11.11.19

kadınlar

eduardo galeano

arjantin'in patagonya bölgesindeki arazilerde çalışan tarım işçileri çok düşük ücretler ve çok uzun çalışma saatleri yüzünden greve gidince, ordu düzeni yeniden sağlamak üzere devreye girdi.

kurşuna dizmek insanı yorar. 1922 yılının 17 şubat gecesinde onca insanı öldürmekten bitkin düşen askerler hak ettikleri ödülü almak için san julian limanı'ndaki geneleve gittiler. ama orada çalışan beş kadın kapıyı suratlarına kapadı ve "katiller, katiller, defolun gidin buradan!" diye bağırarak onları kovdu.

osvaldo bayer o kadınların isimlerini sakladı. isimleri consuelo garda, angela fortunato, amalia rodriguez, maria juliache ve maid foster'di. fahişeler. saygıdeğer kadınlar.

***

birleşik devletler'de her altı dakikada bir kadın tecavüze uğruyor. meksika'daysa her dokuz dakikada bir. bir meksikalı kadın şöyle diyor: "daha sonra adamların sana hoşuna gitti mi diye sormasının dışında, tecavüze uğramakla bir kamyonun çarpması arasında bir fark yok."

***

1901 yılında, elisa sanchez ve marcela grada isimli kadınlar galiçya bölgesindeki a coruna şehrinin san jorge kilisesi'nde evlendiler. elisa ve marcela gizlice sevişiyordu. düğün, papaz, imza ve fotoğraflarla falan durumu normalleştirmek için bir koca icat etmek gerekti: elisa ismini mario yaptı, damat kıyafeti giydi, saçını kestirdi ve sesini kalınlaştırarak konuştu.

daha sonra gerçek ortaya çıkınca bütün ispanya'nın gazeteleri bu iğrenç skandal ve utanmaz ahlaksızlık karşısında yeri göğü inlettiler ve bu acıklı fırsattan istifade, hiç satmadıkları kadar sattılar. bu arada iyi niyeti suistimal edilen kilise, işlenen bu kutsala saygısızlık suçunu polise ihbar edecekti. ve sürek avı başladı.

elisa ve marcela portekiz'e kaçtılar. porto'da yakalandılar. hapisten kaçınca isimlerini değiştirdiler ve denize açıldılar. kaçakların izi buenos aires'te kaybedildi.

***

toplumsal psikolojinin kurucularından biri olan gustave le bon, akıllı bir kadının iki kafalı goril kadar ender bir şey olduğunu kanıtlayabildi. charles darwin kadınların, mesela sezgi gibi bazı erdemlerini kabul ediyordu ama bunlar "aşağı ırkların karakteristik özellikleriydi."

***

alarm: bisikletler! "dünyadaki kadınların eşit haklara ulaşması yolunda bisikletin yaptığını ne başka bir şey ne de başka bir kimse yaptı." diyordu susan anthony. mücadele arkadaşı elizabeth stanton da şöyle diyordu: "biz kadınlar oy kullanma hakkına doğru pedal çeviriyoruz."

philippe tissie gibi bazı doktorlar bisikletin düşük ve kısırlığa sebep olabileceği konusunda uyarırken, başka meslektaşları bu edepsiz aletin ahlaksızlığı teşvik ettiğini, zira mahrem yerleri seleye sürtündükçe kadınların zevk aldıklarını savunuyorlardı.

gerçek şu ki, bisiklet yüzünden kadınlar kendi başlarına çıkıp dolaşıyor, evden uzaklaşıyor ve özgürlüğün tehlikeli zevkini tadıyorlardı. ve yine bisiklet yüzünden, pedal çevirmeyi engelleyen o bunaltıcı korse elbise çıkıp müzedeki yerini alıyordu.

***

1951 yılında kahire'de bin beş yüz kadın parlamentoyu işgal etti. saatlerce orada kaldılar, çıkarılmalarının bir yolu yoktu. parlamentonun bir yalandan ibaret olduğunu, çünkü halkın yarısının seçme ve seçilme hakkından mahrum olduğunu haykırıyorlardı. göğün temsilcileri olan dini liderlerin yanıtıysa gökten bile duyuldu: "oy kullanmak kadını alçaltır ve doğaya aykırıdır!"

***

elisa lynch mezarı tırnaklarıyla kazmaktaydı. hayretler içindeki muzaffer askerler bunu yapmasına izin vermişlerdi. bu kadının pençe darbeleri yerden kırmızı toz bulutu kaldırıyor ve yüzüne dökülen kızıl perçemleri titretiyordu.

solano lopez hemen yanı başında yatıyordu. eşini kaybetmiş olan elisa, ona ağlamıyor, ona bakmıyordu: sadece, nafile bir çabayla, onu kendi toprağı olmuş olan toprağa gömme isteğiyle üzerine avuç avuç toprak atıyordu.

solano artık yoktu, paraguay artık yoktu. savaş beş yıl sürmüştü. bankacılara ve işadamlarına boyun eğmeyi reddeden yegane latin amerika ülkesi yenilmiş ve katledilmişti. elisa, erkeği olmuş adamın üzerine avuç avuç toprak atmaya devam ederken, güneş gidiyordu, güneşle birlikte 1870 yılının bu lanet olası günü de. cora tepesi'ndeki ağaçlarda tünemiş birkaç kuş ona elveda diyordu.

***

1876'da mata hari doğdu. lüks yataklar, birinci dünya savaşı sırasında onun savaş alanları oldu. üst düzey askerler ve kudretli şahsiyetler silahlarının büyüsüne teslim oldular ve fransa, almanya ya da en çok verene satacağı sırları onunla paylaştılar. 1917'de ölüme mahkum oldu. dünyanın en çok arzulanan casusu, kurşuna dizme mangasına veda öpücükleri gönderdi. on iki askerden sekizi atışı ıskaladı.

***

1979'un sonlarında sovyet güçleri afganistan'ı işgal etti. resmi açıklamaya göre işgalin sebebi ülkeyi modernize etmeye çalışan laik hükümeti savunmaktı.

1981 yılında bu konuyla ilgilenen stockholm'deki uluslararası mahkemenin bir üyesiydim. oturumlardan birinde yaşadığım o en önemli anı asla unutmayacağım.

o dönemde freedom fighters, yani özgürlük savaşçıları, şimdiyse teröristler olarak adlandırılan radikal islam'ın temsilcisi, üst düzey bir dini lider tanık kürsüsündeydi. ihtiyar şöyle gürlemişti: "komünistler kızlarımızın namusunu kirlettiler! onlara okuma yazma öğrettiler!"

***

"aşkın, içtiğimiz su gibi, doğal ve temiz olması için özgür ve paylaşılır olması gerekir. ancak maço erkek boyun eğme talep eder ve zevki yadsır. yeni bir ahlak anlayışı ve günlük hayatta radikal bir değişim olmadan tam bir serbestlik yaşanamayacaktır. eğer toplumsal devrim yalan söylemiyorsa, yasalar ve gelenekler nezdinde, erkeğin kadın üzerindeki mülkiyet hakkını ve yaşamdaki çeşitliliğin düşmanı olan katı normları ortadan kaldırmalıdır."

bir kelime fazlası bir kelime eksiğiyle, lenin hükümeti'ndeki tek kadın bakan aleksandra kollontay'ın talepleri bunlardı.