27.11.19

aşk, lüks ve kapitalizm

werner sombart

bir toplumda özgür aşk, bağımlı aşkın yanında yuvalanmaya başladığında, bu yeni aşka hizmet edecek kadınlar da ya namuslu ailelerin baştan çıkartılmış kızları ve zina düşkünleridir ya da orospulardır.

la bruyere: maliyeci başarısızlıkla pençeleştiğinde saray adamları onun içn "o bir burjuva, bir hiç, bir hödüktür." der; başarılı olduğunda ise hemen gidip kızını isterler.

montesquieu: maliyecinin kazanç getiren mesleği nihayet saygıdeğer bir meslek olmayı da vadettiğinde her şey kaybedilmiştir artık. o zaman bir tiksinmedir sarar bütün diğer mevkileri; tüm anlamını yitirir şeref; ağır işleyen ve doğal olan araçlar kendilerini göstermekten yoksun kalır, yönetim ise temelden sarsılmıştır artık.

tarihin değişik dönemlerine has özelliklerin ayrımını yapabilme gücü ve sezgisi yalnızca en iyi tarihçilere özgüdür.

lorenzo valla: hazdan başka bir şey değildir aşk; şaraba, kumara ve bilime nasıl aşıksam kadınlara da öylece aşığım: diyeceğim o ki: şarap, kumar, bilim ve kadınlar gönlümü hoş eder. haz almanın kendisi yaşamda erişilebilecek nihai anlamdır. insan öyle üstünkörü bir amaç uğruna bir şeyden haz almaz. hazzın kendisidir amaç.

tomaso garzoni: bilmez ki acınası insanlar, sevmek bir yana, en yüksek mabutları diye yalvar yakar oldukları sevgililerinin ve kadınlarının adlarıyla ne büyük bir uğursuzluğu üzerlerine çektiklerini; onlara dair öylesine çok hayal kurar, öylesine çok neşe ve hodpesentlikle üzerlerine düşerler ki, sonunda pek kırılgan temeller üzerinde duran aşkları yerle bir olup mutsuzluk ve ıstırap denizinde yitip gider. buhur diye sımsıcak gözyaşlarını, buhurdan diye pişman yüreklerini, kutsal ekmek ve kurbanlık diye esrik ruhlarını, dua diye içten yeminlerini, ilahi diye aşk dolu sone ve madrigallerini, resim diye soluk ve ezilmiş çehrelerini sundukları, sungu olarak da ne soğuktan korkan ne de sıcaktan kaçan, geceden ürkmeyen, gündüz ise yolunu şaşırmayan, acıya ram olmayan, kaçmayan, alay etmeyen, haksızlığa göz yummayan, kendi çıkarları söz konusu olan kişilerin kör ve ölü gibi sağır olması biçimindeki hakaretlerine aldırış etmeyen, zararları tartmayan, kin duymayan bir köpek gibi yaltaklık ettikleri kadınlar onların ilahlarıdır. göksel mabutları, üçüncü göğün tanrıçaları, cennetten inmiş güzellik tanrıçaları, güzel ve sevimli perileri, diana'nın bakireleridir. onlar bu yırtıcı hayvanların peşinden gitmek, kendilerini onlara ganimet gibi teslim etmek, kendilerini bu dişi panterlerin köleliğine adamak, bu dişi kaplanları sevmek istiyor.

aşk, doğası gereği gayri meşrudur ya da daha doğrusu, meşruluğa karşıdır. ve bir kadın, dişi olma, güzel ve sevilmeye değer olma özelliklerini, evlilik gibi herhangi bir toplumsal kuruluşun uyguladığı baskı sonucunda ne kaybeder ne kazanır.

montaigne'e göre aşk ile evlilik, birbirini daha ziyade dışlayıcıdır. yorumunu şu şekilde temellendirir montaigne: aşk, kendisinin dışındaki bir şeyle ilgilenilmesinden nefret eder ve evlilikte olduğu gibi bambaşka nedenlerle bir araya gelmiş, kurulmalarında bağlanma ve iktidarın en az cazibe ve güzellik kadar ağır bastığı ilişkilerle ortak bir paydada buluşmaktan da pek hoşlanmaz. aşk için evlenilmez, daha çok, soyun devamı ve aile kurma nedeniyle evlenilir. şu halde bu saygıdeğer ve kutsal evlilik bağında aşk tutkusunun aşırılıklarına bir mesken kurmak, bir tür ensest ilişkiye girmek anlamına gelir. iyi bir evlilik aşkın ortaklığını dışlar ama dostluğun sevinçlerini tatmak ister. sevmek ve bağlanmak, birbirini dışlayan temelden farklı iki şeydir.

baldassare castiglione: hiçbir saray, dilediği kadar büyük olsun, kadın olmadan görkem veya şatafat yönünden gelişemez, ne de bir saray adamı, kadın aşkıyla dolup taşmaksızın hiçbir anlam ifade etmez veya yaptıklarında bir anlam olmazdı.

mme. d'oberkirk: bu zamanın en şiddetli iptilalarından biri, her şeyle kendini helak etmektir.

zengin tüccar müsveddelerine lüks gelişiminde körü körüne ayak uydurma saplantısı içindeki soylulara, burjuva zenginliğinin birdenbire artış gösterdiği bütün ülkelerde her zaman rastlarız.

montesquieu: pekala lüks olmalıdır! eğer zenginler bu denli harcama yapmasaydı yoksullar aç kalırdı.

gabriel-françois coyer: lüks, ısıtan ve yakıp kavurabilen ateşe benzer. zengin evleri sardığında, bizim imalathanelerimizi besler. bir sefa pezevenginin servetini silip süpürdüğünde, bizim işçilerimizi geçindirir. azınlığın zenginliğini azalttığında, çoğunluğun gelirini artırır. eğer bizim lyon kumaşlarımız, kuyumlarımız, halılarımız, dantellerimiz, aynalarımız, mücevherlerimiz, giysilerimiz, şık möblelerimiz, sofralarımızın lüksü göz ardı edilse, milyonlarca elin bir anda atıl duruma düştüğünü görürdüm: aynı anda da ekmek için yalvaran sesler duyardım.

"israf, insana zarar verici bir kusurdur; ama ticarete değil."

wilhelm von schröder: lüksün taşrada çok daha büyük olmasını arzulardım; çünkü zenginlerin görkemi, çok sayıda zanaatkar ve yoksulu besliyor.

kendisi gayri meşru aşkın meşru bir çocuğu olan lüks, kapitalizmi doğurmuştur.

başucu kitaplığı | antoloji | oda sineması | 101 temel eser | okuma listesi | program | iletişim