9.9.18

yıkıntılar

comte de volney

ah zavallı insan! yaşamın kör yazgının elinde oyuncak olmuş. uğursuz bir güç, ölümlülerin alın yazısı üzerinde, gelişigüzel yargısını yürütüyor.

kaynakta, tence de ruhça da çırılçıplak yaratılan insan, karmakarışık ve yabanıl toprağın üstünde, kendisini rastlantıya bırakılmış buldu. bilinmez gücün yarattıktan sonra yüzüstü bıraktığı bu öksüz, hiçbir zaman yanında gereksinmelerini kendisine bildirmek, görevlerini öğretmek için göklerden inmiş varlıklar görmedi. gereksinmelerini bilmeyi yalnızca duygularına borçlu oldu, görevlerini de yalnızca gereksinmeleri doğurdu.

tıpkı öteki hayvanlar gibi, geçmişin deneyimi ve geleceğin öngörüsü olmadan, ancak kendi doğasının duygulanımlarıyla yönetilerek, ormanlar içinde başıboş dolaştı. açlığın acısından yiyecek peşine düştü, geçimini sağladı. havanın soğuğuna, sıcağına karşı gövdesini örtmek istedi; kendisine giyecekler yaptı. güçlü bir zevkin çekişiyle, kendisine benzeyen bir yaratığa yaklaştı, soyunu sürekli kıldı.

insan yaşadığı zamandan hoşnut olmazsa, geçmişte yalancı bir yetkinlik bularak üzüntüsünü gizlemeye çalışır. dirilere olan hıncından dolayı ölüleri över, babalarının kemikleriyle çocuklarını döver.

hayır, hayır; insanın, ne sızlandığı acayiplik yazgının acayipliğidir ne de aklının, içinde yolunu şaşırdığı karanlık, tanrı'nın karanlığıdır. onun yıkımlarının kaynağı göklerin derinliğinde değil, yeryüzünde, yanı başındadır. bu kaynak, hiçbir zaman tanrılığın koynunda gizlenmemiştir, insanın kendi içindedir. onu insan, kendi yüreğinde taşır.

insanın mutluluğunu sağlam temellere dayamak ve ona gerçek zevkler vermek gibi derin ve ince bir işte, ahmaklık, bilimle bilgeliğe üstün olmaya; körlük, önlemi yenmeye kalmadan güneş yolunu değiştirecektir.

insanı yıkıma götüren kendi deliliğidir, kurtaracak da kendi bilgeliği. halklar cahil mi, okuyup öğrensinler. önderleri mi bozulmuş, kendilerini düzelterek iyileşmeye baksınlar. çünkü doğa şu kararı vermiştir: topluluğun acıları hırstan ve cehaletten geldiğine göre, insanlar aydın ve bilge olmadıkça aralarındaki ilişkilerin, örgütlerindeki yasaların bilgisine dayanan adalet sanatını uygulamadıkça, acı çekmekten kurtulamayacaklardır. barışa, mutluluğa kavuşanlar, adaletten ayrılmayanlardır.

insanın benliği böyle: bir başarı ona kendisine güvenmenin sarhoşluğunu veriyor; bir başarısızlık onu yıkıyor, umutsuzluğa düşürüyor; her zaman yaşadığı anın duyusuna bağlı kalarak, olayları, niteliklerine göre değil, tutkusunun dileğine uyarak yargılıyor.

insanlar her zaman acı içinde kalacaklar. insanın insanı ezmesinin, bir ulusun başka bir ulusa saldırmasının sonu gelmeyecek. hiçbir zaman, bu ülkeler için o şanlı bolluk günleri geri gelmeyecek. yazık! fatihler gelecekler, ezenleri kovarak yerlerine geçecekler; ama onların yetkisini alırken hırslarını da alacaklar. kıyıcılık yine o kıyıcılık, yeryüzü yalnızca kıyıcılarını değiştirecek.