktım.

iç alemime dalma ihtiyacıyla tanrı'ya yol verdim, son bir münasebetsizden kurtuldum.

iktidarsızlar, tabiatın onlara karşı ne kadar anaç davrandığını bilseler, salgı bezlerinin uykusuna şükreder ve bunu sokak köşelerinde överlerdi.

her şeyi bozmanın, şeyleri tanınmaz hale getirmenin, kendi hakkında yanılmanın en emin yolu "yetenek"tir. hakiki varoluş yalnızca tabiatın hiçbir ihsanla bunaltmadığı insanlara özgüdür. bu yüzden edebiyat aleminden daha sahte bir alem ya da edebiyatçı kadar gerçeklikten yoksun bir insan hayal etmek güçtür.

temel bir yanılgı olmasından da evvel, hayat, ne ölümün ne de şiirin düzeltmeyi başarabildiği bir zevksizliktir.

yok olma krizlerine, hiçlik içinde soluksuz kalmaya, bir tükürüğün içindeki ruhtan başka bir şey olmamanın dehşetine karşı, umumi felçten kaynaklanan benlik genleşmesi dışında hiçbir çare yoktur.

bir zihni, karanlık fikirleri kavramaktan duyduğu tiksinti kadar hiçbir şey kurutamaz.

miskinlerin, o doğuştan metafizikçilerin önermesi olan boşluk, iyi yürekli insanların ve meslekten filozofların, kariyerlerinin sonunda hayal kırıklıklarının mükafatı olarak keşfettikleri kesinliktir.

boşluktan avuç dolusu yararlanmayı öğrendiğimizde artık yarından çekinmeyiz. sıkıntı harikalar yaratır: kofluğu cevhere döndürür, besleyici boşluğun ta kendisidir.

sadece bir kere bile sebepsiz yere hüzünlendiysen bütün hayatın boyunca bilmeden öyle olmuşsundur.

hazların aksine, acılar doygunluğa ulaştırmaz. biraz olsun bıkkın olan hiçbir cüzzamlı yoktur.

kim ki içgüdülerine karşı çıkmamıştır, kim ki kendine uzun bir cinsel yoksunluk devresi dayatmamıştır ya da imtinanın bozukluklarını hiç yaşamamıştır; o kişi cinayetin diline de vecdin diline de kapalı kalacaktır: marquis de sade'ın saplantılarını da, aziz jean de la croix'nın saplantılarını da hiçbir zaman anlayamayacaktır.

daha büyük bir acı ümidi olmasa bu anınkine tahammül edemezdim, ölçüsüz dahi olsa.

kendimizi istediğimiz kadar bıkkınlığa kaptırmış olalım, habercimiz kserkses'in karikatürleri olarak kalacağız. yeni bir zevk keşfedene mükafat vereceğini fermanla ilan ettiren o değil midir? -antik çağ'ın en modern davranışı bu olmuştur.

aşağılanmayı yaşamamış kişi, kendinin son raddesine gelmenin ne olduğundan habersizdir.

kendi gücümüzü ancak aşağılanma durumunda ölçebiliriz. yaşamadığımız utançların tesellisini bulmak için kendi kendimizi utançlara çarptırmamız, bir yandan herkesin bizi tükürükleriyle şereflendirmesini beklerken aynaya tükürmemiz gerekirdi. tanrı bizi seçkin bir sondan korusun!

kendinin sınırlarında: "çekmiş ve çekmekte olduğum ıstırabı hiç kimse bilmeyecek, ben bile."

sabahın beşinde bir genelevin halini görmeyen kimse, gezegenimizin hangi bezginliklere doğru yol aldığını düşünemez.

kendimi yeryüzünün en mutsuz varlığı zannetme küstahlığı olmasaydı çoktan çökmüş olurdum.

gününü mucizelerle doldurmaya kararlı keramet sahibi biri olarak kalkmak, sonra da akşama kadar temcit pilavı gibi aşk ve para sıkıntılarını ortaya sürerek dönüp dolaşıp yatağına devrilmek.

ne çok yoğunlaşma, hüner ve davranış inceliği gerekir bize, varoluş nedenimizi yok etmek için!